15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan işgaline uğraması, Anadolu’daki direnişin siyasi, askeri ve toplumsal hafızasında önemli bir yere sahiptir. İşgal kararının verilmesinde tarihsel sürece baktığımızda Paris Barış Konferansı görüşmelerinde İngiltere Başbakanı Lloyd George’nin İtalyanlar’ın Anadolu’da ki yayılmalarına karşı çıkıp, Yunanlılar’ın İzmir’de ki Rumlar’ı korumak gerekçesiyle İzmir’e asker çıkarmalarına izin verilmesini önerdiği bilgisine ulaşırız. Teklifin Fransa ve ABD tarafından da kabul edilmesi üzerine yalnız kalan İtalya istemeyerek de olsa bu teklifi kabul etmiştir. 15 Mayıs 1919’da İngiliz, Amerikan ve Fransız gemilerinin koruması altında bir Yunan ordusu İzmir’e çıkmış ve şehri işgale başlamıştır. İşgale tepkiler tüm yurtta çok şiddetli olmuş, tamamen haksız aynı zamanda Mondros Mütarekesi’nin Ruhuna aykırı gibi görünen işgalin özellikle Yunanlılara yaptırılması, onların da İzmir’e girer girmez katliamlara başlaması Türk milletinin milli duygularını büyük ölçüde etkilemiştir. İşgale ilk tepki 15 Mayıs 1919 sabahı “reddi ilhak heyetinin” yurdun her tarafına çektiği telgraflarla kendini göstermiştir. Bu telgrafta şöyle deniliyordu:
“İşgal başladı. İzmir ve civarı ayakta ve heyecandadır. İzmir son ve tarihi gününü yaşıyor. Son ümidimiz milletimizin göstereceği direnmeye bağlıdır. Mitingler yaparak, telgraflarla her tarafa başvurunuz. Vatan ordusuna katılmaya hazırlanınız. Vekar ve sukunetinizi muhafaza ederek kimsenin incinmemesine dikkat ve itina edilmelidir…”
(Türk Tarihi Silahlı Kuvvetleri ve Atatürkçülük, Genelkurmay Başkanlığı 50.Yıl Yayını)
Ayrıca İzmir “Müdafaa-ı Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti” nin umumi katip aracılığı ile İstanbul’daki devlet adamlarına, üniversite profesörlerine, ülkenin aydınlarına ve milli müesseselere beyanname gönderilmiştir. Bir surety Amerika Birleşik Devletleri temsilcisine de verilen beyannamede özet olarak şöyle deniyordu:
“…Avrupa 10 milyon Müslüman ve Türk’ün idam ve imhasına karar vermişse, milletimiz buna boyun eğmeyecek ve vatan uğrunda kahramanca çarpışarak ölmeye hazır bulunacaktır. Tarih, bütün bir milletin varlığını savunmak için nasıl öldüğüne şahit olacaktır. Aksine olarak Avrupa hak ve adalete dayanan Wilson Prensiplerini hakkımızda uygulama niyetinde ise, İzmir, Aydın v.s. Türk memleketlerinden herhangai bir karış yerin Yunanistan’a ilhakının kat’i surette reddeder ve yurdumuzu savunuruz. Wilson Prensiplerinin 12.maddesinin kesin açıklığına uygun olarak Türkler’in oturduğu yerlerin ayrılmaz, bütün halinde kalması gerektiğinde kesinlikle ısrar ederiz…”
(Türk Tarihi Silahlı Kuvvetleri ve Atatürkçülük, Genelkurmay Başkanlığı 50.Yıl Yayını)
Genel olarak Türk basını, askeri işgal ve siyasi baskılara ragmen, milletin duygularına tercüman olarak İtilaf Devletlerine karşı milli ve medeni cesaretle mücadele ve halkı uyanıklığa, vatanları için ellerinden geleni yapmaya davet ediyordu. İşgal karşısında Anadolu halkının verdiği mücadele sonrası 9 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtulan milli mücadelenin önemli şehirlerinden İzmir’i şimdi başka bir felaket beklemektedir; 13 Eylül 1922 Büyük İzmir Yangını.. Günlerce süren yangın kentin fiziksel dokusunu, demografik, ekonomik ve kültürel yapısını derinden değiştirmiştir. Şehrin merkezinde başlayan facia hızla yayılmış geniş bir alanı etkisi altına almıştır. Birbirine çok yakın ahşap evler kolaylıkla yanmış, iş yerleri, resmi ve özel birçok bina da yangından olumsuz etkilenmiştir. Milli mücadelenin yorgun ancak kutuluş sevincini yaşayacak olan Anadolu halkı bu kez yaşanan yangınla sarsılmıştır.
