“Dağarcık Türkiye” yazarı arkadaşım Dr. Suat Çağlayan’la A.Ü. Tıp Fakültesi’den okuldaşlığımız var. Ve elbette ta oralardan ortak arkadaşlarımız da bulunuyor. Nisan ayında sitemizde Suat Çağlayan’ın “Ege Denizinde Yunanistan + İsrail” başlıklı özlü, önemli, uyarıcı ve yararlı bir yazısı yayınlandı. Bu güzel yazı bana, uzun süredir aklımda olan bir konuyu daha fazla geciktirmeden yazmam gerektiğini hatırlattı. Ben de buna uyarak mayıs ayı yazımı bu konuya ayırdım.
Konu, Yunanistan. Dolayısıyla Yunanistan’ın siyasal konumunun sorgulanması.
Oyuncak ve kukla olmakla tanınmış bu müflis ülke, bugün, Avrupa Birliği’nin (AB’nin), ABD’nin, özetle Batı dünyasının bugün gözbebeği olmakla birlikte, geçmişi Avrupalılar bakımından hiç olumlu değil. Batı kültürel hayatının 18. yüzyıldan başlayarak yere göğe sığdıramadığı Yunanın vaktiyle nasıl görüldüğünün de sergilenmesi gerekiyor. Batı medeniyetinin “dayandığı” Yunanistan’ın, emperyalizmin kendilerine verilen rolü bir yana bırakıp 1930’lara doğru Devrimci Cumhuriyet Türkiye’si ile dostluk çizgisine girmesi, bugün en çok özlediğimiz şey.
Ancak, ne yazık ki, bugün Yunanistan, İsrail’le birlikte doğu Akdeniz’de Türkiye’ye yönelik ortak askeri tatbikatlara ve manevralara girmeye kadar ne yapmaması gerekirse onları yapıyor. Her geçen gün, Lozan ve Montrö Antlaşmalarına aykırı kışkırtmaları, deniz hukuku, karasuları ve deniz yetki alanlarını ihlal eden davranışları, Adalar Denizinde Türkiye’ye ait adaları işgallerini vb. görüyoruz. Türkiye ile sınırlarını ve adalarını ABD’ye silahlandırması için teslim etmiş.
Günlük basında İsrail’in Türkiye’yi hedef aldığı1 açıkça yazıldığından, bilgisayar oyunlarında Türkiye’nin hedef yapılan örneklerin “olağan dışı” çoğaltıldığından konu bizler için acil duruma gelmiş bulunuyor.
“Yunan mucizesi”nin aslında ne olduğu da önemli. Ancak bugünkü kapsamda buna fazla değinilmeyecek. Konuya, Batı ideolojisi için önem taşıyan “Batı-Doğu” ayrıştırmasında Yunanistan’ın nerede görüldüğüyle ilgili can alıcı soruyla girmek istiyoruz.
Yunanistan Batılı mı, Doğulu mu?
Sorumuza yanıtı iki farklı şekilde biçimlendirmek gerekir. Birincisi, kim için, kimler için? İkincisi, hangi zaman diliminde, ne zaman için?
Sorumuzu bu iki ayrı temelde ele alırsak doğru ve tam yanıtlamak mümkün oluyor. Böyle ele alınmadığında yanıtlamak pek anlaşılır bir sonuç vermiyor.
Birincisi: Yunanistan kim için Batılı ya da Doğulu? Kim için dememizin nedeni, sorunun Avrupalı için başka şekilde, Avrupalı olmayan için başka şekilde yanıtlanmasından dolayıdır. Yani soru, Avrupa ve Avrupalı için midir, yoksa Avrupa-dışı dünya, Avrupalı olmayan insanlar, Avrupalı (ve Batılı) olmayan çoğunluk için midir?
Bu iki ayrı kesimin yanıtları değişkenlik göstermektedir, örtüşmüyor. Bu iki ayrı kesim soruyu farklı düşünüyor ve algılıyor.
Yunanistan’a Bilimlerin Açısından ve Çoğunluğun Gözüyle Bakmak
Örneğin, ikinci kesimin yanıtları nettir ve yalındır. Bunlar yanı sıra yanıt da oldukça basittir. “Batı” kavramı, Avrupa’yı kastetmek amacıyla kullanıma girdiğinden dolayı, öncelikle, Avrupa kapsam alanı Batı’dır. Buna göre Yunanistan Avrupa’dadır, bu yüzden Yunanistan Batılıdır. Yunanistan her durumda ve her zaman Avrupa kıtası sınırları içindedir. Haritalar, eğer Avrupa’nın bir kıta olduğu kabul ediliyorsa, Yunanistan’ın onun içinde olduğunu göstermektedir.
Avrupa, güneyinde Afrika’yla arasında sınır olarak Akdeniz’in bulunduğu bir kıtadır, ve Avrupa güneydoğuda, boğazlar ve Marmara Denizinde, bugünkü Türkiye’de sona ermektedir. Boğazların ve Marmara Denizinin karşı yakası Avrupa’nın bittiği yerdir, ve Asya’dır.
Yunanistan, bugün ve yakın dönemlerde olduğu gibi tarihte de hiçbir zaman Asya toprağının içinde olmamış ve öyle görülmemiştir.2 Yunanistan, Avrupa’nın Akdeniz kıyılarında Avrupa’ya bağlanan bir yarımadadır.
Yanıtın netliği, coğrafya, kartografya (harita bilimi) ve tarih bilimleri açısından dolayıdır. Ekonomi bilimi ve siyasal tarih bakımlarından ise Yunanistan, yakın yüzyıllarda ve günümüzde, üretim devrimi sonrası ile emperyalizm çağında dünya toplumları ve ülkelerinin gruplandırılmasında tam tersi durumdadır. Yunanistan, Avrupa toprağında yer almakla birlikte ezilen halklar ve milletler kategorisinin içindedir. Bu grup ülkeler, geçmişleri ne olursa olsun, ekonomi ve siyaset bilimleri bakımından “Doğu” ve “Güney” adlandırılması uyarınca, “Batı”nın (ve Kuzey’in) dışında kalmaktadır. Bunun nedeni, “Batı”da olmamakla birlikte kimi ülkelerin Batılı olması gibi, Avrupa’da, dolayısıyla Batı’da olmakla birlikte kimi ülkelerin de ezilen milletler durumunda olmasıdır. İşte Yunanistan, Avrupa kıtasında olan kimi ülkelerle birlikte (örneğin, Portekiz, Arnavutluk vb. gibi, aynı onlar gibi) bir Batı ülkesi sayılmaz.
