“Dikkat Ekonomisi” insan dikkatini kıt bir meta olarak ele alan ve çeşitli bilgi yönetimi sorunlarını çözmek için ekonomik teoriyi uygulayan enformasyon yönetimine yönelik bir yaklaşımdır.
Matthew Crawford’a göre “dikkat bir kaynaktır” ve kişide çok miktarda bulunur. Thomas H.Davenport ve John C.Beck bu tanıma şunu ekliyor; dikkat belirli bir bilgi öğesine odaklanan zihinsel meşguliyettir, öğeler farkındalığımıza gelir belirli bir öğeyle ilgileniriz ve sonra harekete geçip geçmeyeceğimize karar veririz.
Bu etkinin güçlü bir tetikleyicisi insanların zihinsel yeteneklerini sınırlaması ve bilgiyi alma yeteneğinin de sınırlı olmasıdır. Dikkat, bilgilerin filtrelenmesine böylece en önemli bilgilerin ortamdan alınmasına alakasız ayrıntıların ise dışarıda bırakılmasına olanak tanır .
“Dikkat Ekonomisi” kavramı ilk olarak psikolog ve ekonomist Herbert A.Simon tarafından 1971’de bilgi açısından zengin bir dünyada dikkatin kıtlığı hakkında yazdığında teorileştirildi.
Bilgi açısından zengin bir dünyada bilgi zenginliği başka bir şeyin kıtlığı anlamına gelir. Bilginin tükettiği şeyin kıtlığı. Bilginin ne tükettiği ise oldukça açıktır, alıcıların dikkatini tüketir. Dolayısıyla bilgi zenginliği dikkat yoksulluğuna ve bu dikkatin onu tüketebilecek bilgi kaynaklarının aşırı bolluğu arasında etkili bir şekilde dağıtılması ihtiyacına neden olur.
Bilindiği gibi sosyal medya platformlarının büyük bir bölümü hizmetlerini bedava sunuyorlar. Bedava fotoğraf paylaşımı, bedava bant genişliği ve benzeri şeyler. Peki aslında teknik olarak bu kadar pahalı bir hizmeti sunan bu platformlar nasıl para kazanıyor. Kullanıcıların verileri üzerinden para kazanılıyor. Bu da reklam satarak ya da her ne kadar yasak olsa da kullanıcı verilerini üçüncü şirketlere satarak oluyor. Platformların reklam alma süreçlerinde kullanıcıların hangi tip içeriklere angaje olduklarını anlamak çok önemlidir. Algoritmaların bizlerin önüne çıkardıkları reklamlar bu yöntemle belirlenir. Sosyal medyada hangi tip içerikleri beğendiğimiz, hangi tip içerikleri paylaştığımız, hangi tip içeriklerle ne kadar zaman geçirdiğimiz çok önemlidir.
Dikkat Ekonomisi kavramı bu bağlamda dikkatimiz ve ilgimizin sınırlı bir kaynak olduğunu, her insanın 24 saat içinde sosyal medyaya ayırdığı sürenin de belli bir sınırlılıkta olduğunu anlatır. Her kavram ya da reklam bu sınırlı süreyi almak için yarışmaktadır. Sosyal medyada beğendiğimiz, “like” yaptığımız veya sinirlendiğimiz her içeriğe dikkatimizi veririz. Bu verdiğimiz dikkat, paraya dönüştürülebilir veya verilendirilebilir. Dikkatimizi verdiğimiz içerikler sonrasında ,platformların reklam alırken kullandıkları en önemli nüveler haline gelir. Reklamın görülebilmesi için çok angajman alan hesaplara veya içeriklere gömülmesi gerekir. Bu da dezenformasyon içerikli reklamların ya da mesajların, reklam yoluyla yayılmasında gözlemlenen en önemli faktörlerden bir tanesidir. Kullandığımız dijital platformlar ve sosyal ağlar veri ve dikkat ekonomisinin hizmetindedir. Dikkati ele geçirmek, kullanıcıların ekran önünde geçirdiği zamanı maksimize etmek üzerine kurulu bir sistemdir. Böylece daha çok veri elde edilerek daha keskin ve bireysel reklam biçimleri geliştirilebilir.
Dikkatimizi bir vakum gibi emen platformlar onu en yüksek teklifi verene satacak bir iş modeli ile ilerler. Televizyonun izleyicilerin zamanını reklamcılara sattığı modelden Netflix gibi platformların bilincin uyku zamanına bile talip olduğu bir döneme geçmiş bulunuyoruz. Aslında söz konusu iş modeli televizyonun yaygınlaşması ile ortaya çıkmıştır ama dijital etkileşimli teknolojiyle birlikte ani zorlayıcı refleksif reaksiyonları provoke etmek için kullanılmaya başlanmıştır.
