İnce ve Küçük ‘t’: Sessizliğin Dile Dönüştüğü An

“Bu çalışma dilin kökenindeki sessizliğin yırtıldığı ilk eşiği küçük t üzerinden açıklamaktadır.”

ÖZET (ABSTRACT)

Bu çalışma, dilin kökenini soyut bir işaretler dizgesi olarak değil, bedenin gözlemlenebilir deviniminden türeyen yönsel bir yapı olarak ele almaktadır. Saussure sonrası Batı dilbiliminin ses–anlam ilişkisini keyfi ve nedensiz gören yaklaşımı bu makalede bilinçli olarak dışarıda bırakılmaktadır. Bunun yerine, seslerin ve harflerin bedensel hareketlerin zorunlu izdüşümleri olduğu savunulur. Küçük t harfi, bu yönsel devinimin ilk kırılması olarak incelenir. Deniz Hanım’ın bedeni üzerinde yukarıdan aşağıya yapılan gözlem, t’nin fonetik, yazımsal ve anlam taşıyıcı niteliğini görünür kılar. Ayağın zemine çarpmasıyla oluşan devinim, dilin damağa çarpmasıyla üretilen t sesiyle örtüşür; böylece t, sessizliğin yırtılması ve devinimin ilk kesintisi olarak tanımlanır. Çalışma, dilin anlaşılması için görünmeyen bir arayüz—bedenin yönsel devinimi—önerir ve küçük t’nin bu arayüzün ilk ontolojik eşiği olduğunu ileri sürer.

Sessizliğin Ontolojik Eşiği

Dil, soyut bir kod olarak ya da hayattan kopuk sessiz bir işaret olarak doğmaz. Ayağın yere vurmasıyla, dilin sessizliği damağa karşı kırmasıyla, bedenin uzaya yön çizmesiyle başlar. Küçük t, ilk kırılma, anlamın tohumu, yönelimin nefesidir. Tohumdan köke, arka yüzden yüzeye, dil bedensel, kozmik ve ontolojik bir ritüel ( türelim yazarın önerisi) sürekliliği olarak açılır. Dili okumak, hareketi okumaktır; sesi duymak, yaşamın kendisinin sessizliği yırtıp açmasına tanık olmaktır.

  1. GİRİŞ

Saussure temelli Batı ve Semitik dil anlayışına göre seslerin anlamı yoktur; sesler yalnızca anlam ayırt edici birimlerdir. Ses ile anlam arasındaki bağın nedensiz olduğu varsayılır ve bir sesin nasıl biçime dönüştüğü, bu dönüşümün hangi bedensel ya da yönsel temele dayandığı çoğu zaman açıklanmaz. Bu yaklaşım, ses–biçim–anlam bütünlüğünü göz ardı ettiği için bu çalışmada dışarıda bırakılmaktadır.

Bu makalede til (dil) sözcüğündeki küçük t ile Orhun abecesindeki ince t üzerinden ses, anlam ve biçim birbirinden ayrılmadan, bütünsel bir yapı olarak ele alınmaktadır. Amaç, dilin nasıl anlam kazandığını ve iletişim işlevini nasıl edindiğini görünür kılmak; başka bir deyişle, dilin anlam taşımasını mümkün kılan “arka yüz”ü ortaya çıkarmaktır. Çalışmada yöntem olarak görsel bellek, yönsel–bedensel analiz ve nitel araştırma yaklaşımı kullanılmaktadır.

    1. Til’ in Ontolojik İzleri

Til sözcüğü, Türkçede “dil” anlamına gelen en eski biçimlerden biridir ve Orhun yazıtlarında t’nin ince/kalın ayrımıyla izlenebilir. Sümerce bağlamda TI / TÌL işareti “yaşam”, “nefes” ve “canlılık” anlamlarıyla kullanılmıştır. Akadca ve Mezopotamya geleneğinde aynı işaret di / ṭi biçimlerinde yer alır ve benzer yaşam–soluklanma çağrışımlarını taşır. Bu tarihsel süreklilik, ses–anlam–biçim bütünlüğünün henüz kopmadığı dönemlere işaret eder. Ses ve anlamı töz; biçimi etöz olarak düşünebiliriz!

Türkçede “dil” ve “til” arasındaki ayrım görülmez, nedeni düşünülmemiştir. “Dil”deki ince d sabitliği, “til”deki ince t ise devinimi ve yönelimi işaret eder. Bu fark yalnızca fonetik değil, ontolojiktir. Eski Türkçede “delikanlı” sözcüğünün “tilkanlı” biçimiyle kullanılması bu ayrımı açıkça gösterir (Durlu, n.d.). Bu nedenle bu çalışmada til sözcüğünün ilk sesi olan ince t merkeze alınmaktadır.