Roma İmparatorluğu, Roma Hıristiyanlığı ve Avrupa
Bilimlere dayanarak çıkarsamalar yaptığımız bu olgulara karşın Avrupalılar için “Yunanistan ve Yunanlar” konusu, siyasetler, planlar, hesaplar, önyargılar, şartlanmalar, istekler, ihtiyaçlar, psikolojiler gereğince farklı değerlendirmelere uğrar durur. Bu farklılıklara göre bir bakarsınız öyledir, şöyledir, bir bakarsınız tam tersidir. Örneğin, Yunanistan “Avrupa-dışı” kalabildiği gibi, Yunanlar Avrupalı sayılmayabilmektedirler. Gene bu ele alışlarda dönemsel farklar olabilmekte, Yunanistan bir dönemde “Avrupa-içi”nde görülmemekte, başka bir dönemde “Avrupa-içi”ne dahil edilmektedir. Dolayısıyla bir tutarlılık yoktur.
Bunları biraz ayrıntılandıralım.
Avrupa kavramının ilk ortaya çıktığı zamanlarda (Orta Çağdadır) Avrupa’da Yunan anayurdunun pek bir önemi yoktu, çünkü antik Yunan dünyasının Avrupa düşünüşü bakımından bir önemi bulunmamaktaydı. Büyük Roma İmparatorluğu ise kıtalar arası görkemli bir Akdeniz imparatorluğuydu ve Avrupa için en önemli geçmiş olarak görülüyordu. Roma devletinin çıkış yeri İtalya olmakla birlikte, imparatorluk haline geldiği zaman topraklarının hem büyük kısmı ve hem de ağırlığı Batı Asya ve Kuzey Afrika sınırları içindeydi. Üstelik İmparatorluğun zenginliği buralardan kaynaklanıyordu. Verimli üretim alanları da esas olarak Asya ve Afrika’daydı. Roma’nın İtalya’da tahıl ihtiyacının karşılanması bile Mısır’dandı.
Filistin’de ortaya çıkan İsa yandaşlığı kitleleri sarmaya başlayınca Roma bu kitleleri kazanmak için ezmekten vazgeçti, Roma’yı Hıristiyan yaptı ve Hıristiyanlığı kendine göre bir değişime uğrattı.
İmparatorluk ikiye ayrıldığı zaman (395) “Batı Roma” sadece Avrupa’da kalmışken, Doğu Roma (İtalya’da ve Trakya’da bir bölüm topraklar ve kentler sınırları içinde olmakla birlikte) esas olarak doğuda ve güneydeydi (Asya’da ve Afrika’daydı). “Batı”nın Avrupa’nın dışında hiç toprağı yoktu, buna karşılık Doğu Roma, büyük Roma İmparatorluğu’nun devamı görünümünde ve durumundaydı.
Batı Roma, bu ayrışmayı istememişti, kendisinin bu işten zararlı çıkacağını anlamış olmalıydı. Bu yüzden, kendisinden ayrılan Doğu Roma’ya kızgındı, öfkeliydi, bu öfkeyle Doğu’yu ötekileştirdi.
Doğu Roma, kendi batısıyla bağlarını ve ilişkilerini zayıflattı, kendini bir Asya-Doğu devleti olarak (sonraları Ortodoksluk3 adını alacak olan) Doğu Hıristiyanlığının temsilcisi saydı. Bu devlet, Büyük Roma’nın ikiye ayrılmasından sonra kendisi Hıristiyanlığın merkezi olmak istediği için Hıristiyanlığın da ikiye ayrılmasına yol açacak, Avrupa Hıristiyanlığının karşısına dinsel rakip ve hasım olarak dikilecektir. Zaten Papalık olarak Roma’da ortaya çıkan Avrupa Hıristiyanlık merkezi de doğudaki Hıristiyanlıkları ideoloji uyuşmazlığından örgütsel olarak kapsamak niyetinde değildi.
Roma’nın iki parçası birbirine eşit durumda değildi. Nitekim beklenenler oldu. Batıdaki parça çözüldü.
Batı Roma’nın iflas etmesi ve yönetilemez hale gelmesi yüzünden tarihten 476 yılında silinmesine karşın, Doğu Roma 1453’e kadar bin yıl daha yaşayacaktı.
Roma, Doğu Roma ve Avrupa
Antik dünyanın Avrupa’daki en önemli dilleri olan Grekçe ve Latince, hem Grek-Hellen dönemi kapandıktan ve hem de Batı Roma ortadan kalktıktan sonra ölü diller haline gelmişti. Ancak Avrupa’ya Roma’nın getirdiği Hıristiyanlık, dili olarak Latinceyi benimseyince Latince, yaşayan/yaşatılan bir ölü dil oldu. Avrupa Hıristiyan Kilisesi, Latinceyi yerel toplumların anlamadığı bir dil olduğundan dolayı kullanmayı doğru bulmuştu.4
Zaman ilerledikçe Doğu Roma, Trakya ve Mora Yarımadasındaki Grek-Hellen kökenli toplumların etkisine girdi, onlarla harmanlaştı. Batısındaki Avrupa Hıristiyanlığıyla rekabetçi bir duruma dönüşen gerilimli ve çatışmalı bir dönem başladı. Bu arada saray dili de Grekçe olunca bu dil Doğu Hıristiyanlığının da dili oldu.5 Bu gelişmeler, Avrupalı Latin ve Cermen kökenli toplumların gözünde Grek-Hellenlerin itibar kaybının kaynağı olmaya evrildi. Artık, bizim bugün Yunan dediğimiz Avrupalı Grek-Hellenler, Avrupa Hıristiyanlığı ve Avrupa halkları için yabancı olacaklardı, hem de “Doğulu yabancı”.
