Ocak ayının son günlerine doğru Michael Parenti’nin ölüm haberini öğrendim. Çeşitli haber ve bilgi kaynaklarında bu konuda bilgi yok gibiydi. Bunun neye yorulacağı benim için anlaşılır durumdaydı. Çünkü adından fazla söz edilmemesi konusunda dünyasal düzeyde üzerinde anlaşılmış olan kavramlar ve kişiler vardı, ve bu, ana akım medya ve başka çok şey tarafından uygulanmaktaydı. Örneğin, “emperyalizm” böyle bir kavramdır. “Parenti” de kişi olarak bu sakıncalıların başında gelenler arasındadır.
Bunları birer birer ele alalım.
Önemli Bir Kavram: Emperyalizm
“Emperyalizm”, bir 20. yüzyıl kavramı olarak dolaşıma girmiştir ve günlük kullanım derecesinde de yaygınlaşmıştır. Yani “modern” bir yeni sözcüktür. Ancak belirli bir anlayış çerçevesi dışında bu kavrama rastlanması olanaksızdır. Belirli anlayış çerçevesi, sosyalistliği ve milliyetçiliği kapsar. Eksikliğinde küresel ekonomi ve siyaset açıklanamaz olur, güncel gelişmeler yorumlanması bakımından zorluklar içine girer.
Emperyalizm kavramı ve (elbette) olgusu, öncelikle Rusya’nın ve Türkiye’nin, her yerden önce bu iki ülkenin devrim pratiklerinde ve yazınında karşımıza çıkmıştır. Sanıyoruz bunlar kelimenin ilk kullanım alanlarıdır.
Lenin, “Emperyalizm” adını verdiği teorik çalışmasıyla kapitalizmin bir yeniliğini ve dönüşümünü siyasetler temelinde açıklar. Emperyalizmin, ekonomik kaynağı ile kapitalizmle ilişkisi ve siyasete yansımaları üzerinde tahliller yapar, sonuçlar çıkartır.1 Örneğin, emperyalizm tekelleşme, mali sermaye, ilhak eğilimi, silahlanmacılık, savaşçılık ve saldırganlıktır. Bütün gelişmiş kapitalist Avrupa ülkeleri emperyalist olmuştur. Bu yüzden Avrupa’nın bütün büyük devletleri silahlanmaya yönelir. Dünya, o zamana kadar görülmemiş ölçülerde bir büyük savaşın içine girer (1914). Lenin bu savaşa karşı çıkar, bu savaşı mahkûm eder. Çünkü bu savaş emperyalist bir savaştır. Dar bir çıkar birliğinin siyasetidir.
Ancak Avrupa’da her iktidar, her yönetim savaşı savunmakta, bu savaşta yer almanın doğru olduğunu düşünmektedir. Savaş kaçınılmazdır. Buna göre hareket eder, bloklar oluşur. Üstelik Avrupa’daki devrimci partiler de emperyalist savaş ateşiyle imtihana sokulmuştur, ancak bu sınavdan da çok kötü not alıp geçememişlerdir. İşçi sınıfının partileri kendi ülkelerinin bu savaşa girmelerini, bu savaşta kendi devletlerinin savaşmalarını doğru bulmuştur. Proletarya partileri, yıkmak istedikleri burjuva yönetimlerin savaşçı olarak desteklenmeleri doğrultusunda siyaset belirlemişler ve savaştan yana olmuşlardır. Lenin’e göre, büyük bir yanlıştır. Böyle partilerin devrimci olmadıklarını ileri sürer. Bu yüzden savaş destekçisi partilerle yolunu ayırır. Lenin’in bu savaş karşıtı politikası, devrim güçlerini ilerletir, savaş bittiğinde ise bunun tek doğru olduğu anlaşılır.
Daha savaş bitmeden Rus Devrimi gerçekleştiğinde (1917), emperyalist taraflardan biri içinde olan Rusya savaştan çekilir.
