Eğitim ve Düşünce Anlayışı
“Her işin başı sükûn, telkin ve sabırdır. Temiz, gayretli, neşeli ve ahenkli bir gençlik yetiştirmek için iş zevki vermek usullerin en güzelidir. Bunu her yerde telkin ediniz. Çoğu der ki: “Önce kendini düzelt de ondan sonra âlemi düzeltesin!” Ben derim ki bu söz noksandır. İnsan önce kendisini düzeltemez. Âlemi düzeltmek arzusu insanın kendisine de düzen verir”.
Hilmi Ziya ÜLKEN
İnsanın çok yönlü gelişimine, ahlaki sorumluluğuna, kültürel birikimine ve düşünsel özgürlüğüne önem veren Hilmi Ziya Ülken’i okurken insanın aklına kendi düşünürlerimizi ne zaman okuyacağız? Batı’dan öğrenmeye çalışırken kendimizi unutuyor muyuz? gibi sorular geliyor. O halde öncelikle Hilmi Ziya Ülken kimdir? sorusu ile başlamalıyız.
Hİlmİ Zİya Ülken
(3 Ekim 1901 – 5 Haziran 1974)
Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde İstanbul’da dünyaya gelmiş, bu dönemde eğitim görmüş ve yeni kurulan Cumhuriyet’in düşünce hayatının pek çok alanında eserler vermis bir düşünürümüzdür. Baba tarafı Alanyalı, anne tarafı Kırımlıdır. Babası Mehmet Ziya Ülken II. Abdülhamid tarafında İngiltere’ye modern kimya tahsili için gönderilmiş, yurda döndükten sonra Darülfunun’da kimya dersleri okutmuştur.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü asistanlığı ile başaldığı akademik hayatının ilk yıllarında aynı zamanda Felsefe bölümünden ahlak, sosyoloji ve felsefe tarihi sertifikaları da almıştır. Orta Çağ İslam düşünürleri ile Tanzimat sonrası Türk düşüncesinin ortaya şıkarılması ve tanıtılmasıda önemli görevler üstlenmiş, Doğu ve Batı felsefelerine derin ilgisi nedeniyle bu alanlarda karşılaştırmalı çalışmalar yapmış, her iki kültürdeki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koymaya çalışmıştır. Galatasaray Lisesi’nde Felsefe ve İçtimaiyat Muallimi olduğu yıllarda çalışmalarından haberdar olan Mustafa Kemal tarafından Ankara’ya çağrılmış, Türk düşünde tarihi lanında çalışmalar yapmak üzere Berlin Üniversitesine gönderilmiştir. Dönüşünde de 1933 yılında İstanbul’da reform edilerek yeniden oluşturulan üniversiteye Türk Tefekkür Tarihi doçenti olarak tayin edilmiştir. Cumhuriyet dönemi düşünürleri arasında hakkında en fazla çalışma yapılan isinlerin başında gelmektedir. Sosyal bilimlerin pek çok alanında eserler veren Ülken 73 yıllık ömrüne çok önemli çalışmalar sığdırmıştır. Ele aldığı problemleri derinlemesine analiz eden, konuları tüm yönleriyle elealmaya çalışan ve farklı düşünceler arasında sentez denemeleri yapan metodolojisi ile sosyal bilimlerde önemli bir açılım sağlamıştır.
1959 ve 1962 yıllarında iki kez Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığına seçilmesine ragmen bu görevleri altışar ay yaptıktan sonra istifa etmiştir. Eğitim faaliyetleri ve ders vermeyi idareciliğe tercih etmiştir. Derslerini büyük bir ilgi ile izleyip kayıt altına alan öğrencilerinin yanı sıra Hasan Ali, Yücel gibi devlet adamları da bizzat fakülteye gelerek Ülken’in derslerini takip etmiştir. Hilmi Ziya Ülken 1960’larda sosyal bilimlerin birçok alanında verdiği eser ve çalışmalarıyla düşünce hayatına damgasını vurmuştur (Vural M. Hilmi Ziya Ülken, s.15-23).
