Sormak Lazım: Neden Şimdi?
Mesleki bir hastalık: En yalın görünen şeyleri dahi sorgulamak. Hastalığım bu. Bundan muzdaribim.
Küresel ölçekte bir gizlilik hakim. Prensler, devlet başkanları, büyük şirketlerin yöneticileri, biliminsanları, sanatçılar… Hepsi işin içinde. Satanist ayin kurgulasınız bu kadarı… Akla gelen her şey var. İnsan eti yiyenler, çocukları taciz edenler, çocuklara tecavüz edenler, zevkine insan öldürenler… Hepsi bir arada. Üstelik birbirlerine e-posta göndermişler. Şimdi giz perdesi açıldı yarı yarıya.
Benzeri bizde de vardı. Anımsıyor musunuz? Turnike sistemi… Genç kızları ağa düşürenler… Siyasetçilere şantaj yapan ”mesih” müritleri… Adnan Oktar Örgütü. En karanlık isimler bile bu örgütten çekiniyordu. ”Devrimci” partilerin yöneticileri bile kol kanat geriyordu bunlara.
Yıllar öncesinden bu giz perdesine işaret edenler vardı. Mesela Erol Bilbilik vardı. CFR’yi, Bilderbergi ve daha nicesini açıklamıştı. O açıkladıktan yıllar sonra küresel merkezlerden bir kitap çıktı, Türkçe’ye de tercüme edildi: Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları.
Yıllarca bu tezgahı anlatan yurtseverler, solcular komplo teorisyeni deyip aşağılandı, itibarsızlaştırıldı. Sonra bir gün ”ifşa ediyoruz” ayağına, Zeit Geist (Zamanın Tini) diye bir belgesel yayımlandı. Krishnamurti’nin ”felsefesi”ne, İbrahimi Dinlerle bağ kuran bir sembolizma ve Ekonomik Tetikçinin itirafları katıştırıldı. ”Gerçekler ifşa oldu”. Her şeyin suçlusu bulundu: ”Para”. Demek emperyalizm, kapitalizm, gizli örgütler vs. değil, para suçluydu. Parasız uzak geleceği düşlemek… Ne güzel! Ne kadar insanca!
”Krishnamurti” demişken, es geçmeyelim. Kendisi çok zeki, etkileyici bir bilge. Ailesinin asi projesi. Esasında başka bir akımın önderi olmak üzere yetiştirildi. Dünya çapında, Komünizmle Mücadelenin en etkili manevi savaş örgütü, MRA’nın (Moral Rearmament Association) (Türkiye şubesi: Manevi Cihazlandırma Derneği) bünyesinden bir ailenin evladıydı. Yetiştirildi. Belki ”asi” görünümlü ve işlevliydi. Belki de hakikaten kontrolden çıktı. İleride anlarız.
Yıllarca FETÖ’yü anlattı yurtsever aydınlar. Kimi öldürüldü, kimi yalnızlaştırıldı. Yıllarca komplo teorisyeni, paranoyak damgası yedi bu aydınlar. Kimi zaman da din, devlet, Allah düşmanı ilan edildiler. Sonunda, yıllar yılı korunan bu örgüt, halkı, meclisi bombaladı. FETÖ’yü ifşa etti sonra herkes. Nasıl kurulduğu hiç açıklanmadı. Onun da kökleri MRA’da. Açığa çıkar yarınlarda. Kim bilir belki yarından da yakın!
Yıllarca ”Harun Yahya” adının arkasına saklanan çakma mesih Adnan Oktar’a karşı uyardı aydınlar. Yalnızlaştırıldılar. Adnan Oktar’ın elinde hazırdı etiketler: Laik, Yahudi, Allahsız, mason, satanist… Kandırdığı İslamcı kesime antipatik gelen her etiketi yapıştırdı düşmanlarının üstüne. ”Devrimci” partinin eski ülkücü yardımcısı kurtarmaya dahi çalıştı onu. Nafile! Yakalandı. Yargılanıyor.
