Otokrat-Demokrat Ayrımı Yok, Emperyalizm-Anti-Emperyalizm Meselesi Var

Günümüzün küreselcileri, aynı zamanda emperyalist, neoliberal, neo-nazi, tekno-faşist ve elbette Siyonist cephededir.

Amerikan ulusalcısı kılıfıyla iktidara gelen Trump mesela tam bir Siyonist’tir. Soykırımcı Siyonist İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Epstein dosyalarıyla prangayı taktığı kölesidir.

Bunlara örnek olarak Batı’da pek çok lideri sayabiliriz, ama şu an en güzel örneği AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen veriyor.

Ursula hanım (kısaltması VDL) dededen Nazi torunu olarak şu anki Avrupa Birliği’ni “harika” temsil ediyor.

Küreselci faşist gündemin Rusya’ya karşı savaş kışkırtıcısı neferi olarak aynı zamanda İsrail’e bağlılığını da saklamıyor.

İsrail’e bağlılığında eski Blackrock temsilcisi Alman Şansölye Merz ile yarışan VDL, 2025 Nisan ayında aynen şunları söyledi: “Avrupa, Talmud’un değerlerini benimsiyor.”

Talmud’a göre Yahudi olmayanlar Yahudilerin kölesidir ve istedikleri herşeyi yapabilecekleri değersiz “goyimler”dir.

İşte bu VDL, son olarak Türkiye’yi hedef aldı.

Dedi ki; “Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki, Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz.”

Bu sözlerin üzerine oturduğu konjonktüre dikkat etmeliyiz; Avrupa, Ukrayna’daki Siyo-Nazi Zelensky ile birlikte Rusya’ya karşı savaş planları yapıyor, İsrail, İran’dan sonraki jeopolitik hedefi olarak gördüğü Türkiye’ye karşı söylem ve eylemlerle (okul katliamları ve ülkeye kaçak sokulan silahlar Mossad işidir) tehditler yağdırıyor, ahı gitmiş vahı kalmış NATO bile Türkiye’yi hem Rusya hem İran’a karşı kullanmak için ellerini ovuşturuyor, Epstein’in sapık dostu ABD Büyükelçisi Tom Barrack bize monarşiyi öneriyor.

Avrupa bugün iyi durumda değil. Ekonomik açıdan demiyorum, o zaten belli. Avrupa’ya daha genel olarak felsefi ve siyasi bakacak olursak, yaşlı kıta aydınlanma dönemlerinden birini değil, savaş ve kargaşalık süreçlerinden birini tekrarlıyor.

CHP lideri Özgür Özel’in sözünü ettiği “Otokrat ve demokrat” ayrımı son derece yapaydır. Aşırı sağcı denilen Macar Başbakan Viktor Orban, sözde demokrat olarak kabul edilen VDL’den çok daha barış yanlısıdır.

Küreselci oligarşi, İsrail, ABD, İngiltere ve Avrupa ayırt etmeden yeni bir dünya savaşı peşinde koşuyor. Bu, hem otokrat hem demokrat olarak nitelenebilecek tüm batılı liderlerin gündeminde mevcut.

Trump’tan, VDL’ye, Netanyahu’dan (bugün Türkiye’ye gelen) Rutte’ye hepsinin isteği tepe tepe kullanabilecekleri bir Türkiye’dir.

Yeni bir Sevr gündemini dayatan ve Montrö’yü kaldırmak için uğraşan bu güçler, Türkiye’yi Rusya ve İran’a karşı kullanmanın peşindedir.

İsrail’in tehditleri iki yönlü olarak okunmalı: “Eğer bağımsız dış politika islerseniz sizi hedef alırız, bizim emrimize girerseniz sizi kollarız!”

ABD Başkanı Trump da emlakçı eski dostu aracılığıyla aynı telkinlerde bulunuyor belli ki.

VDL de aşağı kalmıyor, Rusya’ya karşı tarafsızlığını koruyan Türkiye’yi düşman kampına almakla tehdit ediyor. Elbette bağlı olduğu İsrail’in tehditleriyle paralel olarak.

