Ben önemli bir kişi değilim..
Ama, gazeteci, yazar, Dokuz Eylül Üniversitesi “Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi” dersi eski öğretim görevlisi bir yurttaş olarak, ABD / İsrail – İran savaşı üzerine net tespit ve öngörülerim şudur:
EMPERYALİZME DİRENMEK
-
Şu anda Ortadoğu’da tespit ettiğimiz Emperyalizm, net biçimde “vahşi emperyalizm”dir.. Dünya halklarının düşmanıdır, egemen sömürücüdür, küresel hırsız ve ahlaksız bir dünya sistemidir. Emperyalizmin ezeli patronu olan ABD, bunu son İran saldırısı ile köküne kadar ispatlamıştır.
Şii İran’ın (yani Farsların, Acemlerin), tüm Selçuklu ve Osmanlı tarihimiz boyunca, hatta PKK’yı ustaca koruma konusunda bize, yeni Türklere nice sinsi düşmanlıklar yapmış olmalarına rağmen, bu savaşta sonuna kadar İran rejiminin değil, önemli kısmı Türk kökenli olan kadim İran halkının yanındayız. “Kahrolsun Emperyalizm” diyoruz..
-
Peki, nedir şimdiki Emperyalizm?.. Emperyalizm, kudurmuş ve şahlanmış bir şekilde dünya ülkeleri ve halklarına saldıran ve dibine kadar sömüren Batılı Kapitalizminin, yani “Yeni Sömürgeciliğin” ultra modern biçimidir.
Bu modern sömürgeciliğin eski patronu, Ortadoğu’yu cetvelle çizilmiş ülkelere bölen ve petrolünü sömüren İngiltere idi, şimdiki gerçek patronu ise ABD’dir.
Trump isimli bir manyak tarafından yönetilen patron ABD’nin sicili şöyledir:
İkinci Dünya Savaşı sonrası süper güç haline gelen ABD, Soğuk Savaş döneminde Komünizmi çevreleme politikası kapsamında, birçok yerel ve küresel askeri müdahaleler ve darbeler gerçekleştirdi.
Kore Savaşı (1950-1953), Vietnam Savaşı (1955-1975), Körfez Savaşı (1990-1991) ve Afganistan/Irak işgalleri (2000’ler) öne çıkan büyük doğrudan saldırı ve müdahale operasyonlarıdır.
Savaş sonrası öne çıkan başlıca Amerikan saldırıları şunlardır:
Kore Savaşı (1950-1953): ABD, Güney Kore’yi destekleyerek Kuzey Kore ve Çin güçlerine karşı yoğun hava ve kara saldırıları düzenledi.
Vietnam Savaşı (1955-1975): Komünist Kuzey Vietnam’a karşı yürütülen, yoğun hava bombardımanları ve kara harekatları içeren uzun süreli müdahale.
Körfez Savaşı (1990-1991): Irak’ın Kuveyt’i işgali üzerine “Çöl Fırtınası” operasyonu ile yapılan askeri müdahale. Saddam rejimin devrilmesi ve ülkenin kuzey bölgesinde Kürdistan özerk devletinin kurulması. Bir koyup üç almak paranoyası içinde, ABD ve İngiltere’nin peşine takılan Turgut Özal yönetimindeki Türkiye, Emperyalizmin hizmetinde Banzani ve Talabani’nin egemen olduğu Kürdistan Bölgesel Yönetiminin kurulmasında (İKYB) büyük katkı koymuştur.
Afganistan ve Irak İşgalleri (2001-2003): 11 Eylül saldırıları sonrası başlayan ve bölgedeki rejimleri hedef alan doğrudan işgal hareketleri. Bu müdahaleler, ABD’nin küresel nüfuzunu koruma ve Sovyetler Birliği (SSCB) ile Çin’in etkisini sınırlama amacı taşıyordu.
Suriye İç Savaşı (2016 – 2025): ABD’nin Suriye’deki Esad rejimin yıkılması için iç savaş çıkartması, milyonlarca Suriyelinin Türkiye’ye iltica etmesi ve Suriye’nin bölünerek, SDG kisvesi altında PKK yanlısı bölücü Kürtlerin devlet yönetimine girmesi sonucunu doğurmuştur.
