CHP’de, Gerçekte Neler Oluyor?

CHP tam iktidar olacaktı da, Mahkemenin ve tabii ki Yüksek Seçim Kurulunun hukuki açıdan sakat kararları ile mi bu durum engellendi?

Şimdilerde adı DEM olan, yakında Öcalan’ın talebi üzerine bu ismini de değiştirecek partinin geçmişteki adıyla HDP’nin milletvekilliğini ve dahi Genel Başkanlığını yapan Ertuğrul Kürkçü’nün görüşüne göre öyle. Hatta bu görüşünün kanıtı olarak, 23 Nisan 1920’den günümüze Millet Meclisi ve siyasi partiler açısından “yaşananları” da, ne yaşandığını açıkça ifade etmeksizin “kanıt” olarak sunuyor beyefendi.

Neyse, siyasi geçmişi açısından birçok karanlık noktaya da sahip olan ve en son Öcalan’ın gölgesindeki partide kendisine yer bulan bu kişiyi ve söylediklerini bir yana bırakıp yazının başında sorduğum soruya yanıt arayalım. Konuyu iki açıdan ele alarak -iki önemli soruya yanıt arayarak- değerlendirmek gerekiyor.

Bu kapsamda yanıtı aranması gereken birinci soru, Özgür Özel’in bu karar sonrasında, “Baba ocağı” olarak tanımladığı CHP -böyle diyerek kendisini de öz evlat yani varis ilan etmiş oluyor-, günümüzde gerçekte ne kadar Atatürk’ün partisi yani “Baba ocağı” olma, dünden bu güne savunduğu fikirler ve yaptıklarına bakıldığında Özgür Özer, ne denli bu çizginin dolayısıyla Atatürk’ün koltuğunun varisi olma niteliğini taşıyor? Daha açık bir ifadeyle söylersek, CHP’deki kavga cumhuriyete kim daha iyi sahip çıkar mücadelesi mi, yoksa benzerler arasındaki sen mi, yoksa ben mi mücadelesi mi?

Yanıtı verilmesi gereken ikinci soru ise hukuksuz olduğunu baştan ifade ettiğim söz konusu karar olmasaydı, CHP’nin gerçekten de iktidar olup olamayacağı.

Günümüz CHP’sinin, kurucu değerlere olan yakınlık dikkate alındığında AKP’den daha Atatürkçü ya da Cumhuriyetin kurucu değerleri savunucusu olduğunu söylemek için çok fazla bir neden olmadığını, tam tersi olarak, Kılıçdaroğlu sonrasında kadroları bütünüyle değiştirilen günümüz CHP’sinin, 2002 AKP’si olmak üzere yeniden yapılandırıldığını, bu yapılandırmanın amacının ise, AKP’nin FETÖ ve büyük sermayeyle arasında ortaya çıkan ve çözülemeyen çelişkinin sonucu olarak yapılamayanları daha da doğrusu yarım kalanları Kıbrız, Ermenistan, Öcalan başta olmak üzere tamamlamak ve ülkenin ekonomik ve idari yapılanmasını bir kez daha geri dönülemez şekilde yeniden yapılandırmak olduğunu uzun zamandır yazıyor, söylüyorum.

Uzun zamandır yazıp, söylediğim diğer bir şey, Bu gün karşıt pozisyonda görünseler de, Özel ve Kılıçdaroğlu’nun siyasi çizgilerinde bir farklılık olmadığı. Görünürdeki tek farkın, 2023 seçimlerine kadar Kılıçdaroğlu diyen, ona karşı olanları AKP’li olarak görenlerin -yetmez ama evetçiler, ikinci cumhuriyetçiler ile büyük sermaye ve basını dahil-, bu gün Özgür Özel’in ardında saf tutup, iki yıl öncesine kadar ardında sıralandıkları Kılıçdaroğlu’nun karşısında yer alıyor olmaları. O zaman Kılıçdaroğlu yanlış diyenlere AKP’ye hizmet ediyorsun diyenlerin şimdiki söylemleri dikkate alındığında, kendilerini de o dönemde AKP’ye hizmet ediyor olarak tanımlayıp tanımlamadıklarını ise yanıtı hiçbir zaman tam olarak alınamayacak bir soru olarak bir kenara kaydedip, devam edelim.

Dediğim gibi, bunları defalarca yazıp, söyledim. Dolayısıyla burada, uzun uzadıya bir kez daha tekrar etmenin çok da yararı yok. An itibarı ile yanıtlanması çok daha önemli olan soru, söz konusu Mahkeme kararı olmasaydı yani Özgür Özel CHP’nin başında kalmaya devam etseydi, CHP’nin, Özel’in dediği gibi gerçekten de iktidar olup olamayacağı.

AB ve ABD’yi karşıma alırım diyerek bölücü açılıma destek olan, Ermenistan ve Rum’larla “normalleşme” girişimleri konusunda mevcut iktidarı eleştirmeyen, laikliği ağzına almaktan, laiklik karşıtlarını ürkütürüm diyerek laiklik karşıtı uygulamaları eleştirmekten çekinen yani amacı rakibinin politikalarının yerine Cumhuriyetin Kurucu, bağımsızlıkçı çizgisini geçirmek değil, rakibinin yerine geçmek olan bir parti iktidar olabilirmiydi?

Kişisel olarak bu soruya yanıtım, eğer mevcut iktidarın, AB ve ABD’nin politikalarına yeniden ve hızla uyum sağlama konusunda, 2023 seçimleri sonrasında gösterdiği büyük uyum dikkate alınmasa ya da AKP, bir kez daha AB ve ABD ile uyumlu bu çizgisinde, geçmişte yaşananlara benzer şekilde batıyı rahatsız edecek bir yön değişikliği yapmazsa bu olasılığın göz ardı edilemeyeceği yönünde ve an itibarı ile bakıldığında Kılıçdaroğlu’nun dönüşünün bu olasılığı azalttığı.

Bu tespitin akla getirdiği, bence esas önemli olan ama şu an kimsenin gündeminde olmayan soru ise, eğer bunlar yaşanmasa ve CHP iktidar olsaydı bu durumun AKP’nin gerçektende iktidardan ayrılmış olması anlamına gelip gelmeyeceği. Daha da önemlisi, Cumhuriyetin kurucu ilkelerine yani ekonomik ve siyasi olarak tam bağımsız, bir avuç yandaşın değil, kimsesizlerin kimsesi olan bir Cumhuriyeti yeniden canlandırılması idealine hizmet etmeyeceği. SHP-DYP iktidarının Özal politikalarının meşrulaşmasını sağlamasına benzer şekilde, 20 küsur yıllık AKP iktidarının ekonomik ve idari yapıda neden olduğu deformasyonun normalleşmesine hizmet edip etmeyeceği.

Bunları da sevebilirsiniz