-
BÜYÜK SAVAŞTA ÇANAKKALE KARARI
Birinci Dünya Savaşı İngiltere tarafından 1914 tarihinde çıkartıldığı zaman en fazla altı ay süreceği hesaplanmıştı. Fakat dört yıl sürdü.
Bu savaşın daha başında İngiltere dünyanın en büyük deniz gücü olarak nitelenen bir donanma oluşturdu ve bu donanmayı Ege Denizinde topladı, Çanakkale Boğazı önüne getirdi. Bu donanma, Marmara Denizine girecek, İstanbul’u işgal edecek, Karadeniz’e açılarak Almanya’yı güneyden kuşatıp etkisizleştirecek, İtilaf devletleri birliğindeki Rus Çarlığına yardıma gidecek, Rusya’ya silah, mühimmat ve yiyecek sevkedecek, Almanya’nın Rus cephesinden çökertilmesini sağlayacaktı. Çarlık Rusya’sı öyle bir duruma girmişti ki, kendi topraklarında ilerleyen Almanya’yı durduramıyor, cephelerde ikmali sağlayamıyordu.
İngiltere’nin Karadeniz’e çıkmasının stratejik yararlarından biri, Karadeniz’de sahili olan ülkelerin İngiltere cephesine yönelmesini sağlamaktı. Böylece Almanya kuşatılmış da olacaktı. Bu, o ülkelere hem baskı yapılmasına yol açacak, hem de savaşta Almanya’nın bir kazanma şansı olmadığını göstermiş olacaktı.
Emperyalist İngiltere’nin bu büyük savaş planlarının sahibi Winston Churchill’dir. Kendisi Donanma Bakanıdır (Bahriye Nazırı). Çanakkale hemen geçilecek, bir aya kalmadan da Karadeniz’e çıkılacak ve Churchill büyük savaşın kahramanı, büyük zaferin şanlı mimarı olacaktır.
Fakat itirazlar vardır. Çanakkale’yi geçmek zordur, boğaz mayın döşeli olacaktır, büyük gemiler kolay hedeftir, boğazın iki yakasından da ateş altına girilecektir, çok zayiat verileceği bellidir.
Gereksizce bir cephe de açılacaktır, savaşın maliyeti İngiltere için fazla artacaktır.
Amirallerin belki hepsi karşı çıkar.
Karacı generallerin gerekçeleri ise donanmaların deniz savaşları dışında yapacakları bir şey olmamasıdır. Kara gücü olmadan zafer kazanılamaz. Ayrıca bu cephedeki bir kara savaşı gözlerini korkutmaktadır.
Donanmanın Karadeniz’de yalnız ve desteksiz kalacağı, geriden desteklenemeyecek oluşu meydandadır. Başarısızlık durumunda geri gidiş ve çekilmek de zordur ve bunlar utanç verici olması bakımından kaçınılması gereken özellikte durumlardır.
Siyasetçiler, başarısızlık durumunda sonucun önemine dikkat çekerler. Zararı ve yenilgiyi göze almak sorumsuzluktur. Yenilgi görmemiş İngiltere’nin itibarı söz konusudur.
Hiçbir itiraz Churchill’i kafayı taktığı projeden vazgeçiremez. Doğruluğundan kuşkulanan herkese bir yanıtı vardır, göze almayacağı bir zorluk yoktur.
19 Şubat 1915’ten başlayarak Çanakkale Boğazının her iki yakasındaki tabyalara açık denizden bombardıman yapılır. 18 Martta ise İngiliz ve Fransız savaş gemileri boğazı geçme teşebbüsünde bulunur.
Başbakan Kitchener’in onayı sayesinde gerçekleşen Çanakkale macerası, bütün olumsuz değerlendirmelerin doğru olmasıyla sonuçlanır. En büyük savaş gemilerinin bir kısmı batmıştır veya savaşamayacak şekilde geri çekilmiştir. Zayiat çok fazladır. İnsan kaybı tahminler üstündedir.
Türklerin topları hayret edilecek ölçülerde isabetlidir. Ateş eden topların yerlerini değiştirmektedirler. Kaçması beklenen Türkler daha da büyüyecek olan kara savaşlarına hazırdır. Balkan ülkelerinden yardım beklentisi boşa çıkmıştır.