Google’ın 2000’lerden sonra değişen pazarlama stratejisi ile sürekli izlenen e-postalarımızın içeriği kişiye özel reklamların kaynağı haline gelmiş ve dijital ayak izlerimiz hem kişisel reklamlar hem de platformların daha etkili çalışması için kullanılmaktadır. Örneğin; YouTube neyi ne kadar izlediğimize ve neleri izlemeyi tercih ettiğimize göre sürekli algoritmasını geliştirir. Tüm videoların dikkatimizi çekmesi imkansızdır. Çünkü her gün yaklaşık olarak 72 günde izlenecek içerik platforma yüklenmektedir. Bu yüzden dikkatimiz platformlar için değerli bir madendir.
Facebook kullanıcılarından topladığı verileri, algoritmaları ile işler ve kullanıcıların bir sonraki tüketim davranışının olasılığını hesaplar. Veri tabanı, algoritmalar, Facebook’un kullanıcılarının davranışlarını tahmin ederek elde ettiği reklam gelirlerini, yani teknoloji rantını oluşturur. “Dikkat Ekonomisi” tüketicilerin dikkatini, kısa vadeli yönelimlerini, bilinç zamanını, karar verme biçimlerini manipüle etmeyi hedefler. Dikkatin sömürülmesi, beklentilerimizi karşılamak için değil uyaran ve tepki ilişkisinde yeni beklentiler yaratmak için kullanılır.
20 .yüzyıldan itibaren teknolojik ve endüstriyel inovasyonlar, ekonomik faaliyetin merkezine yerleştiğinden bireylerin dikkatini yakalamak ve yönetmek kaçınılmaz hale gelmiştir. İkna teknolojileri, öncelikle kitlesel medya imajlarını kullanır. Öyle ki, imaj giderek düşünme ve diyalog işlevini kaybeden ve sadece iletişim aracına dönüşen dil ile rekabet edecek kadar önemli bir role bürünmüştür. Dilin kullanımındaki değişimin arka planında uzun dönemli hafıza kullanımının giderek teknik dayanaklara devredilmesiyle derin düşünce yerine rutin bilişsel işlemlere daha çok eğilim göstermemiz rol oynar .
Sosyal medya kanallarında hap haline getirilmiş bilgilerle hangi kültür ürününü tüketeceğimize dair öneriler zaman kazandırıcı gibi görünmelerine rağmen düşünceyi sürekli ertelemeye neden olur. Bilinç, olgular ve olaylar arasındaki bağlamları kuramaz ve yeni imajlara atlar. Oysa bilgi sınıflandırıldığında, düzenlendiğinde, yorumlandığında, eleştirildiğinde ve hepsinden önemlisi bir topluluk tarafından dönüştürüldüğünde işe yarar.
Birey olarak tabi ki bu teknolojilerden vazgeçmeyeceğiz, ama dikkatimizi geri kazanmak için mevcut tasarımlara karşın alternatif tasarımlar talep etmeliyiz. Akıllı telefonlarımız, internet sitelerimiz ve uygulamalarımız, dikkatimizi koruyacak ve onu kesintiye uğratmayacak şekilde tasarlanabilir.
Dikkat olgusu için verilecek en başarılı örneklerden biri Donald Trump’dır. Dikkat olgusunu kullanarak dünyadaki en güçlü pozisyonlardan birine çıkmıştır. Günün herhangi bir saatinde attığı tweetleriyle ve son derece cüretkar olan yorumlarıyla ,dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın dikkat ekonomisinde başrolü üstlenmiş durumdadır .
2024’ten bu yana en çok konuşulan terimlerden biri olan beyin çürümesi kısa biçimli içeriklerin uzun vadeli dikkat kapasitemizi nasıl etkilediğini içermektedir. Yapılan bir araştırmaya göre günde 3 saatten fazla kısa biçimli içerik tüketenlerin sürdürülebilir dikkat kapasitesinde %18 oranında düşüş yaşandığını ortaya koymuştur.
Trafikte ya da başka bir ortamda insanlar nasıl bu kadar duyarsız olabiliyor ? Neden insani değerler her geçen gün hızla kayboluyor ? Aynı evde yaşayan kişiler bile nasıl birbirinden bu kadar uzaklaşabiliyor ? Gün nasıl oluyor da bu kadar hızlı geçebiliyor ? Sıraladığım bu cümleler hepimizin ortak bazı şikayetlerini anlatıyor.
