
Sevgi..
Ülkemde moral bozucu derin gelişmeler olmakta..
Emperyalizmin emrindeki ırkçı etnik kalkışma yükselmektedir..
İktidar cephesi ile etnik parti aynı hedefte buluştu.
Hedefleri olan “Terörsüz Ülke” hedefine kavram olarak karşı olunmaz, ama ırkçı terörün kurucu önderi bu yolun sonunda Nobel Barış Ödülü sahibidir..
Türk Milliyetçileri tam 9 partiye bölünmüş durumdadır.. Yazıklar olsun, paramparça olsunlar..
Türkiye Solu yine bin parçadır.. Bir kısmı, utanmadan ırkçı etnik kalkışmayı desteklemekte..
Kemalist tabanlı olması gereken Türkiye kurucu önderinin partisi CHP, sonunda ikiye bölünmüş durumdadır. Bir tarafta yolsuzluk şampiyonu tutuklu ve sonsuz kibirli bir belediye başkanı ve “Dersim.. Dersim..” diye yırtınan, gerçekte karmaşık ve karanlık bir ruhsal yapıdaki kılıçlı bir şahsiyetin böldüğü bir sahipsiz siyasi yapı ile karşı karşıyayız..
Berbat, umutsuz bir görünüm..
Yeni yıla girerken bu konuları, yazı olarak sunmaya elim varmıyor, yeni yıla okuyucularımı sanatla buluşturmak niyetindeyim. Başka çarem yok…
İyi okumalar..
BASINDA SANAT MUHABİRLİĞİ ve “ÖZCAN ABİ..”
O, bir sosyalist idi..
Ona “Özcan” abi derdik. Ege’mizin biricik sanat muhabiri idi.. İnce bıyıklı, çelebi mizaçlı, biraz efemine, şair masalarından eksilmeyen, resim sergilerini içercesine gezen, şiir matinelerinde ağlayan, duygusal, içli, özel bir ağabeyimizdi..
Bir ara ortadan kayboldu..
Meğer ameliyat olmuş..
Sonra epey kendini herkesten saklamıştı..
Nihayet sanat ortamına geri döndü..
Açıkçası ameliyat olup “kadın” olmuştu.. Ülkemizin ilk travesti sanatçısı idi.. Bu kez ona “Özcan abla” demeye başladık.. Bazen, kızıl saçlarının perçemini, mahzun gözlerinin önüne kadar indiren bu gizemli kadına, yine “Özcan abi” dediğimizde, yüzünde itiraz bakışları dolanır, ama büyük bir alçakgönüllülükle, “Yine cinsiyetim çorbaya döndü” derdi.
Hayatta çok acı çekti..
Yazar çizer takımından bazı eski erkek solcu arkadaşları bu kez ona resmen asılmaya başladılar (İsimleri bende..). Tarlası var diye, köyündeki yaşlı annesine genç bir adam talip oldu.. Düğünde yeni damat, bizim Sevgi Özcan’a alçakça asılmaya başlayınca, bizimki kaçmaya çalıştı, ayakkabısının tekini düğün salonunda bırakmak zorunda kalan Özcan’cık, koşa koşa durağa gitti ve İzmir’e giden ilk arabaya, ağlaya ağlaya bindi. Bunu, “Herkes Kendi Penceresi Önünde Durur” isimli anı kitabında anlatır.. Alın okuyun hayatın iç parçalayıcı karanlık koridorlarını..
Star Televizyonu’nda Cem Özdemir’in kendisi ile yaptığı uzun röportajda, “Gençlere nasihatimdir, sakın cinsiyet değiştirmeyin, öylece kalın.. çünkü cinsiyet değiştirme ameliyatı ve sonraki ilaç tedavileri sonucunda iç organlarınız tamir edilemeyecek kadar tahrip oluyor..” dedi.
Şimdi burada, “çoklu organ yetmezliğinden” yitip giden Ege’nin modern gazetecilik anlamında ilk sanat muhabiri, şair yürekli, güzel insan, “abimiz veya ablamız”, her neyse, rahmetli “Sevgi Özcan Güven”i rahmetle anıyorum.
SANAT SAYFASI NEDİR?
Demokrat İzmir’de gerek magazin sorumlusu olduğu dönemde, gerekse genel yönetmenlik koltuğuna oturduğu zaman genel yönetmenimiz Attila İlhan, “Sanat Sayfası”na özel önem verirdi.