Hilmi Ziya Ülken, akademik çalışmalarının yanında çok sayıda kitap da yazmıştır. “Varlık ve Oluş”, “Aşk Ahlakı”, “Ahlak İnsanî Vatanperverlik”, “Türk Düşünce Tarihi”, “Türk Filozofları Antolojisi”, “Metafizik”, “İbn Haldun”, “İslam Düşüncesi”, “Felsefeye Giriş” ve “İslam Felsefesi Tarihi” eserlerinden bazılarıdır.
Eğitim Bilimlerinde Çeviri Kültürü ve Yerli Düşünce Birikimi
Çeviri sadece evrensel kuramların aktarıldığı teknik bir süreç değil, farklı kültürlerle temasa geçilen, kültürler arası iletişim ihtiyacını karşılamaya yarayan bir araç olarak ifade edilebilir. Çevirinin sadece dilden dile aktarım olarak düşünülmesi bir yanılgı olacaktır. Kuramların, kavramların ve eserlerin farklı kültürler içinde de hayat bulması gerekliliği göz ardı edilmemelidir. Batı kaynaklı kuram ve kavramların eğitim bilimlerine girişinde de bu düşünce esas alınmalıdır. Amaç elbette Batı kaynaklı düşüncelerin değerini reddetmek değildir. Eğitim düşüncesinin bilgi kaynaklarının neden belirli bir düşünsel merkeze daha fazla yöneldiğini ve yerli düşünürlerin hangi nedenlerle daha az görünür kaldığını düşünmektir. Çeviri kültürünün Türk kültürüne girişte tarihsel sürece bakıldığında III.Selim Dönemi gelişmelerine bakmak gerekir. Bu dönem ferormlarından biri de Batı dillerinde yazılmış önemli eserlerin Türkçeye çevrilerek Batı düşüncesinin ülkeye girişine hız verilmesidir. Avrupa’ya ilk kez öğrenci gönderilen II.Mahmut Döneminde yabancı uzmanların yardımıyla Mekteb-i Harbiye (1834) ve Tıbbiye (1827) gibi yeni askerî okullar açılması da önemli adımlar kabul edilmelidir. En yoğun ve kapsamlı batılılaşma hamlelerinin başlangıcı olan Tanzimat Döneminde de toplumsal ve kültürel hayatta kalıcı ve derin değişimler yaşanmıştır. Tanzimat Dönemi yayıncılık faaliyetlerinme bakıldığında Darülfünun’un altyapısını oluşturmak amacıyla “Encümen-i Daniş adlı bir bilim kurulu oluşturulduğunu görürüz. 1846’da ülkenin eğitimle ilgili meselelerini müzakere etmek ve gerekli reformları yapmak amacıyla “Meclis-i Maarif-i Umûmiye” kurulması, 1869 yılı başlarında yürürlüğe giren Maarif-i Umûmiye Nizâmnâmesi’nin, eğitim konusunda Batılılaşmayı resmî devlet politikası olarak başlatan ilk kapsamlı belge olması, 1848 tarihinde açılan Dârü’l-Muallimin, Osmanlı Devleti’nde yeni tarzda ve medrese dışında öğretmen yetiştiren ilk eğitim müessesesi olması yerli düşünsel dünyayı anlamaya yardımcı olacak tarihsel bilgilerdir (Karabulut, Ş., & Yalın, S. (2024). Türk Düşüncesinin Genel Özellikleri ve Tarihi Gelişim Sürecindeki Kırılma Noktaları).
Hilmi Ziya Ülken’in Türk Düşünce Anlayışı
Eğitim, sadece bilgi ve beceri kazandırmaz, aynı zamanda bireyin düşünsel, ahlaki, kültürel ve toplumsal gelişimini de biçimlendirir. Dolayısıyla pek çok boyutu olan bir olgudur Türk düşünce hayatının önemli isimlerinden Hilmi Ziya Ülken, insan, ahlak, kültür ve toplum arasındaki ilişkileri ele alan yaklaşımıyla eğitim felsefesi alanında dikkate değer bir düşünsel birikim ortaya koymuştur. Üken “Türk Tefekkürü Tarihi” kitabında bu alanda çalışma yapmasının iki sebebe dayandığından söz eder. Sebeplerden ilki okullarda düşünce tarihinin okutulmamasıdır. Düşüncenin geçirdiği safhaları bilmeden düşünce dünyamızın gelişemeyeceğini söyleyen düşünür, öğrencilere düşünce tarihinde kaynaklık etmesi için bu kitabı yazmıştır. İkinci sebep ise bu alanın isimlendirilmesini de etkileyen Türklerin, Batı sistematiği anlamında gerçek bir felsefelerinin olmadığı düşüncesidir. Ülken bu görüşlerini şöyle açıklar:
“Türk düşünce tarihinde sistemli bir felsefe anlayışı yoktur ve büyük bir felsefeci çıkaramadığı için sadece Türk felsefe tarihi ya da Türk ilim tarihi yazılamayacaktır. Türkler daha çok tercümanlık ve şerh geleneğini sürdürmüşlerdir” (Ülken, 2016, s. 9).
