Neden 24 Nisan? Ve Lobiler 24 Nisanın Neresinde?

Son birkaç yıldır “24 Nisan”ın her yılın nisan aylarının en önemli günü olması (daha doğrusuyla her yılın en önemli günü sayılması) için çaba sarfedenler var! Olmuyor ama uğraşıyorlar.

Dört yıl önce “bir Ermeni Sorunu”dur gidiyor, demiştik. Açıkladık, sorunun mağdurları, savaşın mağdurları, savaş emperyalistlerin çıkardığı savaş, savaşın suçu emperyalizme ait, ama gene de saldırıya uğrayan, parçalanıp paylaşılmak istenen ve kendini savunmak zorunda olan ülke cd simfilfu suçlu yapılmak isteniyor. Şikayetçi olanın cezalandırılması misali, bu meselede ne adalet var, ne hukuk, ne vicdan, ne de insaf.

Bunlar bir yana, bir de propaganda uğruna yapılan sahtekarlıklar, yalanlar, dolanlar. Ne için bunlar, paylaşılmak amacıyla saldırıya uğrayanın sesini çıkarmaması, çıkaramaması için.

Birincisi, Türkler Ermenilere soykırım yapmış! Neresinden tutalım, iftira denebilir, doğru ama yeterli değil, çünkü bu emperyalist bir politika, kızmak, sinirlenmek gibi duygusallıklardan falan çıkmamış. Son elli yılın ürünü bir yalan. Nereden çıkmış, 20. yüzyıl sonunda Amerika’dan, kimler desteklemiş, başta Almanya olmak üzere, neredeyse bütün Avrupa ülkeleri. Yetmiş mi, yetmemiş, dünyanın dört bir bucağında kıytırığından tutun da görece önemli olanına kadar emperyalizmle kendisi arasına mesafe koyamayan neredeyse bütün ülkeler.(1) Böylece mahkumiyet sağlanmış olacak! Oysa devletler siyasal kurumlar, hukuksal karar mercii değiller ki. Bunun yanı sıra, Batı’nın çeşitli ülkelerinde eyaletler, parlamentolar, belediyeler, yerel meclisler, kurumlar, kuruluşlar, dernekler, komisyonlar, misiyonlar vb. karar alıyor. Hadi devletlerin bir ağırlığı var diyelim, bu bin türlü girişim niye, gürültüsü olsun diye. Yalan ne kadar çok tekrarlanırsa, yalan ne kadar yüksek sesle bağırılırsa o kadar inandırıcı olacak ya, o hesap.

Nisan ayı başında “Türklerin soykırımcılığı” koskoca Fransa’nın meclisine gündem yapıldı, hadleri değil, ama politika bu, peki ne oldu, Türkiye ve Türkler suçlandı, mahkum edildi. Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı yönünde “karar” alındı. Arkasından, ondan güç mü aldı, onu kendisine örnek mi yaptı, her neyse, Fransa’ya İtalya da katıldı. O da meclisinden Türkiye’yi ve Türkleri soykırımcılıkla suçlayan bir karar çıkardı.

Dert ne? “24 Nisan”!

Nisan ayının ilk haftalarında 24 Nisan tarihine yetişmek mümkündü.

Peki Fransa ve İtalya meclislerindeki parlamenterler, 24 Nisan 1915’te ne olduğunu biliyorlar mı? Sanıyorum bilmiyorlar. Ayrıca, belli ki bilmiyorlar. Eğer bilselerdi o günün “soykırım günü” olarak ilanına onay verirler miydi? Vermezlerdi herhalde, çünkü bilseler, oy verdikleri şeyin utanılacak bir yalan olduğunu, ayıp kaçacağını görürlerdi! (Ayrıca Fransız ve İtalyan parlamenterlerin Türklerin Ermenilere soykırım yapıp yapmadığı yolunda herhangi bir bilgileri mi var ki? Gerekmiyor zaten!)

Uzun yıllardır, 24 Nisan tarihi Ermenilerin soykırım günü olsun diye uğraşılıyor. Olmadı, olmuyor, ama kafayı takmışlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kapı gibi kararı var, buna rağmen olmalı diyorlar. Hukuka uymaya da niyetleri yok. “Perinçek-İsviçre Davası”nda AİHM, “1915 Olayları”nın soykırım suçu kapsamında olamayacağına hükmetmişti.

Olmaz ve olmayacak. Ancak burada ilginç bir nokta var. 24 Nisan’a böyle özel bir anlam yüklemek isteyenler, bunu planlayanlar, ki bunlar, Fransa ve İtalya meclislerinde parlamenterlerden başka insanlar. 24 Nisan 1915 tarihine atıfta bulunmak niyetinde olan “görevliler”. Peki ne olmuş 24 Nisan 1915’te? Onlar da bilmiyorlar. Vallahi bilmiyorlardır. Ve bunun çok da önemi yoktur, bilmeleri gerekmez.

