Anadolu Müzik Kültürü İçinde
Lirlerin Çalgısal Dönüşümü Üzerine
Ritüeller, yakarılar, bereket, eğlence ve benzeri gereksinimleri karşılamak üzere yapılan müziklerde kullanılmak üzere insan oğlunun ürettiği müzik aletlerine Türk dilinde Çalgı denmektedir. Çalgı, dünyada ender görülen ve Müzik Aleti denilen iki kelimelik soyut kavramı karşılamak üzere bir fiilden (Çalmak) üretilmiş olan isme denir. Her şeyin olduğu gibi müziğin de aleti vardır demek yerine doğrudan çok değerli bir tanımlanma yapılmıştır. Çalınan her türlü müzik aleti yerine kullanılır ve bu da Türkçenin zenginliğini gösterir.
İnsanlığın var oluşundan beri varlığını belirlediğimiz çalgılar, Mahillon ve Hornbostel-Sacks tarafından sınıflandırılmıştır:
-
İdiaphone (kendi tınlar çalgılar)
-
Membranphone (derili vurmalı çalgılar)
-
Aerophone ) (hava akımlı çalgılar)
-
Cordophone (telli çalgılar)
Çalgıların oluşum ve gelişim dönemleri, bu sınıflama üzerinden incelenmektedir.

Eski çağlarda kullanılan av yayı, bütün tarih boyunca ve dünyanın her bölgesinde yaygın şekilde kullanılmıştır. Bu yayı gererken ya da çekerken farklı vurgularda elde ettiği sesleri dikkate alan insan, teli kullanarak bir çalgı yapabileceğini anlamış olabileceği yönünde yaygın bir algı vardır.
Telli çalgıların ilk örneklerine (Lir, Arp, Bağlama ailesi vb.) Anadolu çevresinde; M.Ö. 4 bin yıllarında Sümer ve daha sonra Hatti, Mısır, Asur gibi uygarlıklar da rastlanmaktadır. Antik çağların sonlarında Anadolu’da Helen ve Roma dönemlerinde de yaygın olarak kullanılmıştır. Bu bölgenin, batı dünyasının çalgıları üzerindeki etkisi büyüktür. Telli çalgıların ilk görsel kaynaklarına bu bölge içinde rastlanır ve Lirler, Arpler, Bağlama ailesi bu bölgenin önemli çalgıları olarak öne çıkarlar. Bu çalgılardan Lirler, zaman içinde özellikle Demir Çağı ve sonrasında değişip dönüşerek Kanun, Santur, Çembalo, Klavsen, Piyano, Pandora, Tanbur, Lavta, Ut, Gitar gibi çalgıların oluşmasına gerekçe olurlar. Arpler ve Bağlama ailesi ise gelişip çeşitlenerek günümüze kadar ulaşırlar.

YAYDAN ÇALGIYA
Arpler, çerçeveli ve açık olmak üzere iki başlık altında toplanırken Lirler; Büyük – Küçük, Simetrik – Asimetrik gibi başlıklar altında incelenebilirler. Açık Arpleri, Kavisli ve Köşeli olmak üzere iki gruba ayırabiliriz. Köşeli Arp, tel kolu kendisiyle keskin bir dik açı meydana getirirken, Kavisli (Açılı) Arpin tel kolu, ses teknesinden uzağa doğru kavis yapmaktadır. Açılı Arpler de düz veya kavisli olan ses kutusu ile burguluk arasındaki açı farklılık gösterirken dik açılı Arpler de bu açı, 90°’dir. Çerçeveli Arpleri diğer Arplerden ayıran en önemli özellik, ön sütundur. Bu ön sütun yapısal desteğe ilave olarak konulan ve tellerin gerginliğinin yükünü taşımaya yardım eden bir elemandır. Ön sütunsuz harpler açık harplerdir.
Anadolu’da Tunç çağının Orta ve Geç dönemlerinde görülen Lirler, diğer çalgılardan farklı olarak çok ciddi oluşum, gelişim ve değişim süreci yaşamıştır. Orta Tunç çağında Anadolu’da ilk kez Koloni çağında Kültepe’de rastlanan Lir örneği, daha çok Mezopotamya Lirlerine benzemektedir. Hatti döneminde görülen Lirlerin (küçük) ses kutuları dikdörtgen prizma şeklindedir. Daha sonra gelen Lirlerin hepsinden büyüktür. Bazı örneklerde Lirler bir kişi tarafından zor taşındığı için taşımada bir yardımcıya gerek duyulduğu görülmektedir.

