Müzik, insanların birbirleriyle, doğayla, dış nesnelerle etkileşimlerinden ortaya çıkan ve kendilerini ifade etmelerini sağlayan bir yoldur. Müzik yapıtları özünde sosyal olayları, tipik insan davranış ve ilişkilerini içerir. Bu yönüyle de MÜZİK, toplumsal ve duygusal özellikler taşır.
Arabesk kavramının, Türkçe sözlükteki karşılığı, “Arap tarzında yapılmış süsleme veya bezeme” olarak geçmektedir. İslam ansiklopedisinde, “Rönesans mimarisinde stilize edilmiş bitki, hayvan ve geometrik süs unsurlarının yoğun bir şekilde kullanıldığı düzenlemeler genellikle arabesk olarak adlandırılmıştır” şeklinde bir tanım yer almaktadır. Söz konusu kavram, Fransızca da ki “arabesque” teriminin dilimize girmesi ile yaygınlaşmıştır. Dünyanın çeşitli dillerine de girmiş olan arabesk kavramı, birbiri içine girmiş şekillerden oluşan girişik bezeme biçimi olarak tanımlanmaktadır.

ARABESK BEZEME
Mısır, İran ve Doğu Roma’da değişik biçimlerde var olan arabesk, İslam sanatında daha özgün bir senteze dönüşmüştür. Daha sonra da bu sentez, gelişerek kendine oldukça önemli bir kullanım alanı oluşturmuştur.

İSLAM SANATINDA ARABESK
Arabesk kelimesinin ilk kez ortaya çıkışı ve günümüzdeki gibi kullanılışı, XIV. yüzyıl ortalarına kadar indiği İslam ansiklopedisinde belirtilmektedir. Kelime olasılıkla ilk kez İtalyan yazar Giovanni Boccaccio’nun Decameron (1350) isimli eserinde arabesco şeklinde kullanıldığı yönünde görüş vardır. Bu eseri okuyanlar bu kelimeden, doğu ile ilgili ve Araplara ait anlamını çıkarmışlardır. Decameron’un çeşitli dillere çevrisinde arabesco terimi, ‘doğu tarzı’ ve ‘Arap giysisi’ şeklinde kullanılmıştır. XIV. yüzyıldan sonra İslam devletleri ile yaşanan yoğun etkileşim ve ticaret sonunda doğu eşyalarının özellikle İtalya yarımadasına getirilişi, doğu sanatının yakından tanınmasına neden olmuştur. Ortaya çıkan yeni anlayış, pek çok kavramın oluşumuna neden olmuş ve bunlardan biri de Arabesk olmuştur. Doğu sanatı özellikle İspanya ve İtalya’da etkili olmuş ve XVI. yüzyıldan sonra moda haline dönüşmüştür. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı sanatı da batı dünyasında yer bulmuştur. Batı dünyasının sanatçıları, İznik çinileri, halılar, cilt kapakları, sedef kakmaları ve metal işlerinden kopya ve uyarlamalar yapmışlardır. Doğudan gelen halı, kilim, çeşitli tekstil ürünleri ve kitap ciltleri gibi eşyalar Avrupalı sanatçılar tarafından model olarak alınmış ve bunlar, edebiyat ve müziği etkilemiştir. Arabesk, giderek Avrupa sanatında geniş şekilde yer bulmaya devam etmiştir.

DEVLET-İ ALİYE’DE ÇİNİ SANATI
Arabesk önceleri yalnızca doğuya ait olarak yorumlanırken giderek figürlerin yoğunlukla, karmaşık bir biçimde kullanıldığı süslemelerin tamamı için kullanılmaya başlamıştır. Böylece doğuya ve batıya ait arabesk kavramları ortaya çıkmıştır. Avrupa’nın arabeskine verilebilecek en güzel örnekler arasında Bramante, Rafael, P. Flötner ve G. Romano’nun eserleri sıralanabilir.

BRAMANTE SANATI
Arabesk kelimesi XIX. yüzyıldan sonra Türkçe sözlüklerde de yer almaya başlamıştır. Celal Esat Arseven bir eserinde arabesk denilince yalnızca geometrik süslemelerin anlaşılması gerektiğini söylemektedir. Arabesk, Türk toplumunda da girişik olma, iç içe geçmişlik biçimindeki anlamını korumaktadır. Ancak sözcüğün bu temel anlamı bu gerçekliğinden saptırılmış ve söz konusu kavram olumsuzluklara, bozulmalara ad olmuştur. Batıda özgün bir sanat biçimi olan arabesk bizim toplumumuzda, bütünlükten uzak, bir yığma ve karmaşıklık olarak anlamlandırılmıştır. Sonuçta bizde arabesk kavramı, uyumsuzluğu, kokuşmuşluğu anlatan “Kitsch” sözcüğü karşılığı olarak kullanılır olmuştur. Bu anlamıyla arabesk, bugün toplumumuzda yaygınlığı giderek azalan, popüler bir müzik türüne de ad olmuştur.