İç savaş, Mart 2011’de Suriye devlet başkanı Beşşar Esed’in Baas rejimine karşı, Arap Baharı protestolarının bir parçası olarak ülke genelinde düzenlenen büyük ölçekli gösteriler ve demokrasi yanlısı mitingler ile başlamıştır. Kanlı gelişmeler, 2012’de tam bir iç savaşa dönüştü.. İç savaş, zamanla ABD, Rusya, İran ve Türkiye’nin rol oynadığı çok taraflı bir vekâlet savaşına evrildi. Şam, 8 Aralık’ta isyancıların eline geçti ve isyancıların önderi konumundaki radikal Sünni silahlı örgütü HTŞ, Esed’in Moskova’ya kaçmasıyla birlikte 61 yıllık Baas rejiminin sonunu ilan etti. Bir zamanlar ABD tarafındn terörist ilan edilmiş olan HTŞ lideri Ahmed eş-Şara, Suriye’nin fiili lideri oldu ve PKK yanlısı Kürtler, yeni bir Anayasa ile hükümete ortak oldular. Bu gelişmelerin baş mimarı ABD, yan destekçisi Türkiye’nin Erdoğan Hükümeti oldu.
Ve.. İran Savaşı (2026): Rusya ile Çin’in evrensel nüfuzunu kırma gizli niyeti ile, dahası İran’daki Molla rejimini yıkma bahanesi ile, ama gerçekte bölgedeki petrol rezervlerine çökme amacı taşıyan ABD’nin İsrail ile birlikte giriştiği İran’a saldırı politikası ile başlayan savaş, bu yazının yazıldığı günlerde tüm hızı ile devam etmektedir. Hürmüz Boğazı, İran tarafından kapatılmıştır. ABD, bölgeye çıkarma yapma hazırlığındadır. Vahh ki ne vah..
Tom Barrack’ın Kürt ütopyası: Bu gelişmeler ışığında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack tarafından açıkça deklare edilen Emperyalizmin Ortadoğu Projesi şudur (23.3.2026): “.. Kürtler ne yazık ki, bugüne kadar ulus devlete sahip olamadılar, kendi devletlerine sahip çıkamadılar. Şimdi ise Türkiye Çözüm sürecinin çok iyi gelişmesi sayesinde, PKK’nın SDG ismiyle Suriye’de devlette yer almasının da etkisiyle, “Türkiye, Irak, Suriye ve İran” gibi dört ülkenin Kürtler ile aralarındaki anlaşmazlıkların “Entegrasyon” formülü ile giderilebileceği ve Kürtlerin nihayet ulus olabilecekleri, nasıl yönetilmek istediklerinde kendilerinin karar vereceği bir çözüm yolu belirmiştir..”
Tom Barrack, bu sözleriyle Emperyalizmin ara kararını belirtmiştir, daha ne yapsın?.. Ancak zamanı gelince Büyük Kürdistan’ın dört ülkede birden kurulması, artık uygun zaman ve ABD’nin planlama meselesidir. Türkiye’nin de savaşla veya iç operasyonla çökertilmesi hesabıdır.
Son gelişmeler ile ilgili en önemli yazı, Sözcü gazetesi yazarı Ege Cansen’in “Kürtler ne istiyor?”başlıklı yazısıdır. Bu konuda yazının en çarpıcı cümlesi şudur: “Kürt kurmayları, gerilla savaşı, yani terörle bağımsız devlet kuramayacaklarını anlayınca strateji değiştirip “iç savaşla” aynı sonuca gitme kararı almıştır. Terörsüz Türkiye projesini de kitleleri psikolojik olarak bu harbe hazırlama fırsatı olarak görmüşlerdir. Uyguladıkları soğuk savaş yöntemi, genşi katılımlı mitinglerde sivil itaatsizlik sergileyerek, yasalara bağlı kalmaya çalışan güvenlik güçlerin paralize etmektir. Bunda da başarılıdırlar..”
Sorulara ve yanıtlara devam ediyoruz..
-
Bu son İran savaşında Emperyalizmin patronu ABD, tetikçisi ise İsrail’dir.. Bu net..
Bu çerçevede, Filistin’i kendine yurt edinen İsrail’i iyi tanımak gerekir. Osmanlılar, Filistin bölgesinde, Yavuz Sultan Selim’in 1516 yılındaki Mercidâbık Muharebesi’nden, I. Dünya Savaşı sonrasında 1917-1918 yıllarında İngiliz işgaline kadar geçen süreçte, yaklaşık 400-402 yıl (1516-1917) boyunca hüküm sürmüştür. Bu uzun dönemde bölge, Kudüs, Gazze, Nablus ve Safed gibi sancaklarla yönetilmiştir.
