Laiklik Meselesi

”Laiklik Bildirisi” yayımlandı.

Bildiride şunlar deniyor: ”Türkiye gerici-şeriatçı bir kuşatma altında! Ülkemiz ABD ve İsrail planları doğrultusunda bölgemizdeki gelişmelerle birlikte “Talibanlaştırma” baskısı altına girmiş durumda. ABD güdümlü bu gerici saldırı ülkemizin önündeki en yakıcı tehdite dönüşmüştür. Siyasal İslamcı rejim, ABD ve Trump ipine sarılarak Türkiye’yi adım adım Orta Doğu’nun gerici bataklığına sürüklemektedir. Laik eğitimi, laik hukuk düzenini ve laik kamusal hayatı adım adım ortadan kaldırmaya yönelik hamleler ivme kazanmıştır. Bu hamleler toplumdan yükselen laiklik çağrılarına karşı gerici azınlığın provokasyon ve saldırılarını göz ardı etmeye; laik cumhuriyeti savunanların Anayasayı hiçe sayarak “suçlu” gibi cezalandırılmasına kadar gelmiştir. Laikliği savunmak suç değildir. Laikliği birlikte savunuyoruz, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz! Karanlığa teslim olmayacağız!”

Bildiriyi imzalayanlar homojen değil. Çok değerli isimlerin yanı sıra geçmişteki duruşu esasında bu bildiriyle uyuşmayan imzacılar da var. Olabilir… Fikir değiştirmiştir.

Bildiride ilginç olan, laiklik konusundaki hassasiyetin küresel siyasetle kurduğu ilişki. ABD güdümlü siyasetle birleşen bir laiklik karşıtlığı olduğu iddia ediliyor. Türkiye’nin üzerinde ”talibanlaştırma” baskısı olduğu öne sürülüyor.

Bu bildiriye cevaben Türkiye’nin sekülerleşmesi konusundaki araştırmalara dayanan ve bildirinin AKP’nin ekmeğine yağ sürdüğünü dile getiren yorumlar yapıldı. İlginçtir… Bu yorumları yapanların çoğu AKP destekçileri. AKP’nin ekmeğine yağ sürülmesinden çok endişelenmiş olacaklar ki imzacıları hedefe oturttular.

Türkiye’nin sekülerleşmesi konusundaki saha araştırmalar Türkiye halkının sekülerleştiğini ortaya koyuyor. Elbette burada ”sekülerleşme”den neyin kast edildiği önemli. Araştırmacılara göre sekülerleşmeden kast edilen, dinsel pratiklerin azalması, dine dayalı açıklamaların rağbet görmemesi ve insanların toplumsal ilişkilerini dinsel kimliklere göre tesis etmemeleri veya sürdürmemeleri. Laikliği savunanların nazarında ”sekülerleşme”den beklentiler daha büyük.

Türkiye halkı, teknolojinin, özellikle de sosyal medyanın gelişimiyle birlikte, daha sık ve daha uzun menzilli seyahat etmeye, farklı kültürlerden ve ülkelerden haber almaya başladı. Toplumsal yaşamın dönüşmesiyle birlikte evlilik yaşı arttı, boşanma oranları çoğaldı, ekonomik buhran nedeniyle çocuk yapma hızı düştü, geniş aile dağıldı ve küresel ölçekte görüldüğü üzere ”büyük anlatılar” çöktü. Esasında toplum, büyük toplumsal özlemleri unuttu. Tüm bu gelişmelerin ışığında, toplum sorunlarının çözümü için devlet otoritesine veya teknolojiye yönelmeye başladı.

Gelgelelim, pek çok muhalif isim, sekülerleşmenin nedenini AKP başta olmak üzere, siyasal İslamcı hareketlerin pratiklerine duyulan güvensizlik, tiksintidir. Oysa AKP’yi destekleyen kesimler de araştırmacıların kast ettiği anlamda sekülerleşiyor. Yoksa devlet sekülerleşmiyor, laikleşmiyor. Bildiriyi yazanların odağında da siyasal gücün günlük veya kısa vadeli pratikleri yer alıyor. Dolayısıyla, halktaki dönüşümün seyrinden bahisle laiklik bildirisini yazanları psikotik bozuklukla itham etmek meseleyi bilerek veya bilmeden çarpıtmak demektir.

Sekülerleşmenin bu boyutu, İslamcı geleneği ve muhafazakar siyaseti kaygılandırıyor. Bunun üstesinden gelebilmek için çocuklara ve eğitime yönelen İslamcılar ve muhafazakarlar, ortağı oldukları siyasal gücü kullanarak eğitim-öğretim pratiklerinde dini öğelere daha fazla yer veriyor.

Yargının ateistlere, dinsizlere ve Alevilere yönelik çifte standartlı kararları; eğitim-öğretimde dinsel (sunni) içerikli ders, pratik ve programların artması laiklik yanlılarını kaygılandırıyor. Kaygılanan laiklerin tepkileri üzerinden iktidar yeni bir ”mağduriyet” edebiyatı tesis etmeye çalışıyor.

Laikliğin gerçek anlamını hatırlayalım. Din adamları sınıfına (klerikos) karşı halkı (laikosu) savunmaya çalışan laiklik siyaseti ve hareketinin gerçek hedefi, dinsel otoriteyi sarsarak halkın istismar edilmesini, sömürülmesini ve siyasal bir özne olmasının engellenmesini ortadan kaldırmaktır. Hedef hala günceldir. Gelgelelim, emperyalizmin ve emperyalizmin desteklediği kurumların terminolojisini benimseyip bir de emperyalizme ve köktendinciliğe karşı laikliği savunmak yenilgiyle sonuçlanacaktır.

İnsanlar arası dayanışmayı, sınıfsal örgütlülüğü ve bilimi savunup güçlendirmek laiklik mücadelesi için en önemli faaliyetlerdir.

Laiklik bildirisi, laikliği savunmak suç değildir.

Ama tarihe, halka veya yönetilenlere dilekçe arz etmek yerine, gerçekten siyasal pratik içinde olmak meseleyi çözecektir.

Bunları da sevebilirsiniz