Almanya’ya 2014 yılından önce iki kez gitmiştim.
İlk gezimi, 1990 yılının Haziran ayının başında kızım Aslı ve oğlum Abdurrahman Ozan ile yapmıştım.
Ege Üniversitesi’nden bir aylık bir burs elde etmiştim. Bu burstan yararlanarak Almanya’da bulunan arkadaşım ve meslektaşım Reinhold Lischka’ya geleceğini bildirdim.
Bulgaristan Yolcuğu
Almanya’ya arabayla gitmeye karar verdim. Yol haritaları yaptım. İki yıl önce de sevgili eşim Elif’i kaybetmiştim. Bu nedenle kızım Aslı ve oğlum Abdurrahman Ozan ile İzmir’den yola çıktım.
Arabayla yolculuk hem gidişte hem dönüşte biraz maceralı olmuştu.
Bir gece Türkgeldi Tarım İşletmesi’nde (Kırklareli) konakladık, ertesi sabah Bulgaristan sınırına geldik. O günlerde reel sosyalist Bulgaristan çözülmüş, yeni düzen henüz yerli yerine oturmamıştı. Bu nedenle Almanya’ya Bulgaristan’dan geçişte ve dönüşte birçok olumsuz olaylar yaşadık.
Bulgaristan’a gümrük girişinde Ford arabamızın önündeki Bulgar Marka arabanın şoförüyle gümrük memuru arasında rüşvet yüzünden sorun çıkmıştı. Gümrük memuru, elindeki sopa ile arabaya saldırmıştı. Bu olay, yanımda oturan Abdurrahman Ozan’ı korkutmuştu.
İkincisi ise Sofya yakınında yaşandı. Görünmez bir yere hız sınırını belirleyen bir trafik levhası dikilmiş. Birkaç kilometreden sonra trafik polisleri durdurmuş ve ceza kesmişti. Ancak verdikleri ceza belgesi, eskiden Türkiye’de belediye otobüslerinde kullanılan biletler büyüklüğünde idi. Parayı aldıktan sonra polis biletleri geri alarak yırtmış ve çöpe atmıştı.
Yogoslavya Yolcuğu
Bulgar sınırından Avusturya sınırına değin yaklaşık 1000 km’lik Yogoslavya’daki yolculuk sorunsuz aşıldı. Kuzeye doğru gittikçe yapılaşmanın daha iyiye gittiğini gözlemledik. Bir gece de benzin istasyonlarından birinde arabamız içinde geceledik. Herhangi bir olağanüstü bir durum tespit edememiştik. Ancak bir süre sonra emperyal devletlerinin etnisiteleri doğrudan ve dolaylı olarak kışkırtmasıyle Yogoslavya’da bir iç savaş[1] başlayacaktı. Kendine göre özyönetim yaklaşımıyla yönetilen ve bir zamanlar üçüncü dünya ülkelerinin önderliğine soyunmuş Yogoslavya’nın bizim gezimizden sonra parçalanmasına beni düşündürecek ve üzecekti.
Avusturya(Salzburg)’da Neden Geceledik?
Yogoslavya’yı aştıktan sonra Avusturya’nın bakımlı kırlarından ve en büyüğü 10 km’yi aşan tünellerinde geçtik ve Almanya Gümrüğü’ne geldik. Ancak gümrükte bir surpiz ile karşılaşacaktık.
O yıllarda Türkiye’de ergenlik yaş sınırı 18 olduğu için, bana Aslı ve Abdurrahman Ozan’ı da kapsamak üzere tek bir pasaport verilmişti. Ancak Alman gümrük memuru, Aslı’nın Almanya’ya giremeyeceğini söyledi. Nedenini sorduğumda Almanya’da ergenlik yaş sınırının çok kısa bir süre önce 16 yaşa indirildiğini, bunu Türkiye’ye bildirdiklerini ve Aslı’nın da 17 yaşında olmasından dolayı ayrı bir pasaporta sahip olması gerektiğini belirttiler. Ben, pasaportu alırken, bunu bilemeyeceğimi, Almanya’da bir ay kalacağımı bildirmeme karşılık gümrük memurlarını ikna edemedim.
Geri dönmemi ve sınıra yakın Salzburg kentindeki Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu’ndan Aslı için ayrı bir pasaport çıkarılması gerektiğini söylediler.
Çok kızmış, ancak çaresiz kalmıştım. Salzburg’a dönüş yaptım, ancak yaz mesaisi nedeniyle konsolosluğun kapalı olduğunu öğrenince bir gece Salzburg’da gecelemek zorunda kalmıştık.
