Eğitimin İşlevi ve Önemi

“Gerçekte insanlar şu şekilde bölünmüştür. Işıkta olanlar, karanlıkta olanlar. Karanlıkta olanların sayısını azaltmak, ışıkta olanların sayısını çoğaltmak, işte amaç budur. İşte bunun için biz ‘Eğitim’ ‘Bilim’ diye bağırıyoruz.”1

Eğitim, bir toplumun yalnızca bilgi düzeyini değil, aynı zamanda karakterini de tayin eden temel yapı taşlarından biridir. Bu sebeple bir toplumun karakterini de gösterir. Bir milletin benimsediği değerler, ahlak anlayışı, düşünce yapısı ve medeniyet tasavvuru, en açık biçimde eğitim kurumlarında tezahür eder. Çünkü eğitim, yalnızca bilimsel bilgi aktaran bir mekanizma değil; aynı zamanda kültürü taşıyan, değerleri koruyan ve toplumsal kimliği gelecek nesillere ulaştıran temel bir kurumdur. Geçmişin birikimi, bugünün imkânlarıyla harmanlanarak yarının insanını şekillendirir. Bu yönüyle de eğitim, toplumun hem hafızası hem de istikbalidir.

Her toplum, kendi tarihsel birikiminden ve kültürel dokusundan beslenen bir eğitim anlayışı geliştirir. Bu nedenle eğitim sistemleri evrensel ilkeler taşısa da, her milletin eğitim modeli kendine özgü özellikler barındırır. Bir toplumun eğitim anlayışına bakıldığında, hangi değerleri önemsediği, nasıl bir insan yetiştirmeyi hedeflediği ve geleceğe dair nasıl bir tasavvura sahip olduğu açıkça görülebilir. Eğitim kurumları, bu anlamda bir milletin ruhunu yansıtan aynalardır.

Nitekim eğitim yoluyla bireyler yalnızca akademik bilgi edinmekle kalmaz; aynı zamanda yaşadıkları toplumun ahlaki ölçütlerini, sosyal sorumluluk anlayışını ve ortak değerlerini de içselleştirirler. Bu sayede, içinde bulunduğu toplumda eğitim görmüş ve tahsili tamamlamış birey bulunduğu toplumla uyumlu, bilinçli ve sorumluluk sahibi bir fert hâline gelir. Dolayısıyla eğitim, yalnızca birey yetiştiren bir süreç değil, toplumun devamlılığını ve devletin geleceğini belirleyen stratejik bir alandır. Çünkü bir milletin istikameti, büyük ölçüde onun eğitim anlayışıyla tayin edilir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü, eğitimin toplumsal kader üzerindeki belirleyici rolünü açık biçimde ortaya koymaktadır: “Eğitimdir ki, bir ulusu ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum hâlinde yaşatır ya da bir ulusu esaret ve sefalete terk eder.”2

Devletin geleceğini ve toplumun yararını gözetmeyen her eğitim politikası, zamanla sosyal çözülmeye, kültürel yabancılaşmaya ve kurumsal zayıflamaya yol açabilir. Buna karşılık sağlam temeller üzerine kurulan bir eğitim sistemi, milletin bağımsızlığının ve medeniyet yürüyüşünün güçlü teminatıdır.

Bununla birlikte, eğitimin yalnızca belirli bir toplumun sınırları içinde düşünülmesi de doğru değildir. Farklı ülkelerde tahsil gören bireyler, çeşitli kültürleri, düşünce biçimlerini ve bilimsel yaklaşımları tanıma imkânı bulurlar. Bu tecrübe, onların kendi toplumlarından kopmalarına değil; aksine daha geniş bir perspektif kazanmalarına vesile olur. Zira eğitimin nihai gayesi, yalnızca bir ülkeye uyum sağlayan bireyler yetiştirmek değil, insanlık değerlerini benimsemiş, farklılıklara saygı duyan, evrensel düşünce ufkuna sahip şahsiyetler inşa etmektir. Kendi köklerine bağlı, fakat dünyaya açık bireyler; hem milletlerine hem de insanlığa en büyük katkıyı sunacak olanlardır.

Bu sebeple eğitim, yalnızca kurumsal bir yapı değil; aynı zamanda toplumsal düzenin korunmasını ve ahlaki bütünlüğün sürdürülmesini sağlayan temel bir unsurdur. Nitekim bu yönüyle eğitim kurumları, bireyin davranış dünyasını şekillendiren ve toplumun değerlerini gelecek nesillere aktaran en önemli yapılardan biri olarak karşımıza çıkar.