Mustafa Kemal Paşa, Büyük Savaş bittiğinde (1918), savaş açtığı düşmanının emperyalizm olduğunun bilincinde olarak milli direnişe önderlik eder. Samsun’da Anadolu’ya çıkmasıyla bir milli mücadeleye giriştiğini ilan ettikten sonra, emperyalizm sözcüğünü kullanmaya başlar. “Emperyalizmin” keşfine katılmıştır. Yazdıklarına bakıldığında emperyalizm sözcüğünü dilinden düşürmüyor gibidir. Türkiye büyük savaşta emperyalizme karşı savunma savaşı vermiştir, savaştan sonra gene de savunma savaşı verecek, ülkesini savunmaya devam edecektir. Bağımsızlığı amaçlamıştır. Cihan Savaşının galibi Avrupa devletlerinin (İtilaf Devletleri) ülkesini işgal etme ve paylaşma planlarından kurtulmaya çalışmaktadır. Türkler, milli bağımsızlıkları uğruna emperyalizme karşı ‘Ya İstiklal, Ya Ölüm’ diye savaşmaktadırlar. Mustafa Kemal bu mücadele boyunca emperyalizm kelimesini hep kullanmaktadır, söylemi emperyalizme karşı olmaktır. Bağımsızlık mücadelesi emperyalizme karşı verilir.2
Türkiye bu bağımsızlık savaşını verirken Sovyet Devrimini yanında bulmuştur. Devrim Rusya’sı Türk Devrimini desteklemektedir. Rusya ve Türkiye’deki devrimci mücadeleler aynı hedef etrafında birleşmiş, iki ülke yan yana gelmiş, emperyalizme karşı birlikte savaşmışlardır. Rusya’da devrimci partinin emperyalist savaşa ve emperyalizme karşı ürettiği politika, Türkiye’nin emperyalizmden kurtulma mücadelesiyle kaynaşmıştır. Türkiye’nin savaş sırasında Çanakkale Boğazı vatan savunmasında Rus Devriminin ezilmesini önleyen ve bu şekilde Rus Devrimine yol açan, onu mümkün kılan kahramanca direnişi, Rus Devriminin Türk bağımsızlık savaşına borcu olmuştur. Rus devrimcileri Türk devrimcilerini desteklemiştir. Düşman ortaktır, emperyalizmdir. İngiliz ve Fransız emperyalistleri Rusya’da Çarlık generallerini savaşa sürmüşler, Türkiye’de Yunan ordusunu İzmir’de karaya çıkararak Anadolu’yu işgal ettirmişlerdir.
Mustafa Kemal, emperyalist savaşın başka türlü farklı bir savaş olduğunu görmüş, kavramış, böyle bir savaşın, emperyalist savaşın içinde olmanın yanlış olduğunu düşünmüş ve yazmıştır. Savaşın gerekliliği kendini korumakta yatmaktadır. Ona göre, saldırıya uğramadıkça savaşmak doğru değildir. “Millet hayatı tehlikeye maruz kalmayınca, harp bir cinayettir” demiştir.3 Dikkat edilirse bu sözleri, mesleği askerlik olan, ordusunda en yüksek mevkilere yükselmiş bir general söylemektedir. Çünkü bu büyük asker kapitalizme ve emperyalizme karşıdır. Mustafa Kemal Paşa antiemperyalisttir.4
20. yüzyılda, Büyük Savaşın sonunda gerçekleşen bu emperyalizme ve savaşa karşı birlikte mücadele, yalnız bu iki ülkenin sınırları içinde düşünülecek olaylar değildir, dünya çapında olaylardır. Çünkü yeni bir tarih yazılmaya başlamıştır, emperyalizme karşı mücadele yürütülmektedir, emperyalizme karşı ezilen ülkelerin kurtuluş savaşları çağı açılmıştır.
Böylece “emperyalizm”, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde o günlerin en önemli kavramlarından biri olarak insanlığın hayatına girdi. 19. yüzyılın son on yıllarında yeni bir kavram olarak üretilmiş ve siyasetle bilim alanlarında yer kaplamaya başlamıştı. Lenin, kapitalizmin değerlendirilmesinde yeni bir aşamaya girildiğini görmüş ve bu konudaki gelişmeleri, bilimsel değerlendirmeleri takip etmişti.5 Ancak emperyalizm, akademik kavramlar arasına itilmeye, sınırlanmış ve özel seçkinlere özgü bir “modernlik” dünyasına aitmiş gibi görünür olmasına çalışılsa da, insanlığın günlük hayatının temel bir kavramı olduğundan herkesin duyacağı ve öğreneceği bir şekilde yayıldı. Aslında ekonomi ve siyaset dünyasına ait sayılmalıydı, ancak ekonomi ve siyaset dünyasının da dışında tutulmaya çalışılarak Batı’da “akademi”nin malı sayıldı. Duyulması engellenmek, ses geçirmez duvarlara hapsedilmek isteniyordu. Bu şekilde “gelişmiş” Batı’yı, Avrupa’nın “büyük devletlerini” karşılayan bir kavram haline gelmesi önlenmek istendi. Buna rağmen, nerede Batı’nın bir sömürüsü ve müdahalesi varsa, nerede Batı’ya karşı devrimci bir gelişme ortaya çıkmışsa bu kavram orada alabildiğine serpiliyordu. Zaman, ezilen milletlerin emperyalizme karşı verdiği mücadele dönemiydi. Bu yüzden o günlerden sonra çağa adını verecektir, “emperyalizm çağı”. Artık dünya, bu kavramın ekseni olduğu bir noktaya gelmiştir. Emperyalizm kavramının kullanımının örnekleri önce o yüzyılın devrimlerinde, sonra bütün dünyada bağımsızlık savaşlarında görülmüştür. Çünkü emperyalizmin el atmadığı bir alan, sömürmek istemediği bir ülke, talan etmeyeceği bir toprak yoktur.