Türkiye’de 1960’ların sonlarında şehirlerin varoşlarında yaşayan kırsal göçmenlerin özlemlerini yakalayan arabesk müzik, Türk müziği içinde yer alan tüm formların yanı sıra Arap, Mısır ve batı müziği unsurlarıyla iç içe geçmiş karma bir yapıdadır. Bu yapı, sanayileşme ve kentleşme sürecinin doğal sonucu geleneksel değerleri aşarak modernleşmeye yönelim çabası içinde olma özelliği gösterir. Bu özelliğin temelinde ise modernleşmeyle yaşanan geçiş dönemi çevirimini varsayan “klasik modernleşme kuramı” vardır. Bazı görüşler tarafından Arabesk kültür, bu geçiş döneminin bir ürünü, toplumda marjinal kalan yabancı ve sakat bir unsur gibi değerlendirilir ve sanayileşme ve kentleşmenin ilerlemesiyle zaman içinde yok olacağı varsayılır. Sonuçta Arabesk kavramını, bir anomali (normalden sapma, aykırılık) değil, Türkiye’de yaşanan modernleşme sürecindeki mekansal ve simgesel göç ile inşa edilen ve yaşanan popüler kültürün tarihi bir biçimlenmesi olarak niteleyebiliriz. Bu melez kültür, kırsal göçmen kitlelerin 1950’lerden itibaren Türk toplumundaki hızlı modernleşmeyle biçimlenen yaşantılarını ortaya koyarken, bu kitleler tarafından popüler hale getirilmiştir. Bu kültürü, bir zamanlar Cumhuriyetin gerçek sahipleri olarak saygı gören, sanayileşmeyle ortaya çıkan işgücünü karşılayabilmek için kent merkezlerinin sınırlarında yaşamaya başlamalarıyla birlikte ortaya çıkan dönüşüm sürecinin yarattığı bir yapı ya da halk tepkisi olarak değerlendirebiliriz.
Söz konusu müzikte doğu ve batı çalgılarının bir arada kullanılması, Türk müziği içinde yer alan farklı motiflerin birlikte kullanılmasından ileri gelen karmaşıklık, diğer taraftan Türk müziği geleneğinden sapmışlık anlamındaki bozulma yozlaşma, sözü edilen kavrama olumsuz bir anlam yüklenmesine neden olmuştur. Buradan yola çıkılarak arabesk, daha sonraları toplumsal yaşamdaki her türlü bozulmaya, yozlaşmaya, karmaşaya verilen bir ad haline gelmiştir. Başka bir deyişle, çağdaşlaşma sürecinin başlamasıyla birlikte doğuya özgü geleneksel yaşam biçimiyle batıya özgü modern yaşam biçiminin ve bunlara bağlı değerlerin karşılaşmasından doğan uyumsuzluğa; kentleşme süreciyle birlikte de köye ve kente özgü değerlerin, yaşam biçimlerinin karşı karşıya gelmesinden ortaya çıkan karmaşıklığa “arabesk” adı yakıştırılmıştır. Sonuçta arabesk, artık yalnızca bir müzik olgusu değil, ev eşyası, çeşitli süsler, resimli halılar, filmler vb. şeylerden oluşan bir dünya, bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Bu yaşam biçimi sosyal yaşamın farklı alanlarını doğrudan etkiler hale gelmiştir. Artık kahvehaneler “cafe”ye dönüşüyor, bir yanda dönerci, hemen yanında Amerikan bar, eğlence hayatında gazinolar, discotech ler yer alıyordu. Sosyal yapı içinde farklı yaşam biçimleri iç içe geçiyordu. Yani bir toplumda her şey birbirinin yanında olabiliyordu. Bir uyumdan söz edilmiyor, bu karmaşık yapı içselleşiyordu. Arabesk adı verilen bu yapı, giderek farklılaşıp değişerek popüler hale geliyor, düşüncelere, duygulara her gün biraz daha egemen olarak, çok farklı alanlardan beslenerek hızla büyüme ve serpilme eğimi içine girmiştir.
Arap müziği ezgileri ile Türk müziği unsurlarının sentezlenmesiyle oluşan, genellikle hüzün, karamsarlık, ayrılık, yoksulluk, ulaşılmaz aşkları konu edinen bir müzik türüdür. Arabesk müziğin babası sayılan Orhan Gencebay şöyle bir tanım yapar ve “Türk müziği ve batı tekniğinin her türlü olanaklarına, özgür sunumun eklenmesinden oluşan müziktir” der. Bir başka tanıma göre arabesk müzik olgusu, müzik kültürü oluşmamış toplumun bilinçaltına itilmiş, işitsel, estetik karşıtı ilkel bir sapma olarak görülmektedir. Yine bir başka tanıma göre “içinden çıktığı toplumsal ve kültürel çevreye göre biçimlenmiş, tutarlı bir kuramsal dayanaktan yoksun, ezgi yönünden Arap müziğinden, çalgı yönünden de Batı müziğinden esintiler taşıyan, önceleri taşradan ve şehir varoşlarından başlamakla birlikte zamanla toplumun tüm kesimlerinden gelen yaygın bir dinleyici kitleye ulaşan toplumumuza özgü bir müzik türüdür” denilmektedir.