Eğitimin mühim işlevlerinden biri de yukarıda bahsedildiği gibi bireyin ahlaki gelişimine katkı sağlamasıdır. Arsızlık, ahlaksızlık, sorumsuzluk ve toplumsal çözülme olarak nitelendirilebilecek birçok olumsuzluk, nitelikli bir eğitim süreciyle büyük ölçüde önlenebilir. Eğitim yalnızca davranışları düzenlemekle kalmaz; bireyin düşünce dünyasını şekillendirir, doğru ile yanlışı ayırt etmesini sağlar ve muhakeme kabiliyetini geliştirir. Böylece insan, kararlarını bilimsel temellere dayandırılmış akla, vicdana ve tabiatın temel yasalarına uygun ölçütlere göre verebilen, davranışlarının sonuçlarını değerlendirebilen ve topluma karşı sorumluluklarının farkında olan bir bilinç düzeyine ulaşır.

Tarih boyunca eğitim kurumlarının bu işlevi çeşitli biçimlerde kendisini göstermiştir. Aristoteles’in Atina yakınlarında kurduğu Lykeion, yalnızca bilgi aktarımının değil, aynı zamanda düşünsel özgürlüğün de merkeziydi. Mehmet Başaran’ın aktardığı üzere, ‘’Aristo, Atina dolayında Lykeon tapınağı yakınına İÖ 355’te kurduğu okula, Lise adını vermişti. Bu sözcük, Tanrı Apollon’un adlarından da biridir. Lykeon ya da lycius, sürülen kurtlardan koruyan Tanrı ya da tanrısal güç anlamına gelir. Aristo, okuluna “Lise” derken, bilimsel bilgiler öğretilecek yerin dinsel öğreti yandaşlarından, kurtlardan korunmasını amaçlamaktaydı. Liselerin hep o kurtların saldırısına uğrayacağını biliyordu.’’3

Bu yaklaşım, yalnızca Antik Yunan düşüncesine mahsus kalmamış; modern felsefede de, özellikle Aydınlanma düşünürleri nezdinde, eğitim bireyin kendisini inşa etme süreci olarak değerlendirilmiştir. Immanuel Kant‘ın ifadesiyle, “Der Mensch kann nur Mensch werden durch Erziehung. Er ist nichts, als was die Erziehung aus ihm macht.” (İnsan ancak eğitimle insan olabilir; o, eğitimin onu yaptığı şeydir.”)4

Bu anlayışa göre eğitim, yalnızca bilgi aktarımından ibaret olmadığını; bireyin akli, ahlaki ve karakter bakımından olgunlaşmasını hedefleyen bütüncül bir süreç olduğunu göstermektedir.

Bireyin zihinsel ve ahlaki gelişimi, onun toplumsal yaşamdaki davranışlarını doğrudan etkiler. Eğitim almış bir insan, yalnızca kendi haklarını değil, başkalarının haklarını da gözetme bilincine sahip olur. Zarar verici davranışlardan kaçınırken aynı zamanda kendisini koruyacak doğru tutum ve önlemleri geliştirebilir. Bu durum, eğitimin bireysel özgürlüğü güçlendirdiği kadar toplumsal düzeni de koruduğunu göstermektedir. Bu yönüyle eğitim, bireysel özgürlüğü güçlendirdiği kadar toplumsal düzenin korunmasına da katkı sağlar. Dolayısıyla eğitim, hem bireyin olgunlaşmasını sağlayan hem de toplumsal düzeni tesis eden çok yönlü bir işlev üstlenir.

Diğer bir yandan eğitimin içinde insan ve tabiat sevgisini de barındırması gerekmektedir. İnsani değerlerden noksan olan bir eğitim sisteminin birey yetiştirebilme yanılgısı yanlıştır. Salt bilgi aktarımına dayanan bir model, bireyin ahlaki ve duygusal gelişimini ihmal eder. Oysa insan, yalnızca bilen değil; hisseden, düşünen ve değer üreten bir varlıktır.

Bu noktada din, felsefe ve ahlak eğitiminin birlikte ele alınması büyük önem taşır. Eğitimin yalnızca tek bir alanla sınırlandırılması, bireyin ahlaki gelişimini eksik bırakabilir. Bu nedenle, salt dini bilgi aktarımına dayalı bir yaklaşım yerine din, felsefe ve ahlakın bütüncül bir şekilde ele alınması daha sağlıklı bir eğitim anlayışı ortaya koyar. Yalnız birinin belli bir kısmının verilmesi ahlakı oluşturmaz. Farklı disiplinlerin bir arada sunulması ise olayların çok boyutlu değerlendirilmesine imkân tanır. Elbette burada esas olan, dogmatik bir yaklaşım değil; akla, sorgulamaya ve bilimsel temellere dayanan bir öğretim anlayışıdır. Böylece eğitim, hem aklı hem de vicdanı besleyen bir niteliğe kavuşur.

