Eskatolojik Bir Mesele

Bugün dünya üzerinde yaşanan felaket krizlere baktığımız zaman olayın sadece jeopolitik değil, ona sıkıca eklemlenen bir de eskatolojik boyutu olduğunu görüyoruz.

Eskatoloji terimi klasik dini inanç veya Latincesiyle Teoloji ifadesinden farklıdır. Eskatoloji, sadece dünyanın sonunu değil, bu sona ait olan bütün oluşları ve olayları da kapsayan basbayağı bir bilim dalıdır.

Eskatolojide en önemli şey, evrenin, dünyanın ve yaşamın sonuna dair insanlarda oluşan inançların mitolojik boyutudur.

Bugün bölgemizde yaşanan emperyalist işgal ve iç savaşların perde arkasında bu mevzu da etkili şekilde yer alıyor.

İngiliz kraliyet ailesinin Rothschild bankacılık hanedanıyla “çiftleşmesi”nden doğan Musevi-Talmut kökenli Siyonizm, teolojik temel üzerine oturan bir İsrail’in kuruluşunu öngördü.

Bununla da yetinmedi, ABD’de bir Judeo-Hristiyan çiftleşmesine de yataklık etti.

Bu evlilik dışı ilişkiden Evanjelizm doğdu. Bunlar Amerikalı beyaz ırkçı Hristiyan aptallar olup, dünyanın sonunu getirecek bir Armageddon savaşına inanan ABD yönetici sınıfı haline geldi ve yine bir Siyonist icadı olan yeni muhafazakarlık (neo-conservatism) ile sentezlendi.

ABD’nin yobaz evanjelist İsrail Büyükelçisi Huckabee’nin “Nil’den Fırat’a tüm bu toprakları İsrail’in kutsal hakkıdır” diye sözünü ettiği şey tam olarak budur.

Bugün bu neoliberal finans kapital kisvesi altındaki Siyonist yapı, içeriden sinsice işleyerek, ABD’yi, Avrupa’yı, Arap ülkelerini, hatta ülkemizi teslim almış durumdadır.

1948’den beri bölgemizde ve ülkemizde korkunç yıkımlara sahne olan bu “Büyük Ortadoğu Projesi” denilen şey tamamen bundan ibarettir.

Mossad adına çalışan pedofil cani Epstein’dan çıkan belgelerle birlikte işin içine Talmud-Baal Satanizm’inin de girdiğini görüyoruz.

Adamlar resmen Şeytan’a tapmış, goyim (Yahudi olmayan) bebekleri ve çocukları Molok’a kurban etmiş, Baal için güç kazanmak adına kanlarını içmişler.

Barak Obama, George Bush ve oğlu George W., Bill ve Hillary Clinton, Bill Gates Hollywood ünlüleri ve eski Prens Andrew, Kral Charles gibi isimlerin olduğu söyleniyor. Hatta Avrupa’daki kraliyet ailelerinin eskiden beri bu tür ayinler yaptığı da belirtiliyor. Yılanın başı İsrail ise zaten kuruluşundan beri bebek ve çocukları yüzbinleri bulan rakamlarla katlediyor.

Neyse konuyu fazla Ezoterizm’e boğmadan devam edelim.

Eskatoloji meselesi ABD’nin İran’a saldırı olasılığıyla daha güçlü bir biçimde gündeme geldi.

Çünkü bu savaşın büyümesi ve bir üçüncü dünya savaşına evrilmesi söz konusu. Ayrıca Rusya ile Avrupa’nın savaşının da benzer bir yöne doğru gittiğini görüyoruz.

Bu noktada devreye Siyonistlerin el attığı sahte bir İslam anlayışı da giriyor.

Çünkü düşmanı bölüp kendi arasında savaştırmak en eski çağlardan beri geçerli bir yöntem.

Bunun için Sünni-Şii ayrılıkçılığı, Müslüman Kardeşler, IŞİD, El Kaide, El Nusra gibi Selefi örgüt ve tarikatlar kulanılıyor.