Yangının Başlangıcı
13 Eylül 1922’de başlayan yangın birkaç gün içinde kentin geniş bir bölümünü etkilemiştir. İzmir İtfaiye Dairesi’nin tarihçesinde yangının 15 Eylül’de kontrol altına alınabildiği, tamamen söndürülmesinin ise 18 Eylül’ü bulduğu belirtilmektedir. Yangının başlangıç noktası ve sorumluları konusu ise literatürde kesin bir uzlaşmaya ulaşmış değildir. Türk tarih yazımında ve bazı Fransız arşiv belgelerine dayanan çalışmalarda yangının Ermeni mahallelerinde çıkarıldığı ve Türklerin şehri yakmadığı savunulmuştur. Buna karşılık başka araştırmacılar, Türk milliyetçi güçlerinin yangından sorumlu olduğu yönündeki tanıklık ve yorumları öne çıkarmaktadır. Bu nedenle konu, tek bir tanıklığın genelleştirilmesinden ziyade konsolosluk raporları, gazeteler, askerî kayıtlar, görgü tanıklıkları ve sonraki akademik çalışmalar birlikte değerlendirilerek ele alınmalıdır. Göktürk (2012), Amerikan basınının yangının başlangıcı ve sonrasındaki gelişmeleri farklı biçimlerde aktardığını göstermektedir. Gökdemir (2007) ise Fransız kaynaklarını merkeze alarak Türklerin yangını çıkardığı tezine karşı bir değerlendirme sunmaktadır. Belenli’nin (2024) yabancı basın ve dönem kaynaklarını karşılaştıran çalışması da sorumluluk tartışmasının kaynakların niteliği ve perspektifi dikkate alınarak incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Kesin olarak söylenebilen, 13 Eylül’de başlayan yangının kentin büyük bölümünü tahrip ettiği ve savaş sonrasında zaten ağır biçimde sarsılmış olan İzmir’in toplumsal yapısında kalıcı olumsuz sonuçlar yarattığıdır.
Yangının Sonuçları ve Sonrası
Yangının sonuçları yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı kalmamıştır. Konutların, işyerlerinin, ibadethanelerin ve ticari yapıların zarar görmesi, İzmir’in ekonomik hayatını ve çok kültürlü yapısını da değiştirmiştir. Yangın sonrasında ortaya çıkan mülkiyet, iskân ve yeniden imar sorunları, Cumhuriyet döneminin İzmir’inin mekânsal biçimlenişini de etkilemiştir. Güngördü ve Eldek Güner’in (2019) çalışması, özellikle Cumhuriyet Meydanı çevresindeki yeni kentsel düzenlemelerin yangın sonrası yeniden yapılanma süreciyle bağlantısını ortaya koymaktadır. Yangının hafızası ise farklı toplulukların tarihsel anlatılarında farklı biçimlerde yaşamaya devam etmiştir. Bu nedenle İzmir Yangını, yalnızca 1922’de gerçekleşmiş bir felaket değil, aynı zamanda kimlik, göç, mülkiyet, demografi ve tarihsel hafıza meselelerinin kesiştiği bir olaydır. 9 Eylül ile 13 Eylül arasındaki yalnızca birkaç günlük zaman aralığı da bu açıdan önemlidir: Bir tarafta Millî Mücadele’nin askerî zaferi ve işgalin sona ermesi, diğer tarafta kentin büyük bir bölümünü etkileyen yangın ve bunun yarattığı insani yıkım bulunmaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme
Büyük İzmir Yangını, 1922 sonbaharında savaşın sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan karmaşık siyasal, toplumsal ve insani koşulların en ağır sonuçlarından biridir. Yangının çıkış nedeni ve sorumluları konusunda Türk, Yunan ve Batılı tarih yazımlarında farklı açıklamalar bulunması, konunun akademik açıdan dikkatli bir kaynak eleştirisiyle incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle yangını tek bir ulusal anlatının doğrulanması amacıyla ele almak yerine, dönemin farklı kaynaklarını karşılaştırmak daha sağlıklı bir yöntemdir. 9 Eylül 1922’nin İzmir’in kurtuluşu bakımından taşıdığı sembolik önem tartışmasız olmakla birlikte, dört gün sonra başlayan yangın kentin tarihsel dönüşümünde ayrı ve son derece önemli bir kırılma noktasıdır. İzmir’in modern tarihini anlamak, bu iki olayı birbirinden koparmadan; fakat birini diğerinin açıklaması hâline de getirmeden değerlendirmeyi gerektirir.
Kaynakça
Aytepe, O., Dağıstan, A., Ertan, T.M., Sarınay, Y., Yılmaz, M., Sezer, A., Anzerlioğlu, Y., Doğaner, Y., Erdaş, S., Kılınçkaya, D., Kobal, Y., Önder, A. (2003). Atatürk ve Türkiye
Cumhuriyeti Tarihi, Siyasal Kitapevi, 180- 109.
Belenli, T. (2024). Yabancı kaynaklara göre Büyük İzmir Yangını ve sorumluları. Gazi Akademik Bakış,
18(35), 161–180. https://doi.org/10.19060/gav.1600526
Göktürk, T. B. (2012). Amerikan basınında İzmir Yangını ve yangın sonrası durum (Eylül–Aralık 1922).
Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, 12(24).
Gökdemir, O. (2007). Fransız kaynaklarının ışığında 1922 İzmir Yangını. Çağdaş Türkiye Tarihi
Araştırmaları Dergisi, 6(15).
Güngördü, A., & Eldek Güner, H. (2019). 1922 Büyük İzmir Yangını sonrası İzmir Cumhuriyet
Meydanı’nın oluşumu ve mekânsal gelişiminin incelenmesi. İstanbul Aydın
Üniversitesi Dergisi, 11(2), 111–130.
Kıycı, A. K. (2018). “Büyük İzmir Yangını”nı hatırlamak (13 Eylül 1922). Türk İslâm Medeniyeti
Akademik Araştırmalar Dergisi, 13(25), 149–164.
Türk Tarihi Silahlı Kuvvetleri ve Atatürkçülük, Genelkurmay Başkanlığı 50.Yıl Yayını, sf.219.
