Wanda Tseng,Harm Zebregs (2002)
Kültürel ve Hukuki Ortam
Ortak Kültürel Arka Plan
Çin’in doğrudan yabancı yatırım çekmekteki başarısında, geniş Çin diasporasının önemli rol oynadığı sıklıkla ileri sürülür. Hong Kong, Singapur ve Tayvan’ın birlikte Çin’e gelen doğrudan yabancı yatırımların yarısından fazlasını çekmesi genellikle bu görüşü gerekçelendirmek için ortaya konur. Gerçekten de çok az ülke bu ölçekte bir yurtdışı etnik topluluğa sahip olsa da Çin’e gelen doğrudan yabancı yatırımların içinde yerleşik olmayan Çinlilerin geniş payı, eşsiz bir avantajdan ziyade çarpıklığın yansıması olarak da yorumlanabilir. Örneğin dil gibi kültürel bariyerler, yabancı yatırımcıların Çin pazarına girişini zorlaştırıyorsa, bu durum yatırım ortamının dış aktörler için elverişsiz olduğuna işaret eder ki bu da bir avantajdan çok, ek bir maliyet anlamına gelir.
Yolsuzluk ve Hukuki Ortam
Birçok ülkeye yönelen doğrudan yabancı yatırımları açıklamada öne çıkan iki temel etken; resmi yolsuzluk düzeyi ve güçlü bir hukuki altyapının varlığıdır. Çin örneğinde, pek çok yabancı yatırımcı Çin hukukunu belirsiz ve muğlak olarak algılamaktadır. Hukuki uyuşmazlıklar ise çoğu zaman mahkemelerde uygulanabilir resmi sözleşmeler yerine, kişisel ilişkiler üzerinden çözülmektedir.
Hukuktaki bu muğlaklık, kendi içinde yolsuzluğu da besleyen bir unsur hâline gelmiştir. Nitekim Çin, uluslararası karşılaştırmalarda yolsuzluk ve yönetişim göstergelerinde görece düşük bir performans sergilemektedir.
Bu durum, Hong Kong ve Tayvan kaynaklı yatırımlara kıyasla, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen yatırımları daha fazla caydırmıştır. Yerel kültüre aşinalık, bürokratik engellerin aşılmasında önemli bir avantaj sağlar. Bu da Avrupalı ve Amerikalı yatırımcıların neden sıklıkla yerel ortaklarla çalışmayı tercih ettiğini açıklar. Çin’in Avrupa ve ABD’den daha fazla doğrudan yabancı yatırım çekebileceğini; ancak bürokratik engellerin yarattığı örtük bir “vergi”nin bu potansiyeli sınırladığı bir çalışmada ortaya konmuştur (Wei, 1998).
Doğrudan Yabancı Yatırımların (FDI) Etkisi
Çin’e yönelen doğrudan yabancı yatırımlar, ekonomik büyümeye en az iki temel kanaldan katkı sağlamıştır:
• Sermaye birikiminin artması:
Bu etkinin 1990’lar boyunca yıllık GSYH büyümesine yaklaşık 0,4 yüzde puan katkı yaptığı tahmin edilmektedir. FDI’ın büyümeye doğrudan katkısı, yabancı yatırımı en fazla çeken bölgelerde yoğunlaşmıştır. Örneğin Guangdong’da bu katkı yıllık yaklaşık 4 yüzde puana ulaşırken, iç bölgelerin çoğunda ihmal edilebilir düzeyde kalmıştır.
• Toplam faktör verimliliğinde (TFP) artış:
Ampirik bulgular, DYY’nin 1990’larda Çin’de TFP büyümesini yıllık yaklaşık 2,5 yüzde puan artırdığını göstermektedir. Bu etkinin de yine DYY’nin yoğunlaştığı bölgelerde daha güçlü olduğu görülmektedir.
Bu çerçevede, DYY’nin Çin’in potansiyel büyümesine toplamda yaklaşık 3 yüzde puan katkı sağladığı söylenebilir.
