Çin’in dört büyük antik başkentinden biri olan Şian İpek Yolu’nun başlangıç noktasıdır. Buna karşılık, Terra Cotta’yla ünlenmiştir.
Çinliler kendi ülkelerine “orta krallık” anlamına gelen “zhongguo” adını vermişlerdir. Ülkenin bugünkü resmi adında da yer alır bu niteleme.
Zhonghua renmin gongheguo (Çin Halk Cumhuriyeti)
Çin’de bu nitelemenin benimsenmesinde eski yıllarda Çinlilerin kendi ülkelerini dünyanın ortası saymalarının etkisi olduğu söylenir.
Şian da Çin’in orta yerinde konuşlu bir kenttir.

Şian 13 milyona yakın nüfusuyla Çin’in batısında Çongçing ve Chengdu’dan sonraki üçüncü kalabalık şehirdir.
Ön ek Xi batı demek. Xi’an, “Batıdaki Huzur” anlamına geliyor. Komşu kent Chang’an da ebedi huzur anlamına gelen adıyla tamamlıyor huzur imgesini.
Havalimanına adını veren Şianyang ilk imparatorluk sayılan Qin’in başkenti. Qin başkenti olmak demek 2200 yıllık geçmiş demek.

Şian İpekyolu’nun başlangıç noktasıdır aynı zamanda
Çin’de birliği sağlayan ilk imparatorluk olan Qin’in kurucusu Kin Shi Huang Di Terra Cotta askerleri düşüncesinin yanı sıra yazı birliğini sağlaması, para ve ölçü standardını uygulamaya koymasıyla da önemli iz bırakmıştır.
At arabalarının dingil aralıklarını tekdüzeleştirmesiyle de önemli iş başarmıştır.
Zalimliğe varan otoriterliğiyse tepki toplamıştır. Bu nedenle olmalı, ölümü halkı sevindirmiştir.
Şian eski bir kent olsa da son zamanlarda gösterdiği çarpıcı gelişmeyle de öne çıkmıştır.
Örneğin, 2011’de hizmete giren metrosu 15 yılda 90 kilometre uzunluğa erişmiştir.
Şian’daki ilk durağımız Terra Cotta Replikaları Müzesi.

İrili, ufaklı Terra Cotta tıpkıları alıcılarını bekliyor

Müzede bire bir özgün boyutlu örneklerin yanı sıra biblolara da bolca rastlamak olası. Terra Cotta savaşçılarının yapımını canlı olarak izlemek isteyenler unutulmamış.
İpek işlemeli tablolar ve değerli taşlardan takılar ziyaretçilerin ilgisini çekmekte zorlanmıyorlar.
Terra Cotta tıpkı örneklerinin modüler üretildiğini öğreniyoruz. Kırılma olasılığının yüksek olduğu baş ve el gibi bölümler ayrıca yapılıp ekleniyormuş gövdeye ve kollara. Bu da bahçedeki örneklerle fotoğraf çektirme fırsatı demek.

Terra cotta Savaşçıları ve Atları Müzesi’ne gitme zamanı geldi.
Müzeye adını veren Terra Cotta savaşçılarının ve atlarının geçmişi 2200 yıl geriye gitse de gün yüzü görmeleri 50 yıllık. 1974’te bölgede su kuyusu açmaya çalışan köylülere borçluyuz bu eşsiz ve görkemli kalıtları.
Yerleşkede 3 ana müze yapısı görüyoruz. İlkinde savaşçılar ve atları yer alıyor. İlk Qin imparatorunun, ölümden sonra yaşam inancı üzerinden her biri 180 cm boyunda 8000 kadar savaşçı heykeli yaptırdığı biliniyor. Her bir heykel özel bir sırla kaplanmış olmakla birlikte bu tabakanın havayla temas eder etmez niteliğini yitirdiğini öğreniyoruz.

Birinci salon 230×62 metre boyutlu ve 5 metre derinlikli.
Savaşçılara ve atlarına bronz parçaları olan tahta savaş arabaları eşlik ediyor. Demir ve bronz silahlar da toprak altından çıkarılanlar arasındaki yerlerini almışlar.
İkinci salon imparator Qin Shi Huang mozolesinin 1.5 km doğusunda yer alıyor. Sekiz bin metrekareyi aşkın alanda 1400’den çok çanak, çömlek ve at figürü sergileniyor.

Ayakta ve diz çökmüş okçular, generaller ve süvariler bu salondaki başlıca örnekler.
Üçüncüsü 520 metrekarelik alanıyla en küçük salon.
Toplamda 68 savaşçı ve at heykeli yer alıyor burada. Dört atlı savaş arabası en dikkat çekici olanı.