1919 yılından 15 Mayıs 1948 tarihine kadar bölgede kurumsal varlığını sürdüren Büyük Britanya’ya (İngiltere) bağlı Filistin Mandası yönetimi 1929 yılında Dünya Siyonist Teşkilatı’na bağlı olarak kurulan İsrail Yahudi Ajansı’nı resmî muhatap olarak tanımıştır.
14 Mayıs 1948’de Yahudi Ajansı Başkanı David Ben-Gurion , İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti. ABD Başkanı Harry S. Truman da aynı gün yeni devleti tanımıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın ağır soykırım mağduru olan Yahudi kavminin bir ulus olabilmesi, Balfour Deklarasyonu ile Batı Dünyası tarafından haklı bulundu ve kurulan devleti tanıyan ülkelerin başında Türkiye Cumhuriyeti gelmiştir.
Ancak..
Ortadoğu’daki Osmanlı Türklerinden İngiliz Casusu Lawrens’in altınlarının cazibesi ile isyan yoluyla kurtulan ve yine İngiliz yoğun etkisi altındaki Arap ülkeleri, İsrail’i tanımadılar ve savaş ilan ettiler..
Bu süreçte, 1948 Arap-İsrail Savaşı , 1956 Süveyş Krizi , 1967 Altı Gün Savaşı , 1973 Yom Kippur Savaşı , 1982 Lübnan Savaşı ve 2006 Lübnan Savaşı boy gösterdi.. Tüm bu savaşları İsrail kazandı, sınırlarını genişletti, Kudüs’ü bile topraklarına kattı..
Bütün bunlar olurken Arap dünyası da bir kurtuluş sancısı içindeydi..
Bu süreçte, krallıklar ve şeyhlikler dışındaki Arap ülkelerinde, BAAS gerçeği ortaya çıktı. Tam burada Mişel Eflak’ı tanımamız gerekir..
Mişel Eflak, (9 Ocak 1910 – 23 Haziran 1989), Şam doğumlu, Paris Üniversitesi mezunu, Suriyeli sosyalist düşünür, sosyolog ve Arap milliyetçisi politikacı. Düşünceleri BAAS fikrinin ortaya çıkmasında ve bu fikir etrafında gelişen siyasal hareketin oluşmasında çok önemli rol oynamıştır.
İleri çağdaş toplumsal seviyeye ulaşmak için, tüm Arap dünyasının tek bir ulus olarak, “Laik Müslümanlık, Arap Milliyetçiliği ve Sosyalizm” gibi 3 temel sütun üzerinde birleşmesi ve yükselmesi gerektiğini savundu. Mısır, Suriye ve Irak ve Libya’daki, Nasır, Hafız Esad, Saddam ve Kaddafi liderliğindeki Sovyetler Birliği’ne sempati ile bakan darbeci askeri rejimler, Mişel Eflak’ın sahnedeki eserleridir. Ancak, Mişel Eflak Hıristiyan olması sebebiyle, İslamcıların ve Arap Sünni Kraliyet rejimlerinin nefretini çekti. Günümüzde Mişel Eflak’ın tüm ütopyası, Arap halklarında ilerici fikirlerin bir türlü yeşerememesi ve Emperyalizm sayesinde tarihe gömülmüştür.
-
Günümüze gelelim.. Amerika’nın gerçek halkının ve de İsrail’in gerçek halkının, şimdiki kendi rejimlerinden kurtulmalarının zamanı gelmiştir. Evrensel barışın ilk adımı, bu olmalıdır..
Emperyalizm konusunda tüm hayatım boyunca beni bilinçlendiren, başta Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, Şehit Uğur Mumcu, Prof.Mümtaz Soysal, Şehit Prof. Ahmet Taner Kışlalı gibi nice yazarlarıma şükran borçluyum. İsterdim ki, bu satırlarda sağ-milliyetçi kökenli Türkiye yazarlarından da Emperyalizm konusunda ithaf yapabileyim.. Ne yazık ki, direkt ABD Emperyalizmini, kelle koltukta hedef alan sağ kökenli hiçbir kimseden etki almamışım. Atladı isem affedilsin..
SAVAŞA, TANRISAL AMAÇ YÜKLEME SAFSATASI
-
Bu son savaşta, Amerikan faşist elitleri için “Evangelizm” saplantısı, İsrailli faşist Yahudilerin kutsal kitaplarına dayalı güya “Vaat edilmiş topraklar ülküsü”, Müslümanlar için kutsal kitaplarında güya Yahudiler için “Yok edilmesi gereken kavim” gibi yazılanlar, saçmalıktır, sapıklık ve gerçekte olmayacak“Armageddon Kıyamet Savaşı”na, sanki olacakmış gibi hizmet eden kan kokan fasaryalardır.