Ve Hıristiyanlık da, yönetimleri, kitleleri ve hatta kıtaları ayrı iki mezhepti, ama bir dönem sonra Doğulular Avrupa tarafından Hıristiyan olarak görülmeyecekler, Hıristiyan kabul edilmeyeceklerdi.
Batı Roma’nın dağılması sonrasında Avrupa’da ortaya çıkan çoğu Cermen kökenli kabile devletleri büyük Roma’ya özenmişler, onu kendilerine örnek almışlardı. Onların gözünde Grekler ve Hellenler değil, yalnızca Roma vardı. Roma’yı yaşamışlardı, onun karşısında eziktiler, ama bir yandan da ona hayrandılar.
Tarihsel zemin, Batı Roma’nın enkazı üzerinde Cermenlerin ve başka kavimlerin devletleşme süreçleridir. Kabileler şefliklere, beylikler prensliklere, prenslikler krallıklara dönüşmektedir. Avrupa kara parçasının en önemli tarihsel olayı olan Kavimler Göçü yaşanmıştır ve yaşanmaktadır (4. yüzyıldan 8. yüzyıla kadar).
Bunun yanı sıra Asya ve Afrika topraklarında ise yeni bir uygarlık atılımı ortaya çıkmış ve yayılma göstermiştir, İslamiyet (7. yüzyıldan 9./10. yüzyıllara kadar). Bölge, kültürel olarak ilerlemekte, refah artmakta, güvenlik ve ticaret gelişmektedir.
“Avrupa”, Batı Roma İmparatorluğu tarihten silindikten sonra, epey sonra ortaya çıktı, daha doğrusuyla çıkarıldı. Savunulması gereken bir toprak olarak Avrupa ilk kez İspanya’da karaya çıkıp kuzeye doğru ilerleyen İslam orduları dolayısıyla düşünüldü. Batı Roma’nın boşluğunda ve Kavimler Göçü sonrasında ortaya çıkan çoğu Cermen devletlerinden Franklar Avrupa tarihini şekillendiren en önemli kuruluş olacaktı. Avrupa’ya getirilen yeni dinin yararlı olacağı düşüncesiyle Papalığın desteğini almaya yöneldiler ve Hıristiyanlıkla bir dayanışma içine girdiler. Kendilerine Papalığın desteğine karşılık onlar da Hıristiyanlığın yayılmasına hizmet ettiler.6 Bu sayede Avrupa Hıristiyanlığı Avrupa’yı kaplayacaktı.
Haçlı Seferlerinde Avrupa’nın Doğu Roma’ya Saldırısı ve “Bizans”ın Ortaya Çıkışı
1000 yılına yaklaşıldığında ve gelindiğinde Avrupalılar için düşmanlar netleşmiş, kolayca sıralanır olmuştu. Yüzyıllardır düşman olarak bilinen ilk Hıristiyan devleti olan Doğu Roma’ya, İslam ve Türkler eklenmişti. Ne olduğunu tam bilmedikleri İslam, bir Hıristiyan tarikatı mıydı, yoksa yeni bir din miydi? Bilgi yoktu, hiçbir şey belli değildi.7 Türkler ise Batı Asya’da ilerliyor, onlar hakkında kötüleyici söylentiler birbirini kovalıyordu, sanki kimse onları durduramıyordu. Kudüs düşmanların eline geçmişti. Akdeniz’e onlar hakimdi. Ticaret ve deniz ulaşımı düşmanların tekelindeydi.
“Türklere karşı büyük bir savaş” planlandı, uygulamanın başına Papalık geçti. Doğu’ya gidilecek, Doğu ele geçirilecek ve zaptedilecekti.
Avrupa’nın sorunlarını çözememesi sonucu yaşanan, tarihin en kapsamlı, en kitlesel, en saldırgan, en vahşi, en uzun süreli savaşı Haçlı Seferleridir. Uzatmayalım, yüzlerce yıl süren Haçlı Seferleri bölge güçleri tarafından püskürtüldü (1095-1300). Haçlılar, zaman zaman kentler ele geçirip devletler ve küçük prenslikler kurdularsa da hiç başarı kazanamadılar, hiçbir yerde kalıcı olamadılar.
Bu arada Avrupalıların, zengin ve üretken Doğu Roma’yı bu seferler sırasında işgal edip yağmalaması büyük bir kırılma noktası olmuştu (12 Nisan 1204; 4. Haçlı Seferi). Benzeri olmayan bir olaydır. Konstantinopolis yakıldı, yıkıldı, tahrip edildi. Emsali olmayan masalsı başkentin taşınabilir bütün zenginliği Avrupa’ya kaçırıldı, götürüldü. Nüfusunun büyük bölümü yok edildi. Haçlılar, Doğu Roma topraklarının Konstantinopolis merkezli bir kısmında 57 yıl hüküm sürdüler, sonra tutunamayıp çekilip gittiler.8
Avrupalı Haçlılar, (önemli bir bölümü Yunan olan) Doğu Romalıları, Seferler sırasında en büyük düşman saydıkları Türkler gibi, aynı onlar kadar düşman saymışlardı. “Konstantinopolis Romalıları” Doğu’ydu, Doğuluydu, Asyalıydı. Kısacası, onlardan değildi, Avrupalı değildi.
Doğu Roma, sonrasında, talan edilmiş perişan bir zengin kalıntısı devlet olarak bir daha ayağa kalkamadı. Avrupa olan her şeyden o derece nefret edilmişti ki, kendi adındaki “Roma”ya bile tahammül göstermedi, adından Roma’yı kaldırdı, resmiyetinden ve yazınından da çıkardı. Çünkü “Roma” artık sadece saldırgan ve vahşi Avrupa’yı ifade ediyordu, Roma Avrupa’dadır ve Avrupalıdır. Romalı olmayı reddettiler, Romalılığı attılar, Grekler olarak anılmayı istediler, onlar zaten Hellenlerdi.