Çözüm, kara ordusunun kullanılmasında olacaktır. Kara savaşına mecbur kalınmıştır. Nisan sonlarında 70 bin askerle çıkarma yapılır. Bu, felaketi katlayan rol oynar. Karşılarında komutan Mustafa Kemal vardır.
Bu aşamada Türkler direnmiş, Çanakkale’yi geçilmez yapmışlardır.
Beklenmeyen bu duruma şaşırmayan yoktur.
Yanlışlar üzerine inşa edilen saldırı savaşı moral çöküntü yaratır. Zamanlamanın tutarsızlığı bütün umutları köreltir.
1915 yılının ilk aylarında kolay bir zaferle biteceği hesaplanan Büyük Savaş, 1915 yılının son aylarında tam yenilginin kabulüyle sonuçlanmış, İtilaf güçleri geri çekilmiş, Büyük Savaşın başı İngiltere’nin Büyük Yenilgisiyle tarihe bir altın sayfa yazılmıştır. Bu yenilgi, Cihan Savaşının ilk yenilgisi olduğu gibi, aynı zamanda İngiliz emperyalizminin de tarihindeki ilk yenilgisi, çöküşünün başlangıcıdır.
1914-15 döneminde gerçekleştirilemeyen strateji savaş süresini zaten çok uzatmıştı, bu sağlanamadığı için Almanya’nın Balkanlar ve Karadeniz’den kuşatılması da gerçekleştirilememişti. Dört yıl sonra savaşın biteceği günlere geldiğimizde Bulgaristan İngiltere’nin yanına geçmişti ama Çanakkale hezimeti yüzünden üç yıllık bir gecikmeyle.
Birinci Dünya Savaşının, daha savaşın başındayken ne kadar önemli hatalardan geçildiği çok şaşırtıcı bir şeydir. Bunu böyle kabul etmek ve böyle açıklamak varken, Çanakkale Savaşı kararının, “Churchill’in nadiren yaptığı bir hata” olarak tevil edilmeye çalışılması daha da şaşırtıcıdır. Çünkü, Çanakkale Curchill’in “tamamıyla yanlış aldığı bir karar”dır.1
Nasıl olup da koskoca emperyalist ülkelerin, bu dünya “hakimlerinin”, her işi hesap olan, plan yapan, strateji belirleyen güçlerin böyle akılalmaz aptallıklara, inanılmazlıklara düşmektedirler, anlamak mümkün değildir.
Saçmalığıyla, şaşırtıcılığıyla, inanılmazlıklarıyla bir intihara benzemiyor mu?
ABD’nin İran’a Saldırı Savaşı
Cihan Savaşının başında yaşanan bu talihsiz, şaşırtıcı felaketi anlama ve açıklama zorluğu, bize, ABD’nin 2026 İran savaşını, bu savaş sonucunda İran karşısındaki ABD yenilgisini, ABD-İsrail cephesinin bu talihsiz, şaşırtıcı ve çarpıcı felaketini hatırlattı ve düşündürdü. Benzeri bir durum olduğu ortada.
ABD, ülkesinden bu denli uzakta bu saçma saldırıyı nasıl planlayabildi ve gerçekleştirebildi? Günümüzde “mesafeler önemli değildir”, doğru, ama ABD bugün 75 yıl önceki deniz gücüne sahip midir? İkinci Dünya Savaşı sonunda ABD’nin deniz savaşı filosu 1000’e yakın gemiden oluşuyordu, bugün 200’lerde.2
ABD’nin İran’a karşı bir savaş açmasını, Amerikan saldırısı başlayana kadar kimse beklemiyordu. İnanılır gibi değildi. Her şey lafta kalacaktı. Böyle tehditler her zaman yapılırdı. ABD’nin İran’a karşı bir savaş açması ise aslında nedensizdi. Karşılıklı olarak psikolojik yoklamalar yapılmaktaydı. Amerikan yönetimi böyle bir savaş açamaz, bir saldırı başlatamazdı.
ABD bugün dünyanın en büyük ekonomik güçleri arasındadır. Ancak güncel olarak ABD dünyanın en borçlu ülkesi olduğu gibi, ekonomik krizin eşiğindedir ve İran’a (ya da herhangi bir yere) bir saldırı savaşını kaldırabilecek ve yürütebilecek güçte değildir. Ekonomisi buna elvermemektedir.