Batılı devletler kendilerinin emperyalist olduklarını söylemezler. Tam tersine, bu kavramın kendileri için kullanılmasına karşı önlem almaya çalışırlar. Bu konuda en çok başvurdukları, kendilerinin uygar oldukları, emperyalist olmadıklarıdır. “Emperyalizm”, olumsuzu ve kötüyü ifade ettiği için, bu da artık çok iyi bilindiği için bunu örtmeye çalışmak gerekir. Buna karşı bu amaçla “uygar”ı bulmuşlar, uygarlık götürerek iyilik ettiklerini söylemeye çalışmışlar ve yardımsever pozuna bürünmeyi seçmişlerdir. Çünkü, sömürge yaptıkları dünya uygar değildir, uygarlaşmaları ancak onların sayesinde gerçekleşebilir! Uygar Batı, uygar olmayan Doğu’ya uygarlık götürmektedir!
Batılı aydınların Batıcı olanlarının emperyalizm kavramına karşı tasarladıkları yöntemlerden bir başkası, emperyalizm sözcüğünün sadece tarihteki büyük devletlere imparatorluk denebileceği yolunda bir söyleme sahip olmaktır. Avrupa dillerinde Latinceden gelme “imperium”, imparatorluk demektir. İmparatorluklar dönemi ise tarihsel olarak bitmiştir, 20. yüzyılda büyük devletlere imparatorluk denemez, daha doğrusu 20. yüzyıldan beri günümüzde “emperyalizm” yoktur.
Böylece bu sözcüğün kendileriyle bir ilgisi bulunmaktadır. Oysa modern anlamda emperyalizm kapitalizmin en yüksek aşamasının adıdır.
Yüz yılı aşkın süredir emperyalizme karşı dünya çapında mücadeleler verilmektedir ve emperyalizmle karşı karşıya gelmemiş tek bir ülke yoktur. Bugün emperyalizme savaşçı ve saldırgan olduğundan, ırkçı ve ayrımcı olduğundan, sömürücü ve sömürgeci olduğundan dolayı karşı çıkılması gerektiğinden, emperyalizm sorunu bütün dünyanın sorunudur.
Oysa bugün yetişme çağındaki gençler, bu sözcüğün içinde bulunduğu dünya gerçekleriyle ve siyasetleriyle ilgili bir şeyler söylendiğinde emperyalizmin ne olduğunu sormaktadırlar. Çünkü “emperyalizm”, ders kitaplarında yoktur, günlük gazetelerde kullanılmaz, bu sözcüğe “sosyal medya” denilen “özgür” ve serbest alanda rastlanılmaz. Bu yüzden yeni yetişen kuşaklar içinde bu sözcüğü hiç duymamış olanlar vardır. Kullanılması ve duyulması istenmediğinden emperyalizm sözcüğü günlük hayatımızın dışına sürülmüş gibidir.
Gelelim M. Parenti’ye.
Önemli Bir Kişi: Michael Parenti
Düşündüklerini sergilemeye başladıktan ve haksızlıklarla mücadele etmeye giriştikten sonra hayatı zorlaşmaya başlayan Michael Parenti bir üniversitede başladığı işini kaybeder. Hakkını arar. Başka bir üniversitede iş bulduğunda şartlarla karşılaşacaktır. Mücadele eder. Bu arada akademik çalışmalarını yapmakta, yazılar, makaleler yazmakta, çalışmalar yayınlamakta, yavaş yavaş tanınır hale gelmektedir. Ufak bir kusuru vardır, konusu ağırlıklı olarak emperyalizmdir. Sermayeyi, piyasayı, kalkınmayı, ekonomik “gelişmeyi”, uluslararası ilişkilerde yardım ve borcu, siyasi müdahaleleri, silahlanmayı, terörizmi, demokrasiyi, komploları, eğitimi, ayrımcılığı, ırkçılığı vb. bıkmadan usanmadan anlatır. Her yaptığı önlenmeye çalışılmakta, her yazdığı rahatsızlık nedeni olduğundan uyarılara, ihtarlara, cezalara ve tepkilere yol açmaktadır. Suçlanmalara uğraması ve hak arama girişimlerinde bulunması bıktırıcı olmasına rağmen hayatını böyle sürdürür.