KÜLTEPE LİRİ ANADOLU’DA İLK LİRLER
(HATTİ ÇAĞI- ORTA TUNÇ)
Lirler, Hatti döneminin ortalarında değişime başlarlar ve ilk Lirlere göre küçülürler ve artık bir kişi tarafından rahatlıkla taşınıp çalınabilmektedirler.

BOSTAN RİTONU
Değişime devam eden Lirler, Hatti çağının geç döneminde daha da küçülürler, aynı zamanda ses kutluları da değişime uğrar ve U şeklini alırlar.

KARATEPE ORTOSTATI
Lirler ve Arpler arasında en önemli fark, tellerin ses kutusuna (Rezonatör) bağlanmasında ortaya çıkar. Arpler de teller, doğrudan burguluk ile ses kutusunun içine gerilir. Lirler de ise burguluk ile ses kutusunun üzerinde yer alan eşik düzeneği arasına gerilir. Ayrıca Lirler, dört kenarlı bir görünüm verirken, Arpler üç kenarlıdır. Antik çağların bir diğer Telli Çalgı grubu ise küçük gövdeli uzun saplı Tambura tipli çalgılar ya da Bağlama Ailesidir.

LİR ARP BAĞLAMA
Telli çalgılardan Arpler ve Bağlama ailesi gelişerek günümüze kadar ulaşmışlardır. Ancak Lirler, özellikle Demir Çağından itibaren dönüşüm geçirerek tarih sahnesinde çekilirler. Lirler, önce kendi içinde büyük değişim geçirir. Önceleri büyük ve hacimli üretilen Lirler, zaman içinde küçülmüş ve rahatlıkla taşınır ve çalınır hale gelmiştir. Lirler ve Arplerin diğer en büyük ortak özellikleri de tek telden tek ses elde edilmesidir. Lirler bir değişim geçirerek hacim olarak küçülürken ses kutusu da U şeklini alır ve teller arası açıklık giderek yakınlaşır. Bu tel grubunun arkasına bir destek konduğunda ise tek telden birden çok ses elde edilmeye başlar. Böylece Lirler, Gitar ailesine doğru dönüşmeye başlar.

Lirler de bir diğer değişim ise ses kutusunun giderek büyümesi şeklinde olur. Böylece daha güçlü ses elde edileceği yönünde görüş oluşmuş olabilir. Zaman içinde bu büyüme tüm çalgıyı kaplayacak hale gelir. Bu durumda ortaya çıkan çalgının, dikey pozisyonun yanı sıra yatay pozisyonda da çalınmaya başladığı anlaşılmaktadır. Bu pozisyonda tellerinden ses elde edilebilmesi için iki farklı yöntem geliştirilir. İlkinde tellere bir tokmak ile vurularak çalınmaya başlanır.