1.2. Anlam Katmanları

Til yalnızca “dil” değildir; özün sesle birleşerek söz hâline geldiği, anlamın bedende yön bulduğu çok katmanlı bir yapıdır. Dil, zaman–uzam–yön–devinim değişkenleriyle oluşan bir iz düşümdür, yaşamın yansıtılmasıdır. Bir kaya yazıtı doğru çözümlendiğinde yalnızca bir metni değil, geçmişin bilgisini de açığa çıkarır; çünkü yansıyan iz düşüm hem nesneyi hem süreci taşır (Durlu, 2024).

1.3. Ontolojik Okuma

Bu çalışmada dil şu ilkeler doğrultusunda okunmaktadır:

  1. Dil, yaşamın izdüşümüdür.
  2. Yaşam, devinim olarak gözlemlenir.
  3. Anlam, devinim sonucu oluşur.
  4. Dilin doğru anlaşılması için zorunlu değişkenler:
    • Yeryüzü
    • Uzam
    • Güneş
    • İnsan bilinci

Bu nedenle bir çizgiye çizgi olarak değil, bir yönün bedende bıraktığı iz olarak bakılır. Sesler titreşim değil, özden dışa yönelen devinimler olarak değerlendirilir.

Gözlem sırası:

  1. Sağdan sola → zaman ve devinim
  2. Yukarıdan aşağı → bütünlük ve yön

Bu iki gözlem tamamlandığında dilin ontolojik yapısı görünür hâle gelir.

1.4. Ritüel Boyut: Sesin Ontolojik Doğası

Ses fiziksel düzeyde titreşimdir; ontolojik düzeyde ise özden dışa yönelen harekettir. Şekil, yön, devinim, soyutlama ve türetik (diferansiyel) dönüşüm—hepsi sesin yönsel doğusundan türeyen katmanlardır.

Anlamın doğuşu ile sesin doğuşu aynı devinimsel yapıya sahiptir: İçte başlayan basınç → yön bulur → biçimlenir → dışarı taşar. Ses oluşumu için nesnelerin birbirine çarpması ya da sesi taşıyan havayla sürtünmesi zorunludur ki bu süreç devinim olmadan başlamaz; devinimi yaşamın göstergesi olarak kavrarız değil mi?

Bu nedenle ses üretimi ritüel (türelimli) bir döngüdür. Nefesin yönü, basıncı ve devinimi bilinçsizce tekrar edilir; bu tekrar, anlamın bedensel bir döngü içinde yeniden üretilmesini sağlar.

1.5 Ritüel Gerçeklik

Bu nedenle sesin yönsel doğası yalnızca fiziksel ya da zihinsel bir süreç değildir; aynı zamanda ritüel bir oluş mantığı, yani ritüel gerçeklik taşır. İnsan sesi üretirken nefesin yönünü, basıncını ve devinimini bilinçsizce tekrar eder. Bu tekrar, anlamın bedensel bir döngü içinde yeniden üretilmesini sağlar. Böylece sesin ontolojik doğası, ritüel gerçekliğin bedensel ve zihinsel yapısıyla birleşerek dilin en derin katmanını oluşturur.

  1. İnce ve Küçük ‘t’: Ontolojik Kırılma

Bu bölümde seslerin, anlamların ve sözcüklerin oluşumu, çalışmanın temel dil tanımına ve gözlem sırasına bağlı kalarak, bedenin yönsel devinimi üzerinden açıklanmaktadır.

2.1. Fonetik Özellikler

2.1.1 Alın: Yönün Doğuşu, Büyük ve kalın‘N’

Görüntü 1, ‘N’ https://youtu.be/7brn318mUNA

Alın, sesi taşıyan ve bedeni çevreye açan ilk yüzeydir. A / LIN sözcüğü seslendirilirken alın yönüne uzanan devinim, eski Türkçedeki büyük N sesinin yukarıdan gelen yönünü görünür kılar. A (devinim) + L (kol, ucundaki el) + ı (yönelme) + N ( anlamı göktür, eski Türkçede (a)N, şekli ‘ ) ‘ dir.)

2.1.2 Omuz ve Ten: Küçük n’nin Yönü

Görüntü 2, omuz ve ten (‘N’) https://youtu.be/7brn318mUNA

Omuzdan başlayan yüzeyde ten ve teri sözcükleri incelenir. Küçük n, aşağıdan gelen yönü temsil eder ve büyük N ile yönsel bir karşıtlık oluşturur.

2.1.3 Teri: Sözcüğün Diferansiyel Yapısı

Görüntü 3, deri (teri) https://youtube/7brn318mUNA

Teri → te / ri t + e + r + i ayrışması, anlamın bedensel devinimle çözüldüğünü gösterir.