Ankara’dan ise karışık sinyaller geliyor. Ukrayna konusunda tarafsızlık zedeleniyor. Türkiye’nin İngiltere, Fransa ve Almanya’nın başını çektiği “Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu”na katılmış olması ve Kiev’e savunma sanayi desteği vermesi Moskova’da ciddi rahatsızlık yaratmış durumda.

Ayrıca NATO üyeliğimiz de giderek önem kazanmaya başladı. Temmuz’daki NATO Zirvesi’nde kritik kararlar alınacağı belli oluyor. Rutte’nin savunma sanayimize ziyareti de hayra alamet değil.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, NATO ve Ukrayna yanlısı görüntüsü de Rutte’ye cesaret veriyor olmalı.

NATO bizim için hep bir tuzak görevi gördü. 70 yılda iç siyaseti, orduyu ve bürokrasiyi dizayn eden bu vesayet örgütü dev çınarın içini kuruttu. PKK açılımı diye garip bir anayasal sürece girilirken etrafımızda biriken ateş toplarını umursamıyor gibi görünüyoruz.

Düşünün bir, Trump’a “babacığım” diye yalakalık yapan soytarı NATO Sekreteri Rutte Türkiye’de fink atarken, aynı gün 23 Nisan’da Almanya Başbakanı Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron Kıbrıs Rum Kesimi’nde gayri resmi bir zirve düzenliyor.

Bu teslimiyet manzarası bizi İkinci Dünya savaşında koruyan tarafsızlığımızdan edebilir.

Halbuki İsrail’den Yunanistan’a, AB’den ABD’ye Türkiye göz göre göre kuşatılmak isteniyor.

Ankara ise tarafsızlık görüntüsü ile (yakında kapımıza dayanacak) emperyalizme karşı savaşan İran’a uzak duruyor ama en büyük enerji ortağımız olan Rusya’ya karşı cepheye göz kırpıyor.

VDL’nin Türkiye’yi hedef alan son açıklamaları bizi ayıltıp kendimize getirmeli.

İran’a saldırı sonrası hızlanan yeni bir Dünya’nın doğum sancıları ortadayken, Türkiye hala soğuk savaş parametreleriyle hareket edemez.

Batı’da görülen korkunç yozlaşma ve çürüme, maalesef bu Batılılaşma serüvenimizde bize de sirayet etti.

Çok kutuplu yeni bir dünyaya karşı Batı’nın önerisi Tekno-faşizm’dir.

Bunun manifestosunu ünlü casus yazılım firması Palantir yayınladı bile.

Onlara göre herkes şirketlerin kölesi olup gerekirse onlar için ölmeyi bilmeli.

Bunun için plandemi sonrası bu kez büyük bir savaş peşindeler.

Hem gereksiz nüfusu kıracaklar hem de sonrasında tekno feodal gündemlerini rahatça dayatacaklar.

İran ve Türkiye gibi ulus devletler, Rusya ve Çin gibi bağımsız ülkeler bunun için en büyük engel.

Ankara aklını başına toplamalı ve Rusya-Çin-İran ile bu amansız tehditlere karşı bir işbirliği kurmalıdır.

AB ve NATO gibi soğuk savaş artığı kurumların hiç bir değeri yoktur.

İsrail ise ABD olduğu kadar vardır.

ABD derseniz ekonomik, sosyal ve siyasal büyük bir çöküşün içindedir.

Batı’da artık otokrat-demokrat ayrımı yoktur, Siyonist oligarşik bir bütün olarak küresel savaş peşindeki faşizmin (finans/tekno kapital) kulvarına girmiştir.

Türkiye, hem AB adaylığından hem NATO üyeliğinden bir an önce çekilip yeni kurulan dünyada, Atatürk’ün adını koyduğu şerefli bir Cumhuriyet olarak haklı yerini almalıdır.

Bunları da sevebilirsiniz