Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 2026 Davos Zirvesi kuşkusuz tarihe geçecektir.
Birinci Soğuk Savaş’ın ABD’nin zaferi ile bitimini nasıl ki Berlin Duvarı’nın çöküşü simgeliyor, bence pazartesi günü başlayan Davos Zirvesi de Amerikan hegemonyasının sonunu ilan ediyor.
Dünya Ekonomik Forumu deyip de geçmemek lazım. 1971’de Rockefeller’in avukatı Kissinger’in öğrencisi Klaus Schwab tarafından kurulan bu vakıf, 50 yıldır kapitalist dünyanın gidişine yön vermesiyle ünlüdür. Hatırlatma: WEF’in kuruluş tarihi ile ABD dolarının altın standardından çıkarıldığı yıl aynıdır.
Bu yılki zirvede, artık emekliye ayrılan ünlü Klaus Schwab’ın koltuğuna oturan düşük profilli Norveçli sağcı siyasetçi Borge Brende, vakfın kuyruğunu dik tutma adına; “Dünya Ekonomik Forumu, güncel olaylara yanıt vermekle ilgili değil. İleriye doğru hareket etmemizi sağlayacak doğru koşulları ORKESTRE (yönetmek) etmekle ilgili” dese de nafile.
Patronlar katında büyük bir kaos var. Müsebbibi ise züccaciye dükkanına dalan fil gibi Batılı müesses nizamın nesi var nesi yoksa kırıp döken İmparator Trump.

Trump da aslında deliye yatıyor ama eşek gibi biliyor ki ülkesi korkunç zor durumda. Toplam borcu 40 trilyon dolara dayandı ve tarihte ilk kez yıllık toplam bir trilyon dolarlık faiz ödemesi askeri harcamalarını geçti. Trump bunun için pentagon bütçesini 2026’da 1.5 trilyon dolara çıkardı.
“İran, Venezuela, Meksika, Grönland, Kanada” diye devam eden Trump’ın yaptığı şey şu; oyunda yenilen güçlü rakibin masayı devirmesi.
Trump ABD’nin kaçınılmaz çöküşünü önlemek için deli rolü yapıyor bana göre. Muhtemelen doğası itibarıyla çok da fazla rol yapması gerekmiyor. Babası yahudi lobisi sayesinde zengin olmuş bir müteahhitin şımarık ve işe yaramaz çocuğu olarak saçmalamak ve sapkınlık kanında var.
Ama acı gerçekler, finans kapitalin yıllık toplantısı Davos’ta ortaya çıkıyor.
Batı dünyası yenilgiyi kabulleniyor.
Dünyayı haraca kesen en büyük varlık fonu Black Rock’ın ünlü CEO’su Larry Fink mesela ne demiş; “Küresel elitler halkın güvenini kaybetmiş durumda ve şu anda ‘derin kurumsal güvensizlik’ ile karşı karşıyadır. WEF gelecekte faydalı olmak istiyorsa, bu güveni yeniden kazanmak zorundadır..”

Fink, Plandemi ve Great Reset tezgahlarını kastediyor. Ve elbette dünyadaki korkunç gelir dağılımı bozukluğu ve 1980 sonrası kuduran neoliberalizm yani finans kapitalin vahşetini anlatıyor.
Adeta günah çıkarıyor kapitalizmin gri kardinali!
“Berlin Duvarı yıkıldığından beri tarihin en büyük serveti yaratıldı ama bu para, toplumsal barışı bozacak kadar küçük bir azınlığın cebine girdi. Bu kadar adaletsiz bir dağılımı hiçbir toplum uzun süre kaldıramaz, sonunda sistem çatırdar.”
Beyaz Yakalıların Sonu: “Küreselleşme fabrikadaki işçiyi nasıl vurduysa, Yapay Zeka da şimdi aynısını ofis çalışanlarına, avukatlara, analistlere yapacak. Bu gelecekten değil, bugünden bahsediyorum!”
Sanırsınız ki birazdan enternasyonal marşını söyleyecek!
Ama altın, gümüş ve bakır uçarken, borsalar ve dolar çökerken alev alev yanan Fink yalnız değildi.
Batı’nın “Kurallara dayalı düzeni”nin yıkımının ilanı ABD’nin üst komşusu tarafından yapıldı.
Kanada Başbakanı Mark Carney de en az Fink kadar belki ondan da önemli bir konuşma yaptı:
“Kurallara dayalı uluslararası düzen anlatısının yalan olduğunu biliyorduk. En güçlü aktörlerin işlerine geldiğinde kendilerini muaf tutacaklarını biliyorduk. Ancak bu kurgu kullanışlıydı.”