İ (yönelim, titreşim) r (güneşin ışınımını yeryüzünden algılama biçimi) e (etkileşim, erişme) t (bedenimizin dış yüzeyi; ayağımızın altının yerdeki izi) ! Bu sıralama süreci ve anlamın oluşumunu yansıtır. Terimiz ya da derimiz Güneşin aydınlattığı bedenimizin dış yüzeyidir!

İ+ r+ e+ t Teri anlamının oluşum süreci

T+e+r+i Ad sözcüğünün kurgusu

2.2. Yön–Beden–Nefes Analizi

2.2.1 Ayak ve İnce t: Göstergebilimsel Okuma

Sonunda ayağımıza; dili (til) çözümlemeye geldik!

,Görüntü 4, ayağın altı, altındaki teri (deri) https://youtu.be/7brn318mUNA

Görüntü 5, ayağın çizimi →https://youtu.be/7brn318mUNA

Ayağın altındaki yüzeyin (derinin, tenimizin) sınırları çizildiğinde Orhun abecesindeki ince t tamgasının ya da tanılık tözünün biçimi (çizit, grapheme) ortaya çıkar.

h’ Orhun abecesindeki ince ‘t’ gibidir; alttaki eğimli bölüm, ayağın yerde bıraktığı izin izdüşümüdür, üstündeki soldan aşağı inen dik çizgi ise yerdeki ayağımızın izdüşümünü tanımlamak için zorunlu olan göğü simgeler. Böylece çizgi olarak gördüğümüz ‘h’ de aslında üç boyutun bilgileri soyutlanmış durumdadır!

Bu noktada til sözcüğündeki t’ye ulaşılır: hem anlamı taşıyan yönsel kırılma hem de bedenin deviniminden türeyen şekildir artık ince ‘t’ ya da Latin (!) küçük ‘t’!

Okuyucuya bildirim, özeleştiri

İnce ‘t’ ile ilgili ilk makale Dağarcık Türkiye e dergisinde yayınlandı. (Durlu. M. 2020). Bir sol ayak görüntüsü kullanılarak bilgi öz olarak aktarıldı. Ancak geçen altı yılda hiçbir geribildirim alamadım. Öncelikle yeterince anlaşılamadığını ve büyük ölücüde akademisyenlerin suskunluğu seçmeleri nedeniyle bildirim alamadığımı düşünmekteyim.

Yine benzer konuları aynı biçimde ele aldım; sonuç aynıydı. Hep aynı düşünüşü (çevreyi ve devinimi önce sağdan sola, ardından yukarıdan aşağı gözleyip yoğun özyönelim süreçlerinden sonra gördüklerimi aktarmaya çalışmaktaydım. Sonuç aynıydı, bildirim alamamaktaydım. Oysa ayağımızı gören ve Orhun ince ‘ t ‘ tanılık tözünü gören her okuyucuyu bunu çok kolay anlar diye düşünmekteydim. Görüşüme göre ‘t’ nin şekli, anlamı ve ses ile bağlantısı çok açıktı! Ama bunu daha önce ele alıp yazan bir akademisyen bile olamamış ne yazık ki!

Sonunda bu açmazları aşmak için kurgulayacağım canlandırma videosu, dille ilgili varoluş bilgisini, dilin ardındaki asıl bilgileri açıklamada kaçınılmaz seçenek oldu. Bu makaleye eklediğim video ilkti. Video açık olmasına karşın anlatımla yine açmaya çalıştım.

İlginçtir; yine de yeterince anlaşılmadığını, ilgi çekmediğini gördüm. Bütün bu olumsuz görünüm karşısında aklımda kristaller gibi kalan: “insanlar dili sesi yazı, anlam ve konuşma düzeyi dışında kavramıyor” oldu. Oysa bunların ardında 10’ a yakın değişken vardı kimsenin varlığını bilmediği! Bu videoda bile bu eksikliğimi gideremediğimi gördüm sonradan.

Makaledeki özeleştiri bölümünün, beş görüntünün ve yeni anlatımların eklenmesi bu nedenle. Okurlarımdan anlayış diliyorum.

Videoyu bir kez daha usuma gelen son ayrıntılarla açmaya çalışacağım.

Dili çözümlemede izlediğim yöntem-düşünme sırasına göre Deniz hanımı sağdan sola ve ardında yukarıdan aşağıya gözleyerek dilin ardındaki asıl bilgiye- varoluş bilgisine ulaşacağız birlikte. Dilin anlam kazanmasının ardındaki arka yüz ve ara yüz bilinir olacak; amacımız bu!

