Analiz 169

Kişilerin , değer yargıları, bakış açıları, yaklaşımları , olayları değerlemesinde etkili olur. İttifaklar kesin ortak çıkar birliği olmadığı sürece güçsüzdür. Trump, ittifakların zaafını, güçsüzlüğünü net şekilde kanıtlamıştır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin ABD Başkanı Harry S. Truman, SSCB yayılmacığını durdurmak, engellemek üzere “Truman Doktrini” çerçevesinde SSCB’yi kuşatma politikasını başlattı. NATO bu politikanın ittifakı ve örgütüdür.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü , 4 Nisan 1949’da Washington’da Kuzey Atlantikte kıyıları bulunan ABD, Belçika, Britanya, Danimarka, Fransa, Hollanda , İzlanda , Kanada , Lüksemburg, İtalya arasında Kuzey Atlantik bölgelerinde barış ve güvenliği korumak , istikrar ve huzuru geliştirmek amacıyla imzalandı. Türkiye, 1955 yılında NATO’ya dahil oldu.

NATO’nun kurucusu ABD’nin günümüzdeki başkanı ise NATO’dan çıkmakla üyelerini tehdit ediyor. NATO üyesi Kanada’yı eyalet haline getirmeye, diğer kurucu üye Danimarka’dan Grönland’ı satın almaya ya da işgale kalkışıyor. “ABD’siz NATO = Kağıttan Kaplan” benzetmesi yapıyor. İzlanda’yı da eyalet yapma istekleri dile getiriliyor. NATO’ya barışı, huzuru, güvenliği koruma konusunda güvenemezsiniz. Sizi kullanır, destek duyduğunuzda da yalnız bırakabilir.

SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, 1996 yılında bir araya gelerek NATO’ya , bir yönden de AB’ye alternatif olarak bir birliğin nüvesini oluşturdular. 2001 yılında Özbekistan’ın da katılımı ile birlik Şangay İşbirliği Örgütü unvanını aldı. Örgüt, ABD’nin İran’a saldırısında İran’ı desteklemesi gerekirken duyarsız kaldı. ABD’nin Ortadoğu’ya yerleşmesi, ABD’nin rekabette üstün duruma geçmesi sonucunu doğuracağından tepki verilmesi gerekirken adeta seyirci olundu.

Barış söylemlerine karşın Rusya-Ukrayna, ABD-İran-İsrail savaşları sürüyor. Trump’ın zaman zaman ateşkes çağrıları, ara verme, mola gibi görülebilir. Barış isteniyor ama Rusya Ukrayna’da, ABD İran’da yıpranıyor. Yıprananlar ve yıpratanlar üzerinden cepheler belirginleşiyor.

ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamaları da tepki görüyor. Aslında Barrack niyetlerini dışa vuruyor. Emperyalizm, monarşi ile işbirliğini yeğler. Monarşi ile iş birliği, ittifak daha uzun süreli etkili olur.

Barrack, Erdoğan-Netanyahu karşılıklı söylemlerini, siyasi retorik olarak yorumluyor, açıklıyor. Retorik kavramını Aristo, konuşmacıların kanıtlama amacıyla dinleyicilerin duygularını kışkırtmak etkilemek için kişisel otoritelerini kullanmaları olarak tanımlar. Barrack sert söylemleri siyasal gösteri olarak niteliyor. Tam bağımsız Türkiye savı ütopya olarak görülebilir. İttifaklara dahil olmak, dominant konumda değilseniz tam bağımsızlıktan feragati gerektiriyor, uydulaştırıyor, itibar zedelenmesi sonucuna yol açıyor, ama tam güveni, güvenirliliği de sağlamıyor.

İttfaklar dışı bağımsızlıkta neye güvenecek, neye dayanacaksınız ? Mustafa Kemal Paşa yola çıkarken ülkenin vatanperver, onurlu, özverili, dürüst insanlarına güvendi. Tam bağımsızlık idealinde ülkenin vatanperver , onurlu, özgür yaşamak isteyen insanlarına güveneceksiniz. Türkiye Cumhuriyeti’nin ideali uyduluk değil, tam bağımsız, özgür Türkiye olmalıdır.

Dünya ve Türkiye konjonktüründeki gelişmelere de kısaca değinirsem ; gerçekleşen Trump-Şi Cinping görüşmesi şunu gösterdi ki ABD-Çin ilişkilerindeki sorunlar diyalogla çözülemeyecek düzeyde. Bu görüşmenin ardından Putin’in Çin’e gidip ABD-Çin ilişkilerinde bir köprü rolü üstlenmesi ise bu iki ülke arasındaki gerginliğin üst seviyede olduğunu işaret etmektedir.

Yeni nesil bir savaş biçiminde devam eden 3. Dünya Savaşı adım adım cephe savaşlarına doğru evrilmektedir. Bu bağlamda Türkiye’de yaşanan iç gelişmeleri de bu açıdan değerlendirmek gerekmektedir.

Yaşananlar, Trump nezdinde Pentagon’un yürüttüğü ulus devlet anlayışı ile City of London aklı olarak da tanımlanan küreselci anlayışın Türkiye’de siyasi partiler üzerinden savaşıdır. Ana muhalefet partisi üzerinden yürütülen son hamleler şuna işaret etmektedir ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti uluslararası haklarının korunması bağlamında bazı adımlar atacaktır. Yüksek bir olasılık olarak ta bu adım Ege denizinde kıta sahanlığı sorunu ile ilgili olabilir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin atabileceği böyle bir adım, Yunanistan dışında City of London cephesini de olumsuz olarak etkileyecektir. Sürecin, malum bu cephe tarafından nereye kadar götürülebileceği belirsizdir. Bu nedenle ana muhalefet partisinin anti-emperyalist ve Kemalist felsefede bütünleşmesi gerekmektedir.

Aydınlık bir ay dileği ile ,

Bunları da sevebilirsiniz