Carney, Amerikan hegemonyasını işlerine geldiği için kabul ettiğini de itiraf etti.
Ama şimdi düzen bozulmuştu. Eski merkez bankacısı başbakan, Vaclav Havel’in ünlü Manav hikayesine dem vurdu. Hikayede, Sovyetler Birliği’ndeki manav tüm dünyanın işçileri birleşin yazılı tabelayı inanmasa da dükkanına asar. Ama bir gün düzene uymamaya karar verir ve indirir, bu yayılır ve komünizm de böylece çöker!
“Bu kurgu kullanışlıydı. Biz de tabelayı bu yüzden vitrine astık. Bir geçiş sürecinde değil, bir kopuşun ortasındayız. Olan bitenin farkındayız ve buna göre hareket etmeye kararlıyız. Kopuşun yalnızca uyumdan fazlasını gerektirdiğini biliyoruz. Bu, dünyayı olduğu haliyle, dürüstçe kabul etmeyi gerektiriyor. Biz tabelayı vitrinden indiriyoruz.”
Trump’ın “illegaliteyi başlatması”na bir cevaptı bu ve Davos’ta dolaşan hayaletin tam olarak ilanıydı: ABD hegemonyasının sonunun kollektif Batı tarafından kabulü.

Fink ve Carney gibi Belçika Başbakanı (sağ-muhafazakar) Bart De Wever de komünist jargondan devam etti:
“Çarşamba günü, Belçika Kralı Philippe ile birlikte Trump’la görüşeceğiz. Ama bu, planladığımızdan farklı bir karakter taşıyacak. Muhtemelen vermemiz gereken mesaj şu olacak: Burada kırmızı çizgileri aşıyorsun. Ya birlikte dururuz ya da bölünürüz; eğer bölünürsek, 80 yıllık Atlantikçiliğin sonuna gelinir, gerçekten de bir çağ kapanır.
Ve bilirsiniz, Gramsci’nin dediği gibi: “Eski olan ölürken, yeni olan henüz doğmamış, şimdi canavarların zamanı. O’nun (Trump’ın) bir canavar olup olmamaya karar vermesi ona kalmış, evet mi, hayır mı?”
Komünist İtalyan Filozof Antonio Gramsci de ünlü Çek anti-komünist Vaclav Havel gibi ikinci soğuk savaşın bitimini ve ABD’nin yenilgisini, ölümünden çok sonra (en azılı kapitalistlerin ağzından) ilan etmiş oluyordu.
Tüm bu konuşmalar yapılırken AB, ABD ile olan ticaret anlaşmasını iptal ettiğini açıklıyor. ABD, Danimarka’ya Grönland’ı satın almak için 700 milyar dolarlık teklif yapıyor (her bir Grönland vatandaşına ABD vatandaşlığını kabul için bir kerelik birer milyon dolar dahil) ve İran, muhtemelen çok yakındaki bir ABD-İsrail saldırısına hazırlanıyordu.
Dünyanın ve kapitalizmin geleceğinin konuşulduğu zenginler kulübü Davos’ta bilindik küresel ısınma edebiyatı da rafa kalkmıştı.
Hatta küresel ısınma bahanesiyle havaya sıkılan kimyasalların bir komplo teorisi olmadığı da bu zirvede ortaya çıkacaktı.
Gazeteci James O’Keefe, Dünya Ekonomik Forumu’nda gizli çekim yaparak, uzun zamandır “komplo teorisi” olarak reddedilen şeyleri itiraf eden elitleri kaydetti.
Dünya Ekonomik Forumu elitleri, O’Keefe ile ayak üstü sohbetlerinde gezegeni soğutmak için atmosfere ve hatta tarımsal alanlara kimyasallar püskürtüldüğünü açıkça itiraf ettiler.
Bir şirket yöneticisi, bu operasyonların çoğunun ABD ordusu tarafından, sessizce ve kapalı kapılar ardında yürütüldüğünü kabul etti; “İşin büyük bir kısmı aslında (ABD) ordu tarafından yapılıyor. Bunu sürekli yapıyorlar ve aslında epey ucuz.”
O gökyüzünde gördüğümüz çizgiler gerçekten de uçaklardan atılan kimyasallarmış yani!
Özetlersek, Pax Americana’nın sonu Davos’ta ilan edildi ve gerçeklerin hayaleti İsviçre’nin Alp dağlarında uğuldamaya başladı.
Patronlar katındaki panik atak, dünyanın artık bir değişim ve dönüşüm eşik noktasına geldiğini gösteriyor.
Ama iyi ama kötü…
Dip Not: Bu arada Çin ve Rusya pek bir şey yapmadan kazanmanın tadını çıkarır gibi. Davos’a katılan Çin heyetinin söyledikleri pek yakında Batılı liderlerin (Mark Carney gibi) Çin yolunu tutacağını gösteriyor. Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng Davos’ta: “Dünya, güçlülerin zayıfları avladığı orman kanununa geri dönemez. Çin, sadece dünyanın fabrikası değil, aynı zamanda dünyanın pazarı olmaya da hazır” dedi. Trump İsviçre’nin Davos kentine vardığı anda ise onu karşılayan kimse yoktu. Resmi bir karşılama yoktu. Hiçbir heyet yoktu.

