Yeni Ortaçağ, Dijitalleşme ve Dış Politika

Meraklıları bilir, dış politika, diplomasi, uluslararası ilişkiler, tarihsel olarak devlet merkezli alanlardır. Bürokrasileri güçlü, hiyerarşik yapıları sağlamdır. Bu bağlamda muhafazakâr bir karakter taşırlar. Kurumsal hafızanın güçlü, kurumların geleneğinin etkili olduğu bir alandır dış politika. Bu nedenle genelde, kurumsal ilişkiler, geleneksel aktörler öne çıkar.

Fakat son yıllarda hızını artıran dijitalleşme, iletişim teknolojilerindeki büyük dönüşüm, hemen her alanda dikkat çeken yapay zekânın kullanımının yaygınlaşması, popüler kültürün küresel ölçekte artan etkisi, dış politikada, diplomaside, uluslararası ilişkilerde de gözlenmektedir.

O yüzden dış politika, yalnızca klasik diplomatik kanallar üzerinden yapılmamaktadır. Kültürel üretim ve dijital mecralar aracılığıyla da üretilmekte, yayılmakta ve temsil edilmektedir. Dahası, son yıllarda önemi giderek artan kamu diplomasisi ve bu kapsamda sıkça kullanılan yumuşak güç unsurları, özellikle dikkat çekmektedir. Nitekim son yıllarda uluslararası ilişkilerin, dış politikanın, diplomasinin klasik aktörlerinin, yani cumhurbaşkanlarının, başbakanların, dışişleri bakanlarının ve diplomatların yanına, kamu diplomasisi aktörleri eklenmiştir. Dünya çapında tanınan, bilinen şirketlerin sahipleri, tepe yöneticileri, sivil toplum kuruluşlarının liderleri, kanaat önderleri, bilim insanları, sporcular, sanatçılar, küresel ölçekteki görünürlüklerinin artmasına koşut olarak, meslekleri yanında, kamu diplomasisi aktörleri olarak da öne çıkmışlardır. Bu durum teknolojik gelişmeler ve özellikle sosyal medyayla birlikte, daha büyük anlam kazanmıştır.

Dijitalleşme ve ileri teknolojinin, dış politikada daha hızlı şekilde kullanımını sağlayan olaylardan biri de Covid 19 salgını olmuştur. Salgın döneminde dünya genelinde uygulanan kısıtlamalar, yasaklar, sınırlamalar, sağlık endişeleri, güvenlik kaygıları, zamandan tasarruf etme, zamanı verimli kullanma zorunluluğu nedeniyle liderler, cumhurbaşkanları, başbakanlar, dışişleri bakanları ve diğer yöneticiler arasındaki pek çok görüşme, zirve, uluslararası toplantı, konferans çevrimiçi ortamda yapılmıştır.

Günümüzde kısaca GAFAM olarak anılan beş büyük şirketin (Google, Amazon, Facebook, Apple, Microsoft) sahipleri, tepe yöneticileri, sadece servetleriyle, şirketlerinin borsadaki değeriyle değil, kâr oranlarıyla değil, bilgi ve iletişim alanındaki etkileriyle, ellerindeki ileri teknolojiyle, bu sayede insanların karar verme davranışlarına, tüketim alışkanlıklarına, siyasi tercihlerine etki etme kabiliyetleriyle de öne çıkmaktadırlar. Son yıllarda tekno oligarklar olarak da anılan bu kişiler, yapay zekâ, dijital altyapı, veri madenciliği alanlarında çok büyük güce sahiptirler. Bu sayede sadece ekonomiyi değil, siyaseti ve dış politikayı da yönlendirebilmektedirler. Tesla, Space X ve X’in (eski adıyla twitter) sahibi Elon Musk, buna örnek olarak gösterilebilir. Musk kadar aktif siyasette öne çıkmasalar da, Jeff Bezos ve Mark Zuckerberg de bu kapsamda anılabilirler.

Bu gelişmelere koşut olarak, dış politikanın geleneksel kurum ve aktörleri de, yeni teknolojileri, sosyal medyayı daha fazla kullanmaktadırlar. Bu sayede zamandan kazanmakta, gelişmelere hızlı tepki vermekte, çok daha geniş kitlelere ulaşmaktadırlar. Dijitalleşme, sadece konsolosluk hizmetlerini hızlandıran bir unsur değildir artık. Yapay zekâ, dış politikada, uluslararası ilişkilerde yoğun biçimde kullanılmakta; dış politika süreçlerinde teknolojinin ağırlığı artmakta, dış politikanın geleneksel aktörleri sosyal medyayı çok daha fazla kullanmaktadırlar.

Sosyal medyanın yaygın kullanımı, dijitalleşme ve yapay zekânın artan etkisi, uluslararası ilişkiler, dış politika yanında, diplomasi yanında, bunlarla yakından ilgili olan ulusal güvenlik ve istihbarat kurumlarının da faaliyetlerini etkilemiştir. İleri teknoloji ve yapay zekâ, güvenlik ve istihbarat birimlerinin, etkisini, hızını artırmıştır. Bu değişim çalışma alanlarından personel politikalarına kadar hemen her alana yansımıştır.

Örneğin, ABD’nin önceki yıllardaki başkan adaylarından, Demokrat Partili siyasetçi, eski dışişleri bakanı H. R. Clinton; kaybettiği başkanlık seçimlerine, Rus bilgisayar korsanlarının müdahale ettiğini öne sürmüştür. İsrail; Hizbullah mensuplarına yönelik yaptığı saldırıda çağrı cihazlarına bomba yüklemiştir. Elektronik oy verme sistemlerinin kullanıldığı ülkelerde, bu sistemlerin güvenlik duvarlarının sağlamlığı, güvenlik açıklarının boyutları tartışmaya açılmıştır.

İleri teknolojinin, dijitalleşmenin ve yapay zekânın, kültürel hegemonya inşasını daha da kolaylaştırması, diğer boyutları yanında, ulus devletler açısından bağımsızlığı, ulusal egemenliği ve ulusal aidiyeti aşındıran boyutuyla da öne çıkmaktadır. Dev ölçekli bilişim, ileri teknoloji ve yapay zekâ şirketlerinin taleplerine, hatta dayatmalarına, küçük ve orta ölçekli devletlerin direnebilmesi, kendi yasalarını koruyabilmesi, kendi yurttaşlarını ve onların sosyal kazanımlarını savunabilmesi zorlaşmaktadır. Bu durum sömürüyü artırmakta, emekçilerin elini daha da zayıflatmaktadır.

Son yıllarda daha da belirginleşen bu durumu, kimi uzmanlar tekno feodalizm, dijital feodalizm, veri sömürgeciliği, siber sömürgecilik gibi adlandırmalarla açıklamaktadır. Kapitalizmin daha da vahşileştiği bu süreçte, gelişmiş, merkez, sanayileşmiş, emperyalist devletlerle, azgelişmiş, gelişmekte olan, yoksul devletler arasında uçurum daha da derinleşmektedir. Bağımlılık ilişkileri daha da çoğalıp, çeşitlenmektedir. GAFAM şirketlerinin sahipleri; servet sahibi olmanın ötesinde, ulus devletin bağımsızlığını, egemenliğini, anayasal konumunu, yargı yetkisini aşındıran, zorlayan aktörlerdir ve dijital feodal beyler olarak anılmaktadırlar. O nedenle yaşanılan sürece Yeni Ortaçağ Düzeni de denilmektedir.

 

Bunları da sevebilirsiniz