Buna karşılık Avrupa, benzer bir anlayışla, Konstantinopolis merkezli devleti ve o devletin halklarını “Roma” ve “Romalılar” olarak anmaya devam etmemek gerektiğini düşünmüş olmalıdır ki, onun adından Roma’yı onlar da silmek istediler. Üç yüzyıl kadar sonra, 1557 yılında bir Alman kronikçi olan Hieronymus Wolf’un ilk kez kullandığı “Bizans” sözcüğüne sarıldılar. “Bizans”ı 18. yüzyılda Montesquie yaygınlaştırdı. Corpus Historiae Byzantinae adıyla yayımlanan bir kitap9 istenilen ve benimsenen amaca hizmet ettiği için her yerde ilgi gördü. 19. yüzyılda da Intrige adlı yazarın Deutera Rome (İkinci Roma) adlı kitabında çok sık geçmeyle bütün Avrupa yazınına yerleşti, hevesle kullanıldı. Avrupa tarih kitapları bir daha “Doğu Roma“ adını anmadılar, kullanmadılar. Bugün bütün Batı tarihyazımı “Doğu Roma“ yerine Bizans sözcüğünü tam olarak benimsemiş durumdadır.
Doğu Roma ise, kendisine hiç bir zaman “Bizans” dememişti.
Konstantinopolis’in “düşmesini“ önlemeye çalışmayan Avrupa Hıristiyanlığı, 1453’teki Fetih’le, “Doğu Roma ve Hıristiyanlığın ilk başkentini[n] değil, Bizans [ve o devletin] başkenti“nin Osmanlılarca ele geçirildiğine inanmak istiyordu! Başkentinin eski adı olan Bizantion’dan gelen Bizans adlı bir Doğu imparatorluğu vardı artık tarihte!
Avrupalı Hıristiyan devletlerin bu tarihsel olaya sevindiklerinden bile söz edilebilir, ancak bu bakışlar her şeyden önce kendileri için yararlı değildir, çünkü “Bizans”, Avrupa ile Asya arasındaki bir duvardı, Avrupa’yı Doğu’dan “koruyan” bir tampon bölgeydi!
Avrupa’nın ve nihayetinde Batı’nın, ayrımcılık ve sessiz bir intikam şeklindeki bu yanlış söylemi ve uygulaması, Avrupa dışında aynı şekilde kabul görmese ve benimsenmemiş olsa bile10 artık değiştirilemez olmuştur.
Hıristiyanlık ve Avrupa Orta Çağın Karanlığında
Avrupalılar, 9. yüzyıla kadar bir kıta içinde yaşadıkları bilincine sahip değillerdi. Onlar için karalar yakın ve uzak olmalarına, gidilebilir ve gidilemez olmalarına, yaşanabilir ve yaşanamaz olmalarına göre anlam taşıyordu. Avrupa’nın kuzeyi, Akdeniz’in güney şeridinin arkası, doğu yönünün ötesindeki uzaklıklar Avrupa için gidilemezlikler ve bilinemezlikler içindeydi. Varlığından kesin olarak haberdar oldukları yerler, yakındaki, uzaktaki ve en uzaktaki doğu ülkeleriydi. En uzaktaki ülkelerin bilgisi oraların ürünlerinin ve üretimlerinin kendilerine ulaşması dolayısıylaydı (İpek Yolu). Doğu’nun baharatı, Çin’in ipek dokuma ürünleri, çeşitli alanlardaki el işçiliği vb, değerli metalleri karşılığında altın ve gümüş olarak Avrupa’nın birikimi yüzyıllar boyunca Doğu’ya akmış, kara Avrupa’sı bu nedenle sürekli değerli metallerin azalmasını yaşamıştı.11
Avrupalıların sadece kendi yaşadıkları alanlar ve en yakın bölgeler için bilgilenmeleri yüzünden dünya, onlar için oldukça sınırlıydı, ama kendi kıtalarının, kendi yaşam alanlarının, ne kadar geniş olduğunu bilmedikleri dünyanın ortası ve merkezi olduğu inancına sahiptiler. Onlara göre dünya Avrupa’dan daha küçüktü.
Bunun açıklaması, gidilemeyen yerlere uzak olduklarından değil gidilemez olduklarından gidilemiyordu.
Avrupa’nın merkez olma hevesi bir Roma mirasıydı. Çünkü Roma ulaşabildiği ve ele geçirmek istediği her yeri sahiplenebilmişti. Ancak Avrupa, Roma’nın gerçek varisi olmamış, olamamıştı. O uygarlığı sürdüremedi. Roma sonrasında Avrupa’da Roma uygarlığı kalmadı. Kentler nüfus kaybetti, yollar kullanılmaz oldu, yapılar yıkıldı, yaşam kalitesi düştü, kitleler yoksullaştı, gelişme yolları tıkandı, eğitim yapılmaz oldu, kitap ortadan kalktı. Hıristiyanlığın rolü olumsuzdu, kitleler üzerinde baskıcı ve yasakçıydı. Boşinançlar yaygınlaştı. Hastalıklarla ve salgınlarla mücadele edilmiyordu, isyanlar birbirini izledi,12
Roma İmparatorluğu’nun Batı Asya’da ezmeye ve yok etmeye çalıştığı yasaklanan Hıristiyanlık önce serbest kılındı, sonra devlet dini haline getirildi, en sonunda da Avrupa’da Hıristiyan olmamak yasaklandı. Kıtaya zorla, baskıyla yayılmaya çalışıldı. Avrupa, yüzyıllar boyu şiddeti, zulmü, kıyımı yaşadı. İnanç sorunu kıtada milyonlarca insanın yakılması ve öldürümüyle sarmalandı.
Avrupalı olmayan dünyanın bilinen yerleri, yalnızca Akdeniz ve çevresiydi. Buna karşılık olarak, örneğin, Akdeniz içinde ve çevresindeki yerleşimlerin, kültürlerin, uygarlıkların ve ülkelerin varlıkları, Hindistan, Orta Asya ve Çin gibi uygarlığın gelişme gösterdiği yerlerde belirli ölçülerde bilinirlikler içindeydi.