DYY, büyümeye hem doğrudan hem de dolaylı kanallar üzerinden etki etmiştir. Doğrudan etki, yabancı sermayeli işletmelerin (YSİ) kurulmasıyla ortaya çıkarken; dolaylı etki, bu firmalardan yerli işletmelere yayılan pozitif dışsallıklar aracılığıyla gerçekleşmiştir. YSİ’ler, Çin ekonomisinin en dinamik ve en verimli firmaları arasında yer almaktadır. 1994–1997 döneminde sanayi üretimleri, diğer sanayi işletmelerine kıyasla dört kat daha hızlı artarken işgücü verimlilikleri ise kamu sektöründeki işletmelerin neredeyse iki katına ulaşmıştır. Buna ek olarak ampirik çalışmalar yerli firmaların da bu yapıdan fayda sağladığını göstermektedir. Bu fayda hem artan satışlar hem de teknoloji ve yönetim bilgisi transferi yoluyla ortaya çıkan yayılma etkilerinden kaynaklanmaktadır. 1990’lar boyunca YSİ’ler ile yerli firmalar arasındaki bağların güçlenmesiyle birlikte, bu etkilerin önemi giderek artmıştır.
DYY’lerin en görünür etkilerinden biri de istihdama olan katkıları olmuştur. Kentsel alanlarda YSİ’ler bünyesindeki istihdam, 1991–1999 arasında dört kat artarak 6 milyona ulaşmış ve toplam kentsel istihdamın yaklaşık %3’ünü oluşturmuştur. Bu gelişme, özellikle devlet işletmelerinin yeniden yapılandırılmasından kaynaklanan işsizlik baskılarının hafifletilmesinde önemli rol oynamıştır. Kıyı bölgelerinde ise YSİ’ler çok daha kritik bir istihdam kaynağı hâline gelmiştir. 1999 itibarıyla Guangdong, Fujian, Şanghay ve Tianjin’de kentsel istihdamın %10’undan fazlası bu firmalar tarafından sağlanmaktadır.
DYY aynı zamanda ihracata yönelik rekabetçi ve dinamik bir imalat sektörü inşa etmiştir.1978 sonrası dönemde Çin’in ticaret hacmi, dünya ticaretinden 4,5 kat daha hızlı büyümüş, ülkenin küresel ticaretteki payı %0,9’dan %3,7’ye yükselmiştir. Bu performans, başka hiçbir ülke tarafından aynı ölçekte yakalanamamıştır. Bu dönüşümde YSİ’ler belirleyici bir rol oynamıştır. 1985–1999 arasında, toplam ihracat içindeki payları %1’den %45’e yükselmiş; aynı dönemde toplam ihracat artışının yarısını, ithalat artışının ise üçte birini tek başlarına gerçekleştirmişlerdir.
Sonuç
Çin’in doğrudan yabancı yatırımlar konusundaki deneyiminden çıkarılacak dersleri tam anlamıyla ortaya koymak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olsa da bazı temkinli sonuçlara ulaşmak mümkündür. DYY çekmede diğer ülkelerde de belirleyici olan faktörler, Çin örneğinde de merkezi bir rol oynamıştır. Çin’in geniş iç pazarı, düşük ücret düzeyi ve gelişen altyapısı; buna ek olarak uygulanan açık FDI politikaları (özellikle Özel Ekonomik Bölgelerin kurulması), yabancı yatırımları çekmede başlıca unsurlar olmuştur. Bununla birlikte, yönetişim kalitesinin artması ve hukuki sistemin sözleşmeleri daha etkin biçimde uygulayabilir hâle gelmesi durumunda, Çin’in çok daha fazla DYY çekme potansiyeline sahip olduğu söylenebilir.
Çin’in başarısında öne çıkan daha özgün bir unsur ise, bölgenin en dinamik ekonomilerinden ikisinden (Hong Kong ve Tayvan’dan) gelen yatırımcıların güçlü varlığıdır. Bu ekonomilerden gelen DYY akımlarının bir kısmı çarpıklıklar tarafından şekilleniyor olsa da, Singapur ile birlikte değerlendirildiğinde, Çin’e yönelen toplam DYY’nin yarısından fazlasını oluşturdukları gerçeği değişmemektedir.
Ekonomik ortamın ötesinde, siyasi kararlılık da DYY çekmede kritik bir unsurdur. Örneğin Hindistan, Çin ile DYY’ın temel belirleyicileri açısından birçok ortak yapısal özelliği paylaşmaktadır: geniş bir iç pazar, bol işgücü ve büyük bir diaspora. Bu nedenle, teorik olarak Hindistan’ın da DYY için cazip bir merkez hâline gelmemesi için belirgin bir neden yoktur. Ancak iki ülkenin siyasi tercihleri arasında önemli farklar bulunmaktadır. Çin’de siyasi liderlik, ülkenin büyüme ve kalkınma yoluna dair net bir vizyon ortaya koymuştur. Bununla birlikte, bu liderler DYY önünde tarihsel ve ideolojik kökenleri olan engelleri aşmak zorundaydı. Bu süreci, başlangıçta dışa açılmayı sınırlı sayıda bölgeyle kısıtlayarak yürüttüler. Ancak aynı zamanda yerel yönetimlere ekonomik karar alma süreçlerinde geniş bir özerklik tanındı. Bu sayede, merkezi planlama sistemiyle eş zamanlı olarak piyasa temelli bir yapı gelişme imkânı buldu.