Hilmi Ziya Ülken bu nedenlerle bu alanı Türk düşünce tarihi olarak isimlendirmiştir. Tahsin Görgün “Osmanlı Düşüncesi” adlı eserinde Batı medeniyetinin, Türklerin düşünce sistemlerine dair sahip oldukları görüşü şöyle ifade eder; Türkler savaşçı ve göçebe oldukları için düşünmeye vakitleri olmamıştır, kendilerine verilen düşünceyi alıp kabul ettmişlerdir (Görgün, 2020, s.7). Bu yaklaşım ve bilgi Türk düşüncesinin elbette Türk düşüncesinin eksikliğini göstermez. Kaldıki günümüzün Kabul gören pek çok sistemi de yakın gelecekte belki kabul edilmeyebilir. O halde günümüzün bilgilerini yok saymak nasıl mümkün değilse Türk düşüncesinin geçmişteki birikimlerini de, günümüzdeki sistemlere uymadığı için yok saymak da mümkün değildir şeklinde yorumlanmalıdır. Hilmi Ziya Ülken Türk düşüncesinin ana ilkelerinin işlevselcilik, realisttik ve ani, vasıtasız olarak bilgilere ulaşmayı sağlayan sezgicilik olduğunu söyler. Bu ilkeler Türk düşüncesinin bütünlüklü ve pratik yapısını göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Ülken’e göre, Türkler, sezgi ile karşılaştığı kültürlerden hızlı bir şekilde kendi felsefelerine uygun düşünceleri alır ve bütünsel yapısını korumayı başarır (Ülken, 2016, s. 18). Ülken ilk dönem Türk düşüncesi için Payen Türk Tefekkürü isimlendirmesini yapar. Bu isimlendirmedeki ana sebep, Türklerin ilk zamanlarda çok tanrılı bir inanca sahip olduğunu düşünmesidir. İkinci döneme ise İslamiyet’in kabulünden dolayı İslami Türk Tefekkürü der. Bu dönem 8. ve 11. yüzyılları kapsar. Ülken, daha çok din eksenli gelişme gösterildiğinden bu dönem düşüncesine ümmet tefekkürü derken son dönem için Modern Türk Tefekkürü dönemi olarak adlandırır. Bu dönem Batı’nın üstünlüğünün kabul edildiği Tanzimat sonrasından başlayarak günümüzü de içeren zaman dilimidir (Ülken, 2016, ss. 15-17). Ülken’in bu düşüncelerine karşı çıkan görüşler olmuştur. Özellikle ilk dönem Türk Düşüncesini isimlendirmesi sonraki dönem araştırmacılar için uygun görülmemiştir. Yapılan araştırmalar Türklerin çok tanrılı bir dine inanmadıklarını, tek bir tanrının varlığına inandıklarını göstermiştir. Bu tek tanrı mutlak bir güce sahiptir ve her şeyin yaratıcısıdır (Güngör, 2002, ss. 261-265). Türkler Şamanist ya da Budist değillerdir. Gök tanrı inancı hem halkta hem de yöneticilerde kabul edilen tanrı inancı iken, Şamanist unsurlar daha çok halk ritüelleri olarak halk arasında yaşatılmıştır (Gökalp, 1976, s. 24). Yapılabilecek yorum şu olmalıdır; Türkler putçu ve çok tanrılı bir dine inanmadıklarından Payen bir dönem yaşamamışlardır. Bu dönemi İslam öncesi Türk düşüncesi olarak isimlendirmek daha doğru olacaktır.