O gün öğleden sonra Salzburg’u dolaştık ve tanımaya çalıştık.
Salzburg, Avusturya’nın orta-kuzey kesiminde, küçük ve etrafı dağlarla çevrili şirin bir şehir.
İçinden Tuna nehrinin bir kolu olan Salzach nehri geçmekte.
Salzburg’un en önemli gezi noktalarından birisi Salzburg kalesi, şehre egemen bir noktada. Orta çağda yaşayan bir derebeyi tarafından inşa edilmiş kale birçok savaşlar görmüş. Kaleyi gezerken şehrin tamamını rahatlıkla izleyebiliyorsunuz.
Biz gezemedik, ancak Mirabell Sarayı, Aigen Sarayı, Yukarı Salzburg Hisarı, Leopoldskron Sarayı, Johannes Sarayı, Francis Sarayı, Arenberg Sarayı, Avusturya sokak tünelleri ve Salzburg Kalesi gibi çok sayıda gezilecek yerlerin var olduğunu söylediler.
Şehrin çok bakımlı olduğunu gözlemledik. Kadınların şık giysilerle bisikletlere binmeleri dikkatimizi çekmişti.
Salzburg şehrinin tarihi merkezi, 1996 yılında UNESCO tarafından bir Dünya Mirası olarak ilan edilmiş. Şehrin başlıca gelir kaynağını turizm oluşturuyormuş.
Mozart’ın Doğduğu Yer
Şehir, Avusturya’nın simgesi olan bestekar Mozart’ın doğduğu yer. Mozart birçok bestesini Salzburg’ta yazmış ve ölümü de Viyana’nın 1.mahallesindeki evinde olmuş. Adına her yıl düzenlenmekte olan Salzburg Festivali ile binlerce klasik müzik hayranını kendisine çekmekte imiş. 27 Ocak 2006 tarihinde, Wolfgang Mozart’ın doğumunun 250. yıl dönümü Salzburg’un kiliselerinde kutlanmış ve kilise çanları çalmış. Büyük kutlamalar yıl boyunca gerçekleştirilmiş. Mozart süslemeleri, bibloları ve çikolataları başta olmak üzere her şey Mozart’a indirgenmiş, Mozart meta durumuna getirilmiş.
Mozart’ın evinden sonra Mirabellgarten’a gidebilirsiniz demişlerdi. Burası çok güzel çiçeklerle bezenmiş olan harika bir bahçe imiş. Evlenecek olanlar Mirabellgarten’ı gezdikten sonra kiliseye gidiyorlarmış.
Aslı’nın Pasaportunu Nasıl Aldım?
Ertesi sabah, T.C.Başkonsolosluğu’na gittik. O günlerde Ermeni Asala Terörü olduğu için başkonsolosluk çok iyi korunuyordu. Kapıdaki mikrofondan ne istediğim soruldu. Ben de olayı kısaca anlattım ve kızım Aslı’ya pasaport çıkartmak için geldiğimi söyledim. Ancak metalik bir ses pasaport veremeyeceklerini, Viyana’ya gidilmesini söyledi.
Öfkelenmiştim.
Yüksek bir sesle, hatanın kendimden kaynaklanmadığını, pasaportu veren T.C. İçişleri Bakanlığı’nın bu konuda kusurlu olduğunu, bu nedenle Viyana’ya gidemeyeceğimi, pasaport verilmez ise doğrudan Türkiye’ye dönerek konuyu basına aktaracağımı anlattım.
Bunun üzerine aynı metal ses kapıyı açacaklarını ve başkonsolos yardımcısı ile görüşebileceğimi söyledi. Kapı açıldı. Beni genç bir adam karşıladı. Akıllı bir kişi idi, konuyu hızla kavradı ve o günlerde bu konu ile sık sık karşılaştıklarını, ancak eğer Viyana’daki büyükelçilikten onay alabilirlerse Aslı’ya pasaport verebileceklerini söyledi.
1990 yılların başlarında iletişim araçları çok hızlı değildi. Viyana’ya bağlantı ve cevabın gelmesine değin çalışma saatinin sonuna yaklaşılmıştı. Cevap olumlu geldi ve Aslı’ya hızla turistik bir pasaport hazırlandı. Daha sonra Alman Başkonsolosluğu’na gidilerek Aslı için vize alındı.