Arabesk Müziğin Özellikleri
Türk müziği, kendi geleneksel değerlerine bağlı olarak varlığını sürdürdü. Arabesk müzik için, geleneksel yapının dışında, kendine özgü kurallar yaratılan ya da kuralların dışına çıkılan ve üreticisinin özgür inanış ve anlayışına göre biçimlenen karmaşık bir yapı diyebiliriz. Bu müzik türü, Dünyanın her yöresinden kendine uygun bulduğu her şeyden etkilenebilir. Bu yanıyla uluslararasıdır ancak uluslararası hiçbir standarda uymaz.
Bu müzik türüne, bazı çevreler saldırgan bir tavır içinde olurken bazıları da ona sahip çıkmaktadırlar. Bazıları ise üzerinde bile düşünmeye değmez olarak görmektedirler. Ancak, toplumun önemli bir kesimi tarafından kabul görmüş bir olguyu yadsımak mümkün değildir. Sanat değeri ne olursa olsun büyük ün ve paraya kavuşmuş arabesk müziğin yıldızlarını ve onları alkışlayan büyük kitleyi yok saymak olanaksızdır.
Bu dalda üretim yapanları da iki grupta toplayabiliriz. Bir yanda düzenli bir müzik eğitiminden geçmiş, profesyonel müzik yaşamlarına çoğunlukla radyoda başlamış, ancak daha sonraları çeşitli nedenlerle arabesk müzik dünyasına girmiş olanlar ile diğer yanda herhangi bir müzik eğitiminden geçmemiş, doğrudan bu alanda kendine yer bulmuş alaylı olanlar aynı müzik türünde buluşmuşlardır.
Alıcı Kitle
Arabesk müziğin alıcı kitlesiyle anlatılmak istenen, onun tüketicisi durumunda olanlardır. Bu kitlenin sahip olduğu özellikleri şöyle sıralayabiliriz.
- Arabesk müzik dinleyicileri çoğunlukla taşra kökenlidir.
- Bunlar genellikle varoşlarda yaşamaktadır.
- Büyük bir kısmı kentlerin küçük çaplı çeşitli işlerinde, kamu kuruluşlarının yardımcı hizmetlerinde çalışmaktadırlar.
- Küçük esnaf, memur, fabrika işçisi gibi düşük gelir düzeylerinde olan kentlilerin de arabesk dinleyici kitlesi arasında yer almaktadırlar.
Bu sınıflamadan da anlaşılacağı üzere, söz konusu müziğin dinleyicisini genellikle elverişsiz koşullar altında yaşamlarını güçlükle sürdüren, başka bir deyişle, toplumun mutsuz kesimidir. Doğaldır ki bu tür müzikler, dinleyici kitleyi yaşamdaki sıkıntı ve başarısızlıklardan uzaklaştıramadığı gibi aynı acılar ve başarısızlıklar içinde yaşamasını körüklemeye devam etmiştir. Buna bağlı olarak o insanlarda bunalımlar artırmaktadır. Bunun sonucunda da arabesk müzik konserlerinde sık sık yaşanan şiddete dönük çeşitli olaylar, istenmeyen davranışlar meydana gelmektedir.
Diğer taraftan bu müziğin dinleyicilerinin tamamının mutsuz ve toplumun ezilmiş kesimlerinden oluştuğu, taşra kökenli olduğu yönünde değerlendirmeler yapmak doğru olmaz. Günümüzde söz konusu müzik türünün daha üst sınıflar, sınıf atlamış ve gelir düzeyi artmış ancak kültürel olarak geldiği noktada duranlar ile aydın sayılabilecek kişiler tarafından da kabul gördüğünü söyleyebiliriz. Sonuçta Arabesk anlayış, zaman içinde yapısal özelliklerinde değişim geçirmiş olsa da toplumumuzun farklı kesimlerinde hala yaşam bulmaya devam etmektedir.
Bırakmadın hiç yakamı Aşkı kim icat etti
Kader bana düşman mısın Bir bilene soralım
Zindan ettin hayatımı Çekilmiyor çilesi
Kader bana düşman mısın Artık canıma yetti
(Yunus Bülbül) (Erkan Ocaklı)
Her zaman mahzunum, her zaman üzgün Ömrümce hep bekledim
Öyle bir haldeyim canımdan bezgin Sanırım yetti artık
Çıkmıyor nefesim, kısıldı sesim Güldür beni artık
Kendimi kimseye anlatamadım Gözyaşım bitti kader
(Müslüm Gürses) ( Ferdi Tayfur)