Avrupa Doğuyor, Kendine Bir Geçmiş Arıyor ve
Yunanı Buluyor!
Avrupalıların geçmişten saygı duydukları ve büyüklüğünü benimsedikleri büyük Roma’dır. Ancak Roma karşısında geri ve ezik durumda olmanın tepkilerine de sahiptiler. İlk devletli Avrupalılar olan Keltler, Cermenler, Slavlar ve diğer Avrupalı toplumlar, kendilerinden çok çok üstün olan Roma’yı örnek alır ve ona özenirlerken, Yunanı ne bilirler, ne de duydukları kadarıyla Yunana değer verirlerdi. Antik Yunan kültürü tarihin tozlu ambarlarında duruyordu ama onlar için kayıptı.
Büyük Fransız Devrimine kadar Avrupa için Roma önemliydi. Roma’nın karşısında ve Roma’nın belli bakımlardan karşıtı olan Grek-Hellen (Hellas) varlığı etkili olmadığından, Hellenist olmalarından önceki dönemlerinde “Romanist“ olarak bir özellik kazanmışlardı.
İslamın Endülüs‘te kurduğu yüksek uygarlık, Arapça, Aramca ve Süryanice aracılığıyla antik Yunan yazınından Avrupa’yı haberdar etti. İspanya’daki bu kültürel hamlelere Sicilya da katıldı, Latinceye ve Arapçaya çeviri çalışmaları yapıldı. Avrupa’da üniversiteler kuruldu.
Avrupalı için 16. ve 17. yüzyıllara kadar Yunanistan Doğu kapsamında görüldüğünden, Yunanlar özgün ve has doğulular, yani “ötekiler” olmuştu. Bu dönemde haritalar bir işe yaramamaktadır, çünkü Yunanistan Avrupa dışındaydı! Zaten Avrupa’nın güneydoğusunda bulunan Doğu Roma İmparatorluğu Fetihle ortadan kalkana kadar önemli ve yüksek kültürlü bir devlet olarak Avrupa devletlerinin de dışında ve onların karşısındadır.
O zamana kadar geçerli olan her şey tersyüz edilecekti; Doğu Roma, Avrupalı olan Latinler ve Cermenler için düşmandı, Doğu Roma’nın kalıntısı Grekler Türklerle bir tutulmaktaydı, Yunanistan Avrupa için önemsizdi, Rumlar zaten kendilerinden değildi! Ama bütün bunlar terkedilmiş ve yeni bir yol haritası çizilmişti. Doğu’ya karşı tutunacak bir şey gerekliydi ve Avrupa’da Roma dışında bir şey yoktu. Sonuçta “uygarlık” olarak Grekler iyi ve kullanışlı bir icattı!
Avrupa tarihinde Reformasyon’un, Rönesans’ın ve Aydınlanmanın yaşanması Yunan düşmanlığının belirli ölçülerde gerilemesine yol açmıştı. O büyük düşmanlık geçmişteydi, oysa yeni düşman (Türkler) korkutucuydu. Yeni bir mevzilenmeye ihtiyaç vardı.
Dinsel önem atfedilerek Reformasyonda keşfedilen, sonraları tavsayan Grekçe, “Grek uygarlığı” ile birlikte dolaşıma sokuldu, Yunancılık yaratıldı.
Bu dönemin sonrasında ise Yunanistan, Avrupa’ya dahil edilip Batı medeniyetinin direklerinden biri haline getiriliyor. Bu değişim, Avrupa’nın sınırlarının genişlemesi ihtiyacının sonucu olduğu gibi, aynı zamanda, üretilecek olan benzersiz ve öncesiz medeniyet tasavvuruna yapıtaşı arayışının ihtiyacını karşılamak amacıyladır.
Avrupa’da Doğu Roma İmparatorluğu’na karşıtlıktan kaynaklanmış Grek düşmanlığı, Fransız Devriminin uluşçuluk konusundaki anlayışının etkisiyle, Devrimden sonraki dönemde tam olumlu bir bakışa dönüştü. İngiltere, Mora’da Yunanları Türklere karşı kışkırttı, ayaklanmalarını sağladı. Yunanistan’ın düşman Türklere karşı bağımsızlığını kazanması13 Almanya ve Fransa için yararlı bir politika olmuştu. Kendisinden koparmadıkça ulusçuluk-ayrılıkçılık olumluydu.
19. yüzyılda, aşağı yukarı yüzyıla yakın, Cermen mitolojisi keşfedilene dek Grek mitolojisi hayranlık konusu olacaktı. Greklerin kahramanlıkları övüldü, Yunanistan’ın ayrı devlet olması, Almanya’da hem devlet, hem de toplum katında desteklendi.
Yunan hayranlığı ve Yunanistan’ı destekleme politikası ayrıca Alman romantizmine çok uygun düşüyordu ve onun araçları arasındaydı. Bu yüzden Avrupa’da “bu işe en çabuk ve en derin bulaşan ulus”un Almanlar olmasında bir tuhaflık yoktu. “300 Alman, savaşmak için Yunanistan’a gitti; ama bunlar çoğu öğrenci ve akedemisyen olan on binlerce kişinin yer aldığı bir hareketin oluşturduğu buzdağının sadece görünen ucuydu.”14 Yaşananlar hayal kırıklığını gösteriyordu, ama ne gam! Planlananlar başarıyla uygulanıyordu.