Sonuç olarak, Türk düşüncesi geçmişten günümüze gelişimini bir akış halinde devam ettirir. Tarihin ilk dönemlerinde bile kendilerinden bahsedilen Türkler belki de yaşayan milletler arasında diğer medeniyetleri en çok etkileyen ve onlardan etkilenerek düşünceler üreten bir millettir. Göçebelik etkisi ile farklı coğrafyalara kendi kültürünü götürmüş, o coğrafyalardan kendi düşüncesine yeni unsurlar eklemişlerdir. Çok sesli bir düşüncenin sahibi olan Türkler, kurdukları devletlerde adil yönetim anlayışını sürdürerek diğer milletlere mensup insanların düşünceler üretmesine de imkân sağlamıştır (Karabulut, Ş., & Yalın, S. (2024). Türk Düşüncesinin Genel Özellikleri ve Tarihi Gelişim Sürecindeki Kırılma Noktaları, s.634).
Hilmi Ziya Ülken’in Eğitim Anlayışı
Ülken’e göre eğitimin amacı, insanın özünde mevcut olan şeyleri, şuur altında uyuyan hazinryi ortaya çıkarmak ve ruhlarını aydınlatmak olmalıdır. Eğitimle insanın özüne aykırı şeyler katmak, yabancı hakikatlerle karşılaştırmak ve onu değiştirmeye çalışmak yanlıştır (Cihan, M, s.19). Eğitim krizine çözüm arayışlarını Meşrutiyet dönemindeki maarif tartışmalarına kadar götürebiliriz der düşünür. Maarif kalkınmasının temelini üniversitelerde gören Ülken reformlara da üniversitelerden başlamak gerekir düşüncesindedir. Eğitimi insanın yaptığı en önemli çabalardan biri olarak değerlendiren Ülken’e göre çocukluk insan gerçeğinin en önemli safhasıdır, insanlığın bütün gücü ve tohumu onda yaşamaktadır. Dolayısıyla çocuğu tanımak, tarihi, medeniyeti ve kültürü tanımak kadar hem güçtür hem de önemlidir. Bunun için çocuğun yetiştirilmesinden başka bir şey olmayan eğitim, insanın kendisi için yeryüzünde yaptığı işlerden en büyüğüdür. Ancak eğitim, aslında beşikten mezara kadar uzanan bütün yaşları kapsar. Ayrıca dinler, ahlak sistemleri ve felsefeler, her biri kendine göre bir eğitim şekli sunmuşlardır. Örneğin pedagojinin tarihi belki de düşünce tarihi kadar eskidir. Sadece eski Yunan’da değil, Çin ve Hint felsefelerinde de düşüncenin uyandığı zamandan beri çocuk yetiştirme ve çocuğun maddi ve manevi gelişmesi üzerinde düşüncelere rastlamak mümkündür (Ülken, 2013:19- 20). Hilmi Ziya Ülken’in eğitim anlayışına dair bir değerlendirmeyi “Türk Tefekkür Tarihi” adlı eserinin yazılış nedeni üzerinden yapmak konunun anlaşılması açısından çok açıklayıcı olacaktır. Ülken eserin yazılış gerekçesi olarak;
“Mekteplerimizde bir edebiyat tarihi okutulmaktadır. Fakat onunla paralel olarak giden fikir hayatı bu dersin içinde yer almamıştır. Talebeler, Baki’yi okurken İbn Kemal’i veya Namık Kemal’i okurken İshak Hoca veya Salih Zeki’yi bilmiyorlar. Halbuki bugünkü Türk dilini ve Türk hassasiyetini tanımak için onun tarihini, takamülünü bilmek ne kadar zaruri ise; bugünkü Türk düşünüşünü anlamak için de onun geçirdiği istihaleleri bilmek o kadar zaruridir” der (Ülken Hilmi Ziya, Türk Tefekkürü Tarihi, YKY, İstanbul, 2007, s.9).
