Son yılların gündemde giderek daha fazla yer bulan terimi oldu antroposen. Bir yandan “ne zamandan beri?”sorusunun yanıtı aranırken diğer yandan “antroposen nitelemesi ne denli doğru?” sorusu filizlenir oldu zihinlerde.
Anımsatmak gerekirse, kimi düşünürler dünyanın yeni bir çağa girdiğini savlıyorlar. Bu görüştekiler yeni çağa “antroposen” adını yaraştırmaktalar. Yine bu düşüncedekiler başlangıç noktasına karar verme çabası içindeler.
Antroposen adını dağarcığımıza Hollandalı atmosfer kimyacısı Paul Crutzen’in geçtiğimiz yüzyılın sonunda, 2000’de eklediğini biliyoruz.
2014’ten başlayarak da antroposen üzerine tartışmaların bilimsel düzlemde hızlandığını görüyoruz.
Bir grup, antroposenin başlangıcını geçtiğimiz yüzyılın ortalarına tarihlerken bir başka grup Sanayi Devrimi’ni sıfır noktası olarak alma eğiliminde.
İnsan etkinliklerinin yerkürede yarattığı sonuçların Tarım Devrimi’yle başladığını ve dolayısı ile de başlangıç noktasını buraya taşımak gerektiğini öne sürenler eksik değil.
Antroposen’in başlangıcını ilk atalarımızın araç, gereç geliştirmeleriyle ilişkilendirenlerin de olduğunu bilmekte yarar var.
Bu adlandırma birçok kişi için akla yatkın görünse de yerbilimcileri bu adlandırmaya ikna etmek hiç kolay değil. Çağları adlandırmada stratigrafiye (katmanbilim) dayanmak isteyen yerbilimcilerin bu titizliğine saygı duymak gerekiyor.
Bu bağlamda kanıt bulmak için kayaçlar üzerinde çalışanların varlığı bilinmeli.
Antroposen’i yeni çağın adı olarak koymak isteyenlerin günümüzden 11.000 yıl önce biten son buzul çağını izleyen Holosen’i sona erdirmek istediklerinin altını çizmekte yarar var.
Herhangi birimiz için kolay olan bu adlandırma için yerbilimcilerin desteği olmazsa olmaz gereklilikte.
Antroposen adlandırması girişimi insanı öne çıkartan, başatlaştıran bir durum.
Homo sapiens’in Darwin Devrimi’ne karşı çıkarcasına doğanın bir parçası olmak yerine yerkürenin efendisi olmaya hevesli oluşu göz ardı edilemeyecek düzeye erişmiştir.
Kimi düşünürlerse haklı olarak antroposen adlandırmasıyla insanın günah keçisi yapılmasına karşı çıkmaktadır. Onlara göre, her ne kadar insan edimi gibi görünse de bir çok gelişme, temelde insanlara dayatılan yaşam ve üretim biçimleri sorumludur tüm bu olumsuzluklardan.
Kapitalosen, işte bu eğilimden kaynaklanan adlandırma olarak düşmüştür gündeme.
Benzer şekilde dağarcığımıza eklenen bir başka terim plantasyonosen olmuştur. Bilim felsefecisi Donna Haraway plantasyonoseni şu şekilde tanımlamış.
“…insanların egemenliği altındaki tarlaların, otlakların ve ormanların yıkıcı bir şekilde köle emeği ya da başka sömürü biçimleri aracılığıyla kapalı plantasyonlara dönüştürülmesi”
Tam bu noktada, olumsuzluğun insan eliyle yaşama geçirilmesine karşın insanı buna yönelten anlayışa dikkat çekmekte yarar var.
Haraway’in alanyazınına eklediği bir başka terimse sesletimi bile güç olan Cthulusen olmuştur. Haraway bu terimi türetirken mitikk, kozmik, çok dokunaçlı tanrımsı uzaylı karakter Cthulhu’dan esinlenmiş. Cthulhu, bireysel gibi görünen varlıkların gerçekte anlaşılamayacak kadar karmaşık bir bağlantısallık içinde olduğunu simgeler. Bu durumu da şöyle örneklemek olasıdır.
İnsan bedeninde, çoğunluğu sindirim sisteminde olmak üzere mikrobiyom olarak nitelenen çok sayıda mikroorganizma bulunur. Bunların sayısı konuk oldukları insan bedenindeki hücrelerin sayısından bile fazladır. Bu gerçekten yola çıkan Haraway bireyliğin bir yanılsama (illüzyon) olduğu yargısına varır.
Haraway, bu bağlantısallık metaforunu tüm canlıların ortak kökenden türediği gerçeğiyle de ilişkilendirerek canlıların kardeşliği anlayışını öne çıkartmayı amaçlamıştır.
Chthulusen penceresinden bakıldığında insanın dünyaya ve bir parçası olduğu doğaya egemen olma ve onu değiştirme yetkisinin tartışılması kaçınılmaz olur.
Haraway’in, Antroposen’in karşısına koyduğu Chthulusen türler arası hiyerarşiyi yadsıyan yönüyle de önem taşır.
Başka deyişle, insan dışı hayvanları öne alan, insana özgü değerleme anlayışını geride bırakan devrime eşdeğer paradigma değişikliği bugünün önceliği olmak durumundadır.
Sosyal bilimci Ursula Heise’nin “antroposen düşüncesini insana odaklanmaktan kurtaracak, insanın ötesine geçen bir demokrasinin zamanı geldi” sözleri önümüze koyulan görevi tanımlaması bakımından önemsenmeyi hak etmektedir.
Antroposen’i olumsuz bağlamından kurtarmanın bir eylem gerektirdiği kuşkusuzdur.
İyi antroposen olası mı?
Fransız rahip ve filozof Pierre Teilhard de Chardin’in 1920’de insan zekâsına gönderme yaparak ortaya attığı “noösfer” kavramından söz etmekte yarar var. Yunanca akıl, zihin anlamına gelen nous kökünün küre anlamına gelen sferle birleşmesinden doğan bu terim “akılküre” olarak türkçeleştirilebilir.
İyi antroposen beklentisi içinde olanlar canlılar dünyasında insana özgü olan kimi bilişsel özelliklere güveniyorlar.
Bunca olumsuzlukla yüz yüze olan insanın bunların üstesinden gelebilme yeteneğinde olduğunu düşünmek elbette hatalı bir yaklaşım sayılmaz.
Sorun, apaçık ortada olan bu olguyu yaşamımıza sokan tercihlerden vazgeçmekte düğümleniyor.
Güncelden bir örnek vermek gerekirse.
Filistin’de yaşanmakta olan insanlık trajedisine kayıtsız kalmayan bir insanlık vicdanından söz edilebilir. Buna karşılık, bu vicdanın olduğu yerlerde Filistin konusunda devinmeye hiç de istekli olmayan yönetsel yapılar olduğu da ortadadır.
Başka deyişle, insanlık birey olarak saptadığı doğruları yönetselliğe yansıtamamaktadır.
Antroposen tartışmaları çevresinde kümelenen sorunların önde geleni de buna benzer bir durumu yansıtıyor.
Akıl, bilgi ve bilim insanlığın farklı başlıklar altındaki etkinliklerinin dünyayı ve insan dışı yaşamı zora soktuğunun oldukça farkındayken, bu farkındalığı eyleme dönüştürecek yönetimlerden yoksundur.
Noösfer bu bakımdan bir sınavdadır.
Sınavdan geçer not alırsa dünyayla birlikte kendisini kurtaracaktır.
Alamazsa bir başka yok oluş yaşanacak ve yaşam başka öznelerle ve içeriklerle sürecektir.