Trump ve pek çok Amerikalı yetkili, Irak, Libya ve Suriye’de kullanılmak üzere selefi IŞİD’i kendilerinin kurduğunu itiraf etti.

IŞİD’in en önemli özelliği İsrail’e asla saldırmaması ve her daim İsrail çıkarlarına hizmet etmesidir.

Libya’da yakalanan bir IŞİD liderinin aslında Mossad ajanı olduğu belgelenmiştir. Hatta IŞİD kurucusu El Bağdadi için de aynı iddialar ortaya atılmıştı. Suriye’de Batılı bir komployla iktidarı ele geçiren El Colani de İngiliz istihbaratı tarafından yönetiliyordu.

Şimdi size İsrail’in İslamiyet ve İslam coğrafyasındaki sinsi oyununu açık biçimde anlatan bir kitaptan söz edeceğim.

Köktenci Yahudi yazar Avi Lipkin, “Mekke’ye Dönüş” adlı kitabında şunları yazıyor:

Bir Müslüman dinini kolay kolay terk etmez. Müslümanların kalplerine sinsice girerken bir yılanın inceliğiyle hareket edin. Cerrahların yaptığı gibi, karnı açılmadan önce uyuşturulmalı; arzulara boğulmalı ve içgüdüleri serbest bırakılmalı, ta ki hiçbir şeye uygun olmayan, şekilsiz bir varlık haline gelene kadar.”

Lipkin şunları diyor ki:

Büyük İsrail’in sınırları Ürdün kıyılarında bitmiyor. Mekke, Medine ve Sina Dağı, geri alınması gereken Yahudi mirasının parçalarıdır ve Mekke’yi kontrol etmek, İslam’ın belini tamamen kırmanın anahtarıdır.”

Avi Lipkin, “Mekke’ye Dönüş”te şok edici vizyonunu, Ortadoğu’nun çehresini değiştirmek ve tamamen boyunduruk altına almak için yeterli olduğuna inandığı üç ana sütun üzerine kuruyor.

Bu temel ilkeler, aşırılıkçı dini ideoloji ve askeri stratejinin bir karışımını yansıtıyor:

1-“Dini Coğrafyayı Yeniden Yazmak” (Mekke, Sina Dağı’dır)

Bu, kitabındaki en tartışmalı ve tuhaf ilke. Lipkin, gerçek Sina Dağı’nın (Musa’nın emirleri aldığı yer) Mısır’da değil, Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında (Cebel el-Lavz bölgesi) olduğunu iddia ediyor.

Amaç: Bu iddia aracılığıyla, Arap Yarımadası’ndaki Yahudiler için “dini ve tarihi bir hak” kurmaya çalışmakta ve Suudi topraklarını eski Yahudi mirasının bir parçası olarak sahiplenmenin yolunu açmaktadır.

2-“Büyük Devletleri Parçalamak” (Kaos Stratejisi)

Lipkin, İsrail’in hayatta kalmasının, özellikle Suudi Arabistan, Mısır ve Irak olmak üzere çevredeki Arap ülkeleri ile yeni düşman olarak ilan ettikleri Türkiye’yi, savaşan mezhepsel ve etnik mini devletlere dönüştürmeye bağlı olduğunu savunuyor.

Mekanizma: Azınlık ayrılıkçıları desteklemek, mezhep çatışmalarını kışkırtmak ve ekonomik krizlerden yararlanarak ordularını dağıtmak ve Körfez petrol sahalarını kontrol altına almak, bu ülkeleri on yıllarca iç çatışmalara sürüklemek.

3-“Siyonizm ve Hristiyan Siyonistlerin İttifakı”

Lipkin, Batı’daki milyonlarca Evanjelik Hristiyanı harekete geçirmeyi ve onları “Mekke’ye Dönüş”ün “Kıyamet Günü”nden (Armageddon ile başlayan savaş sonrası Yahudi mesihin dünyaya gelmesi) önce gelen bir İncil kehaneti olduğuna ikna etmeyi amaçlıyor.