Bir insanın bir konuya odaklanma süresi ortalama 20 dakikadır diye genel bir kanı vardır . 20 dakika odaklanabilme bilgisi günümüzde halen geçerli midir ? Amerika’da yapılan bir araştırmada üniversite öğrencilerinin bir şeye ortalama yaklaşık 20 saniye odaklanabildiklerini ortaya koymuştur. Californiya Üniversitesi’nde yetişkinler üzerinde yapılan çalışmada elde edilen sonuç ise 3 dakikadır. Bu kadar kısa bir odaklanabilme süresinde herhangi bir şeyi anlayabilmek mümkün mü ? Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde yapılan bir çalışmada beynin aynı anda sadece bir ya da en fazla iki düşünceye odaklanabildiği sonucuna ulaşılmıştır. Benzer biçimde bir ya da en fazla iki düşünce üretebilmektedir. Bizlerse aynı anda birden fazla iş yapabildiğimizi zannediyoruz. Bilişsel kapasitemizin üstünlüğü sayesinde çoklu işlemler yapabiliyoruz . Bu süreçte zihinsel yaşantımız, süreklilik gösterdiği için biz kesintilerin yani beynin kendisini sürekli olarak yeni düşünceler ya da görevler için yeniden yapılandırdığının farkına varmıyoruz. Beynin kendi yapısını yeniden şekillendirmesinin bir bedeli vardır. Buna geçiş maliyeti etkisi denilir.
İşimizle ilgili bir rapor hazırlarken şöyle göz ucuyla bile telefonumuza gelen bildirime göz attığımızda beynimizin gelen yeni uyarıya göre kendisini yeniden şekillendirmesi gerekiyor. Bu da beynin hem zamanını hem de enerjisinin boşa kullanılması anlamına geliyor.
Hewlett Packard isimli uluslararası bir şirketin yaptırdığı araştırmada önce çalışanların iş esnasında dikkatlerinin dağılmadığı ya da bölünmediği durum incelenmiştir. Sonra çalışanların iş esnasında e-posta aldıkları veya telefonlarının çaldığı ikinci durum incelenmiştir. Çalışma sonunda bu iki durum karşılaştırıldığında ikinci durumda iş yapmaya çalışan kişilerin IQ seviyelerinde ortalama 10 puanlık bir düşüş gözlemlenmiştir. 10 puanlık IQ düşüşü ne anlama geliyor ?
Bunu daha iyi anlayabilmek için uluslararası IQ Araştırma ve Tespit kuruluşunun 2026 yılında yayınladığı bir rapora bakarsak ; 2026 yılında dünya genelinde IQ araştırması yapılmış ve 115 ülkenin IQ seviyesi incelenmiştir. Bahsedilen 115 ülke vatandaşları arasında 1 milyon 691 bin 740 kişinin zeka testine dayanılarak IQ raporu hazırlanmıştır. Türkiye adına 42.801 kişi test edilmiştir. Bu rapora göre Türkiye’nin ortalama zeka seviyesinin son bir yılda bir buçuk puan azalarak 95.63’e düştüğü görülmüştür. 2026 verilerine göre Güney Kore 106.97 IQ puanı ile dünyanın en yüksek IQ ortalamasına sahip ülke olurken onu Çin ve Japonya takip etmektedir. Türkiye 69. sırada yer almıştır.
Orangotanların IQ puanının 70 ile 90 arasında yer aldığı bilinmektedir. Hewlett Packard şirketinin yaptığı araştırmanın ve uluslararası IQ Araştırma ve Tespiti çalışmasının sonuçlarını birleştirelim. Herhangi bir işle meşgul olan bir kişinin aynı anda cep telefonuna gelen bir mesaja göz attığında ortalama zeka seviyesinin 85.63 puan civarına düşebileceği söylenebilir. Yani o kişi elindeki işi ancak zeki sayılabilecek bir orangotan kadar iyi yapabilmektedir. Bu kişinin meşgul olduğu iş, örneğin araba kullanmak olabilir. Araba kullanırken gözü cep telefonuna kayan bir kişinin , nelere yol açabileceğini ve açtığını artık daha net anlayabiliriz .
Bir araçta olduğunuzu düşünün. Araç yavaş yavaş hızlanıyor. Siz camdan dışarıyı seyrediyorsunuz. Araç hızlandıkça camdan gördüğünüz nesneler gittikçe daha anlaşılmaz hale gelir ve belli bir süre sonra araç iyice hızlandığında yanınızdan geçtiğiniz şeyleri adeta sadece anlamsız bir çizgi olarak görmeye başlarsınız. İşte zihnimiz bahsedilen uyarıcılara maruz kaldıkça çok hızlı bir aracın camından bakıldığı gibi gelip geçen şeyleri algılamamaya başlamaktadır. Zihnimiz son sürat koşturdukça daha hızlı konuşuyor daha da hızlı yürüyoruz. Odaklanamıyor detayları yakalayamıyoruz . Zamanın nasıl geçtiğini bile anlayamıyoruz.