-
Tüm “Mesih” ve “Mehdi” iddiaları yalandır.. Gökten ne “İblis” ne de “Mesih” asla gelmeyecektir. Her ikisinden de, dünyada zaten epeyce vardır.. Yahudileri, Hıristiyanları, Müslümanları, hele hele Mehdi’yi bekleyen İranlıları, gökten zembille inip kurtaracak bir kişi asla gelmeyecektir.. Evrensel barış ve kurtuluş, sadece tüm insanların Anti-emperyalist ortak aklı ve bilinci sayesinde gerçekleşebilir. Okuyun dünyanın bilim, tarih, edebiyat, siyaset, felsefe ve sosyoloji birikimini, işte bu gerçeği işaret etmektedir.. Gerisi palavradır..
-
Biz Türkler için, Allahımız varsa, Peygamberimiz Hazreti Muhammed varsa, Mesih’imiz ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür..
Buradaki kullandığım “Mesih” kelimesi, kurtarıcı anlamında kullanılmıştır, dini bir içeriği yoktur. Zaten Atatürk’ün kurtuluş savaşında halk içindeki ismi de, “Halaskar Gazi Mustafa Kemal Paşa”dır. Halaskar, yani kurtarıcı..
-
Bu son savaş gösterdi ki, iyi ki Atatürk’ümüz var, iyi ki “Yurtta sulh, dünyada sulh” demiş.. İyi ki “laiklik” demiş.. İyi ki, barışcı “Milliyetçilik” demiş.. Allah ondan ve onun yolundan giden gerçek “Kemalistlerden” razı olsun..
-
Atatürk’e ve kurduğu Cumhuriyete temelinden düşman olanlar, bu ülkeyi batırmak için pusuda bekleyenlerdir. Emperyalizmin köpekleridir..
-
Gerçek Müslümanların, yukarıdaki anlatımlarımla hiç bir ilgisi yoktur. Onların, yani, atalarımızın, dedelerimizin, ninelerimizin, soyumuzun, sopumuzun, kökümüzün; dini, inanışı, ibadeti, bizim için ruhani ve rahmanidir. Başımızın tacıdırlar.. Ama radikal siyasal İslam, bölücü ve yıkıcı, kindar akımlardır.. Temelinde Emperyalizme hizmet eder..
Türkiye’nin her köşesindeki, her şehir, kasaba ve köyündeki, Yunan işgaline direnen “Milli Mücadeleci Din Adamlarını” tespit eden ve yayınlayan bir yazarım. Ama ne laik kesimi, ne de Siyasal İslamcı kesimi, bu konuda uyandıramadık. Ailemizin büyük reisi ve dostu, yeğenim merhum İzmir eski Milletvekili Ali Rıza Bodur’un dedesi İstiklal Madalyalı Uşak Müftüsü Ali Rıza Bodur’a ve onun gibi, Emperyalizmin ve Yunan’ın köpeği haline gelmiş olan Padişaha, saltanata ve işbirlikçi Hilafet Ordusuna rest çeken, tam aksine milli direniş yolunda kaşa koşa giden, Mustafa Kemal’in halk ordusuna katılan, tüm Kuvayı Milliyeci din adamlarımıza rahmetler yağsın..
İSLAM DEVLETLERİ KURTARICI DEĞİLDİR
-
24.3.2026 tarihli Riyad Bildirisi’nin açıkladığına göre, Türkiye, Azerbaycan, Katar, Bahreyn, Mısır, Ürdün, Kuveyt, Lübnan, Pakistan, Suudi Arabistan, Suriye ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanları, 18 Mart günü Riyad’da “İran Saldırganlığı Üzerine Arap ve İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları İstişari Toplantısı” adlı bir zirve düzenleyerek ABD-İsrail’in yasa dışı saldırısı altındaki İran’ı kınadılar.
Toplantının sonuç bildirisinde bakanlar, İran’ın meşru müdafaa kapsamında Arap ülkelerindeki ABD hedeflerine yönelik saldırılarını “kınadıklarını ve reddettiklerini teyit ettiler” ve “bu tür saldırıların hiçbir gerekçeyle veya hiçbir şekilde meşrulaştırılamayacağını” ilan ettiler.
