Bu yazıda konumuz, görünüşte mülkiyet ilişkileri sonlanmış da olsa adı, kârını devletleri ve insanları borçlandırmak yoluyla yapan mali kapitalizmin en bilinen/en köklü ve en güçlü temsilcisi Rotchild Hanedanıyla birlikte anılan The Economist adlı yayın organının, NATO’nun Ukrayna üzerinden Rusya’yı çökertme planında son dönemde hızla artan dezenformasyon ve manipülasyon çabaları üzerinden sermaye medyasında editoryal bağımsızlık mümkün olabilir mi sorusuna yanıt aramak.
The Economist Newspaper Limited, The Economist Group’un tamamen sahip olduğu bir yan kuruluşudur. Sir Evelyn Robert de Rothschild, 1972’den 1989’a kadar şirketin başkanlığını yapmıştır. Mart 2026’da Kanadalı iş adamı Stephen J. R. Smith, Lynn Forester de Rothschild’in daha önce sahip olduğu The Economist Group’taki % 26,9’luk hisseyi satın almıştır. Şirketin en büyük hissedarı İtalyan Fiat Şirketinin de sahibi olan Agnelli Ailesidir.
İlk sayısı 1843’te yayınlanan ve amacını, “serbest ticaret davasını” yani ulusal sınırlardan ve ulus devletlerin düzenlemelerinden kurtulmuş bir uluslar arası düzeni savunmak/desteklemek olarak açıklayan The Economist’in kendi internet sitesinde yazan ve savunduklarını söyledikleri ilkelerin başında, en genel haliyle “medya ve akademik yayıncılıkta içerik kararlarının; kurum sahipleri, hükümetler, reklam verenler veya diğer dış güçlerin baskısından uzak, tamamen mesleki ve etik ilkelere göre alınması olarak tanımlanan “editoryal bağımsızlık” geliyor.
“Editöryal bağımsızlık, The Economist’in kalbinde yer alır. Şirketin anayasası, herhangi bir bireyin veya kuruluşun çoğunluk hissesine sahip olmasına izin vermez. Editör, ticari, siyasi ve mülkiyet etkilerinden bağımsız olan mütevelli heyeti tarafından atanır.” denilerek, bu bağımsızlığın garantisinin mütevelli Heyetinde yer alan kişilerin sahip oldukları iddia edilen nitelikleri olduğu savunulmaktadır.
İnternette yapacağınız kısa bir araştırmayla kim ve ne oldukları, şimdiye kadarki yaşamlarında ne yaptıklarına kolayca ulaşabileceğiniz bu kişiler Virginia Bottomley (Baroness Bottomley of Nettlestone), Lord O’Donnell (Gus O’Donnell), Tim Clarkve Bryan Sanderson.
Şimdiye kadar yazdıklarımdan, sanırım her biri “çok hayırsever kişiler” olarak medyada reklam edilen bu kişilerin kimden ve neden bağımsız, kimlere ve nelere bağımlı olduğunu anlamışsınızdır ama ben bir daha tekrar edeyim. Küresel ticaret adı altında para/sermaye, mal ve hizmetlerin küresel ölçekte serbestçe dolaşmasına engel olan, ulusal ölçekte kararlar alan ulus devletlerden bağımsız, küresel ölçekte ulus devletlerin denetiminden uzak şekilde at koşturmak isteyen, küresel ölçekli mali sermaye ağlarına, bu ağların çıkarlarına bağımlı, ulus devletlerin, ulusal çıkarlar eksenli olarak aldığı karar ve koşullardan bağımsız bir dünyayı ideal, erişilmesi gereken hedef, demokrasi diye yutturmaya çalışan bir yayıncılık.
1900’lerin başında Dünya Devleti diye pazarlanan, Emperyalizmin bu topyekûn saldırısına dur diyen Atatürk’e toslayarak yüz yıl ertelenen, ABD Doları’nın altın standardının kaldırılmasıyla yeniden filizlendirilip, Regan-Teatcher politikalarıyla başlayan süreçte uluslar arası ölçekte “Küreselleşme” adıyla yeniden sahneye konulan ikinci küreselleşme zorlaması ya da büyük/küresel işgal planını, doğrudan ABD ve en yakın bağlısı ülkeler (G7) tarafından yönetilecek, finans ve teknoloji şirketleri eliyle ekonomik, sosyal ve siyasi tüm davranışları izlenen, manipüle edilen, en önemli özelliği olan beynini kullanma özelliği yok edilmiş “insanlara”, kaçınılmaz/karşı çıkılamaz gelecek diye yutturmayı amaçlayan, karşı çıkanları popülist radikaller olarak tarif eden, dünyanın geçmişten gelen tüm kültürel felsefi birikimini yok sayan bir toplu beyin yıkama operasyonunu, 2007-8 krizine kadar “başarıyla yöneten”, 2008 sonrası çuvallayan, Ukrayna üzerinden başlatılan Rusya işgal planı ile sözde temsilcisi olduklarını iddia ettikleri tüm etik değerlerin yalnızca bir kandırmaca olduğu ortaya çıkınca, bu ikiyüzlülüklerini ortaya koyan görüşlerin tümden sansürlenmesini savunacak kadar despotlaşmış bir “editoryal bağımlılık” aslında ve şüphesiz ki The Economist” bu konuda tek değil.
CNN’in de sahibi olan ve son dönemde Avrupalı Eurosport’u da Amerikanlaştıran Warner Bross-Discovery grubu, The Wall Street Journal, Fox News dahil bir çok basın yayın şirketinin sahibi Avustralyalı Rupert Murdoch basın imparatorluğu, Yönetim Kurulu Birleşik Krallık hükümdarınca atanan sözde editoryal bağımsızlığın simgesi bir “kamu yayıncısı” olan ama son yıllarda ne mal olduğu ortalığa dökülen BBC ilk akla gelenler. Demek istediğim şey sahibinden, sahibinin çıkarlarından bağımsız bir bağımsızlığın olamayacağı. Parayı verenin ya da kontrol edenin, editoryal olarak da her şeyi kontrol edip yönlendireceği.