İşte bu süreçte, karşıya alınan “Türk-Doğu uygarlık ve kültürü”ne karşı Avrupa tarihinde köken aranıyordu! Bu köken, “Doğu ve Doğulu olmayan” bir Hellen uygarlığı olacaktı! Bir keşif yapılmıştı. Bu keşfe göre bir Avrupa tarihi imal edildi. Antik Grek “uygarlığı” her şeyin önüne geçirildi! Benzersizdiler, mucizeviydiler, her alanda insanlığın önünü açmışlardı; uygarlığın gerçek yaratıcısıydı ve tek kaynağıydı Grekler. Avrupa’da ne gelişme olduysa onlardan çıkmıştı, onlara dayanıyordu, dayanacaktı, dayandırılacaktı! Bilim, felsefe, sanat, edebiyat, kültür, demokrasi ve özet olarak uygarlık, hepsi Greklerden çıkmıştı! Rönesans, Reform, bilimsel gelişmeler, toplumsal ve siyasal ilerlemeler hep Greklerin mirasının keşfinden geliyordu. Bu anlayışların tarih, ideoloji, kültür ve siyaset olarak savunulması Avrupa’nın Hellencilik anaforuna girmesiyle sonuçlandı. Hellenofillik Avrupa’yı kapladı. Ülkeler, akımlar, aydınlar, düşünürler Hellenseverlikte ve Türk düşmanlığında yarışıyordu.
Doğu mirası devralmış olmasın diye ortaya çıkması ”özgün doğuş“la, mucizeyle açıklanan Grek-Hellen “uygarlığı”, aslında o güne kadarki Doğu’nun tarihsel uygarlık birikiminin aktarılmasından ibarettir. Beş yüz yıldır “Batı uygarlığı” denilen olgu da aslında bu zincirin bir halkasıdır, insanlığın tarih boyunca yaşadığı kültürel birikimin toplamı ve sentezidir, ortak gelişme yasalarının bir sonucudur. “Batı”nın ateşleyicisi olduğu genel kabul gören Rönesans, Avrupa’nın “bilimi, sanatı, felsefeyi, kültürü, demokrasiyi Yunan’da keşfetmesi” ve onu yeniden kullanıma sokması değil, Orta Asya’da, Hint’te, Çin’de, Anadolu’da, Mezopotamya’da, Mısır’daki önceki uygarlıkların Avrupa’ya varmış, ulaşmış, eklemlenmiş halidir. “Antik Yunan”ın altına bakıldığında oradan Doğu çıkacaktır. Uygarlık hiç bir zaman, böyle bir zamana yayılan ve toplanan birikim olmadan ortaya çıkamaz. Uygarlık devamlılıktır, “Batı”, uygarlığın devamlılığının hem sonucu, hem de kanıtıdır.
Avrupalıların Kendilerini Dünyadan Ayrı Düşünmeleri
Irkçılığı Gerekli Hale Getirmiştir!
Uygar ve üstün Avrupalının içine Grekleri de alan ırksal bir temele kavuşması pek zaman almadı. Asyalı bir kavim olan Aryanların bulunmasından kaynaklanan Aryanizm, ”Avrupa ırkçılığı“nın yapıtaşıdır. Asya’da kaybolmuş bir ırk olan Aryanlar, Hintli, Turani veya sarı ırktan değildiler ve bu sayede benimsendiler; Aryanların sonraki geç kuşakları Avrupalılardı! Nereden anlaşılmıştı; dillerinden. Neredeyse bütün Avrupa dilleri Aryancayla akrabaydı. Böylece Avrupa, Ari ırkın kıtası ilan edildi. Dillerden yola çıkılarak 19. yüzyılda Avrupalıların ortak bir ırk tanımı yapıldı ve bu ırk Aryanlara bağlandı. Cermenler, Latinler, Keltler, Nordikler vb. ve elbette Grekler, özetle bütün Avrupalılar (ama Etrüskler hariç15), dillerinin ortak “özellikleriyle” aynı ırk oldular, hepsi Ariydi!
Avrupa Büyük Devletlerinin “bilimcileri” ve dinadamları, siyasetçilerin tanımlamalarına katıldılar, hep birlikte “medeni” Avrupalı ırkının arkasında toplaştılar.
Bunların üzerinde inşa edilen Avrupa ırkçılığının kültürel kökeni Grekler yapıldı. Grekler onlardandı, ayrıca Grekler uygarlık kaynağıydı.
Avrupalıların Aryan yapılması konusunda sorunlar da çıktı. Dil benzerliklerinin toplumların akrabalığına kanıt olamayacağını düşünen bilimciler vardı. Ayrıca Avrupalılık bir kökene bağlansa da, eski önyargılar dolayısıyla Greklerin bunun dışında olduğuna inananlar da bulunuyordu. Zaten ırkçılığın ideologlarından Fransız Gobineau “iliklerine işlemiş olan demokrasi kini yüzünden, Yunanlar hakkında bir çift iyi söz sarf etmemiş, tersine her fırsatta onları yerin dibine sokmuştu“. Ona göre Yunanda “özgün bir kültür“ olmadığı gibi, “Yunanistan yarı barbar bir ülke“ydi. “Helenler herhangi bir ahlaki niteliğe bile layık“ değildi, onlar “şeref duygusundan bihaber“di.16
Ama Yunanistan, bunlara rağmen Yunan geçmişinin önemli ve değerli olduğuna inanıvermişti. Yunanistan, medeniyeti Avrupa’da yaratanların kendi ecdatları olduğunu da sanmaktadır. Oysa Avrupa’nın geçmişte Yunanistan’ı kendilerinden saymadığı Yunanlarca da bilinmektedir, ancak 19. yüzyılda (ve şimdilerde de) Avrupalılıkta iddialı, kendilerinin Avrupalıların desteğine muhtaç olduğuna inanan, Avrupa’dan beklentili, Avrupa tarafından da gözetilen, kayırılan, desteklenen Yunanistan, tarihteki Avrupa’dan dışlanmışlığını, Doğulu olarak “damgalanmışlığı”nı, hasımlar arasında görüldüğünü, istenmezliğini unutmuş durumdadır. AB’ye alınmış olarak Avrupa’nın içinde bulunması da, unutkanlığına gerekli olan son katkıyı sağlamıştır!
