Wanda Tseng,Harm Zebregs (2002)
Çin’in olağanüstü şekilde büyümesindeki itici güçlerden biri ekonomisinin dışa açıklığının özellikle ticarete ve doğrudan yabancı yatırıma yönelik artışı olmuştur. Gerçekten de doğrudan yabancı yatırım çekmek Çin’in dünya ekonomisine açıklığını artırma politikalarının temel taşlarından biri olmuştur. Bu durum Çin’in gelişmekte olan ülkeler arasında doğrudan yabancı yatırımı en çok çeken ülke olmasına neden olmuştur.
Bu bölümde Çin’in doğrudan yabancı yatırım çekmekteki başarısının ortaya koyduğu bazı sorulara odaklanılacaktır. Bu başarı ne ile açıklanır? Taklit edilebilir mi, yoksa Çin’e mi özgü? Çin geniş doğrudan yabancı yatırım girişlerinden fayda sağladı mı? Ve Çin’in doğrudan yabancı yatırım deneyiminden diğer ülkeler hangi dersleri çıkarabilir?
Çin’e gerçekleştirilen DYY girişleri, 1970’lerin sonlarında, reformların başlangıcında neredeyse yokken, 1990’ların ikinci yarısında yılda 40–45 milyar dolar arasında (GSYH’nın neredeyse %5’i) seviyelerine ulaşmıştır. Bu yükseliş 1990’ın başlarında, Deng Xiaoping’in Çin’in güney kıyı bölgelerini ziyaret etmesini takiben gerçekleşti. Deng Xiaoping bu ziyarette Çin’in reformlara ve ekonomiyi dış dünyaya açmaya olan kararlılığını yeniden teyit etmişti. Bu ziyaret yenilenmiş güven ve girişimcilik dönemini başlattı. DYY girişleri Asya Krizinde biraz azalsa bile 2000 yılında, kısmen Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) katılım beklentisiyle yeniden artış göstermiştir.
1990’larda Çin, ABD’den sonra dünyanın ikinci en büyük DYY çeken ülkesi olmuştu ve gelişmekte olan ülkeler arasında açık ara farkla birinciydi. Şöyle ki: tüm gelişmekte olan ülkelere yapılan DYY girişlerinin yaklaşık %25–30’unu Çin’e giriyordu.
1978’deki reform sürecinin başında Çin geniş ölçekte DYY çekmek konusunda kendisiyle pek çok benzer özelliğe sahip Hindistan’la kıyaslandığında daha iyi durumda sayılmazdı. Her iki ülke de görece kapalı ekonomilere ve düşük ortalama gelirlere sahipti. Nüfuslarının geniş kesimleri tarıma bağımlıydı. Ancak bu tablo sonrasında ciddi şekilde değişti. Hindistan görece kapalı bir ekonomi olarak kalırken Çin küresel ekonomiye daha fazla entegre oldu. 1978–2000 arasında Hindistan’ın kişi başına GSYH’si iki kattan fazla artarken, Çin’in kişi başına GSYH’si (sabit dolar cinsinden) dört katına çıktı.
Çin’in dış dünyaya artan açıklığı, dış ticaretindeki hızlı büyümeyle de görülebilir. İhracat ve ithalatın GSYİH içindeki payı önceleri ihmal edilebilir seviyelerdeyken 2000 yılında %25’e yükseldi. Çin’deki ortalama gümrük vergisi oranı 1980’lerin başlarında %50’nin üzerindeyken 2000 sonrasında %15’e kadar düştü. Bu oran Hindistan’ın oranının yarısından az. Aynı ölçüde önemli bir başka nokta ise Çin birçok malı tamamen ithalat vergisinden muaf tuttuğu ve yüksek tarifeye tabi malların önemli bir kısmı yasadışı yollarla ithal edildiği için, fiili vergi tahsilatı toplam ithalat değerinin yüzdesi olarak çok daha düşük olmuştur. Etkin gümrük vergisi oranı, yani toplam ithalatın yüzdesi olarak gümrük geliri, Çin’de yalnızca %3 iken, Hindistan’da %23’tür. GSYH’ye oranla, 2000 yılında Çin’e net DYY girişleri, Hindistan’dakilerin yedi katından fazlaydı.
