Son Yaşananlar Gösterdi, CHP’siz Açılım Mümkün Değil

PKK Yöneticisi, mevcut mevzuata göre birçok suç işlemiş bir terörist olan Murat Karayılan’ın, PKK’nın sözcüsüymüş gibi çalışan DEM’in bir önceki versiyonunda milletvekilliği ve belediye başkanlığı yapmış olan Ayhan Bilgen’in cesur saptamasıyla, onların ürünü/üretimi olduğunu da söyleyebileceğimiz DEM yöneticilerinin ve Kılıçdaroğlu’nun, CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararına karşı, haddini aşan tepkilerinin ortaya koyduğu şey, mevcut CHP yönetiminin, sonrasında parti adına yapılan “yaptık ama bir sorun niye yaptık” babındaki, utangaç açıklamalardan da anlaşıldığı kadarıyla, çaresizlikten aldığı/almak zorunda kaldığı kararın, 1923’de kurulan cumhuriyetin, “yenisiyle değiştirilmesi” sürecinin seyrini değiştirebilecek bir önemde olduğudur. Dolayısıyla bu karar yönelik dozu gittikçe artan eleştirilerde gelmekte gecikmemiştir.

Söz konusu tepkiler iki noktada yoğunlaşmakta.

Tepkilerin birinci olarak yoğunlaştığı nokta, DEM’in Eş Başkanı Tuncer Bakırhan’ın, “Ana muhalefet partisi İmralı’ya gitme konusunda olumsuz oy kullandı. Bu tarihi anın gölgesinde bu büyük bir eksiklikti. Bizim beklentimiz bu değildi. CHP’nin üye vermeme kararı Kürtleri kırmıştır, yaralamıştır. Tam da yüz yıllık bir yarayı sarmak için şimdi sorumluluk almayacaksak ne zaman sorumluluk alacağız. Bunu bir yere not ettik ama halen beklentilerimiz devam ediyor. Sözleriyle ilgili.

Bakırhan’ın konuşmasının can alıcı noktası, “yüz yıllık yarayı sarmak” iddiası. Neyin kastedildiğini herkes biliyor ama biz bir kez daha soralım. Nedir bu yüz yıllık yara, kim tarafından nasıl açılmıştır, açıldığı söylenen bu yarayı kapatmak için İmralı’ya gidilerek ne yapılmış, “yara” nasıl kapatılmış olacaktır?

Soru, yanıtı da içeriyor aslında. Açıldığı söylenen yüz yıllık yara, Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında, ülkeyi üniter bir devlet olarak tanımlayan, vatandaşlığı, ırk, mezhep, köken farklılıklarını görmezden gelerek ve bu nitelikleri kişilerin özeli olarak kabul ederek, “kanunlar önünde eşitlik” üzerine inşa eden, Atatürk döneminde gerçekleştirilen devrimlerle son halini alan 1924 Anayasasının kabulü ve tabii ki bu durumun, uluslararası düzlemde kabulünü sağlayan Lozan Antlaşmasıdır.

Yara” bu şekilde tarif edilince, söz konusu yaranın kapatılması için yapılması gereken şey de net olarak ortaya çıkıyor. Zamanında Şeyh Sait’lerin yaptığını yapmak yani bunlara karşı çıkmak, bunları ortadan kaldırmak. Özgür bireylere, özgür bireylerin özgür iradelerine dayalı olarak yapılanması amaçlanan Cumhuriyetin kuruluşu ve devrimler öncesine dönmek. Aşiretlere, tarikatlara yani feodal bağlara dayalı, iradesi tarikat ve aşiret ağalarının elinde olan, dolayısıyla fikri ve vicdanı hür olamayan kişilere dayalı, eski toplumsal yapıyı yeniden kurumsallaştırmak.

Tepkilerin yoğunlaştığı ikinci nokta, CHP’nin İmralı’ya gitmeme kararının süreci başarısız kılacağı varsayımı, iddiası. DEM’in diğer Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Mutlaka ve mutlaka bu sürecin içinde CHP olmalı anlamındaki güçlü ifadeleri, PKK yani terör örgütü yöneticisi Karayılan’ın Bu hatadan dönmezlerse zarar görürler” diyerek tehdit etmesinin nedeni, CHP’yi Sezgin Tanrıkulu’nun ağzından kalkmadığını ifade ettiği “masaya” yeniden oturtmak, CHP’nin “meşrulaştırıcı, aklayıcı” olarak sürecin içerisinde kalmasını sağlamak.

CHP’nin İmralı’ya gitmeme açıklaması, uzun yıllar sonra -SHP-HADEP Birlikteliği ya da CHP’nin 1994 Yeni Hedefler Yeni Türkiye Programıyla yapılana benzer şekilde- tam kıvamına getirdiklerini düşündükleri CHP’nin, bir kez daha “yoldan çıkması”, uzun yıllardır, özellikle 12 Eylül Darbesi sonrası ilmik ilmik örülmeye çalışılan üniter nitelikli, devrimlerle şekillenmiş cumhuriyetin, yeni bir “kurucu irade” ile ve 100 yıl önce yapılanın tam tersi niteliklere sahip olacak şekilde değiştirilmesi çabasının sabote edilmesi olarak değerlendiriliyor.

Sonuç olarak, nereden bakılırsa bakılsın, son yaşanan gelişmeler, CHP’nin, Bahçeli’nin ve Öcalan’ın yönlendirmesiyle yol alır görülen açılım macerası açısından kritik bir ağırlığa sahip olduğunu ve bu ağırlığın kullanım biçiminin ülkenin geleceğini belirleyeceğini, CHP’nin bu oyunun tali değil, esas oyuncusu olduğunu, CHP’siz açılımın mümkün olmadığını, dolayısıyla önümüzdeki dönemde yaşanacak tüm gelişmelerin sorumluluğunun CHP’nin sırtında olacağını ortaya koymuş durumda.

CHP’yi doğru noktada tutacak şey ise, CHP tabanından çok daha geniş olan, Cumhuriyet değerleri savunucusu güçlerin önümüzdeki sürece, CHP’nin bu sürece ilişkin tutumuna ilişkin tavrı/tepkisi ve kararlılığı olacak. İzleyip, göreceğiz.

Bunları da sevebilirsiniz