ABD’nin İran Savaşının orta ve uzun vadedeki sonuçlarına dikkat çekenlere pek sık rastlanmıyor. Kısa vade yorumcuları ise altı kolay doldurulamayacak keskin tezlerle görüşlerini diğeriyle çarpıştırıyor. ABD’nin çöktüğünü, tam olarak askeri, siyasal ve ekonomik bakımlardan kontrolu kaybetmesinin gerçekleştiğini ileri sürenler, sonraki aşamalara gönderme yaptıkları kabul edilse de günümüzü açıklamakta yeterli olmuyor. Trump’ın zaferini ve İran’ın yenilgisini işlemek merakında olanlar ise hazin bir durumda. Bunların tam olarak inandırıcılıktan uzak, boş söylemlerden başka bir şeyleri yok.
Gerçeklere baktığımızda, Amerikan “Tepegöz”ünün etrafını göremez durumda olmasına rağmen tahribat yapma yeteneği köreltilmiş değil. Cami duvarlarını bile pisletme heveslisi konumundaki Trump’ın kendi sonunu hazırlamaktan başka bir şey yapmadığı ortada. Trump’ın görevinin sonlanması olasılığı, “sistemin” Trump’ı feda ederek halihazırdurumu sürdürmesini çözüm olarak uygulamasını kolaylaştırabilir. “Her şeyin sorumlusu Trump” yapılırsa sistem bundan bir şey kaybetmez şeklinde bir düşünce bugünlerde güç kazanmaktadır.
Trump’ın harcanması durumunda “ABD ve küreselcilik pek bir şey kaybetmeyecektir” diye düşünenler elbette yanılmaktadır. Süreç, ABD’nin hegemonyasının sona erdiği, ekonomisinin daha da kötüleştiği, küresel alanda gücünün tükendiği, tek kutuplu dünyanın geride kaldığı bir dönemin hızlandığı bir süreçtir. Bunlar dikkate alınmazsa durum doğru değerlendirilmemiş olur.
Bu süreçte ABD, NATO’ya söz geçiremez olduğunu bir yana bırakalım, yalnızlaşmaktadır. Artık ABD, dünyanın kendisine güvenmemekte olduğunu anlamazlık edecek durumdan çıkmıştır. Hatta kendi Atlantik cephesinin komutanı, “medeni dünya”nın patronu, koruyucusu, merkezi olmaktan uzaklaşmakta olduğunu da çok iyi bilmektedir.
Trump’ın bunların olmadığı şeklinde yaptıkları ve söyledikleri rol icabıdır. Yenilgi gizlenmeye çalışılmaktadır. Günün gereğidir.
Bize kalırsa günümüzdeki bu süreç, Amerikan İç Savaşından bu yana yaşanan ABD tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Hatırlanacak olursa, ABD, iç savaşından gördüğü zararı dünya savaşlarında görmemiştir. Ve şimdi ABD, iç savaşında gördüğü yıkımın benzerini kendisi davet etmektedir. “İçteki sorunları dıştaki sorunlarla perdeleme”, “içteki sorunlar için dış konuları öne çıkarma”, her zaman ve her yerde geçerli olacak bir yöntem değildir.
ABD’nin iç sorunlarının ülkeye nereye sürükleyeceği bilinemez.
İran’a savaş açmanın ABD’ye siyasal ve ekonomik maliyeti öngörülemiyor. Bu savaşın bugün hesaplanamayan yıkımı, Amerikan iç savaşının yıkımından az olmayacaktır.
Büyük Savaşın Silahı Olması İstenen NATO
NATO’yu ele aldığımızda bu askeri-siyasi örgüt gereksizce ve fazla şişirilmiş bir balon görünümündedir. Balonlara büyümelerine hizmet edecek olandan fazla hava verilirse patlama kaçınılmazdır. Şu anda NATO’nun otuz iki üyesi vardır! Bu sayı, NATO için optimali, uygun olanı değil, “fazla”yı göstermektedir.