Muhakeme yetisinin geliştirilmesi, çağdaş eğitimin temel hedeflerinden biri olmalıdır. Bunun için bireylerin farklı bilgi alanlarıyla tanıştırılması gerekir. Fen bilimlerinden sosyal bilimlere, sanattan felsefeye kadar geniş bir yelpazede sunulan bilgi, bireyin olayları çeşitli açılardan değerlendirebilmesine katkı sağlar. Ancak bilginin yalnızca çeşitli olması yetmez; aynı zamanda güvenilir, doğru ve bilimsel olması gerekir.

İçinde yaşadığımız dijital çağ, bilgiye erişimi büyük ölçüde kolaylaştırmıştır. Fakat bu kolaylık beraberinde ciddi sorunları da getirmiştir. Doğru bilgi, eksik bilgi ve yanıltıcı bilgi aynı ortamda dolaşmaktadır. Bu nedenle günümüzde esas mesele, bilgiye ulaşmaktan çok doğru bilgiyi ayırt edebilmektir. Eleştirel düşünme becerisi, hiç olmadığı kadar önemli hâle gelmiştir.

Bu noktada öğretmenlerin rehberliğine duyulan ihtiyaç kaçınılmazdır. Öğretmen, yalnızca bilgi aktaran kişi değil; öğrenciyi doğru kaynaklara yönlendiren, düşünmesini sağlayan ve zihinsel gelişimini destekleyen bir rehberdir. Öğrencilerin potansiyellerini gerçekleştirebilmeleri için öğretmenlere daha özgür, daha esnek ve daha üretken çalışma ortamları sunulmalıdır.

Dil eğitimi de çağdaş eğitim sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır. Teknolojik gelişmeler çeviri imkânlarını artırmış olsa da, yabancı dil öğrenmenin önemi azalmamıştır. Çünkü dil, yalnızca iletişim aracı değil; aynı zamanda düşüncenin ve kültürün taşıyıcısıdır.

Anadilini güçlü biçimde kullanan bireyler, yabancı dilleri öğrenmede daha başarılı olurlar. Ana dil hâkimiyeti, düşüncenin berraklaşmasını ve ifadenin güçlenmesini sağlar. Bunun yanı sıra birden fazla dil bilmek, farklı kültürlere açılan kapıları aralar, zihinsel esnekliği artırır ve akademik üretkenliği destekler. “Her lisan bir insan” sözü, bu gerçeği veciz biçimde ifade etmektedir.

Öte yandan bireyin yalnızca küresel dillere değil, yaşadığı coğrafyanın kültürel dillerine de aşina olması önemlidir. Komşu toplumları anlayabilmek, tarihsel ilişkileri kavrayabilmek ve kültürel bağları güçlendirebilmek için bu tür dil bilgisi son derece değerlidir. Böylece eğitim, bireyi yalnızca kendi toplumuna değil, insanlığa da açar.

Eğitim sürecinde ana dilde sunulan eserlerin nitelikli çevirilerle desteklenmesi de ayrı bir önem taşır. Dünya düşünce mirasının sağlıklı biçimde aktarılabilmesi, çeviri faaliyetlerinin kalitesine bağlıdır. Nitelikli çeviri, öğrenmeyi, keşfetmeyi ve merakı körükler.

Neticede yukarıda söz edilen meseleler ile ilgili eğitim, yalnızca bireyi meslek sahibi yapan bir süreç değil; onu düşünen, sorgulayan, üreten, ahlak sahibi ve topluma karşı sorumluluk duyan bir insan hâline getiren çok yönlü bir inşa sürecidir. Her nesil, kendisinden önce gelenlerin birikimini devralır, onu geliştirir ve kendisinden sonrakilere aktarır; bu süreklilik medeniyetin temel dinamiğini oluşturur ve insanlık yürüyüşünü mümkün kılar.

Bu bakımdan eğitim, bireyi yalnızca bilgiyle donatan bir araç değil, onu toplumsal sürekliliğin taşıyıcısı ve geleceğin yön vericisi hâline getiren bir bilinç ve sorumluluk alanıdır. Dolayısıyla her birey bu büyük zincirin bir halkası, her nesil ise medeniyetin bir sonraki adımını inşa eden bir taşıyıcıdır. Bu nedenle eğitim, bir toplumun yalnızca bugünü değil, yarını da belirleyen temel güçtür.