Büyük Vahşi Kaz Pagodası
Aynı zamanda Budist tapınağı olan bu yapı Tang hanedanı döneminden kalma. Wu Zetian’ın imparatoriçeliği sırasında yapılmış.
Beş katlı yapıya tuğlalı görünümü MS 705’te Ming hanedanı döneminde kazandırılmış.
Hava yağışlı olsa da ortalık kalabalık.
Pagoda yerleşkesinin dışında kalsa da meydana alışveriş merkezi kondurulması iyi olmamış.
Yeraltı suyunun aşırı tüketimine bağlı olarak pagoda zamanla eğilmeye başlamış. Bu eğilme, 1985-1996 arasında yılda 1 mm’yi aşmış. Alınan önlemlerle pagoda özgün konumuna döndürülmüş.

Zaman kısıtı nedeniyle tapınağı uzaktan görüntülemekle yetiniyoruz.
Yeri gelmişken Çin’de din konusuna değinelim.
Çin’de inanç son derece yoğun yaşanan bir olguysa da, durumu din üzerinden değerlendirmek çok doğru olmaz.
Başka deyişle, Çin’deki inanç, dinle tanımlanırsa hata olur.
Çin’de Müslümanlık ve Hıristiyanlık bağlamında 2 tek tanrılı dinin izine rastlamak olasıdır.
Budizm, Konfüçyüsçülük ve Daoizmden daha çok söz etmek gerekir.
Bu üçlü, Çin toplumunun önemli bölümünü kapsayacak yaygınlıktadır.
Konfüçyüsçüluk doğruluğu, dürüstlüğü ve iyi ahlakı tanımlarken, Daoizm insan-doğa ilişkisine odaklanmıştır. İnsanı, doğanın egemeni değil de bir parçası olarak görür. Buna bağlı olarak, insanın doğayla uyumunu ve kendisi dışındaki canlılara saygısını, sevgisini önemser.
Budizm ise kaderle ilgilenir. Şimdiki ve sonraki yaşamı konu alan yanıyla kimilerine göre din kimilerine göreyse felsefedir. Kültür Devrimi, Konfüçyüs’ü Çin toplumunun belleğinden silme girişiminde bulunmuştur. Günümüzde bu sorun ortadan kalktığı gibi, Konfüçyüsçülüğe yeniden hak ettiği değerin verildiği gözlenmektedir. Çin’in küresel ölçekte yaygınlaştırmaya çalıştığı kültür merkezleri Konfüçyüs’un adını taşımaktadır.
Müslüman Mahallesi
İpek Yolu üzerinden Şi’an’a ulaşan müslümanların yanı sıra Çin’de yerleşik Hui etnisitesi islâmı seçince bölge müslümanların yerleşim merkezine dönüşmüş. Hui’lerin Sincan’daki Uygurlardan farklı bir etnisite olduğunu belirtmekte yarar var.
Davul ve çan meydanları arasındaki caddenin dinsel olmaktan çok tecimsel bir buluşma alanı olduğunu görüyoruz.

Müslüman mahallesinin girişindeki bir yapı dikkatimizi çekiyor. Çin Tıbbı Merkezi olduğunu öğreniyoruz çevirmen uygulamasından.
Çin’de geleneksel ve çağdaş tıp hizmeti eş zamanlı olarak sunuluyor. Bir Çinliye tıbbi yardım gerektiğinde hangi yöntemi seçtiği baştan soruluyormuş. Bu soruya verdiği yanıt doğrultusunda yöntem belirleniyormuş.
Çin Halk Cumhuriyeti kurulduğunda geniş coğrafyanın ıssız yerlerine sağlık hizmeti götürmek önde gelen sorun olmuş. Bu zorluğun aşılmasında, geleneksel Çin tıbbı bilgileriyle donatılmış “çıplak ayaklı doktorlar” önemli rol oynamış. Kültür Devrimi’nin geleneksel ve çağdaş tıp bütünleşmesini sağlamada önemli rol oynadığı unutulmamalı.

Şian akşamını Çin tarihinin tek imparatoriçesi olan Wu Zetian’ı anlatan Tang gösterisini izleyerek değerlendiriyoruz. Çinliler gösteri sanatlarındaki yeteneklerini sergiliyorlar.

Şian garı pek çok havaalanını gölgede bırakacak oylumda ve görkemde. Kalabalık mı kalabalık!
Bu yoğunlukta trene nasıl binilir sorusunun kısa süre sonra yersiz olduğunu anlıyoruz. Bineceğimiz trenden inenler ayrıldıktan sonra bizler alınıyoruz biniş yerine. Az önceki kalabalıktan iz yok. Kurallara uyum ve disiplinli yaşam anlayışı bu noktada bir kez daha karşımıza çıkıyor.
Çin içindeki ikinci ve son tren yolculuğu için Pekin’e gidecek trendeki yerimizi alıyoruz. Bu kez daha hızlıyız. Zaman zaman 300 km/h’i aşıyor trenimizin hızı.

Pekin’e yol alırken gözümüze ilişen Eyfel Kulesi’ni andıran yapı ilgimizi çekiyor.