Neler yapmıştık videoda? Deniz hanımın alnından, burnundan başlayarak teninden ya da eski Türkçe ‘teri’ sinden aşağıya inmiştik değil mi? Sol ayağına kadar inmiştik. İntegral dersi görenler belki anımsayacaklardır, belirsiz integral konusu vardı. Örneğin bir eğri altındaki alanı eğrinin altını bilinebilir ya da belirli şekillere dönüştürüp bütünü çözmeye çalışırdık; yöntem buydu!

Deniz hanımın bir yontusunu yapsaydık ne yapacaktık) Tepeden tabana kadar her yüzeyi ölçülerine uygun biçimde yontacaktık! Böylece karşımızda olmasa bile onu tanımlayan bir yontusu olacaktı sonunda. Yapmaya çalıştığım buydu: ”matematikteki belirsiz integral çözüm kavrayışını dile uyarlamak”

Deniz hanım ayrılmış olsun ortamdan; ama yerde ayağının izi kalır! Tepeden tabanın altındaki deriye gelene kadar her ayrıntıyı dokunarak, görerek tanımlayabiliyoruz. İşte ayağın altında olduğu için göremediğimiz, dokunamadığımız bölgeyi tanımlayan soyut şekil (çizit) artık bilginin tümünü taşıyabilir; bilgi orada son buluyor! Dile taşındı artık!

Bu çalışma boyunca dilin ardındaki yön ve beden bilgisini açmaya çalıştım. Yöntem, yüzey ve devinim gözlemiyle işaretlerin kökenini görünür kılmaktı. Ancak asıl kırılma noktası, eğretileme anlatımın açıklamanın taşıdığı sarsıntıdır: “Deniz hanımın ayrılışıyla geriye kalan yalnızca ayak izi, dilin soyut yüzeyine geçişin başlangıcıdır; işte bu iz, artık bilginin dile taşındığı noktadır.”

Açıklama — Görüntü ve Kavramın Buluşması Ayağın altındaki yüzeyin sınırları izlendiğinde, Orkhon alfabesindeki ince t işaretinin şekli görünür hale gelir. Eğik alt kısım, yerde bırakılan ayak izinin izdüşümünü yansıtırken, sol üstten aşağı inen dikey çizgi yukarı yönelimi, yani hareketin yönsel bilgisini iletir. Bu yorumda, görsel bir grafem sadece bir sembol değil, yön ve beden arasındaki ilişkinin semiyotik bir yansımasıdır. Heidegger’in ( 1996 ) Varlık ve Zaman’da vurguladığı gibi, işaretler ve nesneler sadece biçimsel şekiller değil, aynı zamanda yönelimi, uzayı ve bedeni düşüncenin merkezine yerleştiren ontolojik taşıyıcılardır .​​​​​​​​​​​​​​​​​​​​

Bağlantı — Yazı Sistemleri ve Hareket Bu bağlamda, ” til kelimesindeki “t” harfi hem anlam taşıyan yönsel bir kırılma hem de bedensel hareketten türetilen bir biçimdir. İnce ” t ” veya Latin küçük harf ” t ” olarak okunabilir; her iki durumda da işaret, hareketi yazıya dönüştürür. Matematiksel bir benzetmeyle, Simpson yöntemi gibi sayısal yaklaşımlar, bütünü yeniden oluşturmak için bir eğriyi ölçülebilir parçalara ayırır. Benzer şekilde, Stewart’ın (2016) savunduğu gibi, yazı işaretleri, hareketin ve izlerin küçük, hesaplanabilir izdüşümleridir ve yapılandırılmış bir sistem içinde hem bedensel hareketi hem de yönsel bilgiyi görünür kılar.

 

Metodoloji (özet):

Bu çalışma, yüzey ve hareket gözlemi yoluyla dilsel işaretlerin yönsel ve bedensel kökenlerini ortaya çıkarmayı amaçlamakta. Gözlem sırası sabittir: sağdan sola, sonra yukarıdan aşağıya! Bu sıra, sesin yönsel bilgisini ve işaretlerin oluşum sürecini görünür kılar. Veriler beş video karesi ve ayak izi/izleme örneklerinden oluşmaktadır. Analiz, görsel hareketin çizit (tanılık töz, tamga) formuna nasıl dönüştüğünü açıklayan karşılaştırmalı okumalarla desteklenmektedir. Bulgular, ince t ve benzeri işaretlerin yalnızca görsel şekiller olarak değil, yönsel – bedensel bilgilerin taşıyıcıları olarak da işlev gördüğünü göstermektedir.

Aşağıdaki tablo, Orhun abecesindeki ince t işaretinin yönsel–bedensel kökenini, Latin küçük t ve diğer yazı sistemlerindeki karşılıklarıyla birlikte göstererek, işaretlerin taşıdığı bilginin sürekliliğini ve kopuş noktalarını görünür kılmak amacıyla hazırlanmıştır.”

