Dolar Sistemi Tuzağı

Kankası Netenyahu ve körfezdeki, kendisine başka ülkelere saldırı için üs sağlayan ayakçısı feodal şeyh ve krallar ile birlikte, uluslar arası hukuku bir kez daha yok sayarak saldırdığı İran karşısında gerçek silahlarla yapılan savaşta büyük bir hezimetle karşı karşıya kalan ABD ve müttefikleri, bu kez saldırıyı, küresel ekonomi/uluslar arası ticareti serbestleştirmek, kendi çıkarlarına uygun olarak G7 isimli küresel kartelde karara bağladıkları kurallara dayalı uluslar arası düzeni korumak vb. adlar altında “meşruluk” kazandırmaya çalıştıkları dolar sistemi adlı silahla İran’ın başka ülkelerle her türden ulaşımını vurmaya hazırlanarak savaşı bir başka boyuta taşımaya hazırlanıyor.

İran’ın tüm hava yolu şirketlerinin 23 Eylül’den itibaren kapatılacağını söyleyen ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, yaptığı açıklamada, “Bunu nasıl yapacağız? Eğer iniş yaparlarsa onlara yakıt sağlayamazsınız. İniş hizmetleri sunamazsınız, bilet satamazsınız. Aksi takdirde dolar sisteminden çıkarılırsınız” diyerek, “dolar sistemi” denilen şeyin, gerçekte ABD yararına çalışan, bir silah daha doğrusu tuzak olduğunu birinci elden bir kez daha ilan etmiş oldu. Ülkemizin de, Küreselleşme, serbest mal, hizmet ve para hareketlerini tüm dünyada geçerli kılmak adı altında, Özal, Evren eliyle gerçekleştirilen 12 Eylül siyasi, askeri ve en önemlisi ekonomik darbesiyle/deformasyonuyla daha da doğru olarak ihanetiyle bu hapın yutturulduğu öncü ülkelerden biri olduğunu ilave edelim.

Son 15-20 yılda birçok kez yazdım bir kez daha açıklayayım. Nedir bu dolar sistemi denilen şey? Günümüzde Dolar Sistemi denilen şeyin ilk aşaması, ABD’nin, 1944 yılında kurulan ve ABD dolarının 1 ons altın = 35 dolar paritesiyle sabitlenmesini öngören Bretton Woods sistemini, ABD’nin artan dış ticaret açıkları ve Vietnam Savaşı harcamalarının, altın rezervleri üzerindeki baskıyı artırması sonrasında, 11 Ağustos 1971’de ABD Başkanı Nixon’un uluslar arası hukuku yok sayarak, doların altına dönüştürülebilirliğini askıya alması ve dolar’ın değerinin, ABD Merkez Bankasının kararlarıyla, ABD’nin ulusal ve küresel çıkarları doğrultusunda bir silaha dönüştürülmesi sonrası kurulan, ABD ve o dönemin en büyük petrol üreticisi olan Suudi Arabistan 1974 yılında varılan mutabakatla Suudi Arabistan’a askeri ve siyasi güvenlik garantisi verilmesi karşılığında petrol ticaretinde yalnızca ABD Dolarının kullanılması ve petrol satışlarından kazanılan doların ABD hazine varlıklarına yatırılmasını ve ABD bankacılık sistemi yoluyla diğer ülkelere kredi/borç olarak dağıtılmasını öngören ve daha sonra başta Körfez’deki diğer feodal şeyhlikler olmak üzere diğer OPEC ülkelerine de yaygınlaştırılan petro-dolar sistemidir. Suudi Arabistan ve diğer petrol üreticisi ülkelerin, ABD’nin “teşvikiyle/zorlamasıyla” dünyanın diğer egemen ülkelerine attığı en büyük kazık olarak da nitelemek mümkün.