Amerikan üniversitelerinde onun sesi duyulur, ders verdiği zamanlar çok ilgi görür. Yazdığı kitaplar neredeyse bütün dünyada basılır ve satılır olmuştur.6
Amerika’nın düzeni bakımından bir sorun olan devrimci Parenti rahatsız edilerek bir yaşam sürmek zorunda kalmıştır. Bunun fazla bir önemi yoktur, ancak bu durumda başedilemez olan insanlara

uygulanan yok sayma yöntemi devreye sokulur. Gerekmedikçe adından söz edilmez, yokmuş gibi davranılır. İşte adının mümkün olduğunca bilinmezlikler durumunda olması istenen insanlardan biri de Parenti’dir.
Fakat gene de boşuna. Her şeye rağmen Parenti bir antiemperyalist olarak bütün dünyaca tanınmaktadır. Hayatı karartılmak istenmesine rağmen, ne yapılırsa yapılsın, adı bir türlü karartılamamıştır.
İnsanlığa, başta Amerikan toplumuna ve her yere adı ulaşmış olan Parenti, emperyalizm konusunda sönmez bir ışık olmuştur.
Michael Parenti bozulamayan bir büyü gibidir.
20. yüzyılın başında İtalya’dan ABD’ye göç eden bir ailenin çocuğu olarak Parenti, 1933 yılında ABD’de doğdu. Babası İtalyan tarzı ekmekler üreten küçük bir fırın devralmıştı. Çocukluğunda orada çalıştı ve büyük üretim tekellerinin küçük üreticileri, büyük “market” zincirlerinin küçük bakkal dükkanlarını ortadan kaldırma süreçlerini o dönemlerde yaşadı.
Üniversitede okurken haftanın belirli günlerinde babasına yardım ediyor, fırına gidiyor, orada çalışıyordu.
İyi bir eğitim aldı. Geniş bakışı ve araştırıcı yönüyle akademik kariyerini ilerlettiğinde üniversitelerde ders vermeye başladı. Bu arada tarihçi, hukukçu, ekonomist olarak yetkinleşti. Amerika’nın kapitalist düzenine eleştirel bakıyor, yasal olmayan uygulamalara direniyor, haksızlıklara, eşitsizliğe, ırkçılığa tepki gösteriyor, Hıristiyanlığın savunulmasına, dinin arkasına sığınılmasına karşı çıkıyordu.
Yaptığı şeylerden biri, emperyalizmin aslında imparatorluk olduğunu yazmaktı. Emperyalizmi çok iyi tanıyordu ve tanımlıyordu, ama günümüzün emperyalizmi o dönemi geçmiş, son kullanım tarihini geride bırakmış impatorluklar gibiydi. Bilinir, imparatorluklar geniş araziler üzerinde olurdu, emperyalist devletler de öyleydi, imparatorlukların kendi yasaları olurdu, şimdiki emperyalistlerin de öyledir, imparatorluklar gücü ölçüsünde her istediğini yapardı, günümüzün emperyalistleri de öyle oldular…
Günümüzde ABD… Parenti’nin kafasını taktığı konu buydu. İkinci emperyalist savaşın sonunda dünya jandarmalığına soyunan ABD ne yerinde, ne kıtasında duruyor. Her geçen gün Amerikan emperyalizminin yeni bir saldırganlık alanı yarattığını görüyoruz. Haydutça eylemlerde ve açık işgal beyanlarında artık öyle pervasız ki her şeyi açık açık yapıyor ve söylüyor. Yakın geçmişe kadar “kılıflar” kullanıyordu, bunlar da yorumlar gerektiriyordu. İşte o zaman Parenti gerekli oluyordu. ABD’nin içinde yer aldığı olayları Parenti’den sorun, hevesle anlatırdı. Ama anlattığı, her olayın içyüzüdür, görünmeyen tarafıdır, teşhiridir. Bu da, her yerde anlatılan değildir, onun anlattığıdır.