Gerçeği ters yüz eden bu bildiri, “uluslararası hukuk, uluslararası insancıl hukuk ve iyi komşuluk ilkelerine saygı gösterilmesi” ve “tırmanmanın sona erdirilmesi” konusunda İran’a çağrılar yaptı. Bakanlar, “İran’ın [bu ülkelerin] topraklarına yönelik hain saldırılarını durdurmak için gerekli meşru tedbirleri” alacaklarını ilan ederek İran’a karşı savaşa katılma sinyali verdiler.
Bölgedeki Emperyalizm yanlısı rejimlerin gerici karakterini tanıklık eden bu utanç verici bildiri, ABD-İsrail’in İran’a yönelik hukuksuz, tahrik edilmemiş emperyalist savaşını kınamak bir yana, ABD’nin adını dahi anmamakta ve İran’ı suçlamaktadır. Bu bildirge Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasını gerekçe göstererek İran enerji altyapısına yönelik canice tehditler savuran ve kara operasyonuna hazırlanan Trump yönetimine siyasi gerekçe ve fiili destek sunmaktadır.
Bu rejimler ülkelerindeki üsleri ve hava sahalarını ABD’ye kullandırarak İran’ın düzinelerce üst düzey yöneticisinin öldürülmesine, hastane ve okullar dahil sivil altyapının bombalanmasına ve 210’u çocuk olmak üzere binden fazla sivilin öldürülmesine yardım ve yataklık etmişlerdir.
ABD emperyalizmine kölece bağlılığının bir ifadesi olan bu bildiriye imza atan Ankara’nın savaşa verdiği destek ile halkın duyguları arasındaki uçurum çok büyüktür.. (24.3.2026, World Socialist Web Site (wsws.org)
Yeni demek ki..
Petrol paraları ve dolarları ile sarhoş olmuş, ruhları çürümüş İslâm devletleri Emperyalizme karşı asla birleşemez, tam tersine Emperyalizmin emrine girerler.. Bu kafa Osmanlı’yı batıran gerici kafadır. Ümmet adı altındaki Ortadoğu devletlerine güven duyulamayacağı belli olmuştur. Ümmet denilen şey, “Sünni” ve “Şii” diye, kesin biçimde birbirine düşman iki kampa bölünmüştür, Ömer ile Ali’nin kavgasıdır… Bir tarafta Ömerci Arap devletleri, ötede Ali’ci İran.. Bize ne bundan?..
-
İran’ın da gizli hesapları, bölgesinde savaşçı egemenlik planları olduğu açıktır. Uzun geçmişe dayanan nükleer silahlanma konusunda ısrarcı gizli hazırlıkları, kıtalararası füze imalatı ve yer altında depolanması başka neyle izah edilebilir ki?.. Ama, biz Türkleri bu derin hesaplaşma ilgilendirmez, biz doğal ki, Emperyalizmin saldırdığı İran’ın, bir kardeş ülke olarak yanındayız. Nokta..
-
“Müslümanız” diyen bazı ülkelerin, gerçek Müslüman olmadıkları ve ABD ile İsrail’in destekçisi oldukları açıkça ortadadır. Aynı Allah’a, aynı Peygambere, aynı kitaba inanan Şiileri, milyonlarca Müslümanı katleden, soykırım yapan Netanyahu Siyonistlerinden ve Epstein Canavarlarından daha cehennemlik gören, sözde Sünni dindarları hayretle ve ibretle görüyoruz..
-
Putin Rusyası da kendi coğrafyasında ve arka bahçesinde emperyalisttir, Ukrayna savaşı buna en son örnektir, Çin aynen kendi topraklarında yayılmacıdır. Ama Türkiye’nin mutlaka kuzey komşusu, devasa bir kartal gibi tepeden kendine bakan Rusya ve uzak komşusu ve geleceğin teknoloji egemen tek devleti Çin ile gerçekten sıkı dost olması şarttır. Gerekirse NATO’da çıkarak.. Başka çaremiz yok gibi.. Bu tarihten sonra, PKK sevicisi Batıdan ve ABD’den, yani Trump gibi manyak liderlerin yönettiği savaşçı Küresel Kapitalizmden, kadim Türk kavmine hayır yoktur… Ama Batılılarla da barış içinde yaşamak zorundayız.. Bu şart..