1970 sonrası isminden söz ettiren nice Egeli şair ve yazar o sayfadan yetişmiştir. Bunlara verilecek en çarpıcı isim, “Muzaffer İzgü”dür. Türk Mizahı’nın bu sevimli ve çilekeş yazarını, Attila İlhan keşfetti ve “Demokrat İzmir”in sanat sayfasında ortaya sürdü. 65’li yıllarda Demokrat İzmir’in sanat muhabiri yoktu, kim sanat etkinliklerine gönderilirse, haberi o geçerdi.
Attila İlhan, Bilgi Yayınevi’ne transfer olup Ankara’ya gittiğinde, gazetemizin sanat sayfasını rahmetli “Harika Gürses” yönetmeye başladı. Günay Akarsu isimli bir tiyatro üstadının militanı olan Harika, tiyatro ağırlıklı sayfalarını yaparken, yazı işlerinden gelen müdahale ve kısıtlamalara karşı, elini beline dayayıp, öylesine küfürlü itiraz ayaklanmaları yapardı ki, bu koyu esmer ve iyi Rusça bilen kızın, sanat muhabirliği için yaptığı direnişlere hayran kalırdım. Daha sonra aynı mücadeleleri ben de yaptım.
Dediğim şu ki, günümüzden 40-50 yıl önce bir kaç parmaktan ibaret sanat muhabiri geldi geçti bu Ege’den.. Ama asla “Sanat Yönetmeni” gibi bir sıfatı olan kimseye rastlanmazdı, böyle bir kavram yoktu, hele hele bağımsız sanat sayfaları yapabilmek inanılmaz imkansızdı.
KÜNYEYE GİREN İLK SANAT YÖNETMENİ KİMDİ?
Gelelim “Yeni Asır”a.. 1980’li yılların başında araştırmacı gazeteciliğin yanısıra, “Özdemir Hazar Baba”nın dizi dibinde sanat muhabirliğine başladıktan sonra, tam 20 yıl bıkmadan usanmadan her sergiye, her konsere, her edebiyat etkinliğine gidip, tıkır tıkır hepsinin haberini yapmamdaki başarının hemen ertesinde; yani 90’lı yılların başında Yeni Asır’ının künyesine “Sanat Yönetmeni” olarak girmem, bu dalda Ege’deki ilk uygulamadır.
Daha ne Doğan Hızlan Hürriyet’in künyesine, ne de Zeynep Oral, Milliyet’in künyesine “Sanat Yönetmeni” olarak girmemişlerdi. Bu bakımdan Ege’deki gazete künyelerine direkt giren ilk sanat yönetmeni olduğumu burada hatırlatmak, bir övünme değil, tarihe not düşmenin gerekliliğidir.
Daha sonra, 2015’li dönemden itibaren Çetin Gürel sahibi olduğu GÖZLEM gazetesinde günümüze kadar süren sanat sayfası yönetmeniydim..
İZ BIRAKAN SANATÇILAR
Ege’de tam 30 yıl sanat muhabirliği (1970 – 2000 yılları arası) yaparken, şimdi yaşayan veya yaşamayan kimler, bende iz bıraktı?.. (Bu sıralamada bende iz bırakan sanatçıları yazdım. Yoksa resmi ve gerçek kategorik sınıflandırmada daha bir çok değerli sanatçı yer alır)
Edebiyatçılar: Öncelikle “İzmir Altıları” diye isimlendirdiğim, Samim Kocagöz, Salah Birsel, Necati Cumalı, Attila İlhan, Şükran Kurdakul ve Tarık Dursun K. olmak üzere, Turgay Gönenç, Muzaffer İzgü, Nahit Ulvi Akgün, Berin Taşan, Nazan Güntürkün, Abdullah Neyzar Karahan, Asım Öztürk, Aydoğan Yavaşlı, Cem Seyhun Ünbay, Hakan Tartan, Ümit Yaşar Işıkhan, Avram Ventura, Raşel Rakella Asal, Halim Yazıcı, Tuğrul Keskin, Ünal Ersözlü, Namık Kuyumcu, Haluk Işık, Sedat Şanver, Mutlucan Güvendir..
Vee Dönemeç dergisinin idari yönetmeni, eşi de ressam olan, değerli ve güzel insan “Müdür” dediğimiz Kadri Sümer..