Dijital teknolojinin cep telefonu gibi araçlarla insanlığa nasıl zararlar verdiğini gösteren böyle birçok çalışma sunmak mümkün. Dijital teknolojinin yarattığı tehlikeler bilimsel çalışmalarla ortaya konmuşken neden sokakta yürürken bile başını cep telefonundan kaldırmayan , aynı ev içinde cep telefonları yüzünden birbiriyle konuşamayan bu kadar çok insan var dünyada ? Bu sorunun cevabı günümüz dünyasının en sinsi ve en büyük ekonomisi yüzünden. “Dikkat Ekonomisi”.
Bu ekonominin büyüklüğünden bahsederken ne kadar bir paranın söz konusu olduğunu bir örnekle açıklarsam; “Dikkat Ekonomisi” nin başrol oyuncularından sadece biri olan Google’ın kurucularından Larry Page’in şahsi serveti 102 milyar dolar , diğer ortaklarından Sergey Brin’in 99 milyar dolar, ve Eric Schmidt’in ise 20.7 milyar dolar. Google’ın şirket olarak değeri ise bir trilyon dolar. Sadece isimlerini verdiğim bu üç kişinin mal varlığı Türkiye’yi bir kenara bırakın , petrol zengini Kuveyt’teki herkesin banka hesaplarının toplamına neredeyse eşit durumdadır. Google’ın değeri ise Meksika ve Endonezya’nın toplam servetine eşittir. Google dikkat ekonomisini yaratan şirketlerden sadece bir tanesi. İşte, dikkat ekonomisi bu kadar büyük bir ekonomi.
Dikkat Ekonomisini yaratan ve besleyen şey elimizdeki cep telefonlarıyla, sosyal medya hesaplarıyla ya da çeşitli uygulamalarla zaman geçirmemiz. Bizler hayatımızdan ne kadar zamanı bu dijital teknoloji araçları ile harcarsak , dikkatimizi ne kadar süre çekebilirlerse bu ekonomi o kadar para kazanmaktadır.
Etrafımızı sarıp sarmalamış bir dijital dünya var. Bu dünya içinde sosyal medya hesapları ,e-posta programları, mesajlaşma uygulamaları ,videolar ya da dizi veya filmler izlediğimiz dijital platformlar ve benzeri uygulamalar bulunmakta. Bu uygulamalara ulaşmamız elimizdeki telefon kadar bize yakın. Ve üstüne üstlük bu uygulamaların büyük bir çoğunluğu da ücretsiz.
Hiç para kazanmadan birilerinin bize bu kadar şey sunması mümkün mü ? Elbette değil , biz bu uygulamaları kullanırken birileri tonla para kazanıyor. Ekonominin temel ilkelerinden birini hatırlayalım. “Eğer kullandığınız bir ürüne para vermiyorsanız ürün sizsinizdir. “ Bu uygulamaları kullanırken , hiç okumadan kabul edilen kullanım anlaşmaları ile devamlı olarak hakkımızda en ince ayrıntılara kadar bilgi sunuyoruz .Öyle ki neredeyse bizim hakkımızda bizden bile çok şey biliyorlar.
Tüm dünyadan toplanan bu bilgi sayesinde toplumlara istediklerini kolayca yaptırabiliyorlar. Örneğin, oy veren insanları dijital dünya ile büyüleyip, manipüle ederek , bir ülkeyi kimin yöneteceğini kolayca belirliyorlar. Ne kadar çok o ekranlara bakarsak , o uygulamalarda ne kadar çok vakit geçirirsek , “Dikkat Ekonomisi” o kadar para kazanıyor ve o kadar büyüyor. Dijital dünyada sunulan her şey ama her şey bizi normal hayattan koparıp sanal bir dünyada düşünmeden daha fazla vakit geçirmemiz için.
Bu sayede hem hakkımızda bilgi toplanıyor, hem de izlediğimiz reklamlardan para kazanılıyor. Dikkatimizi bu sanal dünyaya, uygulamalara, oyunlara ,videolara, mesajlaşmalara verdikçe dikkat ekonomisi büyüyor , biz de kendi elimizle kendimizi tanımlatıp ele geçiriliyoruz. Dikkat Ekonomisini oluşturan dev şirketlerin çalıştırdıkları binlerce mühendis, veri analizcisi, psikolog, sosyolog ve bunun gibi meslek uzmanlarından oluşan koca bir ordu , gece gündüz tek bir şey için çalışmaktadır. İnsanların dikkatini çok daha fazla cezbedebilmek için. Peki bir çözüm var mı? Bu teknolojiyi bize zarar verecek şekilde değil de bize fayda sağlayacak biçimde kullanabilir miyiz ?