Ve Almanya’ya Varışımız
Bir gün gecikmeyle arkadaşım Reinhold Lischka’nın Frankfurt yakınındaki Butzbach kasabasındaki evine ulaştık. Reinhold, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nde doktora yapmak üzere Almanya’dan görevlendirilmiş bir akademisyendi. Hümanist karaktere sahip, uyumlu bir kişiliği vardı. Ziraat Fakültesi’nin Menemen Araştırma, Uygulama ve Üretim Çiftliği’nde çalışmasını yaptığı sırada staj yapan Nadide Aygen ile tanıştılar ve evlenmişlerdi.
Butzbach, Almanya’nın Hessen eyaletinde bir kasaba. Giesen’in yaklaşık 16 km. güneyinde ve Frankfurt am Main’in 35 km kuzeyinde yer almakta. 1990 yılına kadar Amerika Birleşik Devletleri Ordusu tarafından kullanılan Landgraves Kalesi artık belediye meclisi tarafından kullanılıyor. Kasabanın pazar yeri ahşap çerçevelerle çevrelenmiş.
Kasabada meyve bahçeleri vardı ve topluma açıktı. Diğer yandan yine belediye tarafından yapılmış yüzme havuzlarında çocuklar ücret ödemeksizin yüzme öğreniyorlardı.
Reinhold Lischka çifti, bize olağanüstü konukseverlik gösterdiler. Onlarla birlikte, Baden Baden’deki kaplıcaya, Çıplaklar Kampı’na ve Frankfurt’a gittik
Baden Baden, Stuttgart’a 100 km uzaklıkta bulunan kaplıca kenti.
Dünyaca ünlü bir “balneoterapi (iklim, toprak ve su kaynaklı oluşan şifalı kürlerin soluma, içme ve banyo şeklinde sıcak bir tedavi yöntemi” uygulanıyormuş.
Göz Ucuyla Frankfurt
“Almanya’nın kalbi” denen Frankfurt kara, hava ve demir yolu ağıyla ulusal ulaşım merkezi olarak öne çıkıyor. Main nehri kıyısında kurulmuş Berlin, Hamburg, Münih ve Köln’den sonra Almanya’nın beşinci büyük şehri.
Günümüzde Frankfurt’un sadece Almanya değil, Avrupa çapında da önemli bir finans, fuar ve hizmet merkezi olduğu belirtiliyor. Frankfurt’un bir özelliği ise Avrupa’nın en yüksek gökdelenlerine sahip olması. Gökdelenlerin çoğu bankalara aitmiş.
Dönüşte Yine Bulgaristan’da Yaşadığımız Bir Olay
Butzbach’dan sabah kahvaltıdan sonra yola çıktık, bütün gün Almanya ve Avusturya’da araba kullandıktan sonra akşamüzeri gün kararırken Yogoslavya sınırına vardık. Burada bir pansiyonda geceledik. Ertesi sabah Yogoslavya’ya girdik ve 1350 km’lik, molalarla birlikte 15 saati geçen yolculuktan sonra gece geç vakitlerde Bulgaristan sınırına ulaştık. Burada gecelemek yerine Bulgaristan’da gece yolculuğu yapmaya karar verdik.
Bulgaristan’da Sofya yakınında bir yerde arabamız için benzin almıştık. Benzin istasyonundan ayrıldıktan sonra, arkamızdan Lada marka bir arabanın takip ettiğini fark ettim. Bir süre sonra araba hızlandı. Pencereden neredeyse yarı beline kadar çıkmış bir adam Kaşkaval peyniri satmak isteğiyle durmamızı istiyordu. Yollar yeterli ışığa sahip değildi ve yol levhaları anlaşılmaz Kiril harfleri ile yazılmıştı. Durmadım. Soygun amacıyla takip ettiklerini fark etmiştim. Lada bir ara önümüze geçti ve yavaşlayarak arabamızı durdurmak istedi. Ancak Ford marka arabam daha güçlü idi. Arabamı üstlerine doğru sürmek zorunda kaldım. Sonuçta Lada’nin içindekiler beni durduramayacaklarını anladılar ve takipten vazgeçtiler.
Bir süre sonra önde İstanbul plakalı bir TIR’ın gitmekte olduğunu gördüm. Biraz rahatladım ve TIR’ı Edirne Kapıkule’ye değin izledim. Türkiye sınırına girdikten sonra arabayı bir benzin istasyonuna çekmiş ve biraz uyumuştum.
Almanya’ya İkinci Gezim
Almanya’ya ikinci gezim, Haziran 1997 ayının başında, ilk eşim Elif’i sonsuzluğa uğurlamamdan sonra 6 yıl sonra evlendiğim Şenay ve küçük kızım Nisan Ege ile oldu. Uçakla gittiğimiz Almanya’da yine arkadaşım Reinhold-Nadide Lischka çiftine konuk olmuştuk.
