Millî Mücadele’nin Kadın Kahramanları: Kütahyalı Habibe Ana

“Biz erkelerimizi bile savaş felaketinden uzak bulundurmak isteyen insanlarız. Fakat savaş etmek zorunda bırakılırsak, vatan savunmasında kadınlarımız da erkeklerimizle beraber dövüşecektir”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk- 18 Nisan 1935

(18 Nisan 1935 tarihli Uluslararası Kadınlar Kongresinde “Türk kadınlarını da asker yapacak mısınız? sorusuna Mustafa Kemal’in cevabı)

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasıyla askeri gücü elinden alınan Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları dönemin güçlü ve büyük devletlerince paylaşılmak üzere işgale edilmiştir. İtilaf bloğunu oluşturan devletler aralarında yaptıkları gizli antlaşmalarla Anadolu topraklarını dört bir yandan işgal etmeye başlamışlardır. 13 Kasım 1918 tarihli başkent İstanbul işgalini yaklaşık 5 aylık gibi kısa bir süre sonra 15 Mayıs 1919 tarihli İzmir işgali izlemiştir. İtilaf Devletleri’nin özellikle de İngiltere’nin desteğini alan Yunan ordusu İzmir’e çıkmıştır. Kurtuluş çareleri arasında güçlü ve büyük bir devletin himayesine girme düşünceleri ortaya atılsa da Mustafa Kemal milletin kurtuluşunun milletin gücü ve kararlılığı ile sağlanacağını söyleyerek ulus egemenliğine dayalı tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurma amacını halka benimsetmiştir. Bu amaçtan hareketle vatanın her köşesinde “Müdafaa – i Hukuk Cemiyetleri” halinde teşkilatlanmalara gidilmiştir. Halkın iradesine ve gücüne dayanarak Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının önderliğinde kazanılan büyük mücadelede Anadolu insanı kadınıyla erkeğiyle mücadelenin her aşamasında canı uğruna verdiği mücadele ile tarihin en kıymetli sayfalarında yerlerini almışlardır.

MİLLÎ MÜCADELEDE ANADOLU KADINI

Millî Mücadele sadece askerî bir mücadele değil, Anadolu insanının tamamının katıldığı bir bağımsızlık mücadelesidir. Mondros sonrası yaşanan işgaller, halkın yaşamında her anlamda çok önemli değişimlere yol açmıştır. Mücadele süresince kadınlar aile ve toplum yaşamındaki sorumluluklarının yanı sıra, vatan savunmasına da yönelik farklı faaliyetlerde de rol almışlardır. Kadınların bu yıllardaki en önemli örgütlenme hareketi Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti aracılığıyla olmuştur. Cemiyet aynı zamanda dönemin siyasi fikirlerini temsil eden siyasi bir yardım teşkilatı halini de almıştır. Türk kadınlarının Millî Mücadele’ye aktif olarak katılımını sağlayan cemiyet o dönemde son zamanların en büyük kitle kadın hareketini temsil etmiştir. Dönemin şartları içerisinde sadece vatanı kurtarmayla ilgili amaçlara sahip olduğundan kadın hakları mücadelesinde direkt olmasa da dolaylı olarak etkili olmuştur. Cumhuriyet döneminde kadın haklarıyla ilgili olarak mücadele eden birçok kadın cemiyetinin kuruluşuna zemin hazırlamıştır.

Millî Mücadele’nin bilinen bilinmeyen pek çok kadın kahramanı olmuştur. Var güçleriyle vatan için özgürlük için savaşan kadın kahramanlar. Gerek mitingler düzenleyerek gerekse cemiyetler kurarak vatanın bütünlüğünü korumaya çalışan Anadolu kadınının hem Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atılmasında çok büyük katkıları olmuştur. Kara Fatma, Şerife Bacı ve Gördesli Makbule gibi isimler kadınların mücadelesini görünür hale getiren isimlerdir. Bu kahraman Türk kadınlarının yanı sıra yerel hafızalarda yer eden Türk kadınlarının da adlarını hatırlamak ve bilmek gerekir. O önemli isimlerden biri Şukufe Nihal’in “Domaniç Dağlarının Yolcusu” adlı eserinde anlatılan Domaniçli Habibe Ana’dır. Kütahya’nın Domaniç ilçesiyle anılan Habibe Ana’ya ilişkin anlatılar Millî Mücadele sırasında vatan savunmasına katıldığı ileri sürülen bir Anadolu kadınını konu edinir.

