Yapay Zeka ve Eğitim

Üniversitelerde değerlendirme faaliyetleriyle (bilgi ölçme, değerlendirme, sınav yapma, notlandırma ve benzeri) ile ilgili büyük bir sorun gündeme geldi: yapay zeka ve büyük dil modelleri. Biliyorsunuz artık herkesin sadece bir internet bağlantısıyla ulaşabildiği bazı modeller var, “chatbot” da diyorlar. Bir şeyler soruyorsunuz, yanıtlıyor; sohbet ediyor, kendisi de soru soruyor. Resim yapanı, fotoğraf düzenleyeni, müzik besteleyeni, konuşanı var. Var da var. Üstelik herhangi bir konuda çok fazla bilgiye (en azından internetteki açık erişimde bulunan bilgilerin bir kısmını) bildiği için ansiklopedik bilgi sunmak konusunda çok mahir. Kod da yazıyor, yazı da. Neler yapıp yapamadığını bu yazıda tartışmak niyetinde değilim. Ama şurası kesin: en azından benim alanımda ortalama bir lisans öğrencisinden beklenen bilgiye ve bunu ifade etme kapasitesine sahip. Diğer bir deyişle, lisanslara hatta belki lisansüstü öğrencilere verilen ortalama zorlukta sınavları geçecek, hatta bazısından tam puan alabilecek kapasitede. Şimdi ne olacak yükseköğrenim? Öğrenciler sınavlarını yapay zekaya yaptırırlarsa ne olacak? Kim geçecek, kim kalacak?

Üniversitelere bu dert oldu, haklılar da tabii. Ödev verilen öğrencinin işini gidip yapay zekaya yaptırmadığını nasıl biliriz? Öğrencilerin bir makaleyi, kitabı gerçekten okuyup geldiklerinden veya dersi can kulağıyla dinlediklerinden nasıl emin olabiliriz? Kısa yanıt: olamayız. Şimdilerde üniversiteler bunu nasıl düzenleyeceklerini tartışıyorlar. Bazı üniversiteler tamamen yasaklama eğiliminde, bazı üniversiteler hocanın inisiyatifine bırakıyor, bazı üniversitelerse bunu kucaklamaya karar verdiler. Fakat çoğu yerde mesele biraz daha polisiye gibi görülüyor, sorun da o gibi. Yani eğitim sistemini derinden etkileyecek bir gelişme değil de sanki kampüste “izin verilecek” bir şey olup olmadığına karar veriliyor. Kampüste sigara veya içkinin yasaklanmasıyla benzer bir profil izliyor bu sorun: yasaklamak istemeyenler, yasaklayanlar ve orta yol bulmaya çalışanlar. Sonuç: bir politika ortaya çıkıyor ama biraz da günü kurtarıyoruz gibi.

Yasaklamak isteyen üniversiteler ve hocalar eski usullere dönecekler: sözlü sınavlar geri gelecek, eski yöntem kağıt kalemle girilen sınavlar tekrar popülerlik kazanacak ve daha pek çok eskiden gelme yenilik uygulanacak. Fakat, sormak gerek, biz bu eski usullerin bazılarından daha iyi sınav yapma şekilleri bulduğumuz için caymadık mı? Bir öğrenciden bir veya iki saatte ne biliyorsa kağıda dökmesini istemek yerine bir makale yazdırmanın, bir deney yapmanın, bir yazı eleştirmenin, birkaç makaleyi özetleyip sentezlemenin daha iyi olduğunu düşündüğümüz için vazgeçmedik mi? Eğer o fikirden de caydıysak ve eski sınavların daha iyi olduğuna inanıyorsak, hiç sözüm yok. Fakat sırf yapay zeka nedeniyle bunca renkli, çeşitli ve farklı açılardan ölçme değerlendirme sunan etkinliklerden ve sınavlardan caydıysak, asıl yapay zeka o zaman eğitime zarar vermiş olmuyor mu? Yüz kişilik sınıfta on kişi hile yapar mı diye çekindiğimiz için doksan kişiyi daha iyi olabileceğini inandığımız bir ölçme değerlendirme sisteminden mahrum mu bırakacağız? Kaldı ki kopya çekecek öğrencinin yine çekemeyeceğinin garantisi de yine yok gibi.

