Devletin geliri, kamu hizmetlerini yerine getirmek, kamusal malları üretmek için gerçek ve tüzel kişilerden yasa ile topladığı para, vergi ve vergi benzerleridir. Hangi kademede olursa olsun kamuda görev alanların aylık ücretleri vergi olarak toplanan paradan ödenir. Devletin kamu gelirleri dışında özel bir geliri yoktur. Devlet gelir yaratmaz, geliri yeniden dağıtır.
Ülkemizde vergi gelirlerinin büyük bölümü, mal ve hizmetlerden alınan çoğu kez fiyat içinde saklı dolaylı vergilerdir. Gelir düzeyi ne olursa olsun, kişiler bu vergileri ödediğinden dolaylı vergiler adil olmayan vergileme olarak nitelendirilir.
Devletin adil olmayan vergilemenin sakıncalarını kamu hizmetleri, transfer ödemeleri ile dengelemesi beklenir.
AKP-MHP örtülü koalisyon döneminde, kamu harcamalarıyla dağıtım ve denge sağlamak yerine , gösteriş harcamaları, yandaş desteği gibi uygulamalarla gelir dağılımı sabit ve dar gelirliler aleyhine daha da bozulmaktadır.
Ülkemizde 1980’li yılların başında uygulanmaya başlanan neoliberal özelleştirme politikaları bugün yaşanan sorunların temelini oluşturmuştur. Neoliberal politikalar, sendikasızlaşmayı, sermayenin tekelci gücüne karşı emeğin karşıt bir güç oluşturmasını engellemeyi hedefler. Ülkede neoliberal söylemler sendikasızlaşmayı da başarmıştır.
Emperyalizm, kapitalist sistemin varlığını sürdürmesinin gereği, olmazsa olmaz koşuludur. Kapitalist sistemin varlığını sürdürebilmesi için pazarın genişlemesi ve yeni doğal kaynaklara gereksinimi vardır. İç pazar sınırlı olduğundan sermaye birikimi sonucu semayenin marjinal getirisi azalır, kar düzeyi sıfıra yaklaşır.
Üretimin dört ana faktörü; sermaye-emek-girişimcilik ve doğal kaynaklardır. Kapitalizmin varlığını sürdürebilmesi için pazar ve doğal kaynak kısıtını aşması gerekir.
Günümüzde sorun Trump’ın gösterişçiliğinden, ABD’yi yeniden büyük yapma vaadinden kaynaklanmıyor. Sorun ABD’nin yayılmacılığını sürdürmesidir. Sorun emperyalizmdir.
Trump, bir yandan pazarı genişletirken diğer yandan yeni doğal kaynaklar hedeflemektedir. Ortadoğu’da Arap ülkelerini dolaşarak 5 trilyon USD olarak açıklanan siparişler alınırken Beyaz Saray’da da yalnız politik değil ticari antlaşmalar da yapılmaktadır.
Trump, ulusal güvenlik söylemi altında emperyalizmin gereğini yapmaktadır. Hitler, “hayat sahası” mottosu ile saldırırken Trump “ulusal güvenlik” mottosu altında eylemini sürdürüyor.
Grönland projesinin sonuçlandırılması güçtür. AB sembolik olsa da adaya askeri güç göndermektedir. İrade dışı adayı istilaya kalkışmak AB’yi karşıya almaktır. AB varlığını korumak için savunma önlemleri alacaktır. Trump’ın stratejik ortağı Putin de Grönland konusunda büyük olasılıkla tepki verecektir. Grönland, NATO’yu savunma örgütü sananlara bir NATO ülkesinin diğer bir NATO üyesine saldırabileceğinin somut örneği olmaktadır.
Büyük Ortadoğu Projesi, Trump’tan çok önce hazırlanmış, uygulamaya konmuş ABD’nin Ortadoğu’da hegemonya kurması amaçlı plandır. ABD, Ortadoğu’dan siyasal, ekonomik çıkarları nedeni ile ayrılamaz. Bu konudaki söylemleri inandırıcı değildir. Arap devletleri bağımsızlık savaşları ile değil , Birinci Dünya Savaşı sonrası SYKES-PİCOT emperyal devletlerin antlaşmasıyla, Osmanlı topraklarının paylaşılmasıyla kurulmuş devletlerdir. Ülkelerde komprador grupların varlığı nedeniyle de ABD’nin hegemonya kurması kolay olmuştur.
ABD “Gazze Barışı” söylemi ile en azından Gazze’nin bir bölümüne yerleşecek , İsrail’den pay ayrılacaktır. İsrail genişlemekte böylelikle ABD desteği ile Ortadoğu’da egemen güç haline gelmektedir. Gazze yıkıntısı finansmanının da uydu ülkelere yüklenmesi amaçlanmaktadır.
ABD, Ankara ve Şam ile ilişkilerini sürdürürken Kürt dostlarına da siyasal etkinlik sahası sağlamayı amaçlamakta, ikili oynamaktadır. Tom Barrack’ın mekik diplomasisi açıklamaları bu açıdan değerlendirilmelidir.
TBMM’de “Terörsüz Türkiye” mottosu altında barış, kardeşlik, demokrasi sözcükleri eklenerek kurulan komisyonun işlevini de bu açıdan değerlendirmek gerekir. Öcalan “kurucu önder” olarak ziyaret edilen görüşleri alınan siyasal bir figür, otorite haline getirilmiştir. Emperyalizm, yerli komprador grubunu da amaçları doğrultusunda yönlendirerek kullanmaktadır.
Dünya’da yaşanan gelişmeler hızla Üçüncü Dünya Savaşına doğru evrilirken yazımı Albert Einstein’ın bir sözü ile sonlandırıyorum ; “ aynı denemeleri yaparak, farklı sonuçlar beklemek aptallıktır.”
Aydınlık bir ay dileği ile,