Temel Belirleyiciler
Çin’deki DYY’ye yönelik çalışmalar, Çin’deki DYY’nin belirleyicilerinin Çin’e özgü olmadığı, bu unsurların aslında diğer gelişmekte olan ülkelerde de DYY girişleri için önemini göstermiştir. İki tür DYY akımı incelenebilir: iç pazara yönelik yatırımlar veya ihracata yönelik yatırımlar. İç pazara yönelik DYY girişlerini ev sahibi ülkenin pazar büyüklüğü ve büyüme hızı etkiler. İhracata yönelik yatırımlarda ise maliyet rekabetçiliği etkilidir. Çin’deki DYY’yi etkileyen en önemli unsurlar 3 kategoride incelenebilir: ekonomik yapı, serbestleşme ve ayrıcalıklı politikalar, kültürel ve hukuki çevre.
Ekonomik Yapı
Pazar Büyüklüğü
Hem ulusal hem de eyalet düzeyindeki ampirik çalışmalara göre GSYİH ile DYY arasında güçlü bir korelasyon vardır. Nedensellik iki değişken arasında iki yönde gözükmektedir. DYY Çin’deki pazarın büyüklüğü tarafından çekilirken çeşitli kanallar aracılığıyla GSYİH’da büyümeye katkıda bulunmuştur. Pazar büyüklüğü, Avrupa ve ABD kaynaklı FDI için, Hong Kong ÖİB ve Çin’in Tayvan Eyaleti kaynaklı DYY’ye kıyasla daha önemli bir belirleyici olduğu görülmektedir. Çünkü ikincisi daha çok ihracata yönelik olma eğilimindedir. Buna karşılık birçok Avrupalı ve Amerikalı çok uluslu şirket Çin’deki iç pazara üretim yapmayı hedefleyerek Çin’de fabrika kurmuştur.
Geniş Ucuz İşgücü Arzı
Ampirik kanıtlar biraz karışık olsa da, düşük ücret maliyetlerinin Çin’e DYY çekmede ve DYY akışlarının eyaletler arasında dağılımında önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Bazı analistler, düşük ücret maliyetlerinin özellikle Hong Kong ÖİB ve Çin’in Tayvan Eyaleti’ndeki ihracata yönelik DYY’yi çekmede belirleyici olduğunu; bunun da bu ekonomilerde ve bölgedeki diğer ülkelerde artan ücret maliyetlerine bir tepki niteliği taşıdığını ileri sürmektedir. Çoğu ampirik çalışma, işgücünün niteliğini Çin’de DYY’nin önemli bir belirleyicisi olarak tespit etmemiştir. Hatta nitelikli personel eksikliği, yabancı yatırımcılar tarafından sıklıkla dile getirilen bir sorun olmuştur. Ancak Çin’in mukayeseli üstünlüğü daha yüksek katma değerli üretime doğru evrildikçe bu durumun gelecekte değişmesi muhtemeldir.
Ampirik çalışmalar, daha gelişmiş bir altyapıya sahip eyaletlerin daha fazla DYY çekme eğiliminde olduğunu doğrulamaktadır. Bu durum, daha üstün altyapıya ve dış pazarlara güçlü ulaşım bağlantılarına sahip olan doğu kıyı bölgelerinde DYY’nin neden yoğunlaştığını kısmen açıklamaktadır. Yatırım kararlarının, özellikle açık ekonomik bölgelerde yerel yönetimlere devredilmesi, bu yönetimlerin DYY çekme amacıyla altyapıyı geliştirmelerine olanak tanımıştır. 1980’lerin sonlarından 1990’ların sonlarına kadar sabit sermaye yatırımlarındaki artış GSYH’nin yaklaşık %6,5’ine ulaşmış; bunun yaklaşık 3 yüzde puanı yerel yönetimler tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu yatırımlar ağırlıklı olarak elektrik, gaz, su, ulaştırma ile posta ve telekomünikasyon gibi altyapı alanlarında yoğunlaşmıştır.
Kaynakça
