Küresel Liderlikten Seçici Angajmana: ABD Stratejisinde Paradigma Değişimi

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi (Aralık 2025) ve Ulusal Savunma Stratejisi (Ocak 2026) ABD dış politikası ve uluslararası ilişkilerde yaşanan değişim ve tartışmaların resmi bir ilanı olarak kabul edilebilir. Mevcut yönetimin dış politikasının Soğuk Savaş sonrası ABD yönetimlerinin stratejilerinden farklı olduğu ifade edilmiştir. Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin liberal değerlere dayanan müdahaleci dış politikasından vazgeçildiği, realist bir dış politika takip edileceği belirtilmektedir.

Her iki stratejideki konular ABD dış politikasının geleneksel idealizm- realizm tartışmasına kadar götürelebilir ve bu kapsamda değerlendirilebilir. Amerikan’ın dış politika tarihine bakıldığında iki gelenek arasında gidip geldiği, bazen birinin ağır bastığı, zaman zaman da ikilemde kalındığı görülmektedir. Kissinger’in özellikle bu ikileme vurgu yaptığını da biliyoruz (Kissinger, 2013; 329). Ülkemizde de birçok defa referans gösterilen Zbigniew Brzezinski ABD’nin Avrasya jeopolitiğine odaklanması gerektiğini ve son yıllarda Türkiye’de de görüşleri alınan John Mearsheimer ve Stephen Walt gibi uluslararası ilişkiler akademisyenleri ABD‘nin realist dış politika çizgisine dönmesi gerektiğini sıklıkla söylemiştir.

Çin’in yükselişi, Hint-Pasifik bölgesinin ekonomik büyüklüğü, Avrupa ve Rusya jeopolitiği, NATO mali yük paylaşımı, Orta Doğu ve Kore Yarımadası’nda bölgesel aktörlerin daha fazla sorumluluk alması ulusal güvenlik stratejisinin temel konularıdır.

Hint-Pasifik 21. yüzyılın ekonomik ve jeopolitik mücadele bölgesi olarak tanımlanmıştır. (Ulusal Güvenlik Stratesiji,2025; 19). ABD’nin bölgeye olan ticari bağlantısının devam ettirilmesi, dünyanın en büyük pazar bölgesi olması nedeniyle (gelecek dönemde dünya ekonomisinin yarıdan fazlasını teşkil edecektir) ulusal güvenlik ile ilişkilendirilmiştir. Hint-Pasifik tek bir ülkenin hegemonyasında olmamalıdır. Bunun engellenmesi için askeri güç dengesi korunmalıdır. (Ulusal Savunma Stratejisi, 2026).

Çin’in her parametrede ikinci büyük ülke konumuna geldiği, ABD’nin 19. yüzyıldan bu yana karşılaştığı en güçlü devlet olduğu ve büyümeye devam ettiği ifade edilmiştir. Çin’in düşük ve orta gelirli ülkelerle olan ticareti 2020-24 arasında iki katına çıkarken, aynı zamanda tedarik zincirlerindeki kontrolü artmıştır (Ulusal Güvenlik Stratejisi, 2025). Bu eğilime örnek olarak Çin’in gelişmekte olan ülkelerdeki ticari varlığından bir süredir bahsedilmektedir. Örneğin, Çin’in küresel güney olarak tanımlanan ülkelerle olan ticareti ABD’nin söz konusu ülkelerle olan ticaretini geçmiştir. Örneğin, ASEAN ülkelerinin Çin’in ihracatındaki payı yüzde 16, Afrika yüzde 5 ve Güney Amerika yüzde 8’dir (Lubin, 2025). Çin’in ekonomik büyüklüğü doğal olarak ABD ulusal güvenlik ve çıkar hesaplarında birincil konumdadır.

Rusya, NATO’nun doğu Avrupalı üyelerine tehdit oluşturmaya devam edecektir lakin yönetilebilir bir tehdittir (Ulusal Güvenlik Stratejisi, 2025). Bugün gelinen noktada, Avrupalı devletler NATO bünyesinde savunma harcamalarında artış yaparken, Ukrayna’nın desteklenmesinde birincil aktör oluyorlar. ABD yönetimi Ukrayna-Rusya savaşını Avrupa meselesi olarak değerlendirmekte ve Avrupa’nın ön plana çıkmasını istemektedir. Tek başına Almanya ekonomik olarak Rusya’yı geçmektedir. Savunma ve güvenlik harcamalarında daha fazla sorumluluk alınmasıyla (%5) Ukrayna’nın savunulması dahil olmak üzere, Avrupa bu tehditi yönetebilecektir.Özellikle, Almanya görünür bir şekilde savunma ve güvenlik harcamalarında artışa girmektedir. Bunun için borç freni/kısıtlaması, Schuldenbremse, meclis oylamasıyla kaldırılmıştır.

Orta Doğu’nun ABD dış politikasındaki öncelikli konumunun sonlandırılmasıyla ilgili olan önemli bir gelişme ise ABD’nin kaya gazı teknolojisi ile doğal gaz çıkarması ve LNG ihracatçısı olarak küresel enerji jeopolitiğindeki artan etkinliğidir (Yergin, 2021; 426). Bir diğer ifadeyle, ABD’nin net enerji ihracatçı konumuna gelmesi Orta Doğu’nun ABD dış politikasındaki önemli konumunu göreceli olarak azaltmıştır. Kore Yarımadası’nda ise Güney Kore’nin daha fazla sorumluluk almasıyla “sorumluluk dengesinde” değişim amaçlanmaktadır. Söz konusu politikalar bölgeselleşme eğilimini destekler niteliktedir ve bölgesinde belirleyici devletlerin (ekonomik ve askeri olarak) ön plana çıktığı argümanıyla da örtüşmektedir.

Sonuç yerine

Hint-Pasifik bölgesinin dünya ekonomisindeki artan payına yönelik stratejinin uygulanma aşamasına geçildiğini kabul edebiliriz. Hint-Pasifik tek bir ülkenin, özellikle Çin’in, hegemonyasında olmamalıdır. Bunun engellenmesi için askeri güç dengesi korunmalıdır.

Çin, ABD‘nin Avrasya stratejisinin bir parçasıdır. Avrasya kıtasındaki üstünlüğü küresel liderliğini de etkilemektedir. Çin’in uluslarası ekonomi ve ticaretteki artan etkinliği ile kıyaslandığında Rusya’nın Avrupa’ya teşkil ettiği ekonomik ve askeri tehdit, ABD’nin öncelikli ulusal çıkarı değildir. Enerji jeopolitiğinde yaşanan değişimle birlikte Orta Doğu’da eskisi kadar müdahil olması gerekli değildir. Söz konusu gelişmeler ABD’nin seçici angajman ile Hint-Pasifik bölgesine daha çok odaklanacağına işaret etmektedir.

Kaynakça

Henry Kissinger (2014) World Order: Reflections on the Character of Nations and the Course of History. Penguin Books.

Lubin, D. (2025) Will economic policy win China friends in the Global South? Chatham House.

https://www.chathamhouse.org/2025/09/will-economic-policy-win-china-friends-global-south/introduction

National Security Strategy of the United States of America (2025) The White House.

https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2025/12/2025-National-Security-Strategy.pdf

National Defense Strategy (2026) Department of War.

https://media.defense.gov/2026/Jan/23/2003864773/-1/-1/0/2026-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY.PDF

Yergin, D. (2021) The New Map: Energy, Climate and the Clash of Nations. Penguin Books.

Bunları da sevebilirsiniz