Mondros Mütarekesi’nin ardından başlayan işgaller özellikle Batı Anadolu’da halkın güvenlik ve yaşam koşullarını önemli ölçüde etkilemiştir. İzmir’in 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar tarafından işgali Millî Mücadele’nin örgütlenme aşamasında önemli bir gelişme olarak kabul edilir. İşgaller karşısında Anadolu’nun farklı bölgelerinde yerel direniş örgütleri ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri oluşturulmuştur. Bu süreçte kadınlar da farklı şekillerde mücadeleye katkı sağlamışlardır. Kahraman Türk kadınlarının bir kısmı cephe gerisinde lojistik destek sağlarken, bir kısmı da haberleşme, sağlık hizmetleri ve doğrudan çatışma faaliyetlerinde rol almıştır. Kadınların silah ve mühimmat taşınması, yiyecek ve giyecek temini, yaralıların bakımı ve çeşitli haberleşme faaliyetlerinde rol aldıkları bilinmektedir. Bazı Türk kadınlarının doğrudan silahlı mücadeleye girdikleri Kara Fatma olarak bilinen Fatma Seher Hanım ve Gördesli Makbule örneklerinde görülür.

Anadolu kadınının, Millî Mücadeleye katkılarını Mustafa Kemal 1923 yılında Konya’da yaptığı bir konuşmasında şöyle dile getirmiştir:

“Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim, diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçlerinden Seçmeler, 21 Mart, 1923, Konya).

Anadolu kadınlarının işgallere karşı bilinen ilk kapsamlı toplu hareketi Erzurum’da olmuştur. Erzurumlu kadınlar adına hareket eden kadınlar komitesi, Müdafaa-i Hukuk faaliyetleri altında 29 Kasım 1919’da Muradiye Camii’nde kız okulları müdiresi Faika Hanım’ın başkanlığında yaptıkları toplantı ile işgallerin protesto edilmesi kararını almıştır. Bu karar, İstanbul Hükümeti ile İtilaf devletleri temsilcilerine gönderilerek haksız işgallere karşı çıkılmıştır. 10 Aralık 1919’da da Kastamonu’da kadınlar tarafından bir miting düzenlenmiştir. Miting Müdafaa-i Hukuk Kadınlar Cemiyeti tarafından Kız Muallim Mektebi’nin bahçesinde düzenlenmiş, köylü kentli pek çok kadın mitinge katılmıştır. Kastamonu kadınlar şubesi başkanı Zekiye Hanım tarafından düzenlenen mitingde Zekiye Hanım kadınlara şöyle seslenmiştir;

“Hanımlar!.. Dünyayı kanlara boğan, insanları tavuklar gibi boğazlayan erkeklere müracaat edecek değiliz. Bizim gibi şevkatle merhametle düşündüklerinden şüphe etmediğimiz İtilaf Devletleri’nin büyük kadınlarına müracat edecek ve birer telgrafla bize yapılan haksızlıkları yazacak ve anlatacağız! Eğer onlarda hakkımızı teslim etmezlerse evlatlarımızın kanlarına kendi kanlarımızı karıştırarak erkeklerimizle bir safta dinimiz ve istiklalimiz için haksız, zalimlere tarihin lanetlerini terk ederek şehametle öleceğiz”

Türk kadınının milli mücadeledeki tarihsel rolleri değerlendirilirken her anlatının aynı düzeyde belge niteliği taşımadığı unutulmamalıdır. Özellikle yerel kahramanlık hikâyeleri resmî belgelerin yanı sıra sözlü tarih, hatıralar ve edebî eserler aracılığıyla da günümüze kadar ulaşmıştır.

DOMANİÇLİ HABİBE ANA

“…Domaniçli Habibe, Türk Kurtuluş Savaşı (Millî Mücadele) döneminde yaşamış, vatanseverliğiyle efsaneleşmiş bir Anadolu kadınıdır. Kütahya’nın Domaniç ilçesine bağlı bir köyde yaşayan Habibe Ana (veya Domaniçli Habibe), genç yaşta eşini savaşta kaybeden dul bir anne olarak bilinir. Tek oğlunu vatan sevgisiyle yetiştirmiş, onu asker olarak cepheye göndermiştir.

Olay, 1920-1922 yılları arasındaki Yunan işgali döneminde geçer. Yunan ordusu Bursa üzerinden İnegöl’e, oradan Domaniç dağlarını aşarak Kütahya ve Afyon yönüne ilerlerken, bölge halkı düşmana karşı direniş örgütler. Habibe Ana, oğluna silahını verir ve onu İnegöl civarındaki Türk birliklerine katılmaya gönderir. Oğlu, annesinin aşıladığı vatan sevgisiyle yola çıkar.

Ancak oğlan, bir jandarma onbaşısının (ki bu kişi Yunan ajanıdır) kandırmasıyla veya birkaç altın karşılığında farkında olmadan ihanete karışır. Düşmana yol gösterir, haber taşır ve casusluk yapar. Bu ihanet, birçok Türk askerinin şehit olmasına neden olur.