Cevap bu teknolojileri hayatımızdan çıkarıp atmak değildir. Ama bilinçli bir şekilde yüksek bir farkındalıkla bu dijital teknolojileri kullanmamız gerekiyor.
Şimdi size gerçek bir öykü anlatacağım. Californiya’da akranlarından daha parlak bir zekaya sahip olan 7 yaşındaki Tristan Harris’in öyküsü. O yaşta sihirbazlığa merak sarıp okulda arkadaşlarına öğrendiği sihirbazlık numaralarını yapıyor. İlerleyen yıllarda profesyonel sihirbazlardan eğitim de alıyor. Tristan insanların odak noktasını kontrol edebilen bir sihirbazın bu insanlara her istediğini yaptırabileceğini , onların düşüncelerini istediği gibi yönlendirebileceğini görüyor. Tristan bu önemli gerçeği daha sonra şöyle dile getirecek “Zekadan çok daha ince bir şey bu, hepimizin tutsak olduğu zaaflarla, sınırlarla, kör noktalarla ,eğilimlerle ilgili bir şey” . Tristan ilerleyen yıllarda Stanford Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü öğrencisi olur. Öğrencilik yıllarında kampüs içerisinde yer alan ikna teknolojileri laboratuvarında da görev yapar çalışır .Üniversitenin ilk yılının ardından Apple’da stajyer olarak çalışmaya başlar. Daha sonra üniversitedeki arkadaşları ile bir uygulama geliştirir ve geliştirdikleri bu uygulamaya “Instagram” adını verirler.
Üniversitenin son sınıfında bitirme tezini hazırlar. Tezin başlığı “Gelecekte dünya üstündeki her insanın profili elimizde olsa nasıl olurdu ? ” Profil bilgileri cinsiyet, yaş veya ilgi alanları gibi basit şeylerle sınırlı olmayan daha derine inen bir profil . Psikolojik bir profil .
Yıllar sonra Donald Trump, 8 Kasım 2016’da yapılan seçimleri kazanarak 45. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olur. Trump’ın Başkan olduğu seçimlerin ardından Cambridge Analytica adında bir şirketin seçim kampanyasını Tristan’ın bitirme tezine göre yürüttüğü ortaya çıktı. Şirketin sosyal medya sayfalarından topladığı kişisel verileri kullanarak seçmenlerin davranışlarını etkilediği ve hedeflenmiş reklam kampanyalarıyla seçim sonuçlarından müdahale ettiği öne sürüldü.
Bu olayı ortaya çıkaran Gazeteci- Yazar Carole Cadwalladr, Pulitzer ulusal muhabirlik ödülünün finalisti olur. Ödül töreninde çarpıcı bir konuşma yapar. ” Bizi küresel olarak birbirimize bağlayan ters bir akıntı olduğunu söylememe gerek yok . Şu an bu akıntı teknoloji platformları üzerinden geliyor. Silikon Vadisi ilahları Marc Zukerberg, Sherly Sandberg, Larry Page,Sergey Brin, Jack Dorsey. Siz dünyada insanları birbirine bağlamak için yola çıktınız, ve şimdi aynı teknolojinin bizi birbirimizden ayırdığını kabullenmek istemiyorsunuz. Ve görünüşe göre anlamadığınız şey ,bu işin sizi aştığı hepimizi aştığı.Bu konu sağ ya da sol değil ,Trump iktidarı ya da muhalefeti değil.Konu bir daha özgür ve adil bir seçim yapıp yapamayacağımız. Herkese şunu sormak istiyorum, karanlık çökerken koltuğumuzu oturup telefonlarımızla oynamaya devam mı edeceğiz ? ”
Size bir belgeseli izlemenizi önemle tavsiye ediyorum “The Great Hack”, “Büyük Siber Saldırı”.
Tüm bu platformlar, jeopolitik ve ekopolitik denklemler içerisinde, algı yöntemleri, toplum mühendisliği çalışmaları, tez- anti tez yaklaşımları ve cambaza bak oyunları çerçevesinde kullanılmaktadır.
