Tarihin ironik ve sarsıcı bir kavşağındayız. Francis Bacon’ın modern bilimin kurucu metinlerinden biri sayılan New Atlantis adlı eserinin yayımlanmasının üzerinden tam 400 yıl geçti. Bacon, esrinde Salomon’s House (Süleyman’ın Evi) adını verdiği kurgusal bir bilim akademisi aracılığıyla, bilimin ve usun yönettiği ideal bir toplum tasarımı sunmuştu. Skolastik dogmatizmin yıkıldığı, doğanın insan yararına fethedildiği ve bilginin toplumsal refahı artıracağı iddia edilen bu çağ; Aydınlanmanın ve modernitenin müjdecisiydi.
Ancak aradan geçen dört asır, Aydınlanmanın taşıyıcı öznesini ve sınıf karakterini radikal biçimde değiştirdi. İlerici tarihsel misyonunu tamamlayan kapitalist modernleşme, bugün kendi ürettiği bilimsel ve teknolojik birikimi insanlığın aleyhine çevirmiş durumdadır. İçinden geçmekte olduğumuz süreç, Aydınlanmanın kendi içinden vurulduğu, akıl ve bilimin karanlık amaçlar için tahrip edildiği “Kara Aydınlanma” (Dark Enlightenment) dönemidir.
I. Kavramsal Çerçeve: Kara Aydınlanma ve Aydınlanmanın Diyalektiği
Bugün karşılaştığımız Kara Aydınlanma, bu diyalektiğin son halkasıdır. Nick Land gibi postmodern sağ ve neo-reaksiyoner düşünürlerin popülerleştirdiği “Dark Enlightenment” terimi, aslı itibarıyla liberal demokrasinin reddine ve teknokratik/otoriter bir elit yönetimine dayanır. Ancak eleştirel perspektifimizden bakıldığında Kara Aydınlanma; sermayenin küresel krizini aşmak için bilimi, yapay zekâyı, gözetim teknolojilerini ve biyopolitika araçlarını halka karşı konumlandırmasının ta kendisidir.
Semptomlar: İnsansızlaşma ve Transhümanist Provayla Yüzleşmek
Wikileaks belgeleri, Anonymous ifşaları ve küresel yapısal çürümeler, egemen sınıfın sadece ahlaki bir yozlaşma içinde olmadığını, çok daha sistematik bir tasfiye sürecini yönettiğini göstermektedir. Sam Harris gibi pozitivist ve indirgemeci “Yeni Ateist” figürlerin ideolojik meşrulaştırma çabalarıyla harmanlanan bu süreçte:
Bilim, insanlığın kurtuluş aracı değil, bir küresel denetim mekanizmasına dönüştürülmüştür.
İnsanlık, transhümanist projelerle “biyolojik sınırların ötesine geçiş” adı altında, sermayenindöngülerine uyumlu hale getirilmek istenmektedir.
Yaşadığımız kriz, geçici bir yozlaşma görüntüsünden ziyade, insanlığın tasfiyesinin ve yeni bir neo-feodal düzenin provasıdır.
II. Dünya Düzenine Dair Yaklaşım: Finans-Kapital, Bilim Tekeli ve Rıza İmalatı
Bugünkü dünya düzeni, emperyalist kapitalizmin derin bir yapısal krizinden beslenmektedir. Bir yanda iklim krizleri, savaşlar ve ekolojik yıkımlar derinleşirken; diğer yanda finans ve yüksek teknoloji tekelini elinde tutan ulusötesi şirketler, gezegenin kaynaklarını az sayıda seçkinin çıkarları için ipotek altına almaktadır.
Bacon’ın Salomon’s House akademisinde bilimin toplumsal refah üretmesi hedeflenmişti; ancak bugün bilimin merkezi, Silikon Vadisi’nden Davos’a uzanan hat üzerinde, halkların haklarını gasbeden algoritmaların, otomasyon sistemlerinin ve silah sanayisinin laboratuvarlarına dönüşmüştür. Bilimsel bilgi, kamusal bir değer olmaktan çıkarılıp mülkleştirilmiş ve ticarileştirilmiştir.
Bu düzenin işleyiş mekanizmalarından biri de korku siyaseti ve şantaj ekonomisidir. Pandemiler, dijital gözetim ağları ve sürekli kriz hali, bireyleri ve toplumları itaate zorlamak için bilinçli olarak üretilmektedir. Noam Chomsky ve Edward Herman’ın “Rıza İmalatı” modeli, bugün dijital platformlar ve yapay zekâ filtreleriyle çok daha otomatize ve görünmez bir biçimde işlemektedir. Halklar, yapay krizlerle felç edilmekte; böylece alternatif toplumsal ütopyaların üzeri örtülmektedir.