ABD’nin hedef aldığı İran, devlet ve imparatorluk geleneği olan, güçlü, silahlı, donanımlı, hazırlıklı bir ülkedir. Tarihten ve günümüz dünyasındaki ağırlığından dolayı yenilmeyecek bir güç durumundadır.
Ayrıca İran bugün antiemperyalist bir çizgideki, Amerikan karşıtlığının tavan yaptığı bir ülkedir. Bu savaşta her şeyi göze alarak savaşmıştır ve savaşmaktadır. Amerika’nın karşısında ABD emperyalizmine karşı bilenmiş bir toplum vardır.
İran’a saldırı ile ABD haksız bir savaş sahibi olduğunu bilmektedir. Haksız bir savaş açmış ve yürütmeye çalışmıştır. Bütün dünya ABD’yi haksız savaş suçlusu olarak görmektedir.
ABD’nin İran’a savaş başlatmasından sonra Amerika’nın kendisine destek olabilecek neredeyse bütün güçleri kaybettiğini, tamamen yalnızlaştığını, bölge ülkelerinden de, Atlantik bloku tarafından da hüsrana uğratıldığını görüyoruz.
Amerikan iç siyasetinde ABD’nin arkasında önemli bir destek yoktur, Trump bunlara rağmen savaşa girmiştir ve bu savaşı sürdürmeye ya da sürdürüyor görünmeye çalışmaktadır.
İran’a saldırı başlamasından bu yana ordu yönetiminden, genelkurmaydan ve askeri kadrolardan, siyasal sorumlular ve diplomatik görevlilerden çok kişi görevden alınmış veya istifa etmiştir. Yönetim birliği sürdürülememektedir.
Amerikan halkı da İran’a saldırı savaşının karşısındadır. Bugün seçim olsa Trump’ın kazançlı çıkma şansı yoktur.
Basra Körfezine gönderilen Amerikan gemilerindeki Amerikalı askerler ise hiç savaşmak istememektedir. Kara savaşına gidilmek istenir veya yapmak zorunda kalınırsa bu savaş kesinlikle yapılamayacaktır.
Ve son olarak ABD’nin savaşı sürdürme, hele kara savaşına geçme şansı bulunmamaktadır, çünkü ABD’nin böyle bir savaşı açma ve sürdürme gücü yoktur.
Açıkça söyleyebiliriz; ABD, İran savaşında, İran karşısında yenilmiştir! Ancak yenilginin önceden belli olduğu savaş, kaçınılması gereken bir savaştır.
ABD yönetiminin İran’a saldırı savaşı başlatması akılla bağdaşır bir şey değildir.
Saçmalığıyla, şaşırtıcılığıyla, inanılmazlıklarıyla bir intihara benzemiyor mu?
-
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA ÜZERİNDE DURULMAYAN VE “UNUTULAN” SAVAŞ SUÇLARI
Birinci Dünya Savaşının henüz adı konmamışken, 1918 yılına kadar o günkü savaşa “Genel Savaş” deniyordu. Her ne kadar savaşın yayılması ürkütücü ise de 1914’te patlayan savaş Avrupa ülkeleri arasındaki bir savaştı. Ve esas olarak da Avrupa topraklarında yürütülmüştü. Savaş bütün dünyayı ilgilendirmekle birlikte savaşanlar içlerine henüz “bütün dünya”yı almamışlardı.
Peki ilkler olarak neler olmuştu bu savaşta?
Savaş sırasında savaşanlarla savaşmayanlar birbirine karışmış, “cepheyle ev arasındaki ayrım tümüyle ortadan kalk”mıştı.3 Çünkü kentlerin havadan bombalanması başlatılmıştı. Bu, 20. yüzyıl savaşlarının yeni boyutlarından biriydi. Muharip olmayan insanların hedef alınması savaşmayan halkın öldürülmesiydi. Bu yüzden modern savaş olarak 20. yüzyıl savaşı, Hobsbawm’ın ifadesiyle, topyekûn savaşa dönüşmüş bir kitle savaşıydı.4 İnsan kayıpları önceki hiç bir savaşla karşılaştırılamayacak ölçüde fazlalaşmıştı.
İngiltere’nin Almanya’yı bombalamasının “uzun süreli ve en önemli sonucu, […] önceki savaşlardan çok farklı olarak, milyonlarca sivilin ölmesidir”.5
Bu durumun kendisi savaş suçunu yaratıyordu. Fakat böyle bir savaş suçu henüz icat edilmemişti.
