Temiz Eller ve Toplumsal Çürüme… Bu ikisi artık bolca gündemde. Aylar öncesinden Dağarcık Türkiye’de kapsamlı ve 12punto’daki kısa yazılarımda değinmiştim. Ahlaken çöküş ayan beyan ortadaydı. Çöküş başlamıştı. Fakat gündemin kişiler ve olaylarla bezeli hararetinde es geçiyoruz. Kişileri ve olayları konuşurken süreçlere ve kavramlara değinilmiyor.
Oysa çöküş adım adım geldi. Namusu yitirmekle başladı. Namuslu olmak ”enayilik” veya ”kerizlik”le eşleşti. Namuslular, iddialılar ve katı olanlar dışlandı. Namussuzluğa teşne insanlar piyasaya hakim oldu.
İhalelerden toplum mühendisliğine, spordan magazine, akademiden siyasete ahlaksızlık, intihal, hırsızlık hakim. Kalabalıkların rızasını almak için hırsızlar, intihalciler, ahlaksızlar tüzel kişilikleri kullanıyor: Kimi zaman bir spor kulübü kimi zaman bir siyasal parti kimi zaman bir belediye…
3 Haziran 2023’te Cumhuriyet gazetesinin Olaylar ve Görüşler sayfasında yazmıştım: ”Ülkece bir çıkmazdayız. Devletimizin kurumlarının zedelenmesi, hatta devletin kurumsallığının çökmesi sonucu, siyasetin Amerikanlaşmasının da etkisiyle, hemen her söylem ve politika hızla savunulup terk edilebiliyor. Seçmenin, ulusal ve küresel güç odaklarının tercihlerindeki değişimlere göre hızla tavır, söylem, yön değiştirebilen bir siyasal aygıt tarafından yönetiliyoruz. Bu aygıt sadece bir siyasal parti olsaydı, belki buna “tercih” deyip geçebilirdik. Ama bu aygıt devletleşti, devlet siyasetsizleşti, yapısı bozuldu ve çöktü. Bildiğimiz anlamıyla devlet çöküyor. Bu çöküş, salt Türkiye’yle sınırlı değil.” (bkz.
Devletin çöküşü şu veya bu kurumun kararlarından ibaret değil. Devleti şu veya bu şekilde halk ayakta tutuyor. Halk ise tüm bileşenleriyle çöküşte. Ahlaksızlaşıyor, ahmaklaşıyor.
12Punto’daki yazımda (13 Eylül 2025) şöyle demiştim: ”Bu sofrada bize, yani cemaatlerin, tarikatların, sermayenin yahut yabancı güçlerin seçilmişleri olmayanlarımıza oturacak yer yok. Seyirciyiz. Siyasetsiziz. Çöküşteyiz. Çöküşü izliyoruz. Çöküyoruz.” (bkz.
https://12punto.com.tr/yazarlar/cenk-ozdag/siyaset-coktu-98387)
Hep beraber çöküyoruz. Günah keçisi arayabilirsiniz. ”Tesadüfi” olayları anıp lanet okuyabilirsiniz. Ama gerçekçi olalım. Uzun bir sürecin sonunda buradayız.
İçine düştüğümüz duruma dair çok kişi suçladık. Daha önce değindim (20.09.2025): ”Çöküşteyiz… Çöküyoruz. Çözüm görünmüyor ama suçlu ilan edilebilecekler çok. Siyasette de öyle. Kaybedenleri kaybetti diye, kazanamayanları kazanamadı diye suçlamayı seçiyoruz. Bu süreçte sorumluların sayısını bire indirdik mi içimiz rahatlıyor. Ya da bir kişiyi kurtarmak için ”çevresi”ni suçluyoruz. Kimi suçladığımız belli olmayınca suçlamak kolay, rahatlatıcı.
