Yunanistan; adeta açık bir ABD üssüne dönüşmenin de verdiği şımarıklıkla, Türkiye’ye karşı saldırgan politikalarını sürdürüyor.
Biliyoruz, Avrupa’nın şımarık çocuğu olmanın konforunu da yaşayan Yunanistan; anlaşmalara ya uymaz ya canının istediği maddelerine uyar ya da canının istediği maddeyi, canının istediği gibi yorumlar. O nedenle Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların tamamı, Yunanistan kaynaklıdır.
Örneğin, 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması ile saptanan Ege Denizi’ndeki 3 millik karasularını, Yunanistan 1936 yılında 6 mile çıkarmıştır. Türkiye, Yunanistan’ın bu kararına karşı, aynı yönde adım atmamış, iyi komşuluk ilişkisinden geri durmamış, tam 28 yıl sonra, 1964’te, karasularını 6 mile çıkarmıştır. Yunanistan, Türkiye’nin bu tavrını takdir edeceğine, yıllardır karasularını 12 mile çıkarmanın hesabını yapmaktadır. Böyle bir adımı savaş sebebi (casus belli) sayacağını ilan eden Türkiye’ye karşı, batılı devletleri devreye sokup, Türkiye’nin bu kararını geri almasını talep etmektedir.
Örneğin, Yunanistan; 1931’de hava sahasını 3 milden 10 mile çıkarmış, bu da ilişkilerde yeni sorunlara sebep olmuştur. Oysa hem 1944 Chicago Sözleşmesi’ne hem de 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre; bir ülkenin hava sahası, o ülkenin karasuları genişliğine eşittir, karasularının üzerindeki sahadır. Yunanistan’ın bu kararına göre ise hava sahası, karasularına göre 4 mil fazladır. Yunanistan; bu kararıyla Türk uçaklarının Ege Denizi semalarında uçmasını engellemeye çalışmaktadır.
Örneğin, Yunanistan; adalar denizi olarak da bilinen Ege Denizi’nde, Yunan adalarının her birinin kendi karasuları olduğunu iddia etmektedir. Malum, deniz yetki alanları (karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge) her yönüyle çok önemlidir. Eğer Ege Denizi’nde karasuları 12 mile çıkarılır ise Türk karasuları 1 birim artarken, Yunan karasuları 23 birim artacaktır. Ayrıca ada, adacık, kayalık gibi coğrafi formasyonların karasuları, 5 birim artacaktır. Böylelikle Ege Denizi’ndeki açık deniz oranı, kabaca yüzde 50’den yüzde 20’nin altına inecektir. Bu da sadece Türkiye’nin değil, aynı zamanda Ege Denizi’nde ticaret yapan tüm devletlerin aleyhine olacaktır.
Örneğin, Yunanistan; son yıllarda, iktidarın tepkisizliğinden yararlanarak, Türkiye’ye ait 20’den fazla ada, adacık ve kayalığı işgal etmiştir. Buralara bayrak dikmiş, asker konuşlandırmış, uçaksavar, top yerleştirmiştir. Yerleşim yerlerini Yunanlı belediyeler yönetmektedir. Oysa işgal edilen bu adalar, İzmir, Aydın ve Muğla il sınırları içinde, bu illerin valilerinin yetki alanında ve sorumluluğundadır. Bu yolla Yunanistan, karasularını fiilen 12 mile çıkarmıştır.
İşgal altındaki ada, adacık ve kayalıkların en yakın takipçisi olan Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri, Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, Nurzen Amuran’a verdiği röportajda, (odatv, 18. 01. 2018, “Bu durum fark edilirse AKP baraja takılır”), adaların işgalinin, 31 Aralık 2008’de bir Yunan helikopterinin Türk hava sahasını ihlal etmesiyle ortaya çıktığını söylemiş ve şöyle devam etmiştir:
“İşgal olayını sona erdirmek için Dışişleri Bakanlığı’nı toplantıya çağırdık. Genelkurmay Karargâhında 2009 yılının başında yapılan toplantıda adaların boşaltılmasını talep ettik. Toplantıda, adaların AKP hükümetinin bilgisi dahilinde işgal edildiği ortaya çıktı. CHP Milletvekili Onur Öymen’in, 26 Kasım 2004’te, adalarımıza Yunan bayrağı çekildiğini belirten soru önergesine, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül cevap vermedi. Böylece işgalin 2004 yılında başladığı ortaya çıktı”.
Ümit Yalım’ın verdiği bilgiye göre, işgal altındaki adalarda, Yunana bayraklarıyla birlikte, Bizans bayrakları da dalgalanmaktadır. Başta Yunan cumhurbaşkanı ve savunma bakanı olmak üzere, Yunan siyasetçiler ve askerler, egemenlik ve bayrak gösterisi yapmaktadır. Yunanistan; bu adaları turizme açmakta, adalarda vergi toplamakta, okullar açmakta, tatbikatlar yapmaktadır. Bu adaların çevresinde doğalgaz ve petrol yatakları da bulunduğundan, Türkiye’nin egemenlik hakları yanında, ekonomik hakları da kaybolmaktadır.
Örneğin, Türkiye; Ege Denizi’nde eşit paylaşım ilkesi doğrultusunda, Yunanistan’la kıta sahanlığı sorununu ikili görüşmelerle çözmek istemektedir. Yunanistan ise kıta sahanlığı konusunu çok farklı görmekte, Doğu Ege adalarıyla Anadolu arasındaki kıta sahanlığının sınırlandırılması şeklinde ele almaktadır. 1960’lardan bu yana Doğu Ege adalarını silahlandırmaktadır. Bu konuda Türkiye’nin verdiği notalar, protestolar etkili olmamıştır. Oysa Doğu Ege adalarının hukuki statüsü, 1923 Lozan Antlaşması, 1932 Türk – İtalyan Sözleşmesi ve 1947 Paris Antlaşması ile belirlenmiştir.
Örneğin, Yunanistan; Ege Denizi’ndeki arama – kurtarma faaliyetlerinin sınırını FIR sahası (uçuş bilgi bölgesi sahası) ile örtüştürmek isterken, Türkiye bu konudaki görüş ayrılığını, müzakereler yoluyla çözmekten yanadır.
İç siyasetinde, milliyetçilerden sosyal demokratlara uzanan geniş bir yelpazede, kilisenin de büyük desteğiyle Türkiye karşıtı politikaları her zaman gündemde tutan Yunanistan’ın arkasına hem ABD’yi hem AB’yi alarak güttüğü siyaset, Ege Denizi’ndeki sorunların temelini oluşturmaktadır.