Körfez Savaşının yalanları, uyuşturucuyla savaş hikayesi, kimyasal savaş, örtbas edilmeler faslı, büyücü ekonomisi, görünmez katliamlar, Endonezya’da olanlar, Yeltsin darbesi, Kennedy suikasti, ganster Amerikan devleti vb. Bütün bunlar, gerek ABD içi uygulamalar ve gerek Amerikan parmağının olduğu çarpıcı dünyasal müdahaleler ve olaylar Parenti için bir görev gibi ele alınıyordu.
Geniş bakışını ve olağanüstü birikimini cesaretinin arkasına yerleştirdi. Böylece Amerika’da da devrimci olunabileceğini, Amerika’dan da devrimciler çıkabileceğini kanıtlayan bir hayat yaşadı.
O, “görmezden gelinenler”den biriydi. Bunu da en iyi kendisi açıklıyordu. İmparatorluğa savaş açanlar, yaşarken mezara konulmaya çalışılır!
“iktidara sadece gerçeği söyle
ve kendi gücünün arttığını hisset
Senin yaşamın bir bilinmeyenin kanıtıdır
geriye karşı ve ileriye doğru mücadelemin
çeliklere ve örümcek ağlarına karşı”7
NOTLAR
1 V.İ. Lenin, Emperyalizm / Kapitalizmin En Yüksek Aşaması (1916), Sol Yayınları, Ankara 2006.
2 Atatürk’ün Kaleminden 7, Emperyalizm ve Tam Bağımsızlık, Kaynak Yayınları, İstanbul 2018.
3 “Adana Çiftçileriyle Söyleşi” (16 Mart 1923), Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 15 (1923), Kaynak Yayınları, İstanbul 2005, s. 215.
4 Türk Devrimi yönetici kadrolarında emperyalizme karşı savaşıldığını elbette herkes bilmektedir ve bu sözcüğü kullananlar arasında onlar da bulunur. Şaşıracaksınız, ama söyleyeyim, emperyalizm sözcüğü karşı cephede de bir kez kullanılmıştır. Emperyalizme teslim olan, Kurtuluş Savaşını önlemek için yapılabilecek her şeyi yapan Saltanat, Hilafet, Saray, hanedan cephesinden “Veliaht Abdülmecit Efendi”, ki kendisi İngilizcidir, İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne başkanlık bile yapmıştır, emperyalizme karşı olduğunu beyan eder. Ancak, emperyalizmi İngiltere’ye değil, Devrim Rusya’sına yakıştırmıştır! Küçük bir adres değiştirmesidir, ama anlamı büyüktür. 4 Ocak 1921 tarihinde bir Fransız gazetesinde yayınlanan söyleşisinde yer alır. İngilizlere yaranmak ve kendisine güvenmelerini sağlamak için Türk Devrimini, Türk ordusunu, Ankara’yı, “emperyalist” Rusya ile savaştıracağının müjdesini vermiştir! Böylece İngiltere’nin kendisini tekrar tahta oturtmasını ummuş, ‘beni padişah yapın, size hizmet edeyim’ demek istemiştir.
Sonrası bilinir, padişahlık devam edecek olsa sultan olacak Veliaht Abdülmecit Efendi, Saltanat’ın kaldırılması (1 Kasım 1922) üzerine ortada kalmış, ancak gene de TBMM tarafından “Halife” seçilmiştir (18 Kasım 1922). Arkasından Hilafet de ilga edilir ve bütün hanedan soyu gibi o da sınır dışı edilir (3 Mart 1924).
5 “1902’de, İngiliz iktisatçısı J.A. Hobson, Londra ve New York’ta Emperyalizm adlı bir yapıt yayınladı. … 1910’da, Viyana’da, Avusturyalı Marksist Rudolof Hilferding’in yapıtı, Mali Sermaye yayınlandı.” Bkz. Lenin, s. 17.
6 25’e yakın kitabı çıkmıştır. Bir kısmı çok satan kitaplar olduğu gibi yayınlanan kitapların büyük bir kısmı çok sayıda dile çevrilerek dünyanın çok yerinde basılır ve satılır durumdadır.
Türkçede çıkan kitapları:
Michael Parenti, İmparatorluğa Karşı, Kaynak Yayınları, İstanbul 1990,
Michael Parenti, Kirli Gerçekler, İmge Kitabevi, Ankara 1997,
Michael Parenti, Gizem Olarak Tarih, Aykırı Yayınları, İstanbul 2004.
7 Kirli Gerçekler, s. 302.