Pratikte tarihsel süreç içerisinde örneklendirirsem; Hitlerin sahneye sürülmesinin arkasında önemli bazı Amerikan şirketlerinin olduğu artık bilinmektedir. Hitler’in ortaya çıkışı, Birleşik Krallığın , güneş batmayan imparatorluğun bitişi ve Amerika’nın Dünya imparatorluğuna geçişidir. Yıl 1941. Nazi Almanyası İngiltere’yi çok şiddetli havadan bombalamaktadır . İngiltere çok zor bir duruma düşmüştür. Kanada açıklarında bir savaş gemisinde Rooswelt ve Churchill gizlice buluşur ve Churchill, Rooswelt’e Amerika’nın tüm isteklerini kabul ettiklerini söyler. Ertesi gün Nazi Almanyası İngiltere’yi bombalamayı sonlandırır.
Güneş Batmayan İmparatorluk 2. Dünya Savaşında kazananlar tarafındaydı ama İmparatorluğunu kaybetmişti . Breten Woods’la bu daha da perçinlenmişti. Londra , Birleşik Krallığın Başkenti olmak yerine küresel sermayenin “City of London” olarak başkenti olmayı yeğledi . Böylelikle kaybetmiş olduklarını geri alabilmeyi Çin üzerinden planlamıştı. Londra ,Yuan’ın Çin’den sonra en fazla işlem yapılan başkentidir. Birleşik Krallık dünya hegemonyasında kaybettiği etkisini kurulacak olan yeni Dijital Finans sistemi ile geri kazanmak istiyor. Bunu kazanmak için Kuşak ve Yol projesi ve İngiliz aklı bir araya gelmiş durumdadır .
Dünya coğrafyasında herhangi bir ülkede dini bir lider çıkıyorsa bilinmelidir ki büyük bir olasılıkla arkasında MI6 yani İngiliz aklı vardır. İngiliz aklı tarihsel süreç içerisinde üretim ve pazar yeri olarak Hindistan ve Çin’i kullanarak devletsel bazda da sömürerek kendi ülkesinde sanayi devrimini gerçekleştirmiştir. İngiltere’nin Çin’i büyütme stratejisi, Amerika’ya karşı satrançta bir hamle olarak ele alınmalıdır. Kuşak- Yol projesinde Pekin- Londra hattında görülen neydi ? Ortadoğu ve Avrasya’ da Amerika’nın yeri olmadığı. Amerika bunu görerek önce Afganistan şimdi de İran operasyonunu yapıyor. Zengezur koridorunun da Suriye’deki gelişmeleri de bu bağlamda düşünmek gerekir.
Küreselci Pekin – Londra hattı ile ulusalcı Pentagon – Washington hattı çarpışmaktadır . Çin’in batıya doğru ilerlemesinin önünde ise Amerikan politik aklıyla örülen duvar Türk Devletleri Teşkilatıdır. Rusya açısından Çin’in bu bölgede geliştireceği politikalar, adımlar, Amerika’nın geliştireceği politikalardan daha tehlikelidir. O nedenle Ukrayna ile savaşta olmasına rağmen Rus ordusunun önemli bir bölümü doğuda beklemektedir. Türkiye Akdeniz’de hakimiyet kurarsa yani Mavi Vatan hakkı ile oluşturulabilinirse Çin’in Avrupa’ya giriş kapısını elinde tutmuş olur.
Amerika’nın amacı, İran’da bir rejim değişikliği. Çünkü Molla Rejimi ile Çin çok yakın ilişki içindedir. Çin’in dünyadan en fazla petrol ve doğalgaz ithal ettiği ülke İran’dır, daha alt sırada ise Venezuela yer almaktadır.
Yaşanan Amerika – İsrail – İran savaşında Pentagon planına göre İran savaşı kaybederse, rejim değişikliği veya bölünmesi durumu oluşursa , boş alan Türkiye ile doldurulacaktır. Teknolojide Çin henüz patent kısmına geçememiştir. Telefonun kutusunu yapıyor ama içindeki en değerli şey olan çipi ilk sırada Amerika’dan sonra Tayvan’dan alıyor . Zaman Amerika’nın aleyhine, Çin’in lehine işlemektedir. Yaşanan Amerika -İsrail -İran savaşına tez ve antitez açısından bakacak olursak ; İran olmasaydı İsrail bu kadar silahlanabilir miydi ? Dünya kamuoyunda yaptıkları meşru gösterilebilir miydi ?
1979 yılında İran rejimi aslında nerede kurulmuştu ? Paris’te .. Humeyni nereden getirilmişti? Paris’ten.. Geçici Hükümet nerede kurulmuştu ? Paris’te … Humeyni hangi uçak ile Tahran’a gitti ? Air- France.. Tahran’a ayak bastığında Humeyni’nin söylediği ilk şey neydi ? Siyonist İsrail’i haritadan sileceğiz.. Batı şeytandır dedi ama rejim değişikliği sonucu şükür namazını kılarken arkasında haham vardı. Bunların fotoğrafları açık istihbarat kanallarında mevcuttur.