Yunanistan’daki “Yeni Liberal Parti”nin kurucularından olan, Fransa’nın Sorbonne Üniversitesi profesörlerinden coğrafyacı Dr. Yorgo Prevelakis bu durum konusunda şöyle diyor: “Çoğunlukla Yunanlar Doğulu olarak görülmüş, hatta Türklerle bir tutulmuşlardır. 17. yüzyılda yazılan Batılıların anılarını okuduğumuz zaman görüyoruz ki Osmanlı İmparatorluğu’na giden bir Batı Avrupalı, Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında hiç bir ayrım yapmadan hepsini Osmanlı ve kötü olarak algılıyor.” 17
Ancak Yunanistan, sadece Avrupa kıta sınırları içinde yer almasına ve Asya’da olmamasına karşın, her zaman Avrupa içinde görülmemiş, Yunanlar her zaman Avrupalı sayılmamıştır.
Bugün Avrupa Birliği (AB)
Yukarıda ifade edildiği gibi, belirli bir tarihsel dönem boyunca Yunanistan Doğu’dur. Avrupa’nın kültürel temeli yapılması istendiğinden Batı’ya dahil edilmiştir.
Avrupa’nın sınırlarını değiştirilebilir yapması, aynı şekilde Avrupa Birliği’nce de kabul görmüştür. AB jeopolitik çıkarları gereği ilkelerini ve doğal sınırlarının neresi olduğunu unutmaya hazırdır (bu yüzden ve bunun göstergesi olarak Doğu Avrupa ülkeleri, Balkanlar ve Yunanistan’ın AB kapsamına alınmasında hiç zorluk yaşanmamıştır, çünkü bir “sorun yoktur”).18
Avrupalılar Avrupa’nın sınırlarını o derece keyfi ayarlayabildiklerinden dolayı bugün bu siyasal coğrafyanın istenildiği ölçüde ve şekilde esnetilebildiğine şahit oluyoruz. Geçmişte Avrupalı sayılıp sayılmayacağı tartışmalı olan bir Rusya vardı. Slavlar Avrupalı değildi! 1917 Sovyet Devriminden sonra Rusya Avrupalı olma şansını kaybetmişti, ama zaman kimi Slavların bu konuda şanslı oldukları görülecekti. ABD’nin önayak olması ve Avrupalıların gönüllü desteğiyle çıkarılan ama onların savaşmaya katılmamasıyla yürütülen Ukrayna savaşı, Ukraynalıları Avrupalı yapmıştır.19 Dahası, Kıbrıs adasındaki Güney Kıbrıs Rum devletinin Avrupa sayılması ve AB’ye alınması bir komedidir. Bilindiği gibi, adalar hangi anakaraya yakınsa oraya ait olarak düşünülür. Kıbrıs, Anadolu’ya yakınlığı dolayısıyla Asya’dır.20
1820’lerde Avrupalı Büyük Devletlerin yönlendirmesiyle Osmanlı imparatorluğunun parçalanması için atılan ilk adımın piyonu olan Yunanistan, 1929’da Avrupalı emperyalist devletlerin kuklası ve onların işgal gücü olarak ülkemizi işgale kalktı.
Bugün Yunanistan Avrupalılar için, Avrupa Birliği için o derece Avrupa’dadır ve o derece Avrupalıdır ki, Türkiye’ye karşı ne yaparsa yapsın haklı görülecek ve desteklenecektir. Nitekim Yunanistan her gün yeni bir ABD planına göre rol almakta ve İsrail’le birlikte hareket etmektedir.
KAYNAKÇA
Martin Bernal, Kara Atena – Eski Yunanistan Uydurmacası Nasıl İmal edildi? / 1785-1985, Kaynak Yayınları, İstanbul 1998.
Georges Corm, Doğu-Batı / Hayali Kırılma, İthaki Yayınları, İstanbul 2003.
Ertuğrul Erol Ergir, Giritli Mustafa, kendi yayını, İstanbul 2000.
Jack Goody, Avrupa’da İslam Dalgası, Etkileşim Yayınları, İstanbul 2005.
Alp Hamuroğlu, “Avrupa Ne Zaman ‘Batı’ Oldu? / (‘Batı’ Kavramı Ne Zaman Çıktı?)”, Bilim ve Ütopya, sayı 244, Ekim 2014.
Alp Hamuroğlu, “Avrupalıların Avrupa’yı Keşfi Ya Da Avrupa’nın Kıta Olarak İcadı!”, 1 Aralık 2023, https://dagarcikturkiye.com/2023/12/01/avrupalilarin-avrupayi-kesfi-ya-da-avrupanin-kita-olarak-icadi/
Alp Hamuroğlu, “İmparatorluklardan Sonra Yunanistan’da Bağımsız Bir Devlet Olmadı! – I / Avrupa’nın Alp Yarattığı Yunanistan” (Teori, sayı 382, s. 42-58) ve “İmparatorluklardan Sonra Yunanistan’da Bağımsız Bir Devlet Olmadı! – II / Emperyalizmin Kullandığı Yunanistan” (Teori, sayı 383, s. 60-78).
Alp Hamuroğlu, Hıristiyanlık, İslamlık ve Avrupa / Doğu’dan Batı’ya Uygarlık Kapıları (Endülüs, Sicilya, Haçlı Seferleri), Bilim ve Gelecek Kitaplığı, İstanbul 2016.
Alp Hamuroğlu, Asya’dan Bakarak Almanların Tarihi -Cermenlerin Uluslaşması-, Dağarcık Türkiye Yayınevi, İzmir 2025.
M.V. Levçenko, Kuruluşundan Yıkılışına Kadar Bizans Tarihi, Özne Yayınları, İstanbul 1999. 2011.
Rudolf Rocker, Milliyetçilik ve Kültür, Kaos Yayınları, İstanbul 2019.
Richard W. Southern, Orta Çağ Avrupasında İslam Algısı, Yöneliş, İstanbul 2000.
H. Ziya Ülken – Samir Amin, Doğu Uygarlığının Yükselişinin Tarihsel Nedenleri, Kaynak Yayınları, İstanbul 2009.
Ioannis Zelepos, Kleine Geschichte Griechenlands / Von der Staatsgründüng bis heute, Verlag C.H.Beck, München 2014.
Notlar
1Örneğin, İsrail üç aşamalı planı yürütmekteymiş, Birincisi Filistin, ikincisi İran, üçüncüsü ise Türkiye imiş.