Birinci Dünya Savaşının sonlanmasıyla birlikte Westfalya Barışı ve İlkeleri değişime uğrayacak, Westfalya sistemi yerini, iki kutuplu dünya sistemine bırakacaktı. Avrupamerkezli dünya sistemi artık geçerli olmayacaktı.6
Parametreler değiştiği için 1930’lu yıllardan sonra savaşlar –ve elbette barışlar ve suçlar da– yeniden tanımlanarak “Dünya Savaşı” kavramında karar kılındı.
Almanya Cephesi
İkinci Dünya Savaşında İngiltere, Avrupa topraklarında savaşamayacağı için Almanya’yı uçaklarla bombalamayı seçmişti. Kimi tarih yorumcuları İngiltere’ye bu “seçim”den başka bir yol kalmadığını düşünmekteydi. Buna dayanarak, bunun normal karşılanması gerektiğini yazmışlardı, yazıyorlardı. Örneğin: “Savaşın başlarında savaşı yalnız yürüten İngiltere, Avrupa’ya bir çıkarma girişimimde bulunamayacağından, doğal olarak, Alman kentlerinin havadan bombalanmasını savaşı kazanacak tek yol olarak değerlendirdi.”7
“1943 yılından itibaren Amerikan ve İngiliz Hava Kuvvetleri Almanya’nın endüstri bölgelerini ağır bombardımana başlamışlardı. 1943 yazında gündüzleri 300 Amerikan uçağı, geceleri de 800 İngiliz uçağı Almanya üzerinde uçuyordu.”8
Ancak askeri mevzilerin, karargahların, silah depolarının ve sanayi bölgelerinin bombalanması başka bir şey, kentlerin bombalanması başka bir şeydi. Bu iki farklı hedefin nitelikleri de farklıydı, kentlerin bombalanması bir savaş suçuydu.
Savaş süresince İngiltere ve Amerika, Kıta üzerindeki düşman mevzilerini, askeri hedefleri ve sanayi bölgelerini bombalarken Alman kentlerini bombalamayı da ihmal etmiyordu, etmemişti.
1941 yılı sonunda Amerika’nın savaşa girmesinin sonucu olarak, “1942 yılında İngiltere’nin Almanya’ya yaptığı hava akınları hem artmış ve hem de şiddetlenmiştir. Mesela, 30 Mayıs1942 günü Köln üzerine yapılan bir buçuk saatlik akında 2.700 ton bomba atılmış, […] ve 20.000 kişi ölmüştür”.9
Almanya’nın İngiltere ile hava savaşları savaşın başında başlamış, ancak “31 Ekim 1940’ta Almanya’nın başarısızlığı ile sona eren bu muharebeden sonra da Alman uçakları, 1941 Mayısı sonuna kadar İngiltere’ye yapmakta oldukları hava akınlarına devam etmişlerdir”. (“1941 Martı geldiğinde, son on ay içinde Almanya 4.200 uçak, İtalya 1.100 uçak ve İngiltere de 1.800 uçak kaybetmişti.)10 Bu bilgi, karşı cephe olan yenilen Almanya ve İtalya gibi ülkelerin de bu konudaki savaş suçuna katıldıklarını göstermektedir.
“1944 yılının en şiddetli hava muharebeleri Şubat ve Mart aylarında olmuş ve Müttefikler Almanya’nın bombardımanında 2,5 tonluk bombalar kullanmışlardır.”11
İkinci Dünya Savaşı fiili olarak bittiği zaman 1945 yılının nisan ayındaydık. Ancak sona ermiş savaşın tahribatı devam ettirildi.
12 Ocakta Doğu Prusya’dan başlayan Sovyet taarruzu, 17 Ocakta Varşova’ya, 13 Şubatta Budapeşte’ye, 27 Martta Danzig’e vardı. Avusturya’yı geçen Sovyet orduları 29 Martta Çekoslovakya’daydı. Amerikan birliklerinin Hannover’e girişi 11 Nisanda, Nürnberg’in ele geçirişi dokuz gün sonrasındaydı. 23 Nisanda kuşatılmış Berlin’e giren Sovyet öncüleri, 25 Nisanda Elbe üzerindeki Torgau’da Amerikan birlikleriyle buluştu.