Çizitlerin Karşılaştırma Tablosu / Comparative Table of Scripts

 

Makalenin yazarınca Paint programında hazırlanmış, elle doldurulmuş özgün çizittir.”

Original diagram created by the author in Paint and manually completed.”

2.2.2 Çizitlerin Karşılaştırma Tablosuna Ek – Fenike Kırılması

Fenikeliler, Semitik bir kavim olarak yazıyı sessiz harf temelli bir sistem halinde kurdular. Bu sistemde sesli harfler işaretlenmediği için “tam yazılı kullanım” hiçbir zaman gerçekleşmedi. İlkokul öğrencilerine okuma öğretilirken kullanılan örnekler — B baba, A Ali — gibi ses–anlam bağlantıları Fenike yazısında bulunmaz. Bunun yerine, Z (Zayin) ve L (Lamed) gibi fonetik temeli olmayan yakıştırmalarla harfler adlandırıldı.

Fenike–Yunan geçişinde olduğu gibi, Aramice’den Arapçaya uzanan süreçte de ünlülerin sonradan eklenmesi dikkat çekicidir. Arap yazısı başlangıçta yalnızca sessiz harfleri işaretlerken, daha sonra hareke sistemiyle ünlüler gösterilmeye başlanmıştır. Bu durum, Fenike yazısındaki sınırlı kullanımın Arapçada da tekrarlandığını, fakat sonradan eklenen işaretlerle aşılmaya çalışıldığını göstermektedir. Böylece dilin fonetik bütünlüğü, Yunan alfabesinde olduğu gibi Arap yazısında da sonradan tamamlanmıştır.”

Pedagojik açıklama:

  • Arap alfabesi başlangıçta yalnızca sessiz harfleri işaretliyordu.
  • Daha sonra hareke adı verilen küçük işaretler (üstte, altta, yan yana noktalar) eklenerek ünlü sesler gösterilmeye başlandı.
  • Örneğin ت (te) harfinin üstündeki iki nokta, ona “e” sesini katıyor. Bu, Arapçanın fonetik bütünlüğünü sonradan tamamlayan bir sistem.
  • “Kalın T” (ط, ṭāʾ) harfinde ise bu noktalar yoktur; bu da onun farklı bir fonetik ve ontolojik işlev taşıdığını gösterir.
  • * Muhyididn İbn’ül Arabinin “te tı ya (kalın, (ط, ṭāʾ) dönüşür” sözlerinin ardındaki ontolojik bilgi ya da dönüşümün anlamı, anlamın nasıl oluştuğu, ses değişimi ve şekillerin anlamları ve t e > T ı çizit değişiminin anlamı ayrı bir çalışmada açıklanacak!”

Yunan alfabesi: Yunanlılar Fenike harflerini alıp sesli harfleri eklediler. Böylece yazı sistemi daha tam hale geldi. “Fenike alfabesinde yazılı kullanım sınırlıdır; Yunan alfabesinde ise Türk bilgisinin özü korunmuş, ses–şekil–anlam birlikteliği sürdürülmüştür.” Macar Sekel abecesinde yine aynı bilgiler doğrulandığı için bu üçü tabloya eklenmemiştir.

Bu durum, dilin gerçek kökenini görünmez kıldı; fonetik–bedensel bağ koparıldı. Dil konusunda asıl kırılma, hatta koparılma, bütün alfabelerin kökeni olarak duyurulan Fenikelilerle başlamış görünmektedir. Bu kırılma, günümüze dek kesintisiz sürdürülmüş; artık dilin gerçek kökeniyle bağlantısı olmayan görüşler yerleşik hale gelmiştir.”

2.2.3 Abecelerin Türk Kökeni İçin Bilgiler

https://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk90d.html

Karşılaştırma tablosunda Türk Yenisey-Orhun abecesindeki ince ‘ t ‘ için 8-10 bin yıl zaman açıklamasının dayanağı bu görüntüdür. Ulu-kem, Kutlukaya, Sırlı Kaya, Yazlı Dağ, Sülyek Karayüz Yazıtı diye bilinen bu yazıttaki kaya resimleri ile yazılar eş zamanlıdır. Soldaki sarı çevrili alandaki anlatım deve güreşi diye bildiğimiz kutlama etkinliğinin anlatımıyla ilgilidir.

Durlu. O. B. (2024), A Yazacının kökeni Blog

Kayanın bütününde At’ın olduğu görüntüler de bulunmaktadır. Sağda ise Orhun küçük ‘ t ‘ bulunmakta yine. At ve Devenin evcilleştirilme zamanları bu durumda hem Türk tanılık töz yazsının ve ‘ t ‘ nin yaşı olmaktadır! https://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk90d.html

Soldaki alandaki sekiz sarı işaretlenmiş ideogramdan A yazacı çekilerek bütün bilgiler verilmişti! 8 (sekiz) tanılık tözlü dizge ayrı bir çalışmada yayınlanacak.

