Uzay’da Tehlikeli Yarış

Yeryüzünde yeterince çatışma yokmuş gibi, uzay da devletler arasındaki stratejik rekabetin daha açık yaşandığı bir alana dönüşüyor. Bu değişimin temel nedeni yalnızca yeni silahların geliştirilmesi değil; haberleşme, istihbarat, konum belirleme ve erken uyarı sistemlerinin uydulara giderek daha fazla dayanması. Bu sistemleri korumak isteyen devletler, rakiplerinin uzaydaki faaliyetlerini de sınırlandırabilecek kapasitelere yöneliyor.

Gerilimi görünür kılan gelişme, ABD Hava Kuvvetleri Bakanı Troy Meink’in 14 Eylül’de yaptığı açıklama oldu. Meink, ABD’nin Dünya yörüngesinde, silahlı kuvvetlerini düşmanca eylemlere karşı koruyabilecek “uzay kontrol silahları” bulundurduğunu söyledi. Silahların niteliğini ve nasıl kullanılacağını açıklamadı. Buna rağmen ilk kez böyle bir kapasitenin varlığının resmen kabul edilmesi dikkat çekiciydi. Çin, ABD’nin uzaydaki askeri varlığını genişletmesinin silahlanma yarışını hızlandıracağını ve uzayı büyük güçler arasında yeni bir rekabet alanına dönüştüreceğini savundu. Rusya da uzaya silah yerleştirilmesini yasaklayacak bağlayıcı bir düzenleme için müzakere çağrısı yaptı. Birkaç gün sonra İngiltere’nin uzaydaki uydularına yönelik tehditleri engellemek üzere özel bir askeri birlik kurduğunu duyurması, rekabetin ABD ile Çin ve Rusya arasındaki açıklamalarla sınırlı kalmadığını gösterdi.

ABD’nin açıklaması, yalnızca bir askeri kapasitenin teyidi olarak değil, Washington’ın bugüne kadarki uzay güvenliği söylemiyle birlikte okunmalı. ABD, Çin ve Rusya’nın uydu karşıtı kabiliyetlerini uzun süredir uluslararası istikrara yönelik bir tehdit olarak tanımlıyordu. Buna karşılık kendi yörünge silahlarını, kuvvetlerini koruma ve saldırıları caydırma ihtiyacıyla gerekçelendiriyor. Çin ise tam da bu bağlamda, ABD’ye eleştiri yöneltiyor. Pekin’e göre ABD, başkalarının faaliyetlerini silahlanma riski olarak sunarken uzaydaki kendi askeri varlığını genişlettiğini açıklamaktan imtina etmiyor.

Dolayısıyla aslında uzayda klasik bir “güvenlik ikilemi” ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Devletlerin sözde savunma amacıyla geliştirdiği kapasite, rakibi açısından saldırı olasılığı olarak algılanabiliyor. Sistemlerin gerçek kapasitesi ve kullanım amacı çoğu zaman bilinmediğinden devletler, karşı tarafın niyetinden çok yapabileceklerini hesaba katıyor. Böylece saldırı gerçekleşmeden de karşılıklı tehdit algısı büyüyor.

Uzaydaki bu tehlikeli tırmanışı sınırlandırması beklenen temel hukuki metin, 1967 tarihli Dış Uzay Antlaşması. Antlaşma, nükleer silahların ve diğer kitle imha silahlarının Dünya yörüngesine yerleştirilmesini yasaklıyor. Ay ve diğer gök cisimlerinin yalnızca barışçıl amaçlarla kullanılmasını öngörüyor. Buralarda askeri üs kurulmasını, her tür silahın denenmesini ve askeri manevra yapılmasını da engelliyor. Ancak Dünya yörüngesine konvansiyonel silah yerleştirilmesine yönelik genel bir yasak içermiyor. ABD, yörüngede bulunduğunu açıkladığı silahların niteliği hakkında bilgi vermediği için bunların antlaşmayı ihlal edip etmediğine ilişkin kesin bir yargıya varamıyoruz. Yine de bu gelişme, antlaşmanın kitle imha silahları için çizdiği açık sınırın, bugün tartışılan diğer uzay silahları için neden bulunmadığını yeniden gündeme taşıyor.

Mevcut yasal boşluklar, yörüngesel bir çatışma riskini artırırken, uluslararası sistemin modern teknolojileri kapsayacak yeni bir küresel uzay antlaşmasına her zamankinden çok ihtiyacı var. Ne var ki bu kuralları, devletlerin askeri üstünlük ve caydırıcılık hesaplarından bağımsız biçimde oluşturmak mümkün değil. Üstelik, Soğuk Savaş dönemindeki göreli uzlaşı zemininden hayli uzak olan günümüz dünyası, çok boyutlu ve derin bir jeopolitik bloklaşma halinde. Devletler arasındaki stratejik güvensizlik, hangi uzay sistemlerinin yasaklanacağı, hangilerinin savunma amacıyla kullanılabileceği ve olası bir yasağın nasıl denetleneceği üzerinde anlaşmayı güçleştiriyor.

Bu güçlük, 2024’te BM Güvenlik Konseyi’nde açıkça görüldü. Rusya, ABD ve Japonya’nın uzayda nükleer silahlara ilişkin mevcut yasağı teyit etmeyi amaçlayan karar tasarısını veto etti. Yasağın bütün uzay silahlarını kapsaması gerektiğini savundu. Rusya’nın daha geniş kapsamlı alternatif tasarısı da kabul edilmedi. Rusya ve Çin uzaya silah yerleştirilmesini yasaklayacak bir antlaşma taslağını savunurken ABD, taslağın denetlenmesinin güç olduğunu ve Dünya’dan fırlatılan uydu karşıtı silahları kapsam dışında bıraktığını ileri sürüyor. Dolayısıyla taraflar silahlanma yarışını önleme hedefini dile getirseler de tehdidin tanımı ve çözümün kapsamı konusunda ortak bir zemine ulaşılması mümkün görünmüyor.

Dahası, uzayda tırmanan bu kuralsız güç yarışı, sadece devletleri veya orduları değil, aslında yeryüzündeki her birimizin günlük hayatını doğrudan etkileyebilecek bir hal alabilir. Yörüngede kontrolden çıkacak bir çatışma; her gün kullandığımız navigasyon uygulamalarından bankacılık işlemlerine, hava durumu tahminlerinden küresel internet ve iletişim ağlarına kadar modern dünyayı ayakta tutan tüm sivil sistemleri bir anda tehdit edebilir. Devletler uzayda güç savaşına devam ededursun, net kuralların yokluğu, sadece insanlığın ortak mirası olan uzayı geri dönüşü olmayan, aktif bir savaş cephesine dönüştürme riskini değil, dünyadaki dijital altyapıyı çökertme riskini de beraberinde getiriyor.

 

Bunları da sevebilirsiniz