1990’lara kadar bu şekilde, ABD’nin tek taraflı yararına dayalı olarak işleyen sistem, 1990’lardan sonra Dünya petrol üretim ve ticareti içerisinde Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin payının azalması, üretim yerlerinin, bu sisteme karşı olan ülkeleri de kapsayacak şekilde çeşitlenmesi ve bu sistem dışı kalmak isteyen ülkelerin (BRİCS ve benzeri) sayısının artması -özellikle petrol üretim ve tüketiminin ağırlık noktasının ağırlıklı olarak Petro-dolar sistemini ulusal egemenliklerine/ekonomik ve siyasi bağımsızlıklarına tehdit olarak gören ülkelere kayması- sonucu, ABD’ye sağladığı ekonomik ve siyasi avantajlar azalırken, ABD Dolarının küresel hakimiyetinin devamı açısından büyük bir avantaj sağlayacak yeni bir mekanizmanın kurulması yönünde çalışmalar, Petro dolar sistemiyle devleşen ABD finans sistemi ve finans sistemi içerisinde kullanımı ve etkinlikleri sürekli artan teknoloji şirketleri eliyle küresel ölçekte uygulamaya konulmaya başladı. Basel bankacılık düzenlemeleri ve teknoloji esaslı, ABD dolarına bağlı ve ABD’li teknoloji şirketleri tarafından kontrol edilen uluslar arası ödeme sistemleri (SWİFT, Wise, PayPal, Western Union gibi dijital platformlar), temel uluslar arası ticaret ve para aktarım mekanizmaları haline dönüştürüldü. Sözün özü, dünyadaki tüm para aktarma süreçleri ABD’nin yönlendirme ve baskısıyla, aynı 1974 yılı sonrasında olduğu gibi, bir kez daha ABD teknoloji ve finans şirketlerine yani ABD çıkarlarının yönlendirmesine teslim edildi. Yazımızın başında tarif etmeye çalıştığım, egemen ulus devletleri fiilen yok eden sistem kurulmuş oldu.

Petrol üreticisi ülkelerin doğal kaynakları satılarak elde edilen paraların, ABD tarafından borç verilmek için kullanılmasına dayanan ve ABD’nin küresel egemenliğini, diğer ülkeler ve halkları borçlandırılarak yaygınlaştıran ve kalıcı hale getiren bu sistem, kaçınılmaz olduğu söylenen küreselleşme masalına inanmaya zorlanarak ya da sistem dışında kalma tercihinin cezalandırılacağı tehditleriyle “Kurallara Dayalı Uluslararası Sistem” adıyla, tüm ülkelerin bağımsızlıkları aşındırılarak tüm dünyaya hakim kılındı.

Rusya’nın, Ukrayna’nın, NATO, ABD ve AB destekli saldırıları karşısında kendisini savunmaya çalışması sonrası SWİFT sisteminden atılması, Küba, ABD saldırganlığı öncesi Irak, Libya, Venezuela, İran ve ABD’nin hoşuna gitmeyen şekilde siyasi tavır alan diğer ülkelerin ambargolarla ve uluslar arası adı verilen ABD sistemlerinden dışlanması, bu ülkelerle ilişkilerini sürdürmek isteyen, bizim gibi bağımsız ekonomiden, dolayısıyla bağımsız siyasetten vazgeçerek borç bağımlısı haline getirilmiş “egemen” –gerçekte mandalaştırılmış- ülkelerin sistemden atılmakla tehdit edilmesi, devletlerin, şirketlerin mal satıp, mal alamaz hale getirilmesi, olmadı, yalan bahanelerle yaratılan savaşlarla o ülke yönetimlerinin devrilmesi hep bu kurulan sistem sayesinde oldu. Dolayısıyla, İran’ın tüm hava yolu şirketlerinin 23 Eylül’den itibaren kapatılacağını söyleyen ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in kendini bağımsız ülke zanneden, ya da yöneticileri tarafından, kendi halklarına hala egemen uluslarmış gibi pazarlanan devletleri, “Aksi takdirde dolar sisteminden çıkarılırsınız” diyerek tehdit etmesinde şaşılacak bir şey yok.

Her şey çok net aslında, hem dolar sistemi içerisinde olup hem de bağımsız bir ulusmuş gibi yapmak maalesef mümkün değil. Bu konuda, ölçü ya da Turnusol Kağıdı işlevi görecek şey de şu an itibarı ile çok net, yani Bessent’in, Trump’ın tehditleri karşısındaki tutumunuzun ne olduğu ya da olacağı. ABD’nin düşman ilan ettiği ülkelerle ilişkilerinizi, kendi ulusal çıkarlarınıza göre mi, yoksa Trump ya da Bessent’in dayatmalarına/tehditlerine göre mi şekillendirdiğiniz/şekillendireceğiniz.

Tabii ki, kendinizi kandırmanızın, hala bağımsız, egemen bir ülkenin vatandaşıymış gibi konuşup davranmanızın önünde ise -eğer o ülkelerin vatandaşları ve siyasi kurumları bu duruma karşı durmuyor ve susuyorlarsa- hiçbir engel yok şüphesiz ki. Bu durumu, Tahsin Yücel’in salaklık olarak nitelediği şekilde “çağın değişmiş olması” ile açıklayarak kendinizi rahatlatmanız da mümkün şüphesiz ki.

Ahmet Müfit

 

Bunları da sevebilirsiniz