2.3. Pedagojik Etki

2.3.1 “t” Sesinin Oluşumu

Ayağın öne gidip zemine çarpmasıyla oluşan kırılma, dilde aynı devinimin daha küçük bir yüzeyde yinelenmesidir. Bu kırılma, t sesinin sessizliği yırtmasıdır.

2.3.2 Adım ve Ses: t/ep → tep → tepmek

Ayağın devinimiyle çıkan t/ep sesi, dilin damağa çarpmasıyla üretilen t sesiyle örtüşür.

2.3.3 Dil: Devinimin Ağızdaki İzdüşümü

Dil öne gider → damağa değer → geri çekilir. Bu hareket, adımın yönsel kırılmasıyla aynıdır.

  1. SONUÇ: Küçük ‘t’nin Ontolojik Konumu

Küçük t, yalnızca bir harf değil; sessizliğin yırtıldığı, devinimin ilk kesildiği ontolojik eşiktir. Ayağın zemine çarpmasıyla başlayan kırılma, dilin damağa çarpmasıyla yinelenir. Böylece bedensel devinim ile dilsel oluşum arasında doğrudan bir bağ kurulur.

Bu çalışma, Saussure sonrası Batı dilbiliminin şekilci ve yapısalcı yaklaşımından bilinçli olarak ayrılır. Geleneksel semiyotik anlayış, ses ile anlam arasındaki bağı keyfi ve nedensiz olarak tanımlar; harfleri ve sesleri bedenden, devinimden ve yönsel gerçeklikten kopuk soyut göstergeler olarak ele alır.

Bu makale ise tam tersine, sesin ve harfin kökenini bedenin gözlemlenebilir deviniminde bulur. Böylece dilin keyfi bir işaretler dizgesi değil, yön–beden–nefes sürekliliğinden türeyen ontolojik bir yapı olduğunu savunur.

Bu çalışma, dilin yalnızca işitsel ya da yazınsal bir yüzeyden ibaret olmadığını; görünmeyen bir arayüzü—bedenin yönsel devinimini—zorunlu olarak içerdiğini göstermektedir. Bu arayüz, şimdiye dek dil kuramlarında adı bile geçmeyen, varlığı sezilmeyen bir arkayüzdür.

Küçük t, bu görünmeyen arayüzün ilk kırılmasıdır: devinimin kesildiği, yönün yeniden kurulduğu, sessizliğin yırtıldığı eşik. Dilin anlaşılması için bu arayüzün kabulü zorunludur; çünkü ses, anlam ve şekil ancak bu devinimsel arkayüzde birleşir.

Dil, soyut bir işaretler sistemi değil; bedenin devinimsel sürekliliğidir. Küçük t, bu sürekliliğin ilk kırılması, ilk nefesi, ilk yönsel yırtılmasıdır.

Bu makalede açıklanan yön–devinim–ses ilişkisi, aşağıdaki video gösteriminde somut olarak izlenebilir. Video, ince t’nin bedensel kökenini, nefesin yönünü ve devinimin sesle birleşimini görsel olarak ortaya koymaktadır. Kayıt, herhangi bir dijital müdahale veya yapay üretim içermeyen, doğrudan bedensel gösterime dayalı özgün bir çalışmadır:

https://youtu.be/7brn318mUNA

3.1 EK: Dilin Ontolojik Katmanları – Tohum, Kök ve Arkayüz

Bu ek bölüm, çalışmada önerilen üç katmanlı modelin ontolojik temelini açıklar. Dilin oluşumu yalnızca yüzeydeki biçimsel yapılara indirgenemez; daha derin bir varlık alanına dayanır.

3.1.1 Tohum (Öz + Töz)

Tohum, dilsel oluşumun en dip düzeyidir.

  • Öz: yönelim, potansiyel, formun imkânı
  • Töz: madde, ağırlık, bedenleşme kapasitesi

Henüz hareket yoktur; yalnızca yoğunlaşmış bir olanaklar alanı vardır.

“Formun imkânı, henüz maddeleşmemiş ama yönelimi belirlenmiş potansiyeldir; sesin doğmadan önceki titreşimi gibi.”

3.1.2. Kök (İlk Yönelim)

Kök, tohumun dünyaya açıldığı ilk harekettir:

  • bedensel yönelim
  • görsel iz
  • ritmik zamanlama
  • anlamın ilk çizgisi

Dilbilgisel kök ile bitkisel kökün aynı yapısal mantığı paylaşması, Türkçenin bu ontolojik katmanı yüzeyde taşıdığını gösterir.