Bu gezimizde gördüğümüz en dikkat çekici yerlerden birisi Frankfurt Hayvanat Bahçesi olmuştu.
Frankfurt Hayvanat Bahçesi
Frankfurt Hayvanat Bahçesi, soyu tehlikedeki türlere ev sahipliği yapması ile ünlenmiş.
Orada da diğer hayvanat bahçelerinin çoğunda olduğu gibi doğal ortam mümkün olduğunca taklit edilmiş. Gececil hayvanlar için özel bölümleri var. Bu bölümlerde insanların hayvanları görebilmesi için yapay ışık sağlanıyor.
Balıkların, omurgasızların ve deniz memeliler için akvaryumları, kuş evleri, sürüngenler ve böceklere ayrılan terraryumları[2] da var. Her hayvan türünün özgün beslenme gereksinmesi de karşılanıyor.
Eşim Şenay ve kızım Nisan Ege ile gezdiğimiz hayvanat bahçesinde bizim en çok dikkat ettiğimiz ve duygulandığımız görüntü ise bir yavru şempanzenin anasına sarıldığı görüntü idi.
Alman Mutfağı
Alman Mutfağı, Alman ulusunun yemek tarzından ileri gelmekte. Kullanılan malzeme ve yemekler eyaletlere göre değişmekte. Buna bağlı olarak, hem ulusal, hem bölgesel nitelikte birçok önemli yöresel yemek bulunmakta. İlk zamanlar yöresel olan birçok yemek, günümüzde değişiklikler geçirerek ülke çapına yayılmış.
Almanya Mutfağı hakkında dikkat çeken ilk şey, bölgesel farklılıklara karşın patates ve kırmızı etin fazlasıyla popüler olması. Ayrıca yöresel lezzetler, lahana ve yeşillikler bakımından da zengin içeriğe sahip. Kahve ve biranın ise yemeklerde çokça tercih edildiği de söylenmekte.
Beğendiğimiz kimi yemekleri size tanıtmak istiyorum:
Kartoffeln
Kartoffeln, Almancada “patates” anlamına geliyor. Almanlar hemen hemen her öğünlerinde patates tüketiyor. Bratkartoffeln de patates içeren yemeklerin en lezzetlilerinden bir tanesi. Bratkartoffeln haşlanmış patateslerin dilimlenerek, pastırma ve soğanla karıştırılmasıyla birlikte elde ediliyor.
Almanya deyince ilk akla gelen yemeklerden biri de oldukça dolgun görünümlü sosisler. Domuz etinden yapılan bratwurstlar genelde sokak kenarlarındaki büfelerde ve festivallerde sıklıkla karşılaşılan bir lezzet.
Brezel
Almanya’da her pastanede brezel görmek olası. Almanya’da bir çeşit simit olan Brezel, atıştırmalık olarak tüketiliyor. Bratwurst ve Brezel Almanların bira ile en çok tercih ettiği yiyecekler arasında. Kimi restoranlarda soğuk et ve peynir dilimleriyle birlikte servis edilen Brezel, Almanya’ya gezi planlayanların denemesi gereken lezzetlerden.
Alman Tatlıları
Bana göre Alman Mutfağı’nda yemeklerden çok tatlılar öne çıkıyor. Mutfağında birçok çeşitli geleneksel unlu mamul, çörek ve tatlı bulunduran Almanya’nın kimi tatlılarının Avusturya’dan geldiği de bir gerçek.
Ülke çapında pasta ve turta bakımından birçok çeşit bulunmaktadır, en fazla tercih edileni ise taze meyvelerden yapılanları. Elma, erik, vişne ve çilek düzenli olarak pastalarda kullanılan meyveler. Kesmik peynirinden yapılan cheesecake oldukça popülerdir. Schwarzwälder Kirschtorte, kirazdan yapılan yine oldukça bilinen bir pasta. Alman çöreği, marmelatlı ya da diğer tatlı dolgularla yapılan mayalı hamur topları. Bölgeden bölgeye değişmekle birlikte çoğunlukla Berliner, Pfannkuchen, Kreppel veya Krapfen adları almakta. Şeker, marmelat ya da şurupla kaplanarak ikram edilmekte.
Dondurma ve meyve püresi de oldukça popüler.
Dilerseniz beğendiğim kimi tatlı çeşitlerini size tanıtayım.
