Sözün ahengini, gücünü, anlamlı ve taze bir anlatımla, kendine has estetik bir yapıyla sevgi ve hoşgörü kaynağına bağlayan Yunus Emre, tasavvuf şairlerinin en büyüğüdür. Daha Orta Asya asırlarından Ahmet Yesevi ile başlayan tasavvuf şiirinin en üst seviyeye ulaşmasını Yunus Emre’de görürüz (Kırkpınar, 2011: 157). Halk ve tekke şiirinin yanında divan şiirini de etkilemiştir. Şiirlerinde temel olarak aldığı duygu sevgidir. “Söylememek harcısı söylemenin hasıdır” diyen Yunus Emre, sözün önemini ortaya koymuş, insanların ortak gayede, hoşgörüde buluşmasını ve birbirlerini sevmelerini amaçlamıştır.
Yunus’un ahlaki ilkeleri iyilik, cömertlik, barış ve doğruluk üzerine kuruludur. Onun ahlak anlayışında hiçbir canlıyı incitmemek, herkesi iyi ve güzel düşüncelerle kucaklamak vardır (Gölpınarlı, 196: 194). Yunus Emre ismine her yüzyılda rastlanır. Yaşadığı çağın her tür olumsuzluğu karşısında o, engin hoşgörüsünü ve insan sevgisini herkese aktarmaya çalışmıştır. İnsan davranışlarını, insanlığın geçirdiği düşünce süreçlerini ve geçmişi inceleyen bilim insanlarına esin kaynağı olmuştur.
Yazının da konusunu oluşturan sevgi ve hoşgörü kavramları şairin şiirlerinde yer almaktadır. Sevgi ve hoşgörü ile çağının insanına seslenmiştir. Yaratandan ötürü insanı hoş görmek, sevmek felsefesi, mutasavvıf şairde adeta bir ilke haline gelmiştir.
YUNUS EMRE VE ESERLERİ
Hayatı hakkında çok az bilgiye sahip olunan Yunus Emre 13. yüzyıl ortalarından 14.y üzyılın ilk çeyreğine kadar yaşamıştır. Bu yüzyıllar özellikle siyasi çalkantıların yaşandığı, aynı zamanda farklı dini görüşlerin de yayılmaya başladığı yüzyıllardır. Yunus, bu denli karışık bir ortamda sevgiye ve iyiliğe dair düşüncelerini her tür batıl inanca karşı, gerçek bir İslam tasavvufu işleyerek Türk İslam birliğinin oluşmasında etkili olmuştur (Kırkpınar, 2011: 155- 156). Yetişkin bir genç olduğunda, Sufi eğitimi almak için Hacı Bektaş-ı Veli’nin yanına gitmiş, Taptuk Emre tarafından yetiştirilmiştir. Aldığı eğitim ve Taptuk Emre’nin el vermesi sonrası da Anadolu’nun her bir yerinde sade ve basit bir üslup kullanarak Sufizm’i yaymaya başlamıştır. Yunus da tıpkı diğer sufiler gibi insanın Tanrı’yı kendi içinde bulacağını söylemiştir. Tanrısal aşkın yansıması içtedir. Bu yansıma ancak özel bir eğitimden geçilerek görülebilir. Eğitimin temeli “Batını Gizli Öğreticilik” yani Sufizm’dir.