İtalya’daki Alman birliklerinin teslim oluş tarihi 29 Nisandı. Aynı günlerde Hamburg ve Lübeck İngiliz-Amerikan birlikleri tarafından işgal edildi.
Durum böyle olmasına rağmen en başta Dresden olmak üzere birçok önemli ve büyük Alman kenti Amerikan ve İngiliz hava kuvvetlerine mensup uçaklarca bombalandı. 13-15 şubat tarihlerindeki bu aralıksız bombardıman günlerinde yalnız Dresden’de en az 22 bin insanın öldüğü biliniyor. Ölenlerin içinde askerler yok denecek ölçüde azdır. 30 bine yakın binadan 25 binden fazlası yerle bir edildi.
2.600 tondan fazla atılan bombaların yarıya yakını fosfor bombalarıydı. Yangın bombaları olarak da anılan bu bombalar söndürülemeyen yangınlar çıkarıyordu. Bütün kent günlerce alevler içinde kaldı. Ölenlerin büyük bir kısmı yanarak değil, ani alevler içinde kalan ve ateşin kentin bölgedeki oksijeni emmeni sonucu boğularak ölmüştü.
Japonya Cephesi
Ağustos ayında Japonya’nın önemli iki büyük kentine üç gün arayla iki atom bombası atıldı (6 ve 9 Ağustos 1945). Hiroşima ve Nagasaki kentlerinde insan kayıplarının tamamı sivil halktandı.
Hiroşima’nın nüfusu o günlerde 350 bindi, Nagasaki’ninki ise 240 bin.
Hiroşima’ya atılan bombanın adı “Little Boy”, Nagasaki’ninki ise “Fat Man”dir.
1945 yılının Ağustos-Aralık ayları arasındaki dönemde ölen insan sayısı Hiroşima’da 140 bin, Nagasaki’de 80 bindi. Ölümler 1946 yılında ve sonrasında da devam etmişti. Yaralı ve sakatlananlar verilen rakamların dışındadır.
Atom bombalarının atıldığı ağustos ayında savaş bitmiş durumdaydı. Dünya sevinç içindeydi. Amerika’nın atom bombaları bu sevincin tam ortasına atılmıştı. Dünya dondu, ama 1945 yılında ve o günlerde sadece atom bombasından ölen ve ölecek duruma gelen 300 bin insanı unutmaya hazır bir dünya vardı.
Amerika, atom bombalarını atma nedenini Japonya’nın teslim olmamasıyla gerekçelendirmiştir.
O günlere nasıl gelindi?
“1942 yılında yapılan Midway ve Guadalcanal deniz savaşları ile Japonya’nın Pasifikteki genişlemesi durdurulmuştu. 1943 yılından itibaren inisyatif Pasifikte Amerika’nın ve güneydoğu Asya’da da İngiltere’nin eline geçecektir.”12
Sonraki yıllar Japonya’nın bütün Güneydoğu Asya’dan ve Pasifik bölgesinin tamamından çekilmesiyle sonuçlandı. 1944 yılından sonra Japonya Pasifik adalarına yayılmış birliklerinin hepsini kendisi çekmeye başlayacaktır. 1945 yılının temmuz ayında Japonya dışında Japon askeri kalmamıştır. Tek tük kalan Japon askerleri, askerleri geri alma işlemlerinin tamamlanamaması ve bazılarının da unutulması veya ihmal edilmesi dolayısıyladır.
Bu arada ABD Başkanı Roosevelt 12 Nisan 1945’te öldü.
Roosevelt’in yerine onun başkan yardımcısı olan Harry S. Truman geçti.
17 Temmuz – 2 Ağustos 1945 tarihleri arasında yapılan Potsdam Konferansı’nda Güneydoğu Asya ve Pasifik cephesinde durum sonuçlanmıştı. Mayıs ayında Birmanya’ya giren İngilizler, Japonya’yı bölgeden çıkarmışlar, Japonlar Güney Çin’deki bütün kuvvetlerini kuzeye çekmişlerdi.13
O kritik günlerde Roosevelt’in ölümü ve yerine Truman’ın geçmesi zamanın işleyiş şeklini değiştirdi. Çünkü Roosevelt ölmeseydi Amerika 1945 yılında Japonya’nın iki kentine atom bombası atmayacaktı, atmazdı.