Eğitim anlayışına dair bir diğer düşüncesi de Doğu ve Batı medeniyetinin dillerini bilerek onların düşüncelerine ulaşmaktır. “Tek kanatla uçulmaz” diyen Ülken yabancı dil bilmenin önemine de vurgu yapmıştır. Milli uyanışlarda en önemli noktanın dil meselesi olduğunu ve tüm fikri ürünlerin anadil ile ifade edilmek istendiğini belirtmiştir. Ülken, öğretim ve eğitim kavramlarını birbirlerini tamamlayan iki süreç olarak değerlendirir. Ona göre, “öğretim kafayı teşkil ediyor, eğitim ruhu ve karakteri yapıyor. Birisi bilgiyi, öteki değerleri veriyor. Fakat bilginin değerler arasında bir değer, kafanın ruhtan bir parça olduğu düşünülünce, öğretimin yine de eğitim içinde yer alacağı anlaşılır. Ancak bu bütünleşme onların kendi alanlarında ayrı metotlarla işlemesine engel olmaz.” (Ülken, 2013:11) Yine öğretimin geleceğe doğru devamlı dinamik olan atılışına karşı eğitim hızını geçmişten ve gelenekten alacaktır. Dolayısıla eğitim bütün kültürü ve değerleri yaşatacak, gelecek için yetişen insanın karakterini ve kişiliklerini buradan çıkaracaktır. Diğer taraftan öğretim ve eğitimde bilinenle bilinmeyen, alışılmış ve beklenmedik yeni olay arasında devamlı bir ilişki kurulmalıdır. Bu anlamda okul, çocuğunu bilinen ve alışılmış dünyasına hapseden statik bir çevre olmamalıdır. Zihin her an beklenmedik yeni olaylarla alışılmışlar arasında çatışmaya ve bundan doğacak yeni problemlere karşı açık olmalıdır. Hatta okulun temel görevi, bu çatışmadan çıkmak üzere problemler ortaya koymak ve onları çözmeye çalışmak olacaktır. Bu durum genci hazır bilgiyi alan pasif bir alıcı olmaktan çıkaracak onu sürekli yeni problemleri çözecek aktif bir çaba haline getirecektir. Dolayısıyla eğitim ve öğretimin esası, ne kendiliğinden gelişen bir ilgi, ne de dıştan verilen bir baskı ve egzersizdir (Ülken, 2013:12-13). Tam tersine eğitim ve öğretimin amacı Ülken’e göre, çocukla her an değişen çevre arasındaki beklenmedik olayların oluşturduğu problemleri çözme çabasıdır. Düşünür açısından okul, toplum ve kültürle çevrili bir yapıdır. Dolayısıyla bunların değişmelerine veya sabit unsurlarına bağlıdır. Nitekim kültür değişmesi okula tesir ettiği kadar, okul reformu da kültür değişmesine tesir eder (Ülken, 2013:355).
Son olarak, eğitim sisteminde “insani” ve “milli” unsurların bulunması gerektiğini düşünen Ülken’e göre, eğitim sistemi hem insanlık tarihinin tecrübelerinden faydalanmalı hem de milli olmalıdır. Çünkü;
“hiçbir gerçek milli eğitim yoktur ki çağdaş seviyesinde “insani” olmasın. Ve hiçbir insani öğretim yoktur ki ifadesini belirli bir kültürde bulurken milli olmasın. Böyle olmayan eğitimler ya çağdaş medeniyete kapısını kapamış, ilerleme gücünü kaybetmiş ve donmuş eğitimlerdir ki ölüme mahkûmdur yahut da belirli bir kültürde ifadesini bulamadığı için başka kültürleri taklit derecesinde kalan ve bundan dolayı kişilikten mahrum kozmopolit eğitimlerdir.” (Ülken, 2013:16)
Bu nedenle Ülken’e göre milli bir eğitim almak demek hem mensup olduğu milletin eğitimini almak hem de beşeri bir ideal olmak bakımından milletler arası eğitimi almak demektir. Bundan dolayı bunlar birbirinin zıddı durumlar değildir. Aksine birbirinin tamamlayıcısı ve iki manzarasıdır (Ülken, 1948:68).