Mevlâna’nın yanı sıra yaşadığı dönemin pek çok önemli düşünürü ile tanışmış, onlardan esinlenmiştir (Koç ve Tanhan, 2010: 632) Yunus, sadece yaşadığı çağa değil, tüm insanlığa fikirleriyle ışık olan bir fikir insanıdır. Büyük bir ustalıkla ve sade bir dille halkın dini anlayışlarını sorgulamalarına yardımcı olmuştur. Bunu yaparken de kimseyi incitmemiştir (Candan, 2002: 373). İşlediği konularla Türk edebiyatının en büyük adlarından sayılan (Tatcı, 2016: 17). Yunus Emre’nin Risaletü’n Nushiyye (Öğüt Kitabı) ve Divan-ı İlahiyat (Şiirler) olmak üzere, bilinen iki eseri vardır. Risaletü’n Nushiyye, mesnevi şeklinde yazılmış insanın manevi yolculuğunu anlatan tasavvufi bir öğüt kitabıdır. Eser belli bir plana göre yazılmıştır. Hakk’a layık bir kul olabilmek için neler yapılması gerektiğini anlatan eserde dönemin siyasi ve kültürel değerleriyle, aşk ve muhabbet, kanaat, nefisle mücadele ve ıstırap gibi hallerin evrensel kavramları birlikte ele alınarak işlenir (Tatcı, 2016: 69). Mesnevi şeklinde yazılmış tasavvufi bir nasihat name olan Risaletü’n Nushiyye insanın, insan-ı kâmil olma yolunda yaşadığı süluk adı verilen manevi yolculuğu anlatır. Eser, tasavvufi ahlakı, insanın iç mücadelelerini, kendini bulma çabasını, yaşanılan toplumun şartlarına ve düzenine göre anlaşılır bir dilde, somut örneklerle ve öğüt verici bir anlayışla ele almaktadır (Tatçı, 1998: 23-33).
Yunus’un dizeleri öz Türkçe ve yalındır. Dizeleri bu açıdan değerlendirildiğinde Türk Tasavvuf Edebiyatı’nın da ilk yapıtlarından olma özelliği taşımaktadır. Ölümünden yetmiş yıl sonra “Divan” adıyla yayınlanan dizelerinde; bir zamanlar “Batıni Sufi Çalışmalar” da öğrencilere öğretilen sırlar onu hala günümüzde net olarak hissettirmektedir. İnsan-Evren- Tanrı birliği, dizelerinde kendini hissettiren Sufi temalarının başında yer alır. İnsanın tanrısal benliğinin altını gizlemeden açıkça ortaya koyar;
Ay oldum aleme doğdum,
Bulut oldum göğe doldum,
Yağmur olup yere yağdım,
Nur oldum güneşe geldim.
Dizelerinde karşıtlıkların birlik içinde olması öğütlenir;
“…İkiliği terk et,
Birlik makamını tut,
Canlar canı bılursun,
Birlik içinde…”
Dizelerinde en çok ruhun ölümsüz olması ve tekrar doğuşu temalarını öne çıkaran Yunus, sırların insanların içinde saklı olduğunu da yine kendine has üslubuyla dile getirmiştir;
Çok cehdedip istedim,
Yeri göğü aradım,
Hiç mekânda bulmadım,
Buldum insan içinde (Candan, 2002: 370-371-373-374).