Bu tür bir desantralizasyon bazı sorunlar doğurmuş olsa da, yerel otoriteler için büyüme ve kalkınmayı teşvik eden güçlü teşvik mekanizmaları yarattı. İlk deneyimlerin başarısı ise güçlü bir özendirme etkisi oluşturarak reformlara ve dışa açılmaya yönelik desteği genişletti. Böylece bir verimli bir döngü ortaya çıktı. Reformlar ekonomik sonuçlar ürettikçe, reformlara verilen destek arttı ve bu da daha ileri reformların uygulanmasını mümkün kıldı.
Çin’in deneyimi, DYY’nin ekonomik büyümeye katkı sağladığını açık biçimde göstermektedir. Bu etkinin en güçlü olduğu durumlar, yabancı firmaların yerli firmalarla yakın bağlar kurduğu ve verimlilik artışının DYY alan firmaların ötesine yayıldığı durumlardır.
DYY, Çin’in ekonomik gelişimine katkı sağlamaya devam edecektir. Dünya Ticaret Örgütü’ne (WTO) katılım, bu katkıların sürmesini destekleyecektir. Özellikle finans, telekomünikasyon ve toptan-perakende ticaret gibi hizmet sektörlerinde DYY artışının hızlanması beklenmektedir. DYY, büyümenin önemli bir kaynağı olmaya devam ederken, devlet işletmeleri ve bankacılık sektöründeki reformların ortaya çıkardığı potansiyel üretim kayıplarını telafi etmeye ve işsiz kalan işgücü için yeni istihdam alanları yaratmaya da katkı sağlayacaktır. Bu bağlamda, Çinli otoritelerin devlet işletmelerinin yeniden yapılandırılması ve bankacılık sektöründeki sorunlu kredilerin çözümü süreçlerine yabancı katılımı teşvik etmesi dikkat çekicidir. Özetle, DYY’nin Çin’in reform sürecinde önümüzdeki dönemde de merkezi bir rol oynamaya devam etmesi beklenmektedir.
Bununla birlikte, Çin’in DYY deneyimindeki bazı sorun alanları diğer ülkeler için önemli dersler sunmaktadır:
• Çin, giderek daha karmaşık ve taraflı hâle gelen bir vergi teşvik sistemiyle karşı karşıyadır. Bu sistem, yabancı sermayeli işletmeleri yerli firmalara kıyasla açık biçimde kayırmaktadır. Nitekim YSİ’ler ve yerli firmalar için farklı kurumlar vergisi düzenlemeleri uygulanmaktadır. Özel ekonomik bölgelerin yaygınlaşması ve teşvik kapsamındaki faaliyetlerin genişlemesiyle birlikte sistem daha da karmaşık ve şeffaflıktan uzak bir hâl almış, aynı zamanda kamu gelirlerinde kayıplara yol açmıştır. Bu sorun, Çin’in WTO’ya katılımıyla daha da önem kazanmıştır; zira bazı mali teşvikler WTO’nun ulusal muamele ilkesi ve ihracat/ithal ikame sübvansiyonlarının yasaklanması kurallarıyla uyumlu değildir. Çin, bu uyumu sağlamak için çeşitli yasal düzenlemeleri değiştirme sürecindedir.
• Artan bölgesel eşitsizlikler de önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. DYY politikalarının belirli bölgelere odaklanması, kıyı bölgeleri ile iç kesimler arasındaki gelir farkını büyütmüştür. Çinli otoriteler, bu farkı azaltmak amacıyla batı ve orta bölgelerin kalkınmasına öncelik vermekte; bu doğrultuda altyapı yatırımlarını artırarak bu bölgelere DYY çekmeye çalışmaktadır.
Kaynakça
Wei, S.-J. (1998). Why Does China Attract So Little Foreign Direct Investment? (unpublished; Cambridge, Massachusetts: Harvard University).
Wanda Tseng, H. Z. (2002). Foreign Direct Investment in China: Some Lessons for Other Countries. IMF Policy Discussion Paper.