-
Şahsen ben, 1492’de Osmanlı Devletimize sığınmak isteyen Yahudiler’e sevgiyle kucak açan Sultan Beyazıt’ın ve 2.Dünya Savaşı’nda Faşizm’den kaçan bilim adamı Yahudileri vatanımıza buyur diyen Atatürk Türkiye’sinin bir evladı olarak, sadece ve sadece İsrail’deki eski komşularımız, “Türkiyeli Musevilerin” canı yanmasın diye endişedeyim.. Onların yanında olduğumu biliyorum ve sadece onların sağlığı için duacıyım.. Tıpkı Gazze’de inleyen mazlum Filistin halkı için duacı olduğum gibi.. Gerisi Emperyalizm ve savaştır, orada yokum!..
“Yolad Tov Yeruşalayim”.. Bu, İbranice bir terimdir.. “Kudüs’ün İyi Çocuğu” anlamına gelir. Bir anlamda Yahudice bir kutsama, takdis anlamına da gelir..
Bu kutsama, tüm dünya insanları için geçerli olmalıdır.. Tüm dinlerin ortak mirası olan Kudüs, hem Yahudilerin, hem Müslümanların, hem Hristiyanların, hem eski sahibi olan Türklerin, hem de tüm insanlığın “ortak hissiyatı, ortak ruhiyatı, ortak inancı, ortak sevgisi, ortak sahibi” olduğu zaman gerçek kutsallığına kavuşur..
Milenyum başında (2000’ler), Kudüs labirentlerinde kaybolarak, bu şehri gezerken, hem Hazreti Süleyman’ın Yahudilerce kutsal “Ağlama Duvarı” önünde, hem Müslümanlarca kutsal ve ilk kıble olan “Mescidi Aksa” seccadesinde, hem İsa’nın sırtına bindirilen, çarmıha gerileceği kereste istavrozu bizzat taşıdığı, 13 duraklı “Vila De Roza Yolu”nu adım adım yürürken ve yolun sonundaki Hıristiyanlarca kutsal “Kıyamet Kilisesi”ne ulaştığımda, bu “ortak duyguyu” iliklerine kadar hissetmiş bir dünya insanıyım ben.. Gerisi, ırkçı ve bağnaz dinci laflardır.. Savaş kokan boş hezeyanlardır..
Bu bakımdan Kudüs, ne zaman tüm insanların, yani Birleşmiş Milletlerin (BM) ortak başkenti olur, İsrail ile Filistin iki kardeş komşu ülkeler haline gelirler, işte o zaman Ortadoğu’ya gerçek barış gelir.
Bakın bu cümlelerimle, gelecekte insanoğlunu büyük zevkle bekleyen Şeytan’ın yöneteceği “Armageddon Kıyamet Savaşı’na” kesin set çekiyorum. Yazın bu lafımı bir kenara..
Hazreti İsa’nın anası, ancak Tevrat ve İncil’de ismi hiç geçmemesine rağmen, Kuranı Kerim’de “Meryem Suresi” ile insanlığa kutsallığı müjdelenmiş olan Meryem Ana’mız, dirilip gelse, o da benim bu söylediklerimin altına imzasını atardı.
Yazın bu lafımı da bir kenara..
Tam burada, Avram Galanti üstadı hatırlıyorum.
Size, İsrail devleti kurulurken itiraz eden ve Filistin topraklarının, Yahudi kavmi için mezar olacağını ve binlerce yıl geçmişte kalmış tarihi düşmanlıkları tahrik edeceğini ileri süren, bu yüzden tam tersine Yahudilerin hemen “Madagaskar” adasını satın alıp, İsrail’i orada kurmalarını öneren birini, bu satırlarda öğrenmiş olacaksınız. Bunu da, bu dünyada benden başka yazan çımaz..
Avram Galanti Bodrumlu (4 Ocak 1873, Bodrum, Muğla – 8 Ağustos 1961, İstanbul), Türk eğitimci, Türk Musevisi siyaset adamıdır. Rodos ve İzmir’de İttihat ve Terakki militanı olarak devrimci siyasi faaliyet yaptı. Milli Mücadeleyi destekledi.. 1915 ile 1933 yılları arasında Darülfünun’da eğitimci ve profesör olarak çalıştı. 1944-46 yıllarında Cumhuriyet Halk Partisi listesinden T.B.M.M. 7. Dönem Niğde Milletvekilliği yaptı.
Türkiye Musevilerinin Türkleşmesini de ısrarla savunmuştur. “Türkler ve Yahudiler” kitabı çok ünlüdür. Dünya Yahudilerinin Filistin yerine, Madagaskar adasına yerleşmesini savunmuştur.