Sonuç
Her yenilik var olana itirazdır düşüncesinden hareketle eğitime ve eğitim sistemlerine dair gelişmelerde batı menşeli kuramlar, kavramlar ve sistemler elbette yok sayılmamalıdır. Batılı kaynakların eğitim üzerine yazan tüm eğitim bilimcilerin söylemlerine kulak verilmelidir. Ancak unutulmamalıdır kültürel yapının ve kültürel kodların yeni sistemleri kendi potasında eritebilmesi kimi zaman zorlayıcı olabilir. Kaldı ki yerel düşünürlerin söylemlerinde ve eserlerinde çeviri yoluyla edinilen bilgilerin büyük bir kısmına rastlanılır. Yazıya konu edilen Hilmi Ziya Ülken örneğinde olduğu gibi eğitim ve düşünce dünyası üzerinde yazan ve günümüze ışık tutan pek çok yerli hazineye sahip bir millet olarak bu değerli isimleri tanımalı ve anlamalıyız. Ülken’in eğitime dair düşüncelerini de şöyle özetleyebiliriz;
- Eğitim insanın yaptığı en önemli faaliyetlerden biri olarak değerlendirilmektedir. İnsanın gelişim süreci içerisinde çocukluk devresi ayrıca önemlidir.
- Eğitimde hem bireyi hem de toplumu dikkate almalıyız.
- Okul, çocuğun ya da gencin yetiştirilmesinde alışılmış ve bilinen şeylerin verildiği statik bir yapı değil, dinamik bir yapı arz etmelidir. Bu anlamda çocuk, pasif bir alıcı değil, yeni problemleri çözecek biçimde donanımlı aktif bir çaba içerisinde olmalıdır.
- Okul faaliyetleri çocuğun ya da gencin yetiştirilmesinde onların sadece bilgi yönüne ağırlık veren teorik faaliyetler olmamalıdır. Bunun yanında onların değer dünyalarını da dikkate almalıdır.
- Okul, toplum ve kültürle çevrili bir yapı olduğundan, bunların değişmelerinden ya da statik kalmalarından okul etkilenir.
- Eğitim sistemleri hem insanlığın tecrübelerinden yararlanmalı hem de milli unsurları içermelidir.
- Eğitimde insanın ruh ve bedenden oluşan bir varlık olduğu gerçeği asla göz ardı edilmemelidir. 9. Eğitimin amacı, hem bireyi sosyal açıdan yetişmesini ve iyi vatandaş olmasını sağlamalı hem de bireyin potansiyel güçlerini açığa çıkarma çabasında olmalıdır.
- Eğitimin görevi, çocukta çaba gücünü uyandırmak ve onun ilgilerinin merkezileşmesine yardımcı olmaktır. Bu bağlamda Ülken’e göre öğretmenin rehber olduğu öğrenci merkezli aktif bir öğretim, en önemli öğretim yaklaşımıdır.
- Eğitim faaliyetlerinde değer eğitimine ayrıca önem veren Ülken’e göre, insan değerlere sahip bir varlık olarak diğer varlıklardan ayrılmaktadır. Ona göre hiçbir kültür çevresi donmuş bir yapı olmadığı gibi eğitimde eski değerlere yenilerini eklemeli ve sürekli kendini yenilemelidir. Dolayısıyla eğitim hayatı boyunca değerlerin yaşanması değil, aynı zamanda yeni değerlerin de oluşturulması son derece önemlidir. Çünkü Ülken’e göre eğitimin asıl görevi, sabit toplum kurallarına göre insan yetiştirmek değil, değişmekte olan toplumun ve kültürün şartlarına uygun insan yetiştirmektir.
KAYNAKÇA
Cihan, M. (2015). Hilmi Ziya Ülken ’in Eğitim Felsefesi, Erzurum Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi.
Görgün, T. (2020). Osmanlı Düşüncesi: Teşekkül Dönemi, Tire Kitap.
Gökalp, Z. (1976). Türkçülüğün Esasları, Kültür Bakanlığı Yayınları.
Güngör, H. (2002). Eski Türklerde Din ve Düşünce, Diyanet Vakfı Yayınları.
Karabulut, Ş., & Yalın, S. (2024). Türk Düşüncesinin Genel Özellikleri ve Tarihi Gelişim Sürecindeki Kırılma Noktaları. Erciyes Akademi.
Vural M. (2019). Hilmi Ziya Ülken, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.
Ülken, H. Z. (1948). Millet ve Tarih Şuuru, Türkiye İş Bankası Yayınları.
Ülken, H. Z. (2007). Türk Tefekkürü Tarihi, YKY, İstanbul.
Ülken, H. Z. (2016). İçtimai Araştırmalar. İstanbul University Journal of Sociology.