Kötü haber köye ulaşır: “Oğlun, düşmana casusluk etti!”

Habibe Ana, bunu duyunca beyninden vurulmuşa döner. Hiç tereddüt etmeden tüfeğini kuşanır, atına biner ve Domaniç’in zorlu dağ yollarından şimşek gibi iner. Erkeklerin bile cesaret edemeyeceği yolları aşarak oğlunun bulunduğu yere ulaşır. Oğlunu görmek istediğini söyler. Oğlu, annesinin geldiğini duyunca sevinçle koşar, elini öpmek için yaklaştığı anda Habibe Ana, kara feracesinin yeninde sakladığı silahı çeker ve tek kurşunla öz evladını vurur. Oğlunu kanlar içinde yere serdikten sonra arkasına bile bakmadan atını sürer ve ortadan kaybolur…”

Habibe Ana’nın yaşamına ilişkin anlatılar, Kütahya’nın Domaniç ilçesiyle ilişkilendirilir. Bu anlatının günümüze ulaşmasında Şükûfe Nihal’in Domaniç Dağlarının Yolcusu adlı eseri çok önemli bir yer tutmaktadır. Şükûfe Nihal, Cumhuriyet döneminin önemli kadın yazar ve aydınlarından biri olarak Anadolu’nun sosyal ve kültürel yaşamına ilişkin gözlemlerini eserlerine taşımıştır. Domaniç Dağlarının Yolcusu Anadolu insanının yaşamına ve Millî Mücadele’nin toplum üzerindeki izlerine ilişkin çeşitli gözlemler içermektedir. Eserde yer alan Habibe Ana anlatısı kahraman Anadolu kadınının vatanseverliği ve fedakârlığı üzerinden dikkat çekici bir örnek olarak değerlendirilir.

Anlatıya göre Habibe Ana, Millî Mücadele yıllarında Domaniç ve çevresinde yaşayan bir Anadolu kadınıdır. Anlatıda onun aile yaşamı, annelik kimliği ve vatan savunmasına ilişkin tutumu ön plana çıkarılmıştır. Bazı aktarımlarda Habibe Ana’nın oğlunu vatan savunmasına yönlendirdiği ve oğlunun daha sonra düşmanla ilişki kurduğu ileri sürülür. Bunun ardından Habibe Ana’nın doğrudan mücadeleye katıldığı ve oğluyla karşı karşıya geldiği anlatılmaktadır. Anlatının dikkat çekici yönlerinden biri annelik kimliği ile vatanseverlik kavramlarının aynı anlatı içinde bir araya getirilmesidir. Anadolu’da annelik sadece aile içi bir rol olarak değil aynı zamanda toplumsal değerlerin aktarılmasında da önemli bir unsur olarak değerlendirilmiştir. Millî Mücadele döneminde kadınların çocuklarını cepheye göndermeleri ve ailelerinin sorumluluklarını üstlenmeleri bu durumun tarihsel örnekleri arasında gösterilir. Habibe Ana’da annelik ve vatan sevgisi arasında güçlü bir ilişki bulunur. Toplumsal hafızada toplumun en kıymetli değerleri olarak kabul edilen fedakârlık, sadakat ve vatanseverlik Habibe Ana’da hayat bulmuş, sonraki kuşaklara aktarılmıştır. Bu açıdan bakıldığında Habibe Ana yerel hafızanın en önemli milli mücadele kahramanlarından biri olarak karşımıza çıkar. Habibe Ana örneğinden hareketle milli mücadelenin toplumsal boyutunun anlaşılması daha da kolaylaşacaktır. Türk kadınının milli mücadeledeki rolü sadece belgelenmiş askeri faaliyetlerle sınırlı değildir. Sözlü hafıza ve toplumsal anlatılar da milli mücadelenin kahraman Türk kadınlarını görünür hale getirmektedir.

Kaynakça

Çaka, C. (1992). Tarih Boyunca Harp ve Kadın, Ankara.

Nihal, Ş. (2008). Domaniç Dağlarının Yolcusu. İstanbul: Timaş Yayınları.

Eski, M. (1996). “İlk Kadın Mitingi”, Kastamonu’da İlk Kadın Mitinginin 75. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu

Yücebaş, H. (1973). Atatürk’ten Nükteler, Fıkralar ve Hatıralar, Kültür Kitapevi, s.138.

Türkiye Bilimler Akademisi. (2023). Millî Mücadele’nin Yerel Tarihi 1918-1923: Kütahya ve Çevresi. Ankara.

Türk Tarih Kurumu. Türk İstiklal Harbi serisi.

 

Bunları da sevebilirsiniz