Kişileri suçlamayı bıraktığımızda, bu sefer sistemi suçluyoruz. Kapitalizm suçlu. Kimisine göre din suçlu. Kimisine göre Laz müteahhit lobisi, kimisine göre Dersimli çetesi, kimisine göre Kürt mafyası, kimisine göre Çerkes dayanışması, kimisine göre kripto Ermeniler, kripto Yahudiler, kimisine göre bir başkası… Tabii bunu açıktan yapmak daha zor oluyor. Ne de olsa ırkçılık, ayrımcılık konusunda duyarlıyız. Şu ara Alevilere ölçüsüz eleştiri getiren yazarlarımıza karşı geçmişin Alevi düşmanları yetişti. Ayrımcıymış yazarlarımız. Yeni suçlular bulduk. Madımak’ı, Maraş’ı ve Çorum’u unutabiliriz.
Akıllanmıyoruz, çöküşteyiz. Zihnimizi değiştirmeye ne hacet. Yeni düşmanlar, yeni günah keçileri buluruz. Günah paylaşıldıkça artar, sorumluluksa azalır. Sorumluluğumuzu azaltmak… Ah ne güzel iş!
Hanımlar Beyler farkında mısınız? Artık kişilerin, sistemin ötesindeyiz. Had hudut yok artık. Nasıl çıkacağız belli değil. Hadi düşelim. Hep birlikte… Çöküş yok tek başına!” (bkz. https://12punto.com.tr/yazarlar/cenk-ozdag/decadamus-98953)
Çöküşe karşı teselliyi uyuşmakta buluyoruz. Uyuşuyoruz, uyuşturuluyoruz. Uyuşmaya, uyuşturucuya karşı atılan adımları ise ”siyaset” penceresinden değersizleştiriyoruz.
Ahlaki çöküş, toplumsal güvenin yitimi ve uyuşturucuya bağımlılık ve uyuşturucuyla ilişkili suçların sayısı ve kapsamı ülkemizin beka sorunları. Bu beka sorunlarını uzun bir süre es geçtik. Bir süredir konuşmaya başladık. Bu başlangıç da tesadüfi değil. Sistem bu çöküşü kaldırmıyor.
Dağarcık Türkiye’deki yazılarımda bu çöküşü yazmıştım. Fakat çöküşe eşlik edecek operasyonların geleceğini belirtmiştim. Bu beyanım somut bir bilgiye dayanmıyor. Sürece dair tahlilimin bir parçası olarak, ”temiz eller operasyonu”nu yazmıştım.
1 Eylül 2025’te yayımlanan yazımda (bkz. https://12punto.com.tr/yazarlar/cenk-ozdag/decadamus-98953) ”Temiz eller operasyonu gerek ama yetmez. Elleri ve ortamı temizleyecek bir operasyona ihtiyaç var. Sistem her geçen gün daha fazla tıkanıyor. Temizliği biz yapmazsak temizlik diye diye kül yutmaya devam ederiz.” demiştim.
Temiz eller operasyonu bir sonuç ve hayatta kalma çabasının bir yan ürünü. Yabancı parayı çekmek, nakit akışını döndürebilmek ve toplumsal meşruiyeti pekiştirmek için bir süreç başladı. Bu sürecin bir sonucu temiz eller operasyonudur. Baştan planlı olmayan, büyük ölçüde kendiliğindenci olan bu süreç ilerliyor. Kirli ellerin kovduğu temiz ellerin genişlemesi önceden planlanamayan bir olaydır. Bu planlanamayan olay, daha önceki hataların, kayırmaların, sistemsizliklerin bir sonucudur.
Dünyanın dört bir yanında kirli eller temiz elleri kovuyor; ahlaksızlık siyasetin merkezini işgal ediyor. Yerli ve yabancı Epstienlere, kayırmacılara ve benzerlerine karşı ahlakı, toplumun pusulasını yeniden koruyacak kurumlar er ya da geç kurulacak. Aksi takdirde çöküş yıkımla son bulacak. Çözüm bulunduğu takdirde, bir ihtimal daha var. Temiz ellerin güçlenip kirli elleri bükmesi gerekecek. Geç de olsa bir şeyler oluyor. Yolun sonu görünmüyor. Ama var olmak için, boyun eğmemek için, namusuzluğa teslim olmamak için yolun sonu açılmalı. Er ya da geç gün ışıyacak. Dileyelim ki gün ışıdığında çok geç olmasın.
