Emperyalizm Nedir?

NATO’nun ülkemizde yapacağı zirve öncesinde, hararetli bir NATO tartışması öne çıkıyor. NATO’nun ne olduğu ve ne olmadığı yanında, geleceği de tartışılıyor. ABD Başkanı Trump’ın, İran’a saldırılar konusunda ikna edemediği NATO üyesi ülkelere hakaret edip, sonra da ABD’nin NATO’dan çıkabileceğini söylemesinin ardından, emperyalizm ve NATO tartışmaları daha da başka boyuta uzanıyor. ABD emperyalizminin saldırı ve işgal aygıtı olan NATO’yu ABD Başkanı eleştirse bile, unutmamak gerekir ki, NATO; ABD açışından çok etkili, çok işlevsel, çok faydalı bir aparattır. ABD Başkanı Trump, Beyaz Saray’dan çıkar ama ABD, NATO’dan çıkmaz.

Emperyalizm konusunu da, her konuyu olduğu gibi, ekonomi politik açıdan, ideolojik açıdan kavramakta yarar vardır. Çünkü kavramsal bilinç olmayınca, ideolojik berraklık da olmaz, politik tutarlılık da.

Dahası, emperyalizm; herhangi bir kavram, gelişigüzel, öylesine kullanılabilecek bir sözcük değildir. Ekonomi politiğe ilişkin akademik anlamı yanında, politik, ideolojik anlamları da vardır. Kapitalizmin en ileri, en olgun aşamasına ulaşmış bir devletin, ülkesi içinde üretim, mülkiyet, bölüşüm ilişkileriyle; ülkesi dışında pazar, hammadde, ucuz emek gereksinimiyle ilgili bir düzeyi, ölçeği, kapasiteyi, gücü anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Emperyalist karaktere sahip bir devletin; bir başka devletin, bir başka milletin, bir başka halkın üzerinde hem doğrudan hem de dolaylı olarak iktisadi, siyasi, hukuki, askeri, kültürel hâkimiyetini, nüfuzunu, baskısını ifade etmek için kullanılır. En kısa, en yalın tanımıyla, bir devletin, bir milletin, başka bir devlet, başka bir millet üzerindeki nüfuzunu, gücünü, etkisini, denetimini inşa etmesine, kullanmasına, genişletmesine emperyalizm denir.

EMPERYALİZM ÜZERİNE İLK ESERLERİ KİMLER YAZDILAR?

Emperyalizm kelimesi, Latince kökenlidir, imperium sözcüğüne dayanır. İmperare; hükmetmek, yönetmek, buyurmak, emretmek anlamına gelir. Dünyada ve ülkemizde emperyalizm üzerine yazılmış çok önemli, hacimli bir külliyat vardır. Konuyla ilgili çok kapsamlı kitaplar, makaleler kaleme alınmış, mesele tüm yönleriyle incelenmiştir. Bu konuda en dikkat çeken eserler John Hobson, Rudolph Hilferding, Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin, Nikolai Bukharin başta olmak üzere Rosa Luxemburg, Thorstein Bunde Veblen, Joseph Alois Schumpeter gibi isimler tarafından kaleme alınmıştır.

Emperyalizm kavramı; 1870’li yıllarda İngiltere’de yaygın olarak kullanılmıştır, özellikle de başbakan Benjamin Disraeli’nin sömürge politikalarını anlatmak için. Belirtmek gerekir ki, o dönemin koşullarında emperyalizm kavramıyla sömürgecilik kavramı, aynı anlamda kullanılmışlardır. 19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında ise sömürgeciliğin değişen karakterine koşut olarak, kaba kuvvete, zora dayalı sömürgecilik yerine, nüfuza, ekonomik ve politik güce, bunlarla birlikte gelen daha farklı sömürme yöntemlerine dikkat çekmek amacıyla kullanılmıştır. Bu kapsamda toplumsal, kültürel boyutlar da dikkate alınmıştır. Daha karmaşık sömürü biçimleri ve sömürü ilişkileri ortaya çıkmıştır çünkü. Emperyalizmi, klasik, zora dayalı, kaba sömürgecilikten ayırmak ihtiyacı belirmiştir. Emperyalist gücün yatırım olanakları, sermaye birikimi, ticaret yollarını denetleme kabiliyeti de öne çıkmıştır. Bu dönemde, emperyalizm üzerine kafa yoran düşünürler arasında görüş farklılıkları da ortaya çıkmıştır.

Emperyalizme ilişkin tahlillerin, çözümlemelerin başlangıcı 19. yüzyıl sonuna uzanır. Öncelikle dünya politikasını, ekonomik gelişmeleri, uluslararası ilişkileri, değişen küresel dengeleri, keskin diplomatik rekabeti, büyük güçler arasındaki anlaşmazlıkları, çatışmaları, savaşları açıklamak için kullanılır emperyalizm kavramı. Emperyalist bir devlet, bu tahakkümü, zor yoluyla, şiddete başvurarak, kaba güç kullanarak, silahlı kuvvetle kurabildiği gibi, siyasi ve iktisadi baskılarla da kurabilir. Sıklıkla da bu yöntemlerin, araçların hepsini birden kullanır. Elindeki güce, muhatabın kapasitesine, dönemin şartlarına göre bu araçlara ve yöntemlere başvurur.