Bu satırları yazıp bitirdikten sonra, 16.maddeye geçmeden, çalışmama ara verdim ve evden çıkıp, bizim mahallede hemen sokağımızın yanı başındaki “Arnavutköy Sefarad Mezarlığı”nda hep ziyaret ettiğim Avram Galanti hocanın mezarını yine ziyaret edip, kendisine sonsuz saygılarımı sundum.
Çünkü haklı çıkmıştır. ABD korumasındaki Netanyahu İsrail’inin başına artık kilometrelerce öteden İran füzeleri yağmaktadır.. Derin bir nefret ve savaş sarmalı İsrailli masumları da içine çekmektedir..Biz, İsrailli veya Filistinli tüm masumlardan yanayız..
YENİDEN KALPAKLI KALKINMA
-
Bu savaş göstermiştir ki, “Ulusal Sanayimiz” ve de “Modern Savaş Sanayimiz”, her şeyden önemlidir.. Holdinglerin kazancından, belediyelerdeki vurgunlardan, ruhsuz kapitalistlerin paralarını Batı ülkelerine devamlı kaçırmalarından, hepsinden ve hepsinden daha önemlidir.. Tüm sömürücü düzenimizden, muhafazakar güya dincilerin ve ruhsuz güya laik burjuvaların hoyratça kanımızı emdiği bu yaşamda, daha önemlisi nedir ki?..
1923 İzmir İktisat Kongresi’nin karara bağladığı gibi, Milli Hazineye, Ulusal Kamucu Kalkınmaya ve Milli Savaş Gücümüze yeniden sahip olmalıyız!… 1923 – 1938 arasında, 15 yılda, hızlı kalkınma ile, Türk kavmini başı dik, borçsuz, bütçesi denk, 1 lirası 1 dolara eşit, sanayisini kurmuş, ticaret açığını kapatmış Kemalist Ekonomi, yeniden kurtarıcımız olmalıdır..
Mutlaka savaş için değil, çevremizdeki dehşet verici savaşçı kuşatmaya gerektiği gibi, zamanında yanıt verebilmek ve direnmek için bunu yapmalıyız..
Bunları, Şehit Prof.Ahmet Taner Kışlalı’nın önsözünü yazdığı ve tanıttığı “Kalpaklı Kalkınma” kitabımda (Ümit Yayınları), 40 yıl önce yazdım. Türkiye’yi, Allahsız kapitalistlerin yağma alanı yapan Atatürk sonrası gayrı milli ekonomimizi lanetliyor ve dimdik yeniden dirilmek için yepyeni bir “Kalpaklı Kalkınma”yı özlüyor ve öneriyorum..
Bunun nasıl olacağını, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde görev aldığım “Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi”derslerimde anlattım. Kitabını da yazdım. Elimden bu kadar geldi.
(Not: Cumhuriyet gazetesinde Öztin Akgüç’ün, Bilsay Kuruç’un ve Dağarcık Türkiye Sitesi’nde Enis Musluoğlu’nun “Analiz” yazılarını, bu konudaki düşüncelerini okuyun, konuyu öğrenin ve makalelerini kesin ve saklayın. Kalpaklı Kalkınma konusunda hem AKP, hem CHP, hem MHP, hem DEM, liberal rüzgarlara çoooktan teslim olmuşlardır. Emperyalizme karşı bir milli kalkınmaya iyi gözle bakmazlar. Kendileri bilir..)
KUVAYI MİLLİYE BİZE YOL GÖSTERMELİ
-
Milli Mücadele (Ulusal Kurtuluş = Kuvayı Milliye) bize yol göstermelidir.. Hasan Tahsin’in ve onun gibilerin ilk kurşunlarının anlamı unutulmamalıdır.. Dünyada, Emperyalizme böylesine bir direniş göstererek milli devletini kurmuş başka bir “ilk önder ülke” yoktur.
-
Direniş, devrim ve kalkınma.. Hatırlayalım ve unutmayalım.
EMPERYALİZM VE PKK, EN BÜYÜK DÜŞMANIMIZDIR
-
Emperyalizmi ve her an Ortadoğu’da sahaya sürülmeye hazırlanan Küresel PKK’yı hiçbir zaman unutmayalım..
-
Topraklarımız içindeki Kürtler ve Araplar bizim kardeşlerimiz, aile dallarımız ve komşularımızdır. Onlarla birlikteyiz.. Ama burası Türkiye’dir.. İsmindeki ilk hece olan “Türklerin” son yurdudur. Bu son yurdumuzu, hukuki, topraksal ve Anayasal olarak kimseyle bölüşmeyiz.