LİRLER ve DÖNÜŞÜM (ZİTHER)
Aslında Lirler dikey pozisyonda çalınırken de ahşap, kemik ya da fildişi gibi malzemelerden üretilmiş mızrap ya da tokmaklar kullanılarak da çalınabilmekteydi. Bir diğer çalınma yönetimi ise bir mızrap yardımıyla tellerin çekilerek ses elde edilmesi şeklinde olmuştur. Her iki yöntem de giderek gelişmiş ve kullanılan çalma yöntemine bağlı olarak farklı isimler altında gelişimini sürdürmüştür. Sonuçta özetleyecek olursak, Tokmak ile vurularak çalınanı Santur, Mızrap ile çekilerek çalınanı ise Kanun başlığı altında toplayabiliriz. Aslında bu çalgılar bulundukları bölgelere ve şekline göre de farklı isimler altında anılmışlardır. Bunlar arasında Zither, Gusli, Dulcimer, German Zihter (Hackbrett), Chord Zither, Cimbalon, Kantele ve diğerleri sıralanabilir. Lirlerde yaşanan bu büyük değişim sonunda Anadolu’da yaşam bulan iki önemli oluşumdan biri Kanun ve diğeri ise Santur çalgısıdır.

KANUN ÇALGISI


SANTUR / DULCIMER
Orta çağda çok sesli müziğin ilk denemeleri sırasında Paris Notre Dame katedralinden iki papaz bu yeni formun kilise uhrevi anlayışına uygun olduğunu belirtir. Bu andan başlayarak Avrupa’da çoksesli müzik hızla yayılmaya başlar. Çalgılar ise bu gelişmeye ayak uydurmak zorundadır. Özellikle kanun ve santur çalgıları üzerine yapılan düzenlemeler oldukça ilginçtir. Her iki çalgının çok sesli müziğe uygun hale dönüştürmek için her bir teline birer tuşe konur. Tuşelerin tellere dokunarak ses elde edebilmesi için Kanun ve Santurun çalma yöntemlerine bakılır. Santur tokmak ile vurular ve Kanun mızrap yardımıyla teller çekilerek çalınır. Bu teknik, yeni yapılanan ve çok sesli hale getirilmeye çalışılan çalgılarda da kullanılır. Çalgılardan birinin (kanun) her bir teline yerleştirilen Tuşelerin uçlarına tokmak konur ve Klavikord adını alır. Diğerine ise (santur) mızrap konur ve Klavsen adını alır.


KLAVİKORD KLAVSEN
Klavikord zaman içinde gelişerek piyanoya dönüşürken Klavsen de kendi gelişimini sürdürerek özellikle Barok çağın vazgeçilmez çalgısı haline dönüşür.



KLAVSEN

PİYANONUN EVRİMİ
Piyano, özellikle Mozart’ın çağı Klasik dönem ile birlikte oldukça öne çıkar ve günümüzde de en çok ilgi gören çalgılardan biri haline gelir.

MOZART PİYANOSU DOLMABAHÇE SARAY PİYANOSU
Dünyanın en pahalı Piyanoları arasında sayılanlardan bazıları örnek olarak verilebilir

HEINTZMAN (3,2 MİLYON) STEINWAY (2,5 MİLYON)
Lirlerin dönüşümü ile günümüzün en çok ilgi duyulan çalgıları arasında yer alan Piyano, günümüzde büyük bir ilgi görerek sanat yaşamındaki yerini korumaktadır. Ancak Klavsen, özel performanslar dışında aynı ilgiyi görmekten çok uzaktır. Çalgılar, yeni teknolojik ürünlerin ışında gelişimine devam etmektedirler. Müzisyenler ve çalgı yapımcıları her zaman yenilikler peşinde koşmuşlar, yeni sesler ve renkleri müziklerine yansıtma çabası içinde olmuşlardır. Özellikle yirminci yüzyılda elektronik teknolojinde yaşanan gelişmeler, çok yeni çalgıların üretilmesine gerekçe olurken, çok yeni ve farklı elektronik seslere ulaşmayı da sağlamıştır. Bu süreç sonunda müzik üretiminde de çok değerli kolaylıklar elde edilmiştir. Ayrıca ses kayıt ve yayın sistemlerindeki gelişmeler, müziğe çok rahatlıkla ulaşımın araçlarını oluşturmuştur. Bu çabalar ve çalışmaların, sonsuza kadar devam edeceğini söyleyebiliriz.