Schnecken
Salyangoz şeklinden dolayı schnecken adını alan bu tatlı, tarçınlı ruloya en çok benzeyen sabah çöreği. Tarçın ve kuru üzüm sevenlerin mutlaka denemesi gereken bir tatlı.
Almanların daha çok öğleden sonra kahve eşliğinde yemeyi sevdiği “marmorkuchen: mermer kek” çikolatanın ve kek hamurunun birbirine geçtiği basit ve leziz bir kek.
Schwarzwälder Kirschtorte
Schwarzwälder kirschtorte, vişneli turta, çikolatalı kek, krem şanti ve vişne katmanları içeriyor. Tam bir Alman pastası.
Berliner
Berliner(Krapfen), meyve reçeli ile doldurulmuş ve pudra şekeri serpilmiş yumuşak çörekler. Almanya’nın oldukça popüler tatlılarından biri.
Almanya’dan Alacağınız Hediyelik Eşyalar
Almanya’dan alacağınız hediyelik eşyaların başında da Berlin duvarı figürüne sahip olan hediyelik eşyalar geliyor. Bu eşyalar içinde, magnetler, masa üstü objeleri, tablolar, kupalar ve t-shirtler önemli bir yere sahip. Alınacak hediyelerden biri de meşhur beton takıları. Beton takılar yüzük, kolye ve bilezik olarak çeşitleniyor. Farklı renklerde satılan bu takılar, yoğun ARGE çalışmaları sonucunda üretilmiş.
Berlin kemerleri, tasarım harikası birçok bira bardakları ve koleksiyon bebekleri de Almanya’daki hediyelik eşya mağazalarında görebilirsiniz. Bebeklerin kıyafeti ve üzerine çizilen figürler, eski Alman kültürünü yansıtıcı bir yapıya sahip.
Almanya ile özdeşleşmiş hediyelerden biri de çikolata çeşitleri. Özellikle “sawade” adı verilen çikolatalar, özel kutuları ile çok güzel bir hediye seçimi olabilir.

Salzburg Kalesi

Butzbacht Kasaba Merkezi


Frankfurt Hayvanat Bahçesi’nde Yavru Şempanzenin Anasına Sarıldığı Görüntüsü

Kartoffeln

Bratwurst


Marmorkuchen Berliner (Krapfen)


Alman Koleksiyon Bebek Giysileri Alman Bira Bardağı

Alman Magnetleri
- Yogoslav İç Savaşları, 1991’den 2001’e kadar Yogoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nde meydana gelen bir dizi ayrı, ancak birbiriyle ilişkili etnik çatışmalar, bağımsızlık savaşları ve isyanlardır. Yogoslavya iç savaşı, 1991 yılında Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle başladı. İç savaş daha sonra 1992 yılında Bosna-Hersek’e de sıçrayacak ve yaklaşık 4 yıl sürecekti. Bosna-Hersek 3 Mart 1992’deki referandumla o zamanki Yogoslavya’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti. Müslüman Boşnaklar ile Katolik Hırvatlar referandumda ezici çoğunlukla evet derken, Bosnalı Sırplar bu referandumu boykot ettiler. Çünkü Bosnalı Sırplar Sırp nüfusun yaşadığı bölgeleri o zamanki Sırbistan-Karadağ ile birleştirerek “Büyük Sırbistan’ı oluşturmayı istiyorlardı. Bu amaçla Sırbistan-Karadağ’ın desteğiyle Bosnalı Sırplar, Bosnalı Müslümanlara karşı silahlı saldırıya başladılar.
Yogoslavya’daki İç Savaş sırasında Bosna Hersek’in Srebrenitsa kasabasında 13-18 Temmuz 1995 tarihleri arasında 8 binden fazla genç ve yetişkin Müslüman erkek, Bosnalı Sırp güçler tarafından öldürüldü. Kadın ve çocukların Boşnak askerlerin denetimdeki bölgeye ulaşmasına izin veren Sırplar, erkekleri ise ormanlık alanlar, fabrikalar ve depolarda katletti.
Günümüzde, eski Yogoslavya’nın yerinde; Sırbistan, Borsa Hersek, Kuzey Makedonya, Slovenya, Hırvatistan, Karadağ ve Kosova olmak üzere yedi yapılanma var. ↑
- Terraryum; genellikle cam ve plastik maddelerden imal edilen ve içinde sürüngenler, böcekler, kimi bitki türleri için kara ortamının taklit edildiği akvaryum benzeri tanklardır. ↑