3.1.3. Arkayüz (Ontolojik Alan)

Arkayüz, dilin oluştuğu bedensel–görsel–ritüel alandır:

  • beden hareketi
  • iz bırakma
  • yönelim
  • ritüel zaman
  • kozmik düzen

Dil, bu alanın yüzeye yansıyan biçimidir.

3.1.4. Arayüz (Zihinsel İşleyiş)

Peirce’in modeli, işaretlerin nasıl anlam ürettiğini açıklar; ancak neden bu biçimde oluştuğunu açıklamaz. Bu çalışma, Peirce’in modelini arkayüz düzeyine indirerek tamamlar.

3.1.5. Ön Yüz (Dil Yüzeyi)

Ön yüz, dilin yüzeydeki biçimsel görünümüdür: harfler, sesler, sözcükler, ekler ve cümleler. Bu yüzey, arkayüzdeki hareketlerin ve arayüzdeki zihinsel işlemlerin sonucudur.

Son söz: ”Dilin nasıl anlam taşıdığı ya da nasıl iletişim işlevi kazandığı “tohumdan arkayüz aşamalarına kadar” çözümlendiğinde görülür ve bilinir olabilir; bu zorunludur! Başta dini olmak üzere bütüncül olmayan yaklaşımlar bu konuda yanlış, yetersiz kalır doğal olarak!

Bu çalışma, dilin ve işaretin kökensel anlamını açıklarken hem fenomenolojinin kurucu metinlerine hem de çağdaş semiyotik açılımlara dayanmaktadır. Husserl, Heidegger ve Merleau-Ponty’nin fenomenolojik betimlemeleri; Peirce’in klasik semiyotik modeli; Zhabotynska’nın yorumlama odaklı çalışmaları; Sonesson’un görsel semiyotiği; Petrilli’nin semioetik yaklaşımı; Hoffmeyer ve Kull’un biosemiyotik açılımları; Lotman ve Torop’un semiosfer kavramı, bu makalede sunulan özgün kuramın bağlamını oluşturur. Böylece metin, hem tarihsel kökleri hem de çağdaş açılımları bir arada göstererek okura bütünlüklü bir yol sunar.

📊 Ontolojik Tablo

Fenomenoloji Klasik Semiyotik Çağdaş Semiyotik & Yorumlama Biosemiyotik & Semiosfer
Husserl – Logical Investigations (1900–1901) Peirce – The Essential Peirce (1998) Zhabotynska – Makale başlığı (yıl) Hoffmeyer – Biosemiotics (2008)
Husserl – Ideas Pertaining to a Pure Phenomenology (1913) Sonesson – Pictorial Concepts (1989) Kull – Theses on Biosemiotics (1998)
Heidegger – Being and Time (1927) Petrilli – Signs and Life in a Life for Signs (2015) Lotman – On the Semiosphere (1984)
Merleau-Ponty – Phenomenology of Perception (1945) Torop – Semiosphere and/as the Research Object (2016)

📖 Kaynakça Haritası Açıklaması

“Kaynakça haritası, bu çalışmanın dayandığı düşünsel alanları görsel bir bütünlük içinde sunmaktadır. Fenomenolojinin kurucu metinleri, klasik semiyotik, çağdaş yorumlama yaklaşımları ve biosemiyotik–semiosfer açılımları dört ayrı sütunda düzenlenmiştir. Böylece okur, tek bakışta hem tarihsel kökleri hem de çağdaş açılımları görebilir. Bu görsel düzen, çalışmanın ‘çizilebilir kuram’ yaklaşımına uygun olarak, kaynakların yalnızca liste halinde değil, ontolojik bir harita olarak da anlaşılmasını sağlar.”

Dil ve Kutsal Metinler Üzerine Not

📖 İncil – Korintliler

Pavlus, dillerde konuşma ile anlaşılır dil arasındaki farkı tartışır; kilise için anlaşılır sözün daha değerli olduğunu vurgular (Holy Bible, 1 Corinthians 14:2–6, 10, New International Version).

📖 Kur’an

Âdem’e “isimlerin öğretilmesi” dilin bilgiyle ilişkisini gösterir (Kur’an, Bakara 2:31). “Dillerinizin ve renklerinizin farklılığı Allah’ın ayetlerindendir” (Kur’an, Rum 30:22). “Her peygamber kendi kavminin diliyle gönderildi” (Kur’an, İbrahim 14:4).

📖 Tevrat – Genesis 11 (Babil Kulesi)

Başlangıçta “bütün dünyanın tek dili vardı.” İnsanlar göğe yükselen kule yapınca Tanrı dillerini karıştırdı ve onları yeryüzüne dağıttı (Holy Bible, Genesis 11:1–9, New Revised Standard Version).