1945 yılının ağustos ayından sonra, dünyaya dehşet mesajı verildikten sonra ABD artık dünyanın hakimi olduğunu düşünecektir.
-
İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA SAVAŞ SUÇLARININ YARGILANMASI
Nürnberg Mahkemesi, “Nürnberg Büyük Savaş Suçluları Davası” adıyla yürütülen hukuk sürecinin adıdır (1 Ekim 1946). Barışa Karşı Suç, İnsanlığa Karşı Suç ve Savaş Suçları başlıkları altında açılan davalarda Alman devlet yetkilileri, subayları, siyasetçileri ve Nazi görevlileri yargılanmıştır.
Mahkeme, yargılamanın hangi hukuk ilkelerine göre yapılacağını önceden belirlemiş ve suçlamalar bu ilkeler doğrultusunda hazırlanmıştır. VI. İlke’nin kapsamında, “kent, kasaba ve köylerin yıkımı ya da askeri gereklilikle açıklanamayacak biçimde tahrip edilmesi” ve “cinayet, kitle imha ya da insanlığa karşı işlenen suçlar” da bulunmaktadır.
Bununla birlikte yüz binlerce insanın öldürülmesi ve kentlerin tarhrip edilmesi ile ilgili ne bir İngiliz, ne de bir Amerikalı sanık belirlenmiştir. Nürnberg duruşmalarında İngiliz veya Amerikalı kimse yargılanmamıştır. Ancak Nürnberg mahkemelerinde, dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri olan İngiltere başkenti Londra’yı yıllar boyunca bombalayan personelden, bombalanması kararını veren veya bu suça şu ya da bu şekilde bulaşmış tek bir kişi de yargılanmamıştır. Gene bu mahkemelerde iki Japon kentine atom bombası atılması suçuna karışan veya bu şuçla ilişiği olan asker, sivil tek bir sorumlu da yargılanmamıştır.
KAYNAKLAR
Prof.Dr. Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarih / 1914-1980i, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul 1986.
Begümşen Ergenekon, “Churchill”, Dağarcık Türkiye 2017, Dağarcık Türkiye Yayınevi, İzmir 2018, s. 186-193 (https://dagarcikturkiye.com/2017/08/01/churchill/).
Alp Hamuroğlu, “Savaş Bağımlısı Avrupa’nın Tarihindeki İlk “Cihan Harbi (1618-1648)”, Bilim ve Ütopya, sayı 383, Mayıs 2026, s. 37-47,
Alp Hamuroğlu, “Yıkımdan Özlem ve Önlem Çıkarmak! / Otuz Yıl Savaşı’nın Sonuçları ya da Büyük Savaşların Yararları!”, Bilim ve Ütopya, sayı 384, Haziran 2026, s. 41-50.
Eric Hobsbawm, Kısa 20. Yüzyıl / 1914-1991 Aşırılıklar Çağı, Everest Yayınları, İstanbul 2006.
Oral Sander, Siyasi Tarih / 1918-1994, İmge Kitabevi, Ankara 2010.
Michael Walzer, Haklı Savaş Haksız Savaş / Tarihten Örneklerle Desteklenmiş Ahlaki Bir Tez, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul 2010.
NOTLAR
1Ergenekon, s. 192.
2 “200’ler”i, Amiral Cem Gürdeniz’in verdiği “285” rakamına dayanarak kullandık. (Cem Gürdeniz, Mavi Uygarlık / Türkiye Denizcileşmelidir, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul 2015, s. 147 ve Hedefteki Donanma, Kırmızı Kedi Yayınevi, İstanbul 2013, s. 371). Başka kaynaklar gemi sayısının 400’ün üstünde veya 500 civarında olduğundan söz etmektedir, ancak “285” rakamı, 2014 Şubatında ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Greenert’in yaptığı açıklamadandır (bu duruma göre, daha yüksek olan rakamlar yirmi yıl öncesine, 1990’lı yıllara ait olmalıdır).
3 Sander, Siyasi Tarih, s. 113.
4 Hobsbawm, Kısa 20. Yüzyıl, s. 58 vd.
5 Sander, Siyasi Tarih, s. 178.
6 Aynı eser, s. 592.
7 Aynı eser, s. 178.
8 Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, s. 385.
9 Aynı yerde.
10 Aynı yerde.
11 Aynı eser, s. 386.
12 Aynı eser, s. 402.
13 Aynı eser, s. 403.