III. Tarihsel Bir Analoji: Aydınlanma / Kara Aydınlanma ve Sosyalizm / Nasyonal Sosyalizm
Kurduğumuz analoji, siyaset felsefesi tarihi açısından son derece ufuk açıcı bir kesişim noktasına işaret etmektedir. Nasıl ki 20. yüzyılın başında kapitalist kriz ve liberal demokrasinin çöküntüsü karşısında Sosyalizm emekçi sınıfların özgürleşmesini ve iktidarı devralmasını savunurken, Nasyonal Sosyalizm aynı krizden ırki/milli bir hiyerarşi, diktatörlük ve totaliter devlet miti üretmişse; 21. yüzyılın dijital kapitalizm krizinde de benzer bir çatal aralığındayız:
Aydınlanma: Çözümü “daha fazla demokrasi, kamusal eşitlik, özgürleşme ve kolektif mülkiyet” ekseninde arar. Krizlerin aşılabilmesi için halkın karar süreçlerine doğrudan katıldığı, tahakkümün ortadan kalktığı evrensel bir insanlık idealini savunur.
Kara Aydınlanma (Neo-Feodal / Otoriter Hat): Çözümü “demokrasinin tamamen ilga edilmesi, mutlak hiyerarşi, siber-otoriter yönetimler ve kurumsal CEO-devlet modelleri” ile arar. Eşitliğin bir yanılsama olduğunu, toplumun biyolojik veya yetenek bazlı eşitsizlikler üzerine kurulu doğal hiyerarşilere boyun eğmesi gerektiğini savunur.
| Analitik Boyut | Aydınlanma | Kara Aydınlanma |
|---|---|---|
| Kalkış Noktası (Ortak Zemin) | Kapitalist modernitenin ve liberal demokrasinin yarattığı adaletsizlikler, yabancılaşma ve krizler. | Kapitalist modernitenin ve liberal demokrasinin yarattığı verimsizlik, karar hantallığı ve otorite kaybı. |
| Demokrasiye Yaklaşım | Biçimsel demokrasinin ötesine geçerek radikal ve doğrudan halk demokrasisini inşa etmek. | Demokrasinin işlevsiz, yıkıcı ve kaçınılmaz olarak kaosa sürükleyen bir “hata” olduğu gerekçesiyle tamamen reddi. |
| Eşitlik ve İnsan Anlayışı | Evrensel insan hakları ve ahlaki/siyasal eşitlik aksiyomu. | Eşitliğin doğaya aykırı bir mit olduğu; toplumsal hiyerarşinin ve seçkinci otoritenin kaçınılmazlığı. |
| Siyasal Rejim Sonucu | Halk iktidarı, sosyalist planlama, kamusal refah devletleri ve ortaklaşmacı formlar. | Şirket-devlet, mutlak monarşi veya teknokratik diktatörlük. |
| Teknoloji ve Bilim Vizyonu | Bilimin ve teknolojinin insanı sömürüden kurtaracak kamusal bir araç haline getirilmesi. | Teknolojinin, yapay zekânın ve veri analitiğinin kitleleri denetlemek/yönetmek için elitlerin hizmetine sunulması. |
IV. Siyaset Düzlemindeki Karşılığı: Faşizmin Dijital Maskesi
Kara Aydınlanmacı zihniyetin siyaset düzlemindeki karşılığı, temsili demokrasinin lağvedilerek yerine “teknokratik faşizmin” konulmasıdır. Siyaset, halkın karar süreçlerine katıldığı bir alan olmaktan çıkıp, algoritmaların, veri analitiği şirketlerinin ve milyarderlerin arka odalarında belirlenen teknik bir yönetim sorununa indirgenmektedir.
Nick Land ve benzeri akımların savunduğu “demokrasi ile kapitalizm bağdaşmaz” tezi, sermayenin halkın demokratik kazanımlarından duyduğu korkunun açık bir itirafıdır. Kara Aydınlanma, faşizmin geleneksel kitle hareketleri formundan sıyrılarak dijital, akıllı ve algoritmik bir maske takmış halidir.
Karanlığın Ötesine, Yeniden Ütopyaya
Bacon’ın 400 yıl önce başlattığı bilimsel çağ, bugün yol ayrımındadır. Bir yanda insanlığı transhümanist köleliğe ve ekolojik yıkıma sürükleyen Kara Aydınlanma; diğer yanda ise bu karanlığı yarmaya çalışan ezilenlerin, işçilerin, bilim emekçilerinin ve ütopyacıların mücadele azmi vardır.
En dipsiz maden kuyularından, en karanlık gecelerden, en kalın duvarların ve parmaklıkların ardından ışıltılı gökyüzünü arayanları selamlıyoruz. İnsana vurulan dijital ve ideolojik zincirleri kırmanın yolu, bilimi ve teknolojiyi sermayenin monopolünden kurtarıp yeniden toplumsal özgürleşmenin hizmetine sunmaktır.
Kara Aydınlanmanın dayattığı bu distopyaya karşı, yeni bir insancıl ütopyayı ve eşitlikçi geleceği örmek boynumuzun borcudur.