Sahi nasıl oldu bu iş? Devrim mi oldu? Devrimcileri ”gerici rejimi” mi devirdi? FETÖ’yü, devrimci, örgütlü kitleler mi yıktı? Ya Adnan Oktar’ı? Laikler örgütlenip ipliğini pazara mı çıkardı bu adamın? ”Silivri Duvarlarını yıktık”! Sahiden inanıyor muyuz buna?
Yavrularımızın kanını emen Yenidoğan Çetesini devrimciler mi çökertti? Ya yıllar önce Ülkücü Komando Kamplarını? Devrimciler devlet arşivlerine girip bu kampları açığa mı çıkardı? Yoksa iktidara ortak olmak isteyen paramiliter yapılara karşı iktidar sahipleri bu yapıları ifşa mı etti?
Ne diyordu Erdoğan? ”Gelin, bitsin artık bu hasret!” Bizimkiler suç üstü yapmış gibi atladılar: ”Gördünüz mü Erdoğan, Fethullah Gülen’e hasret duyuyor!” Oysa Erdoğan yönetimi, FETÖ’yü çökertmeye karar vermişti çoktan. Küresel ve bölgesel bir projeydi FETÖ. Ve yine küresel ve bölgesel çaptaki güç ilişkilerinin açtığı olanaklarla, iktidarına ortak olmaya hatta iktidarı ele geçirmeye çalışan bu yapıya son verdi Erdoğan. Türk Devleti kurtuldu bir parazitten.
Küresel ölçekte de durum farklı değil. Adnan Oktar’ın benzeri bir yapıdan bahsediliyor aylardır. Hüseyin Vodinalı (Hasan Erel) yazdı Epstein Skandalını. Koca koca adamlar, uçkurlarının, en saplantılı, en karanlık arzularının, dürtülerinin esiri olmuşlar. Örgütlü bir ”haz” tuzağı, yakalamış onca kudretli adamı en mahrem yerlerinden. Oysa anlatılmıştı bunlar bize. Kubrick, Eyes Wide Shut filmiyle; Terry Hayes ve Rafael Yglesias, From Hell filmleriyle anlattılar bunları. Yönetici Elitin küçük, gizli, dehşet fantezilerini…
Daha önce Assange ifşa etti pek çok benzer sırrı. Elon Musk’ın Twitter’ı almasıyla, ifşalar çoğaldı. Şimdi internette 2009 yılında otelden can havliyle kaçıp ”insan eti yiyorlar”, ”bilmiyordum, özgürlüğümü istiyorum” naraları atan bir modelin görüntüleri paylaşılıyor.
Zenginlikle, eşitsizlikle, yönetilenlere karşı geliştirilen mahrem güçle sapmış, sapıklaşmış bir yönetici elitin çılgınlığına tanık oluyoruz. Fakat sormak lazım: Bunlar niçin şimdi ifşa ediliyor? Yönetenler gerçekten bu kişiler mi? Uçkurunu, sözünü, eylemlerini kontrol edemeyenler gerçekten yönetebilir mi? Bu ifşayı yapanlar kimler? Ne oldu? Yoksa devrim oldu da haberimiz mi yok?
Iskartadan çıkarılanlar aslanların önüne atılıyor: FETÖ, Adnan Oktar, Yenidoğan Çetesi, daha eskilerde Ülkücü Komando Kampları, hatta şimdi PKK… Darısı nicelerinin başına! Umarım hepsi son bulur. Fakat sormak lazım neden şimdi? Bunu yapan biz miyiz? Bunların defterini düren biz miyiz? Sahi biz kimiz? Onlar kim?
Yönetici elitin, en görünür isimleri, devlet başkanları her gün önümüzde madara ediliyor. Devlet başkanları karikatürleşiyor. Uyuşturucu içerken, eşinden tokat yerken, yürüyemezken, aptalca sözler sarf ederken izliyoruz onları… Acaba birileri mevcut yönetsel yapıdan tümden kurtulmanın kararını mı verdi? Ne oldu? Halkı seven, adaleti savunan savcılar birden yürek mi yediler?
Temizlenme, arınma operasyonuna tanıklık ediyoruz. Sahi acaba birileri ellerini mi temizliyor? Akan kire bakıp elleri görmüyoruz sanki!
Gerçeklerin ortaya çıkıp karanlığın aydınlandığı günler dilerim.