Böyle yalan kampanyalar için seçilen söylemlerin gerçek olup olmaması zaten önemli falan değildir. Önemli olan, gerçek olmayan bir şeyi, düpedüz yalan olan bir şeyi kafalara yerleştirmektir. “24 Nisan” eşittir “Türkler kötü”; amaç bu çağrışımı gerçekleştirmektir.

Evet 24 Nisan 1915’te ne olmuş?

24 Nisanda Osmanlı hükümeti, ülkenin birçok yerinde ayaklanmalar örgütleyen Ermeni çetelerine karşı bir karar aldı. Buna göre, başkent İstanbul başta olmak üzere Ermeni terör örgütlerine mensup olanlar, militan ve yönetici olanlar, terör eylemlerine katılmış olanlar gözaltına alındı.(2) O gece İstanbul’da tutuklanan 235(3) kişi, çoğu Çankırı, Ayaş ve Ankara’ya olmak üzere Anadolu’daki çeşitli yerleşim yerlerine trenle gönderildi ve oralarda zorunlu ikamete mecbur edildi. Gönderildikleri yerlerde hapse bile atılmamışlardı. Ölen kalan yoktu. Hatta herhangi bir çatışma da olmamıştı. Üstelik sonra, götürülenlerin hepsini kapsayan bir yargılama bile yapılmadı, yalnızca 25 kişi sanık muamelesine tabi tutuldu, 57 kişi sürgüne gönderildi ve bir süre sonra (ağustos sonunda) geride kalanlar istedikleri yerlere gittiler, sürgünler evlerine döndüler. Bazıları için tek kısıtlama İstanbul’a gelmemeleriydi.

Burada önemli olan, İstanbul’dan uzaklaştırılan 235 Hınçak, Taşnak ve Ramgavar terör örgütlerine mensup Ermeninin, İngiltere Propaganda Dairesi tarafından yönlendirilen basın aracılığıyla öldürüldüklerini İngiliz devletinin yaymış olmasıdır.(4) Batılılar buna dayanarak bir “24 Nisan” belirlemesi yapmışlar ve 1965 yılında da bunu dünya çapında bir anma günü haline getirmek istemişlerdir!

Tutuklananların terörcü grupların ve komitelerin lider kadrosu olması yüzünden yapılacak bütün faaliyetler aksamıştır, planlar çökmüştür. Ermeni çeteleri mensupları ayrıca başsız kalmışlardır. Bu, hem Türk düşmanı terörcü Ermeni gruplarının, hem de Batı dünyasının hesaplarını bozmuş, onları öfkelendirmiş ve hırslandırmıştır. Bu bakımdan proje ciddiye alınmıştır.

Senenin bir ayını faaliyetler için önemli bir ay haline getirmek, o ayı bir eylem ayına dönüştürmek yararlı olacak diye düşünülmüştür.

Bilgi sahibi olmayan dünya kamuoyu bu “gün”le etkilenmeye çalışılmaktadır, oysa 24 Nisan 1915’te ölen tek bir kişi bile yoktur.

“Ermeni katliamı günü” adı verilen 24 Nisan’ın, hiç öyle olmadığı halde büyük bir “felaket günü” (Metz Yeghern / “Büyük Felaket”) olarak belirlenmesi, Batı dünyasının bu günü “soykırım günü” olarak önemli hale getirmesi nedendir?

24 Nisan, Çanakkale Savaşlarında İngiliz-Fransız birliklerinin deniz savaşı yenilgisi sonrasında kara çıkarmasına başladığı günün arifesidir. Yeni ve büyük bir yenilginin başlama tarihi olan 24 Nisan 1915’in, bu yüzden ilk akla gelmesi yerine başka bir olayla karşılaşılmalıdır. Türkler için zaferle sonuçlanan Çanakkale Kara Savaşlarının bu sayede gölgelemesinin sağlanması da istenmektedir.

24 Nisan, en önemli bayramlarımızdan biri olan 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mızın ertesi günüdür. “24 Nisan” sayesinde bizim bayramımız bastırılacak, kutlanamayacak ve büyük bir sevinç günü olması güya engellenecektir. Bu noktada, “23 Nisan”ın, Cumhuriyet’in kuruluşu ve Türk Devriminin ilanı olduğunu da hatırlamamız gerekiyor. Çünkü, bilindiği gibi, Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı iddiaları, 1915 yılıyla sınırlı tutulmamış, Türkiye Cumhuriyeti’nin de karalanmasına, suçlanmasına yönelecek şekilde genişletilmiştir. Bunun için Türk Devriminin olumsuzlanmasına, kötülenmesine, emperyalizme karşı verilen bağımsızlık savaşımızın mahkum edilmesine, Kurtuluş Savaşımızın vatan savunması değil etnik temizlik olduğu suçlanmasına çalışılmıştır.

ERMENİ LOBİSİ, ERMENİSTAN VE ERMENİLER?