2 Bu konuda geniş bilgi için “Anadolu, Grek-Hellen Yurdu Muydu?” başlıklı yazımıza bkz. Dosya: Anadolu, Grek-Hellen Yurdu Muydu?, Bilim ve Ütopya, sayı 355, Ocak 2024, s. 4-22.
3 Ortodoks, Grekçede “doğru öğretiye bağlılık” anlamına gelmektedir. Doğu Roma’da “ortodoks” sözcüğü kullanılmaya başlandıktan sonra, Roma-Papalık, kendisi için “ortodoks Katoliklik” diye bir terime başvurmuştu.
4 Bu konuda geniş bilgi için “Dinde Dil Sorunu: Anlaşılmazlığın Egemenliği” başlıklı yazımıza bkz. Dağarcık Türkiye / 2020-2021, DT Yayınevi, İzmir 2021, s. 172-181; ya da https://dagarcikturkiye.com/2021/02/01/dinde-dil-sorunu-anlasilmazligin-egemenligi/.
5 Bu yöndeki tarihsel süreç için “İmparatorluklardan Sonra Yunanistan’da Bağımsız Bir Devlet Olmadı! – I / Avrupa’nın Yarattığı Yunanistan” başlıklı yazımıza bkz.
6 Bu dönem konusunda ayrıntılı bilgi için Almanların Tarihi konulu çalışmamızdaki “Avrupa Nereden?” başlıklı I. Bölüm”e bkz. s. 16-51.
7 Bu konuda Southern önemli eserinde şöyle yazıyor: “Kuzey Avrupa’da İslam peygamberinin ismini dahi işitmiş olan bir kişinin olduğu yönünde hiçbir işaret ve iz yoktur.” (s. 23)
8 Haçlı Seferleri konusunda ayrıntılı ve geniş bilgi için Doğu’dan Batı’ya Uygarlık Kapıları başlıklı çalışmamıza bkz. “Hıristiyanlığın ‘Haklı’ ve ‘Kutsal’ Savaşı: Haçlı Seferleri”, s. 245-354.
9 İlcan Bihter Barlas, “Özet”, Pachymérés, Bizanslı Gözüyle Türkler (İlgi Kültür Sanat, İstanbul 2009) içinde, s. 9.
10 Bölge toplumları arasında Roma ve Romalı sözcükleri eskiden olduğu gibi kullanılmaya devam etti, bugünlere öyle geldi. Örneğin, Türkçede “Rum”, “Rumca”, “Rumî”, “Rumiyye”, “Rumeli” halen bile kullanılmaktadır.
Bunun yanı sıra son derece yanlış bir şekilde kullandığımız ve yerleşmiş olan “Yunan” ve “Yunanistan” sözcükleri Türkçeye vaktiyle Ege’nin kıyıları için kullanılmış olan “İyonya” sözcüğünden gelmedir. İonlar, Mora’ya göç etmiş bir Avrupa kavmidir, Akhalar tarafından kovulmuşlar ve Batı Anadolu’ya yerleşmişlerdir.
11 Batı Roma’nın varlığını sürdürememesinin nedeninin satacak şeyi olmayan Batı Roma’nın iflası olduğunu belirten tarihçilere göre Batı Roma yönetilemez duruma girmiş, devlet krizden çıkamamıştı.
12 Bu dönem konusunda ayrıntılı bilgi için Almanların Tarihi konulu çalışmamızdaki “Avrupa’nın ‘Orta Çağı’: Cehalet, Vahşet ve İsyan” başlıklı II. Bölüm’e bkz. s. 53-64.
13 Yunanistan’ın “bağımsızlığı” söylemiyle yürütülen Avrupa Hellenizminin, aslında bağımsızlıklıkla bir ilgisi falan yoktu, gerçek, Avrupalı Büyük Devletlerin Osmanlı’dan kopardıkları ve kendilerine bağımlı yaptıkları bir devlet ortaya çıkarılmasından ibaretti. Böylece imparatorluk parçalanmaya başladı.
14 St Clair, That Greece Might Still be Free: The Philhellenes in the Greek War of Indepencence, Oxfort University Press, Londra 1972, s. 119-127; akt. Bernal, s. 403.
15 Etrüskler, Avrupa’nın en önemli görülen kültürel geçmiş değerlerindendi. Ama Greklerin keşfinden ve kullanıma sokulmasından sonra –18. ve 19. yüzyıllarda– reddedildiler ve miras kaynağı olmaktan çıkarıldılar, bütün sanatsal, kültürel ürünleri Greklere devredildi! Çünkü Etrüskler İtalya’ya Anadolu’dan gitme, Asya kökenli, Orta Asya kültürüyle bağlantılı bir Doğu kavmiydi ve Avrupa’da o zamana kadarki en yüksek kültürü temsil etmektelerdi.
16 Rocker, s. 400.
17 Leyla Tavşanoğlu söyleşisi, Cumhuriyet, 26 Eylül 1999; akt. Ergir, s. 193.
18 Bunun nedeni, yalnız Avrupalılığın yapıtaşının antik Greklere dayandırılmasının değil, jeopolitikin bir zorunluluğu olarak coğrafyanın bugün “Yunanistan’ı Avrupa’nın içine itmekte” oluşudur; bkz. Soner Polat, Türkiye İçin Jeopolitk Rota, Kaynak Yayınları, İstanbul 2015, s. 155.
19 “Avrupalı”, 1 Nisan 2022, https://dagarcikturkiye.com/2022/04/01/avrupali/.
20 Kıbrıs adasının Avrupa kıtasıyla herhangi bir ilgisi, ilişkisi yoktur. Önemi ortadadır, siyaset ve jeopolitiktir.
Balear Adaları, Korsika, Sicilya gibi adaların Avrupa’ya, Adalar Denizindeki Türkiye’ye yakın olan adaların ve Kıbrıs’ın Asya’ya ait olduğu siyaset dışında coğrafi anlayışlara göre her zaman Asya’ya bağlı görülmüştür.