Sonuç: Sadece İsrail savaşı değil, iki kutsal camiyi (Mekke ve Medine) kontrol altına almayı hedefleyen birleşik bir Haçlı-Siyonist savaşı arıyor; bunu İslam dünyasının ahlaki ve siyasi ruhunu çökertecek bir “darbe” olarak görüyor.

Lipkin’in İsrail adına belirttiği büyük devletleri parçalamak vizyonu bir bir gerçekleşiyor.

Önce Irak, sonra Libya ve Suriye, şimdi İran ve ardından Türkiye…

Türkiye için 28 yıl önce yazılan bir senaryo birebir uygulanmaya geçildi bile.

Emekli gazi emniyet müdürü Fatih Eryılmaz, Graham E. Fuller ve Henry J. Barkey isimli iki CİA ajanı tarafından, 1998’de teröristbaşı Öcalan, Şam’dan çıkarılmadan hemen önce yazılan “Türkiye’nin Kürt Meselesi” isimli CIA raporunun/kitabının (önsözünü yazan Eski ABD Büyükelçisi Siyonist Yahudi Morton Abramowitz’dir. Kendisi 1996’da Erdoğan’a referans olup siyasete kazandıran isimdir) bir bir hayata geçirilmekte olduğunu saptıyor.

Eryılmaz şunları söylüyor:

O kitabı okursanız, aylardır vatanımızda oynatılanın nasıl bir tiyatro olduğunu ve aklımızla nasıl dalga geçtiklerini çok açık ve net görürsünüz.

Her ikisi de FETÖ hamisi olan, Graham E. Fuller’in (CIA Ajanı, önceki gün Kanada’da öldü. HV) de, Henry J. Barkey’nin (İzmir doğumlu Siyonist Yahudi CIA Ajanı) de kim olduklarını Türk kamuoyu çok iyi bilir.

1998’de yazılan kitaptan birkaç cümle her şeyi anlatıyor;

1- “Türkiye’deki tüm yurttaşların demokratik biçimde temsil edilmesinin sağlanması adına meclis tüm partileri temsil eden vekillere oluşan bir KOMİSYON kurabilir. KOMİSYONA girecek kişilerin Kürtlerin talep ihtiyaçlarını karşılayabilecek reformlar ve değişimler üzerine tavsiyeler nitelikte olmaları gerekecektir.” (Komisyon kimin komisyonu imiş!)

2- “Şiddet içermeyen siyasi suçlar yüzünden cezaevinde veya yurtdışında sürgünde bulunan Kürtlerin topluma yeniden dönmelerine ve seçimlere katılmalarına izin verilmelidir.” (Hükümlü PKK’lılar neden bırakılıyormuş?)

3- “Gerilla faaliyetlerinde bulunmuş olanların dönmelerine ise barışın test edilmesinden birkaç yıl sonra izin verilmelidir.” (Mehmetçik katilleri de gelecekmiş.)

4-“Çok sayıda reform yalnızca yürütmenin yetki alanda değildir. Bunlar Türkiye’nin güvenlik yasasında, seçim yasasında, anayasasında ve ulusal idaresinin merkezi yapısını daha fazla ölçüde ademi merkeziyete götürecek değişiklikler gerektirmektedir.” (Anayasanın neden değişmesi gerekiyormuş?)”

Yani, neticede eskatolojik mesele, Büyük İsrail için diğer bölge ülkeleriyle birlikte Türkiye’nin de parçalanıp küçültülmesi ve bunu yaparken de sahte bir dinin kullanılmasına dayanıyor.

Son dönemdeki PKK açılımı ve yeni anayasa tartışmalarına, şimdi laiklik karşıtı provokasyonların eklenmesi de bundan.

Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete!

Bunları da sevebilirsiniz