Ayrıca deliği olan balon söner. NATO da sönme yolundadır. Sönme yüzünden patlamayacaktır ama bu sefer de balon şişik kalamayacaktır. Nasıl eğer bir balonda delik olduğunda ona hava vermeye çalışmak işe yaramazsa, öyle bir durumdadır. Verilen fazla hava önce delikleri büyütür. Sonra da boşuna hava verilmesi durumu yaşanır ve nihayetinde, ne kadar verilirse verilsin yetmez olur.
Bu arada NATO gerçeğinin ne olduğu ortaya çıkmıştır.
Her şeyden önce NATO’nun kuruluşu için ileri sürülmüş neden ortadan kalkmıştır. İkinci olarak, NATO, 21. yüzyılda “savunma ittifakı niteliği”ni kaybetmiş bulunuyor.[1] Üçüncüsü, NATO’nun görev ve yetki alanları tartışmaya açılmıştır. Bunun anlamı, coğrafya olarak Avrupa ve Atlantik bölgesi aşılmıştır. Dördüncüsü de, büyütüldükçe ve genişletildikçe sorunlarının giderilmesi bir yana, sorunların hafiflemesi bile görülememektedir.
NATO artık hem de “suçlu bir organizasyon”dur.[2]
NATO’nun sorunları ağırlaşmaktadır. Sorunlara her gün yenileri eklenmektedir.
Bunlar yüzünden NATO’nun birliğini koruması güçleşmiştir.
NATO, bugün, kendisine üye olanlar için sorundur ve tehlikedir, ancak şu anda NATO bütün dünya için sorun olan bir örgüttür. Çünkü NATO, küreselciliğin hizmetine koşulmakta, her yerde kullanıma uygun hale getirilmek istenmektedir. “Batı”nın Afganistan “sorunu”nda Orta Asya’ya sürülmeye çalışılmıştı. Yetmedi. “Kuzey Atlantik” örgütü, hem başka okyanuslara ve hem de her türlü iç denizlere yöneltilmek durumuna getirilmektedir. Karadeniz ve Doğu Akdeniz yanı sıra Pasifik Okyanusunun sularının bekçisi olması planlanmaktadır. Kızıldeniz, Aden Körfezi, İran Körfezi, Hazar Denizi, Arap Denizi, Bengal Körfezi, Tayland Körfezi, Güney Çin Denizi gibi stratejik sularda bile kullanılması hesaplanmaktadır.
Bu sayede bütün NATO üyeleri Amerika’nın savaşlarına bulaştırılacaktır.
Atlantik merkezli Batı’nın ağır abileri, ekonomik sorunlarını elbirliğiyle silah sanayisinde çözmeye çalışmaktadır. Ancak bu, kapitalizmin kaçınılmaz krizlerini büyüten “tedavilere” başvurmak demek olduğundan sorunların çözüldüğüne değil, çözülmediğine, hatta tam tersine, büyüdüğüne işaret etmektedir. Avrupa’daki askeri tırmanış, ekonomik sorunların hafifletilmesinin engelidir. NATO üyesi Avrupa ülkeleri, Amerikan siyasetleri ve NATO yüzünden[3] siyasal istikrarsızlıklar içine yuvarlanmışlardır.[4]
Avrupa’nın küreselcileri ABD’nin kendi partnerliğine uygun gördüğü özellikler gösteriyor.
Avrupa ve ülkelerinin çıkarlarını savunan yeni akımlar neredeyse Avrupa’nın her yerinde güç kazanmaktadır. Fransa’da Madam Le Pen, bugünden başkan adayıdır ve kazanma şansı yüksektir.
Trump’ın rol icabı yaptıkları gülünçtür ve zavallıdır. İnandırıcı olmadığı bir yana peşine takılmışları mahçup etmektedir. Amerika’nın peşinde sürüklenen Avrupa ülkeleri her geçen gün yeni ekonomik zararlara uğramaktadır.
