Kıbrıs adasında son yıllarda yaşanan her gelişmenin Türkiye’nin aleyhine olduğu malum. Bunun en son örneği ise 8 Haziran günü Fransa-ile GKRY arasında imzalanan Kuvvetlerin Statüsü (SOFA) Anlaşması’dır.
Anlaşmanın temelinde bazı hususlar ön plana çıkmaktadır. Bunlardan ilki adada Fransız askerinin bulunmasına dair maddedir. Buna göre GKRY’de Fransız askeri bulundurulması kararı alınmıştır. Anlaşmadaki iddiaya göre adadaki Fransız askerleri “insani” gerekçeler çerçevesinin dışında bir yetkiye sahip değildir.1Anlaşma metinlerdeki bu gibi ifadelerin ne denli esnek olduğu da hepimizin malumu. “İnsani” gerçeklerin içinin dönemin koşullarına ve uygulayıcı ülkenin çıkarlarına göre nasıl doldurulduğunu uzun yıllardır yakından görüyoruz.
Öte yandan anlaşmanın bir diğer boyutu Fransa’nın Rum kesimindeki tüm limanlara ve stratejik bölgelere erişim imkanına sahip olmasıdır. Başka bir ifadeyle Fransa bölgede elini güçlendiren bir adım atmıştır. Anlaşmanın bir başka boyutu Fransa ve GKRY arasında savunma alanında üretim projeleri geliştirilmesidir. 800 milyon bütçe öngörülen bu anlaşmanın içeriğinde mühimmat, gezici mühimmat (kamikaze İHA), zırhlı askeri araçlar, radar ve elektronik harp sistemleri bulunmaktadır.2
Dolasıyla daha önce ifade edilen “insani” gerçeklerle sınırlı olacağı iddia edilen Fransız askeri varlığının neden “insani” olmayacağı da ortaya çıkmıştır. Anlaşma ayrıca iki ülke arasında askeri teknoloji transferini, ortak askeri tatbikatların icrasını ve üst düzey stratejik savunma diyaloğunun artırılmasını da yasal çerçeveye bağlamaktadır. Anlaşmanın imzalanmasına karşılık Dışişleri Bakanlığı’nın anlaşmaya karşı verdiği tepki şu şekildedir:
“Türkiye aşağıdaki hususları tekrar vurgulamak ister:
– 1960 Anlaşmalarıyla Kıbrıs Adası’nda ve Doğu Akdeniz’de oluşturulan hassas denge ilgili ülkelerin garantörlük haklarıyla teminat altına alınmıştır.
– Sözkonusu anlaşma Kıbrıs’la ilgili 1960 Anlaşmalarına aykırıdır.
– Fransa’nın, GKRY ile ikili bir Askeri Anlaşma imzalama cihetine gitmesi kaygı verici bir gelişmedir.
– GKRY, bu tür bir anlaşma yapmaya ehil ve yetkili değildir. GKRY’nin Kıbrıs Türklerini veya Adanın tümünü temsil etmediğini ve Kıbrıs Türkleri adına Adanın tümü için bu tür tasarruflarda bulunmaya yetkisi olmadığını hatırlatmak isteriz.
– Keza bu anlaşma BM çözüm parametre ve çerçevesine de ters düşmektedir.
– Bu anlaşma Rumların uzlaşmaz tutumlarını daha da pekiştirecek ve kapsamlı çözüm çabalarına ciddi zarar verecektir.
– Sözkonusu anlaşma Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından herhangi bir sonuç doğurmaz.
– Son dönemdeki tutum ve eylemleriyle Kıbrıs sorununu giderek Doğu Akdeniz’e genişleten Rum Yönetimi bölge için istikrarsızlık kaynağı olmaya devam etmektedir.”3
Bakanlığın verdiği tepkinin tıpkı diğer pek çok olayda olduğu gibi kınama seviyesinde olması bir eksiklik olmakla beraber buna karşı geliştirilecek alternatiflerin ne olacağına dair herhangi bir net girişim bulunmamaktadır.
Malum yalnızca Fransa-GKRY anlaşması bölgedeki tek sorun alanı değildir. Uzun yıllardır devam eden ve Doğu Akdeniz’de ABD gölgesinde bir kontrol kurmaya çalışan Yunanistan-GKRY-İsrail (hatta Mısır da dahil edilebilir) ittifakının Türkiye’yi bölgede ciddi şekilde zora soktuğu bilinmektedir. Öte yandan çok fazla gündeme gelmemesine rağmen nispeten yeni bir olgu olarak IMEC (ya da IMEEC) olarak bilinen Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru, Asya, Basra Körfezi ve Avrupa arasında kesintisiz ticaret ve enerji akışı sağlamayı amaçlayan çok uluslu bir altyapı projesi olarak 2023 yılının son çeyreğinde ortaya çıkmıştır.4 Bu koridorun önemi Asya ve Ortadoğu üzerinden Avrupa’ya gerçekleştirilecek ticaretin Türkiye’yi by-pass etmesidir.
Görüleceği üzere Türkiye’nin Doğu Akdeniz projelerinde ekseriyetle dışarda bırakıldığını ve kendi anakarasına sıkıştırılmak istendiğini görüyoruz. En son Fransa-GKRY anlaşmasında olduğu gibi bölgede son yıllarda yaşanan tüm gelişmeler Türkiye’nin bölgede yalnızlaştırılması ile eş değerdir. Bunlara alternatif olarak inşa edilen Irak Koridoru5 ve Çin’in Batı’ya açılmasının simgesi olan “Bir Kuşak Bir Yol” (BKBY) projesinin karayolu ayağı yalnızca Türkiye’den geçmektedir. BKBY’nin denizyolu güzergahı yine Türkiye’yi by-pass etmektedir. Hatta IMEC projesinin BKBY’ye alternatif olarak Çin’in elini zayıflatmaya çalışan bir proje olduğu iddia edilmektedir. Alternatif projelerde dahi Türkiye’ye deniz alanlarında imkân tanınmadığı ve Türkiye’nin bu konudaki yalnızlığının ilerleyen dönemlerde de devam edeceği maalesef oldukça açıktır.