Ressamlar: İlk Osmanlı ressamlarından Fuad Mensi Dileksiz, Kadri Atamal, Celal Uzel, Jak Edizel, Şeref Bigalı, Cavit Atmaca, Bihrat Mavitan, Umur Türker, Adem Genç, Mehmet Sabır, Yavuz Seçkin, Necla Erbakır, İhsan Arman, Ramo, Nuran Tanrıverdi, Nevin Önen, Zerrin Tulug, Sevgi Ürüm, Yavuz Seçkin..
Çetin Erokay, Güven Zeyrek, Neval Kafesçioğlu, Muammer Durmuş, Hülya Sezgin, Reyhan Abacıoğlu, Filiz Pelit, Fahri Sever, Seba Uğurtan, Meral Gözen,Ayten Köse, Turhan KA, Bedri Karayağmurlar, Şefkat İşleyen, Tuğrul Tabakoğlu..
Heykeltraşlar: Turgut Pura, İsmet Bilen, Ekin Erman, Süreyya Kafesçioğlu, Serpil Atagöz..
Seramikçiler: Ümran Baradan, Yıldız Şima, Bingül Başarır, Tüzün Kızılcan Prof.Sevim Çizer, Pervin Özdemir..
Müzisyenler: Selahattin Göktepe, Şopen Necdet Karar, Erhan Doğan.. Ve, Numan Pekdemir başta olmak üzere tüm senfoni orkestrası sanatçıları.
Bestekarlar: Dr.Teoman Önaldı, Avni Anıl, Necip Mirkelamoğlu, Yusuf Nalkesen, Rüştü Şardağ..
Tiyatrocular: Suat Taşer, Beyazıt Gülercan, Dinçer Sümer, Önder Alkım, Fikret Tartan, Erol Aksoy, Haluk Işık, Miraç Turunç.
Operacılar: Ayşe Tek Yenal, Aytül Büyüksaraç ve opera yönetmeni Mehmet Ergüven.
Modacılar: Zühal Yorgancıoğlu, Esin Yılmaz
Fotoğraf sanatçıları: İlknur Doğrar, Tayfun Kocaman, Orhan Alptürk,Yusuf Tuvi, Prof.Mehmet Koştumoğlu, Cavit Kürnek..
Sanat muhabirleri: Sirel Ekşi (Hürriyet), Emine Kantarcı (Yeni Asır), Neslihan Perşembe Kulakoğlu (Dokuz Eylül)..
Bu listemde ressamların daha geniş yer tutmasının sebebi, “İzmir Ressamları” konusunda yıllarca titiz bir şekilde araştırma yapmam ve hatta bu konuda İzmir Büyükşehir Belediyesi APİKAM kuruluşu tarafından beni kıskanan yöneticilerince basımı ret edilen bir kalın kitap yazmış olmamdır. Belki de, kendimi hep bir ressam olara hayal edişim yüzündendir. Ressamları çok severim yani.. Unuttuklarım varsa affola..
Ve daha nice, güzelim sanatçımız yüreğimde yer edinirken, hepsinin sürekli haberini yaptım, röportaj için peşlerinden koştum, kimiyle can ciğer kuzu sarması dost oldum, onların ortamında bir gazeteci, muhabir, yazar olarak saygın bir yer edinmenin, bu yeri hiç kaybetmemek için, yıllar yılı, hem habercilikte, hem de insanlıkta kötü not almamaya çalıştım.
SANAT MUHABİRLİĞİ İLKELERİ
Prensiplerim nelerdi?
1- Siyasete, ekonomiye, magazine, spora bulaşmadan sanat muhabirliğinde israrcı olmak!.. En düşük maaşa razı olup, güncel siyasete hep soğuk bakmak!.. Milyarları götüren şapşal ve nato-kafa siyaset yazarlarına karşı içimden hınç besledim, ama sanat kaldırımlarından vazgeçmedim.
2- Gazete içinde sanatı küçümseyen yöneticilere karşı, en çarpıcı sanat haberleriyle bombardıman yapıp, habercilikte hiç treni kaçırmadım.
3- Hep sanatçıyı ve sanat olaylarını destekledim, övdüm, haberini en kısa zamanda yayınlamaya çalıştım. Asla eleştirmedim, hele hele hiç kötülemedim (Çünkü eleştirmen değil, muhabir ve yazarım!).