NATO Devrimi’ne Doğru
18 Şubat 1952 tarihinde Türkiye’de “NATO karşıdevrimi” oldu. O tarihten sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin “tam bağımsızlığından” söz edilemezdi. Silahlı Kuvvetlerimizin Amerikan saldırganlığının emrine verilmesi dönemi başlamış, devlet NATO’nun gizli ve yasal olmayan örgütlenmesine açılmıştı.
Tam bir karşıdevrim!
Bugün Amerikan planlarında anahtar ülke Türkiye, kendisine kastedildiği ortaya çıktığı ölçüde savunmaya geçecektir.
Ankara’daki NATO toplantısı, Türkiye’nin bir seçime zorlanması içindi. Atlantik ile Avrasya arasında sıkışmış Türkiye’nin iradesini kullanmasını önlemek gerekiyordu. Türkiye bu seçime zorlanmak yüzünden alacağı dersi almış olmalıdır. “Yatıştırmak” da, “dengecilik” de sonuç verecek şeyler değildir.
Bocalayanlara yüklenmek ise emperyalizmin vazgeçmeyeceği bir stratejidir.
NATO’nun Ankara toplantısında Türkiye’nin İran ve Rusya ile ilişkilerinin bozulması senaryosu işleme kondu. Kısa vadede ne sonuç verdiği görülecektir ama başarı şansı çok çok zayıftır. Bunun yanı sıra Türkiye’yi ilgilendiren en önemli niyetlerden birinin de NATO’ya Kıbrıs’ta ülkemizin etkisizleştirilmesi projesinde rol verilmesi olduğu ortaya çıkmıştır.
KKTC’yi hedef alan planlar, hiç aralıksız devam edip duruyor. Adanın Türkiye’ye karşı silahlanması ve projelendirilmesinde İsrail aktif bir rol oynuyor.
Bütün bu gelişmeler sonucunda Türkiye’nin NATO Devrimi’nden başka çaresi olmadığı görülecektir. Türkiye NATO’dan kurtulmak zorundadır. NATO’dan çaktırmadan kurtulunamaz. Ancak devrimle kurtulunur. Şartları artık hazırdır. Türk halkı NATO’ya karşıdır. Türk devleti NATO’nun Türkiye düşmanı yüzünü görmüştür. Türkiye Cumhuriyeti bağımsızlığı önündeki engelin NATO olduğunu bilmektedir.
NATO emperyalist bir saldırgan örgütlenmedir. Emperyalizme de ancak devrimle karşı çıkılır.
NATO’nun ülkemizdeki varlığı, Türkiye’nin denge siyasetinin de engelidir. Emperyalizmi saldırganlığını destekleyerek yatıştıramazsınız. Tersine azdırırsınız.
NATO’suz Türkiye’nin çıkış yolu olacağını düşünmek en sağlıklı yol olarak görünüyor. NATO Devrimi’nin seçeneği de yoktur!
“NATO Devrimi”, bağımsızlık içindir, NATO’dan kurtulmak bugün bağımsızlık için ilk adımdır.
NOTLAR
-
? Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi’nin (Dünya-Mer) 18-19 Temmuz tarihlerinde yaptığı uluslararası İstanbul toplantısında İsviçreli uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Pascal Lottaz’ın yaptığı konuşmadan, gazeteler, 19 Temmuz 2026. ↑
- ? İspanya’daki Avrupa Sol Partisi Dış İlişikiler Başkan Yardımcısı Marta Martin’in demeci, gazeteler, 20 Temmuz 2026. ↑
- ? Örneğin, Avrupa ülkeleri, ABD’nin Ukrayna savaşına katılmamayı istemelerine rağmen dışında kalamamışlar, “yaptırımlar”a karşı çıkmaları gerekirken uygulamaya çalışmışlar, Amerika’nın Rusya’yı NATO ile kuşatma projesinin uygulayıcıları olmuşlar vb’dir. ↑
- ? Örneğin, İngiltere’ye hükümet dayanamıyor, Almanya bitmeyen bir hükümet arayışında vb. ↑