-
Yani ezeli düşmanımız, gizli niyetlerinden asla vazgeçmeyecek olan PKK’dır..Binlerce şehidimizin hatırına, bunu bilin ve hep hatırlayın.. Ne demişti, Eroin Baronu Savaş Buldan’ın karısı Pervin, “Doğu bizim, batıda ortağız!..”
Ona yanıtım şudur.. Hayatında uyuşturucu kullanmamış, hırsızlıktan hiç mahkum olmamış, vatan Kıbrıs’ta ve Güneydoğu’da silaha sarılmış ve İmam Hatip Okulu bir anının evladı olarak, “Avucunu yalarsın sen!..”
Devam edeyim mi?..
İÇTE BARIŞ.. DIŞTA BARIŞ..
-
Artık eski kanlı iç kavgalarımızın hiç bir önemi kalmamıştır. Şimdi, içte barış zamanıdır.. Tüm gençliğim boyunca uğraş verdiğim ülkücü-devrimci kansız el tokalaşması zamanı çoktan gelip geçmiştir.. Öncelikle elini kana bulaştırmamış, sadece ideal olarak gittiği yola inanmış, ulusalcı, eski devrimci ve eski ülkücü sosyoloji katmanlarının artık barışması ve Emperyalizme karşı birlikte direnmesi zamanı gelmiştir.
Bu davranış, sahte sloganlarla, sahte kurucu önder laflarıyla yaratılmaya çalışılan “Yeni Kürt Açılımı”süreçlerinden daha önemlidir. Unutmayın geçmişteki 1960 – 1980 ve sonrası tüm iç savaşlarımızı, askeri darbelerimizi Emperyalizm düzenlemiştir. Hala fark etmediniz mi?..
Devam edeyim mi?
-
Gelecek dönem için Türkler için en önemli meslekler artık öne çıkmıştır: Yine kurmay çağdaş savaşçı “Askerlik”.. Yine çağdaş sibernetik “Mühendislik”.. Ama mutlaka “Hukuk”.. Öncelikle “Tıp”…
-
Gençler için, bilhassa çok, çok, çok çocuk.. Geleceği, Popülasyon (yani nüfus) belirleyecektir.. Nüfusu azalan, bu toprakları kaybeder.. Benim (1) kızım var, keşke 5 tane daha oğlum olsa idi.. Zamanında bu konuyu fark edemedim. Allahtan kızımdan (3) tane erkek torunum ar. Allah yollarını açık etsin, vatana millete hayırlı olsunlar..
-
Çok sıkı aile bağları şarttır..
-
Son olarak, toprağa sımsıkı bağlılık, toprağı yeniden sahiplenme ve yeni toprak tapuları elde etme, köyüne sahip çıkma, Anadolu’yu boş bırakmama davası pek çok önemlidir.. Köyde, muhtarı, imamı, öğretmeni mutlu etme ve örgütleme.. Köylünün ruhuna inme.. Tekrar Anadolu’ya yerleşme, çoğalma, artma, sımsıkı kaynaşma..
-
Bayramlarda, uzun tatillerde Yunan adalarına, İsviçre Alplerine, Paris kafelerine, Londra barlarına gidecek yerde, vatanın ıssız cennet köşelerine gidelim.. Bir gün bu topraklar için barışta veya savaşta görev alacağını hayal ederek, bastığın toprağı, çimeni, ovayı, tepeyi sevelim.. Türbeleri, mescitleri, şehit kabristanlarını, zeytin ağacını, kuzuyu, kedi köpeği okşamayı yürekten isteyelim…
-
Açıkçası.. Ayağınızı toprağa basıp, ahaliyi kucaklayıp, süngünüzün bir fikir ve ideoloji silahı olduğunu bilemez iseniz, yani “Kahrolsun Emperyalizm” diyemez iseniz.. Açıkçası bir bütün olarak, ulusal olarak,Kemalisti, Müslümanı, Milliyetçisi, Sosyalisti, Komünisti, bu vatan için direnmeyi birlikte göze alamaz iseniz.. Vatandan, bayraktan, milletten, devrimden ve bu topraklardan vazgeçmiş olacaksınız.. Böylece tarih, ne Mehmet Akif’i, ne de Nazım Hikmet’i yazmamış, yazamamış olacak.. Unutulacaklar..
Emperyalizmi bilemeyecekler..
-
O zaman, Nasreddin Hoca’nın dediği gibi “Yandı gülüm, keten helvam”.. Yandık valla.. Son İran savaşının en önemli dersi budur..
-
Benden söylemesi.. Barış içinde sağlıcakla kalın..