Ürdün de, Lübnan’da , Suriye’de bazı radikal dinci örgütleri destekleyen İran, bu bölgelerin İsrail tarafından ele geçirilmesini sağladı. Zamanımızda artık bilginin saklanma olasılığı yoktur. Zamanımızda bilgi , bilgi kirliliği ve dezenformasyon sayesinde saklanıyor .1979 öncesi Amerika – İran ilişkileri yani Şah zamanında çok iyi durumdaydı. Hatta Amerika’nın o zaman ürettiği en üst teknolojik uçaklar olan F4 uçaklarını sadece İran’a satmıştı. Hatta renkli televizyon bile Türkiye’den daha önce İran’a girmişti. 2020 yılında İran’ın Çin ile imzaladığı 25 yıllık enerji anlaşması bütün bu sürecin esasen başlangıç noktası olmuştur .
1956 yılında gerçekleşen Süveyş Krizi detaylı olarak araştırılırsa bugün yaşadığımız kriz daha iyi anlaşılır. Süveyş krizindeki İngiltere – Fransa ve İsrail’in pozisyonları ile Amerika’nın pozisyonu aslında bugünkü krizi de özetlemektedir.
Bu dünyada bir yangın çıkartmak istiyorsanız en yanıcı madde kültürdür. Kültür çok yanıcı bir maddedir. İdeolojik karşıtlıklar birbiriyle çatışabilir ama kültür çok daha farklıdır .Tüm dünya kültürel bağlamda tutuşturulmak istenmektedir ve bu yapılmaya çalışırken de sosyal medya platformları üzerinden toplum mühendisliği çalışmaları, algı yöntemleri, cambaza bak oyunları oynanmaktadır. Bu nedenle “Dikkat Ekonomisi” çok önemlidir.
Toplum mühendisliği çalışmalarına iki çarpıcı örnek verirsem;
Nobel Barış ödüllü bir barış elçisi, CIA bordrosunda çalışan ve binlerce kişinin öldüğü bir savaşın gizli mimarı, CIA’nın Tibet’te yürüttüğü operasyonlarının en önemli ismi, 1950’den 1970 sonlarına kadar kendisine yılda 180.000 Amerikan doları haber elemanı tahsisatı ödenmiş, Bu bilgiler zaman aşımına uğrayan CIA’ya belgelerinde yer almaktadır. Kim midir bu kişi? Dünyada birçok kişinin arınmak için huzuruna çıktığı 14. Dalaylama ! ..
İkinci örneğim;
Yıl 1923 . Lozan Konferansı görüşmeleri İngiltere’nin çıkardığı zorluklar yüzünden tıkanmak üzere iken Amerika aniden Türkiye’ye destek verme kararı alır ve İngiliz hükümeti anlaşmanın altına imzasını koyar . Fakat 18 Ocak 1927’de Amerikan Senatosunda yapılan oylama ile Lozan Barış Antlaşması’nın onaylanması reddedilir . Peki ama neden? Amerika’nın Türkiye’yi desteklemesinin altında dönemin bakanlarından Rafet Bey’in Amerikan yetkilileri ile imzaladığı Chester Anlaşması vardır. Anlaşma Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanır ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanan bu anlaşmadan şüphelenen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yaptığı incelemede Chester Anlaşmasının imtiyaz haklarının Türkiye’nin aleyhine olduğunu görüp anlaşmayı tanımadığını açıklar. Anlaşmaya göre Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Amerika 4400 kilometre uzunluğunda bir demiryolu yapacak ve Türkiye bu proje için hiçbir şey ödemeyecekti. Amerika ayrıca Akdeniz ve Karadeniz’de de 3 liman yapacaktı. Bunlara karşılık Amerika ne istiyordu?
-
Kurulacak Amerikan şirketi demiryolu hatlarının iki yanında , sağ ve sol olmak üzere 20’şer kilometrelik yani 40 kilometrelik şerit içinde kalan bütün yeraltı kaynaklarını 99 yıllığına işletme hakkına sahip olacak ve şirket her türlü gelir vergisinden muaf tutulacaktı.
-
Hatların geçtiği bu arazide bulunan her şey, toprak, orman, su kaynakları ücretsiz olarak bu şirkete verilecekti. Chester projesine giren arazi içinde Türkiye’nin en büyük krom ve bakır yataklarıyla su kaynakları bulunmaktaydı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Chester Anlaşmasını yırtıp atmasının ardından 18 Ocak 1927’de Amerika Senatosu da Lozan Barış Antlaşması’nın onaylanmasını reddetmiştir.
