Ekonomide sorun olarak nitelendirilebilecek tüm olgular, makroekonomik dengesizlikler, işsizlik, üretimsizlik, verim düşüklüğü, gelir dağılımı bozukluğu çok ciddi seviyelerde yaşanıyor. Yaşanan bu makroekonomik dengesizlikler, bütçe açığı, açığın borçla finansmanı, faiz artışı ekonomide bir kısır döngü oluşturuyor.
2002 yılında iç borç stoku 149 milyar TL iken 2025 yılında 8 trilyon TL’yi aşmıştır. Sürekli büyüyen iç borç stoku, bütçe harcamaları içinde faiz giderlerinin payını artırmakta, önümüzdeki yıllara daha büyük borç stoku devredilmektedir.
Sürekli verilen dış ticaret ve cari işlemler açıklarının ağırlıklı olarak dış borç ile finanse edilmesi, dış borç stokunu sürekli büyütmektedir. Bu durumun bir sonucu olarak 2002 yılında dolar cinsinden 130 milyar dolar olan dış borç stoku, 2025 sonu itibarıyla 518 milyar doları aşmış durumdadır.
Süregelen yüksek enflasyon ekonomide bir diğer temel dengesizlik göstergesidir. TCMB’nin enflasyon hedeflemesi, para politikası stratejisine, dezenflasyon söylemine karşın, fiili enflasyon hedeflerden büyük sapmalar göstermekte sonra buna gerekçe aranmaktadır.
2026 yılının ilk 4 ayında enflasyon beklentisi yüzde 18’den 6 puan artışla yüzde 24’e yükselmiştir. 6 puanlık artış aritmetik olarak yüzde 50 sapmadır. Ülkemizde yaşanan işsizlik yalnız ekonomik değil çok ciddi toplumsal bir sorundur.
Uzun yıllardır sıkça belirttiğim gibi ülkemizin jeopolitik bir beka sorunu yoktur ama ekonomik bir beka sorunu mevcuttur. Bu çok ciddi sorunun da çözümü liyakatli kadroların oluşturulmasıdır. Artık bu dünyanın içinde bulunduğu konjonktür gereği elzem bir noktadadır.
Makro açıdan dünyamızda ve ülkemizde yaşanan jeopolitik gelişmeleri de ele alırsam; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova ziyareti çok önemliydi. Hakan Fidan, Rusya lideri Vladimir Putin ve Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov dışında çok önemli üç isimle de görüştü. Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkanı (FSB) Aleksandır Bortnikov, Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı (SVR) Sergey Narışkin, Rusya Genel Kurmay İstihbarat Başkanı (GRU) Igor Korobov.
Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek 36. NATO Zirvesi öncesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Karadeniz, Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Ege’de yaşayabileceği sorunlara karşın atacağı adımları uluslararası platformlarda en üst seviyede değerlendirmektedir.
Türkiye başarılı bir diplomasi ile İran üzerinden bölgeyi ateş topuna çevirecek bir mezhep savaşını ve İran’ın parçalanmasını engellemiştir. Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında oluşturulan ittifakın ve Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan “Güvenlik ve Askeri İş Birliği ile Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması” mutabakatının önemi önümüzdeki süreçte çok daha iyi anlaşılacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti proaktif olarak sahadadır.
Dünya coğrafyasında yaşanan tüm kavga aslında Amerika ile İngiltere arasındadır. Dünyada iki büyük derin devlet yapısı vardır. Birincisi İngiltere derin devlet yapısı, ikincisi ise Amerikan derin devlet yapısıdır. Dünya paylaşımının önemli adımlarından biri olan Birinci Dünya Savaşından sonra İngiltere, Fransa’yı da öteleyerek güneş batmayan imparatorluk adını verdiği bir sistem dizayn etmişti. Avusturalya’dan Kanada’ya kadar tüm coğrafyalarda sosyoloji ve ekonomiyi elinde tutan Londra merkezli bir yapı oluşturulmuştu.
İkinci Dünya Savaşından sonra bu yapı tamamen değişip ABD’nin kontrolüne geçti. İşte kavga burada başladı. İngiltere eskisi gibi güneş batmayan bir imparatorluk istiyor. İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya öne çıkarılıp A. Hitler yaratılmıştı. Çok sonra görüldü ki A. Hitlerin arkasında Rockefeller grubu petrolde, Ford grubu makinalarda yani Amerika vardı. A. Hitler’in yaratılmasını Birinci Dünya Savaşı sonrası dünya coğrafyasını ele geçiren İngiltere’nin sonu olarak okumak gerekiyor.
1941’de Kanada açıklarında bir savaş gemisinde ABD Başkanı F. Roosevelt ve İngiltere Başbakanı W. Churchill gizlice buluşmuşlardı. Resmi kayıtlara göre Churchill şunları söylemişti: “Artık bize yardım edin. Her gün 1500 Alman uçağı İngiltere’yi bombalıyor. Dayanacak gücümüz kalmadı.” Roosevelt de şöyle bir cevap veriyordu: “Bir şartla savaşa gireriz. Artık dünya coğrafyasında tarihi Amerika yazacak.” Antlaşma sağlanıyor ve ABD İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya sisteminin yöneticisi oluyordu. Şu çok net söylenebilir, İngiliz derin devleti politikalarını satranç oynar gibi yönetir, ABD derin devleti ise daha ziyade tavla oynar gibi politikalarını yönetir. Yani ABD zar ne gelirse ona göre oynar.
Geçmişte Amerika ve SSCB’nin antlaştığı çift kutuplu dünya düzeninden sonra 15 Ağustos 2025’te Alaska’da bir araya gelen V. Putin ve D. Trump dünyanın nasıl devam etmesi gerektiği konusunda antlaşmaya vardılar. ABD derin devletinin senaryosunu yazdığı başrolünü Rusya’ya, yardımcı başrolünün Türkiye’ye verildiği bir sürecin içerisindeyiz. 15 Ağustos 2025’te Alaska’da varılan sonuç büyük ve kanlı olacak olan Üçüncü Dünya Savaşı’nın nerede, ne zaman ve nasıl olacağıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin dış politikalarda attığı adımları da, iç siyasetteki gelişmeleri de bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Aydınlık bir ay dileğimle,