Gazetenin patron vekilinin sevgilisinin kızı, operaya gidip, protokole oturtulmadığı için, kendisine verilen yazı yazma olanağında “Bu Opera mıydı?..” diye bayağı ve aşağılık bir yazı yazdığında, hemen ertesi günü, aynı temsil için “Bu Operaydı!..” başlıklı meydan okurcasına yazıyı patlatmakta gecikmedim. Taviz asla yoktu!
4- İstanbul’un baskısına, züppeliğine ve Bizans organizasyonlarına hep karşı çıktım. Egeli sanatçıyı, Ege’deki sanat etkinliklerini hep öne çıkardım, Bizanslı haramilere benim çevremde yer bırakmadım.
İzmir özelinde de sadece kendilerini cilalayan, profesyonel bakımdan “çeteleşen edebiyat kümelerini” de görmemezlikten geldim, o yüzden çok düşman kazandım..
5- Egemen çevrelerin, yüksek burjuvaların sanat eğlentilerinden çok, taşralı edebiyatçı ve yazarın, halkın içinden gelmiş senfoni sanatçısının, gariban ressamın, beş parasız heykeltraşın, isyankar şairin sesi olmaya çalıştım.
Onun için, kağıt zammını protesto etmek için cep ajandası büyüklüğünde şiir kitabı yayınlayan şair “Ümit Yaşar Işıkhan”, düzeni protesto etmek için resimlerini Kordon’dan denize atan varoşların heykeltraşı “İsmet Bilen”i alkışladım, haberlerini geniş verdim. Sosyete ressamları, batakhane müzisyenleri, sırtını devlete dayamış devlet tiyatrosu ağaları, üniversitede karısı ile beraber ikili koltuk kapmış tiyatro despotları not defterime hiç düşmediler.
İLK SANAT YAZIM
1971’de Demokrat İzmir’de sanat yazılarım çıkmaya başlamıştı. İlk sanat yazılarım pantomim sanatçısı “Erdinç Dinçer” üzerineydi..
Sanat etkinliklerinde çok pabuç eskittim, yıllarımı yedim bitirdim. Ama bugün sanat muhabirliği, saygın bir konuma yükseldi.. Genç arkadaşlarımın bu görevi büyük bir keyifle yaptığını hissediyorum, bizim zamanımızda ne fotoğraf makinelerimiz düzgün çalışırdı, ne bilgisayarlar vardı, ne de adam gibi ses alma teybimiz olmuştu, hepsine katlandık.
Hatta İzmir dışından gelip, sanat muhabirliğinin konsere-sergiye davetiye ile gitme gibi avantajlarını kendi çıkarları için kullanmak isteyen başıbozukların, işimizi elimizden alıp, yerlerimize geçmek için yaptıkları küçücük oyunları bile sineye çektik. Sel gitti. Kum kaldı..
Şimdi üniversitelerimizin sanata duyarlı bölümleriyle, güzel sanatlar fakültemiz ile sanat vakıflarımız ve sanat festivallerimizle, sanatı destekleyen modern burjuvalarımızla, sanat galerilerimiz, orkestralarımız, tiyatro ve opera kuruluşlarımızla, İzmir büyük bir potansiyel yaratabilmiştir. Bu gelişmede bir küçük damla olarak bizim de katkımız oldu.. Öyle ise son sözümü söylemeliyim.
SON SÖZ
Ege’de ne zaman sanat tüketilmeyip, artık çağdaş anlamda üretilmeye başlayacaktır, o zaman biz huzur içinde olacağız.
İster “Özcan abi”, isterse “Özcan abla”, ismimiz ne olursa olsun, yazdığımız roman, bestelediğimiz ezgi, yaptığımız resim, yazdığımız sanat haberi, ülke veya dünya çapında yankı yapıyor mu?.. Sanatı üretebiliyor muyuz?.. İşte hedef budur..
Sonradan görme lumpen-burjuvanın, yapmacık sanat sosyetesinin sanat tüketimi, sanat-manat değildir!..
Ne üretiyoruz?.. O, önemli..
Bilmem anlatabiliyor muyum?..
SONUÇ
Dostlarım 2026’da sanatla daha fazla kucaklaşın.
Nasıl olsa umut yok.
Bari sanat var olsun!..

Sevgi Özcan Güven’in kitabı..