Bahsedilen konu ve düşünceleri Atatürk’ün şu sözü özetler niteliktedir:
Bir milleti, düştüğü herhangi bir felâketten kurtarmakta, bir milleti doğru yola yöneltmekte devlet adamlarının taşıdığı büyük önem, inkâr edilemez. Hattâ diyebiliriz ki, bugünü görmek, milleti yönetenlerin doğruluğu ve namusu, vatanseverce millî gayreti ve özellikle kişisel çıkarlarından uzaklaşmaları sayesinde mümkün olmuştur. Fakat, bugün eriştiğimiz nokta, gerçek kurtuluş noktası değildir.

Bu fikrimi açıklayayım: Bir milletin felâkete uğraması demek, o milletin hasta, hastalıklı olması demektir. Bu sebeple kurtuluş, toplumdaki hastalığı belirlemek ve tedavi etmekle elde edilir. Hastalığın tedavisi bilimsel ve bilgiye dayalı bir tarzda olursa iyileşir; yoksa tersine hastalık devam edip gider ve tedavisi imkânsız bir hale gelir. Bir toplumun hastalığı ne olabilir? Milleti millet yapan, ilerletip yükselten kuvvetler vardır: Fikir kuvvetleri ve sosyal kuvvetlerFikirler anlamsız, mantıksız, boş sözlerle dolu olursa, o fikirler hastalıklıdır. Aynı şekilde sosyal yaşam akıl ve mantıktan uzak, faydasız ve zararlı birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felce uğrar. Evvelâ işe fikrî ve sosyal kuvvetlerin kaynaklarını arıtmadan başlamak gerekir. Memleketi, milleti kurtarmak isteyenler için, vatanseverlik, temiz yüreklilik, özveri gerekli olan özelliklerdendir. Fakat, bir toplumdaki hastalığı görmek, onu tedavi etmek, toplumu yüzyılın gereklerine göre ilerletebilmek için, bu özelliklerin yanında bilim ve teknik gerekir.

İlim ve fen girişimlerinin faaliyet merkeziyse Okuldur. Bundan dolayı okul lazımdır. Okul adını hep beraber saygıyla, övgüyle analım. Okul genç zihinlere insanlığa saygıyı, millet ve memlekete muhabbeti, şerefi, bağımsızlığı öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takip edilmesi en uygun olan, en sağlam yolu belletir. Memleket ve milleti kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde namuslu birer uzman ve birer alim olmaları lazımdır. Bunu temin eden okuldur. Ancak bu şekilde her türlü girişimin mantıksal sonuçlara ulaştırılması mümkün olur.”5

Levent ERDOĞAN

KAYNAKÇA

1) Hugo, V. (2015). Sefiller (İ. Yerguz, Çev.). İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eser 1862)

2) Atatürk, M. K. (1961). Atatürk’ün söylev ve demeçleri (Cilt 2). Ankara: Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları.

3) Başaran, M. (t.y.). Öğretmenim Hasan Âli Yücel. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları

4) Kant, I. (1803). Über Pädagogik (On education). Boston: D.C. Heath & Co.

5) Atatürk, M. K. (1922). Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II (s. 43). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Ayrıca bkz Atatürk, M. K. (t.y.). Yorulsanız bile. Can Yayınları.

Okuma Listesi

1) Hugo, V. (2015). Sefiller (İ. Yerguz, Çev.). İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eser 1862)

2) Atatürk, M. K. (1961). Atatürk’ün söylev ve demeçleri (Cilt 2). Ankara: Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları.

3) Başaran, M. (t.y.). Öğretmenim Hasan Âli Yücel. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları

4) Kant, I. (1803). Über Pädagogik (On education). Boston: D.C. Heath & Co.

5) Atatürk, M. K. (t.y.). Yorulsanız bile. Can Yayınları.

6)Atatürk, M. K. (1927). Nutuk. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

7) Atatürk, M. K. (1930–1938). Söylev ve demeçler. Ankara: Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları.

8) Barnes, J. (Ed.). (1995). The Cambridge companion to Aristotle. Cambridge: Cambridge University Press.

9) Payot, J. (t.y.). İrade eğitimi. Dorlion Yayınevi.

10) Russell, B. (2017). Batı felsefesi tarihi (Cilt 1–3). Alfa Yayıncılık.

Bunları da sevebilirsiniz