Bu çok çarpıcı iki örnekten sonra tekrar Amerika – İsrail – İran savaşına dönersek ; burada aslında savaşan ulusalcı anlayış ile global – küreselci anlayıştır. Amerika’daki ulusalcı anlayışı temsil eden Pentagon ve onların sahnedeki görüntüsü Trump’la ,Global anlayışı arkasına alan İsrail ve Çin üzerinden, bu global anlayışı destekleyen İran’daki yönetimi elinde bulunduran rejimin savaşı .1979 yılında küreselleşmeyi destekleyen Avrupa ülkelerinin, başta İngiltere ve Fransa olmak üzere istihbarat operasyonları sayesinde kurulan Molla Rejimi, şu anda bunun diyetini ödüyor .
“12 Gün” adı verilen ilk savaşta da, şimdiki savaşta da Amerikan yetkilileri şunu söyledi söylüyor : “Bu savaşı biz istemedik, İsrail başlattı ve bizi de savaşa çekiyor.” Amerika, küresel anlayışın oluşturduğu Kuşak-Yol projesinde , Avrasya ve Ortadoğu’daki etkinliğini kaybetmemek için, önce Afganistan’da sonra Suriye’de ardından Zengezur koridoru ile adımlar attı. Suriye’de, Zengezur koridorunda ve Azerbaycan- Ermenistan Karabağ Savaşı’nda en önemli rolü kim oynadı? Pentagonun senaryosunu yazdığı ve başrolünü verdiği Rusya. Putin’in temsil ettiği ekol ve Trump’ın temsil ettiği ekol aynı cephedeler . Küresel anlayışa karşı ulus refleks cephesi .
Amerika, İran’da rejim değişikliği yapmaya çalışarak Kuşak ve Yol Projesini Ortadoğu ve Avrasya’da bitirmek istiyor. Küreselci bu anlayış İsrail üzerinden bölgeyi ateş topuna çevirerek esasen Amerika’nın Asya -Pasifik’e inmesini geciktirmeye ve Çin’e zaman kazandırmaya çalışmaktadır Amerika’nın esas amacı şu anda Çin’i dolaylı olarak besleyen küresel ekolün damarlarını tek tek kesip Asya- Pasifik’e inip Çin’le hesaplaşmak ve Çin ile Hindistan’ı kapıştırmaktır.
Zaman Amerika’nın aleyhine Çin’in lehine işliyor. Yazımın başlarında da belirttiğim gibi İngiltere bu kapışmayı mümkün olduğunca ötelemek için – dünya tarihinde de birçok kez yaptığı gibi- bu coğrafyada Sünni-Şii ekseninde bir çatışmayı, bir savaşı, bir yangını İsrail üzerinden çıkartarak Çin’e zaman kazandırmak amacındadır. Rusya’da üstlendiği başrolün karşılığını artan petrol ve doğalgaz fiyatlarından cömertçe almaktadır. Rusya’nın Ukrayna üzerinden Avrupa’ya baskısını özellikle sonbahara doğru daha da artıracağı görüşündeyim. Amerika’nın Ukraynası da artık İran olmuştur .
Çin’in bir askeri hata yaparak Tayvan’a karşı girişeceği bir hamle klasik anlamda Üçüncü Dünya Savaşının cephe savaşı olarak evrilmesine sebep olabilecektir. Hindistan’ın ve Çin’in kapışacağı ve çok kanlı olacağını öngörümlediğim bu Asya- Pasifik’teki savaşa büyük olasılıkla Rusya girmeyecektir. Ukrayna üzerinden Avrupa’yı baskısı altında tutacaktır. Türkiye’nin de Asya – Pasifik’te yaşanacak bu cephe savaşına doğrudan katılacağını düşünmüyorum. Türkiye, Pentagon planlarına yakın bir denge politikası izleyecektir.
İşte yaşanan tüm bu gelişmeler “Dikkat Ekonomisi”nin argümanları tarafından algı yöntemleri, toplum mühendisliği çalışmaları, cambaza bak oyunları ve dezenformasyonla yönlendirilmektedir. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı bir süreçten geçiyor dünya . Bu süreçte çok akıllı, az duygusal olma zamanıdır. Türkiye olarak birlik olma zamanıdır. Zaman, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerine sıkı sıkıya sarılma zamanıdır.
Yüreğimizden vicdan, aklımızdan aydınlık eksik olmasın.
Aydınlık bir ay dileğiyle.