📖 Yeşeya 64–66

Halk Tanrı’ya seslenir: “Keşke gökleri yırtıp insen!” (Holy Bible, Isaiah 64:1–4, New Revised Standard Version). Tanrı’nın yanıtı, halkın günahları ve yeni bir düzenin kurulmasıdır; dil doğrudan konu edilmez, ama Tanrı’nın adının uluslar arasında duyurulması ima edilir (Holy Bible, Isaiah 65–66, New Revised Standard Version).

🌌 Değerlendirme

Kutsal metinlerde dil, çeşitlilik, mucize, ilahî işaret veya ceza olarak sunulur. Bu anlatılar teolojik sembollerdir; dilin gerçek kökenini açıklamazlar. Modern dilbilim, dillerin evrimini göçler, kültürel etkileşimler ve ses–anlam dönüşümleriyle açıklar.

Sonuç: Dil üzerine kutsal metinlerdeki anlatılar, teolojik bir yorumdur. Dilin gerçekliği tarihsel ve kültürel süreçlerle açıklanır; bu nedenle dilin ilahî işaret olarak sunulması, dilbilimsel açıdan geçerli değildir.

Sonuç: “Küçük t’nin Ontolojik Çağrısı”

Dil, yalnızca seslerin dizgesi değil; bedenin yönsel deviniminden doğan, sessizliği yırtarak açılan bir ritüel sürekliliktir. Küçük t, bu sürekliliğin ilk kırılması, ilk nefesi, ilk davetidir. Ayağın yere vurmasıyla başlayan devinim, dilin damağa çarpmasıyla yinelenir; böylece yaşamın hareketi ile anlamın doğuşu tek bir çizgide birleşir.

Bu çalışma, dilin kökenini soyut işaretlerden değil, bedenin gözlemlenebilir deviniminden türeyen ontolojik bir alan olarak konumlandırır. Küçük t, bu alanın görünür eşiği, sessizliğin ardındaki çağrıdır. Dili okumak, hareketi okumaktır; sesi duymak, yaşamın kendisinin sessizliği yırtıp açmasına tanık olmaktır.

“Taş çizmedi, dil yazdı; bilgi aktı, töz kaldı.”

Okuyucuya dinginlik: nefes aldı, töz kaldı.”

📚 Kaynakça Listesi (APA 7)

Fenomenoloji (önce gelenler):

  • Husserl, E. (1900–1901). Logical Investigations. Halle: Niemeyer.
  • Husserl, E. (1913). Ideas Pertaining to a Pure Phenomenology and to a Phenomenological Philosophy. Nijhoff.
  • Heidegger, M. (1927). Being and Time. Niemeyer.
  • Merleau-Ponty, M. (1945). Phenomenology of Perception. Gallimard.
  • Merleau-Ponty, M. (1962). Phenomenology of Perception (C. Smith, Trans.). Routledge. (Orijinal eser 1945’te yayımlanmıştır.)

Klasik Semiyotik:

  • Peirce, C. S. (1998). The Essential Peirce: Selected Philosophical Writings (Vol. 2). Indiana University Press.

Çağdaş Semiyotik ve Yorumlama:

  • Zhabotynska, S. (yıl). Makale başlığı. Independent Academia.
  • Sonesson, G. (1989). Pictorial Concepts: Inquiries into the Semiotic Heritage and its Relevance to the Interpretation of the Visual World. Lund University Press.
  • Petrilli, S. (2015). Signs and Life in a Life for Signs: Thomas A. Sebeok’s Global Semiotics. De Gruyter.

Biosemiyotik ve Semiosfer:

  • Hoffmeyer, J. (2008). Biosemiotics: An Examination into the Signs of Life and the Life of Signs. University of Scranton Press.
  • Kull, K. (1998). Theses on Biosemiotics: Prolegomena to a Theoretical Biology. Semiotica, 120(3/4), 299–310.
  • Lotman, J. (1984). On the Semiosphere. Sign Systems Studies.
  • Torop, P. (2016). Semiosphere and/as the Research Object of Semiotics of Culture. Academia.edu..

Kutsal Metinler

  • Holy Bible, New International Version. (2011). Zondervan.
  • Holy Bible, New Revised Standard Version. (1989). National Council of Churches.
  • Kur’an. (n.d.). (Çeviri: Diyanet İşleri Başkanlığı, 2005). Ankara: Diyanet İşleri Yayınları.

Ek Kaynaklar:

⚖️ Not

Yukarıdaki kaynakça T.C. 5836 Fikir ve Sanat Eserleri Yasası kapsamında telif hakkı koruması altındadır. Tümüyle alıntılanamaz; yalnızca sınırlı iktibas yapılabilir ve kaynakça belirtilmeden alıntı yapılamaz.

Bunları da sevebilirsiniz