EMPERYALİZME İLİŞKİN FARKLI YORUMLAR

Her ne kadar emperyalizmi, kapitalizmin en ileri aşaması olarak kavrayan yaklaşımlar baskın çıksa da, emperyalizmi kapitalizm öncesi dönemden başlatan, Sanayi Devrimi öncesi döneme dek uzatan yaklaşımlar da vardır. Bu yaklaşıma göre, emperyalizmin ilk dönemi, 16. yüzyıla dek süren ve imparatorlukların genişlemesiyle ilgili dönemdir. Emperyalizmin ikinci evresi, coğrafi keşiflerle başlamış ve 19. yüzyıla dek sürmüştür ve bu döneme “eski emperyalizm” de denir. Emperyalizmin üçüncü aşaması, “yeni emperyalizm” de dener aşaması, 1880’li yıllarda başlamıştır. Bu dönemde, sömürgelere yönelik ilgi canlanmış, Asya ve Afrika paylaşılmıştır. Schumpeter de emperyalizm ve kapitalizm arasında doğrudan bir ilişki olmadığını, emperyalizmin, kapitalizmden önce de varolan bir olgu olduğunu savunmuştur.

Belirtmek gerekir ki, tarihte sömürge elde etme yarışında belli dönemlerde öne çıkan ülkeler, bu konumlarını her zaman koruyamamışlardır. İtalya, İspanya, Portekiz, Hollanda, Belçika, Almanya, Japonya böyle ülkelerdir. Bu konuda İngiltere’nin, Fransa’nın gerisinde kalmışlardır.

Emperyalizm; klasik sömürgeciliğe has yöntem ve araçların ötesinde, işgalin, kaba kuvvetin çok ötesinde, sistemli, çok yönlü, örgütlü ve kapsamlı sömürü yöntemleri ve araçları kullandığı gibi, sömüren devletin kapitalist gelişmişlik düzeyiyle de doğrudan ilgilidir. Askeri gücün yanında, iktisattan siyasete, hukuktan kültüre, yönetim becerisinden örgütlenme ve kurumsallaşma kabiliyetine varana dek pek çok unsura sahip olmayı gerektirir. Bu bağlamda emperyalizm; feodalizme özgü din – tarım imparatorluklarıyla değil, Sanayi Devrimi’yle, kapitalizmle, çağdaş devlet yapılarına ilişkin örgütsel ve kapitalist gelişmişlik düzeyiyle ilişkilidir. Özellikle merkez – çevre ilişkileriyle, başka ülkeleri işgal etmekle, onların kaynaklarına el koymakla, yağmalamakla, yayılmacılıkla ilişkilidir. Emperyalist sömürüyü, öncesindeki daha ilkel, daha kaba sömürüden ayıran, daha kapsamlı, daha örgütlü, daha yoğun, daha sistemli, daha bütüncül bir sömürü düzeni, sömürü mekanizması kurmasıdır. Emperyalist aşamada, coğrafi keşiflerle, denizaşırı fetihlerle yapılan sömürgeleştirmenin, 16. ve 18. yüzyıllar arasındaki ticari kapitalizmin, merkantalizmin yaptığı sömürünün çok ötesine geçilmiş, daha gelişmiş sömürü yöntemleri kullanılmıştır. O nedenle de emperyalizm ile klasik sömürgecilik aynı değildir.

EMPERYALİST GÜÇLER ARASINDA REKABET ESASTIR

Emperyalist merkezler arasında çelişki ve rekabet kaçınılmazdır. Nitekim 19. yüzyılın sonlarından başlayarak iyice belirginleşen bu durum, 20. yüzyıldaki iki büyük dünya savaşıyla, iki büyük paylaşım savaşıyla (1914 – 1918 arasındaki 1. Dünya Savaşı ve 1939 – 1945 arasındaki 2. Dünya Savaşı) kendini göstermiştir. Bu açıdan bakılınca, sömürgeci, yayılmacı olmanın emperyalist bir güç olmak için gerek şart olduğu ama yeter şart olmadığı açıktır.

Tarihsel süreç içinde bakıldığında, klasik sömürgecilik, yayılmacılık kapitalizm öncesinde öne çıkarken, emperyalizm ise kapitalist döneme geçildikten sonra, kapitalizmin en ileri aşaması olarak öne çıkmıştır. Feodalizm, imparatorluk, sömürgecilik kapitalizm öncesine ilişkin dönemler olarak anılırken, Sanayi Devrimi sonrasında hızla gelişen kapitalizmin en ileri aşamasına emperyalizm denmiştir. Emperyalist aşamada başka devletler, milletler, halklar üzerindeki sömürü, nüfuz ve denetim daha sistemli, örgütlü, kapsamlı ve çok yönlü hale gelmiştir. O ulusların, o ülkelerin, o halkların kaynaklarına, zenginliklerine, emeklerine, iç pazarlarına doğrudan ve dolaylı olarak çok farklı yol, yöntem ve araçlarla el konulmuştur.

Emperyalizm ve hegemonya arasında da fark vardır. Hegemonya inşa etmeye çalışan devlet, hedefindeki ülkenin, toplumun rızasını almaya çalışır, yumuşak güç unsurlarına öncelik verir. Emperyalizm, rıza almaya çalışmaz. Sert güç unsurlarına dayanır. Elbette hegemonya inşa etmeye çalışan devletin de, yumuşak güç unsurları yanında, klasik güç unsurları, sert güç unsurları vardır, siyasi güç, iktisadi güç, askeri güç gibi. Her güçlü devlet, bunlar olmadan yumuşak gücün işe yaramayacağını, bunları arkalamayan bir yumuşak gücün, etkili olmayacağını bilir.

Kısacası, emperyalizm, günümüzde ABD örneğinde somutlaştığı üzere, adeta devlet şeklinde örgütlenmiş bir haydutluktur. İktisadi, siyasi ve askeri, yönleriyle insanlığın başındaki en büyük beladır. NATO da, ABD emperyalizminin elindeki en etkili kozlardan biridir.

Bunları da sevebilirsiniz