Belirtmek isterim, sadece sınav veren değil, dersleri kaydedip yapay zekaya özetleten, not çıkaran öğrenciler var. Hatta neden olmasın, bence yapay zekayı özel hoca gibi kullanan öğrenci de vardır. Bundan büyük yarar da sağlıyordur. Burada amaç yapay zekayı övmek değil, hatta yapay zeka kullanılsın da demiyorum. Fakat yapay zeka “yasaklanacak” veya “serbest bırakılacak” bir şey değil, onu demek istiyorum. Örneğin, öğrenciler kendi hayatlarında kullanmakta ısrar edeceklerse, okulda hiç yokmuş gibi mi davranacağız? Yapay zekayı kullanmanın etiği nedir? Bunu öğretmek mümkün mü? Bu soruları düşünüp çözmek gerek. Fakat yapay zekanın çok hızlı gelişiminden ve elbette yaratmış olduğu kargaşadan ve ortaya çıkışındaki etik kaygılardan ötürü yılmış olanlar var. Haklılar. Yapay zeka çok hızlı geliştiği için nereye gideceğini kestiremiyoruz, ekonomiyi ve toplumu nasıl etkileyeceğini bilemiyoruz. Üstelik görünen o ki bu dil modellerini ortaya çıkış şekliyle ilgili (verileri nasıl topladıkları, sakladıkları ve kullandıkları üzerine) çok ciddi soru işaretleri var. Tüm bunları görmezden gelemeyiz. Fakat üniversiteler eğer bilginin, birikimin öncüsü olmak konusunda hala ısrarcıysa, daha yapılması gereken çok şey var.

Her yerde karşımıza çıkan ve bazen engel olamadığımız biçimde bize bir şeyler anlatmaya çalışan bir yapay zeka var, bu kısmı da son derece rahatsız edici. Bazen halüsinasyonlar görüyor, kendi kendine bir şeyler uyduruyor. Bazen taraflı şeyler söyleyip tarafsızmış gibi sunuyor. Tüm bunlardan kaçınmak için öğrencilerin ve öğretmenlerin yapay zekanın nasıl ve ne şekilde kullanılabileceğini, bunun ne olduğunu öğrenmeleri gerek. Aksi takdirde, sonumuz bunu gizli gizli kullanmayı bilen, beceren öğrenciler ve sırf bu öğrenciler engellenebilsin diye bu teknolojiyi daha düzgün biçimde kullanabilecek öğrencilerin de engellenmesi.

Üniversitelerin ne yapması gerektiğini bilemiyorum, uzun uzadıya tartışıldıktan sonra anlaşılabilecek bir şey. Fakat üç net önerim var. Birincisi bu işin teknolojisini değerlendirirken politik ekonomisini unutmamak. Yani, bu işin nerelere varabileceğini ve hangi amaçlarla kullanılabileceğini bilmek fakat bunu yaparken bu teknolojinin öncülüğünü yapan milyarlarca dolarlık şirketleri unutmamak. İkincisi, bu meseleyi sadece basit bir yasaklama veya serbest bırakma olarak ele almaktansa, yapay zekanın farklı kullanım alanlarını belirlemek. Üçüncüsü de elimizdeki imkanlarla eğitimde fırsat eşitliğine katkıda bulunmak. Acaba yapay zeka hangi şekillerde kullanılırsa veya kullanılmazsa imkanları daha kısıtlı öğrencilere yardımcı olur? Kime nasıl elimizi uzatabiliriz? İşte yine bir sürü soru, çok az yanıt.

Bunları da sevebilirsiniz