YUNUS EMRE’DE SEVGİ VE HOŞGÖRÜ
Yunus, haktan, sevgiden ve hoşgörüden yanadır. Anadolu insan yapısına yeni bir ruh ve şekil veren bir erendir. Yaratılanı yaratandan ötürü seven bir anlayış ile sevgi ve hoşgörüyü hayatının merkezine yerleştirmiştir. İyilik, doğruluk, cömertlik, sevgi ve hoşgörü Yunus Emre’nin çevresine verdiği öğütlerde temel değerlerdir. Ona göre, kâinat sevgi üstüne kurulmuştur. Kâinatın var olma sebebi de bu sevgi ve aşktır. Bu sevgi ve aşk evrenin varoluş nedenidir. (Aydın, 1995: 109). Yunus Emre, insan ruhunu adalet, doğruluk, bilgelik ve hoşgörü gibi erdemlerle donatırsa Hakk’a yaklaşacağını düşünür. Bu erdemleri taşıyan insan ahlaklıdır ve ilahi aşka ulaşabilendir. İşte Yunus Emre’nin ulaşmak istediği insan tipi de budur (Koç, 2003: 251). 0, Tanrı’yı sevdiği gibi yarattığı her şeyi de sever. Alemde herhangi bir şeyi sevmemek, Tanrı’yı sevmemek demektir. İyi şeylerin de kötü şeylerin de Tanrı’nın takdiri olduğunu bilmek, daha sonraki sonuçlarını sabırla beklemek, bencillikten kurtularak olayları gönül gözüyle, hak gözüyle değerlendirmektir. İnsan olan herkese sevgiyle bağlı olan Yunus’un insan sevgisi, insanda Allah’tan bir parça, ondan gelip bedenlenmiş bir cevher bulunduğunu bilmesindendir. İşte Yunus Emre’nin aşkı, parçanın bütününe yani Allah’a duyduğu aşktır (Kırkpınar, 2011: 157). O’na göre insan, asil yaratılışından dolayı kibre ve gurura yakalanmamalı, kin tutmamalıdır; başkalarının hatalarını bağışlayabilmeli ve onlara hoşgörü ile yaklaşabilmedir. Sevgi de hoşgörü de karşılıklı olmalıdır. Gerçek sevgi insanlara çok şeyler kazandırır ve insanı manen güçlendirir. Yaşam kısadır ve insan bu kısa yaşamda birbirinin kusurlarını affedici olmalıdır. Sevgi de hoşgörü de insanı yücelten duygulardır.
SONUÇ YERİNE
Yunus Emre ortaya koyduğu aşkla, sevgiyle ve hoşgörüyle gönüllere taht kurmuş önemli bir fikir adamıdır. Yaşadığı toplumun sorunlarını ele alırken sevgi ve inancı kendine rehber edinmiştir. Gezgin bir derviş olan Yunus, Anadolu’ya tasavvuf ışığını ve birlik duygusunu aşılamıştır. Ondaki insan sevgisi Allah sevgisine bağlı olarak ifade edilen bir sevgidir. Bu sevgi sayesinde tüm güçlükler aşılmış, tüm kederler yok edilmiş ve hayat yaşanılır değerlerle bezeli hale getirilmiştir. Yunus’un ortaya koyduğu düşünceler çağımız insanının içine düştüğü sıkıntılara ışık tutacak niteliktedir. Bu düşünceden hareketle, dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın asırlar geçse de bu tasavvuf şairinin çağrılarına kulak verilmelidir. En çok da insan, asil yaratılışından dolayı kibre ve gurura yakalanmamalı, kin tutmamalıdır; başkalarının hatalarını bağışlayabilmeli ve onlara hoşgörü ile yaklaşabilmedir. Sevgi de hoşgörü de karşılıklı olmalıdır sözlerine kulak vermek gerekir.
KAYNAKÇA
Aydın, M. (1995). Yunus Emre, Nasreddin Hoca ve Hacı Bektaş Veli Düşüncesinde Hoşgörü: Yunus Emre’nin Dünyası ve Hoşgörü. (Ş. Özdemir, Dü.) Ankara: Ümit Yayıncılık.
Aydın, M. (1995). Uluslararası Yunus Emre Sempozyumu Bildirileri: Yunus’tan Mesajlar. (İ. Baştuğ, Dü.) Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.
Candan, E. (2002). Türkler’in Kültür Kökenleri. İstanbul: Sınır Ötesi Yayınları.
Gölpınarlı, A. (1961). Yunus Emre ve Tasavvuf. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Koç, Raşit ve Tanhan, Fuat (2011). Yunus Emre’nin Şiirlerinde Değerler Sistemi.7-8 Mayıs 2010 (Hazırlayan: Prof. Dr. Erdoğan Boz). Eskişehir: T.C. Eskişehir Valiliği.
Koç, E. (2003). Yunus Emre Düşüncesinde Aşk ve Eğitim. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 9 (26).
Tatçı, M. (1998). Yunus Emre Divanı. Ankara: Akçağ Yayınları.