“24 Nisan” gibi, böylesine saçma, uyduruk ve inandırıcı olmaktan da uzak bir propaganda malzemesi nasıl kullanılabilmektedir? Eğer 24 Nisan 1915’in ne olduğu, o gün neler yaşandığı yaygın olarak bilinse, belki de hiç bir sorun olmayacaktır. Dolayısıyla en önemli sorun, bilgi eksikliğidir. Bilgi eksikliği “boşluk” gibidir, içine büyük bile olsa bir şey alacak bir çukur gibidir, ve bilgi eksikliği boşluğu, o eksikliğin boşluğuna ne koyulursa onunla dolar.

Ama soru, bu uyduruk propaganda malzemesini kim kullanmaktadır şekline sokulursa her şey kolayca anlaşılır. Kullananlar, yalanları uyduranlardır. Ve yalanlar politikaların gerekleridir. Politikalar ise, emperyalist politikalardır.

Bu arada “24 Nisan”ın Ermeni “lobisi”nin bir faaliyeti olduğunu ısrarla belirtmeye çalışanlar falan var. Ermeni soykırımı yalanının sahibinin Ermeni diyasporası olduğunu ileri sürenler var. Bu yalanı güya “lobi”, “diyaspora” uydurmuştur, bu yalanı “lobi”, ”diyaspora” tekrarlamakta ve yaymaktadır!

Oysa yalanların kaynağının, üreticisinin, kullananının neresi olduğunu biliyoruz.

Ermeni lobisi ise, Batılı ülkelerin elinde bir oyuncaktır. Diyaspora, Batılıların önemlileştirdiği ve öne sürdüğü, öne çıkardığı bir yapay “topluluk”tur.

“Ermeni lobisi” denilen şeyin arkasından ABD ve Fransa gibi ülkeleri çekin, geride lobinin izi bile kalmayacaktır. “Lobi”, emperyalist ülkeler tarafından desteklenmektedir, yapacakları ve söyleyecekleri ellerine verilmektedir “Lobi” görüntüsü altında kullanılan Ermeniler yönlendirilmekte, “lobi” faaliyetlerinde görevlendirilmiş Ermeniler kışkırtılmaktadır. Lobi, emperyalist programın uygulanma araçlarından biridir. Zaten arkasında büyük emperyalist ülkeler, büyük güçler olmasa bir lobinin dünya çapında etki yapabilmesi mümkün müdür?

Diyaspora, Ermenistan dışındaki Ermeni dünyasının karşılığı olarak kulanılmaktadır, ancak “diyaspora” o dünyanın temsilcisi ve sözcüsü değildir, emperyalizmin hizmetindedir. “Diyaspora” örgütlenmelerinin mali bakımdan büyük imkanları vardır. Çünkü hep almakta ve beslenmektedirler. “Diyaspora”nın harcadığı paralar, arkalarında büyük devlet “yatırımları” olduğunu göstermektedir.

27 Ocak 1973 tarihinde başlayan diplomatlarımıza yönelik saldırılar ve öldürümlerle Ermeni terör çeteleri nasıl ABD’nin hizmetinde ve güdümünde oldularsa, Ermeni lobisi ve “diyasporası” da aynı şekilde ABD’nin hizmetinde ve güdümündedir.

ABD, güney sınırlarımız boyunca PKK ve PYD’ye silah, mühimmat, savaş aracı ve gereci vermekteydi. Birkaç yıl önce sayısal olarak üçlü rakamları ancak geçmiş olan TIR’lı sevkiyat, şimdilerde 20 bin kadar olmuştur (bu haftaki yeni bilgilere göre TIR sayısı 23 bini geçmiş bulunuyor).(5) En son olarak Amerika, “Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’ye karşı savaşmak üzere ‘Ermeni Taburu’ kurduğunu” da açıklamış bulunuyor.(6)

Bunları şunun için belirtmek gereği duyuyoruz; Türkiye’nin “Ermeni sorunu”nun arkasında Ermeniler değil emperyalistler vardır, Türklerin soykırım yaptığı yalanının arkasında Ermeni toplumu ve Ermenistan değil, büyük Batılı ülkeler vardır.

Lobi, diyaspora ve Ermenistan, emperyalizmin, ortaya çıkarılan patırtının onların eseri olduğunu söylemek için öne sürdüğü şeylerdir.

Lobi yaratılmıştır, diyaspora yönlendirilmektedir, Ermenistan kullanılandır, piyondur. Lobisi, Ermenisi, Ermenistan’ı, hepsi emperyalizmin işine yarayan araçlar ve söylemlerdir.

Bu bakımdan, ülkemizde çok kimsenin diline yapışmış “Ermeni tezleri” sözü de doğru değildir. “Tezler”, Ermenilerin değil, Türkiye’yi sıkıştırmak isteyen Batı ülkelerinin tezleridir, en son Fransa ve İtalya meclisleri örneklerinde görüldüğü gibi.

Kaynaklar ve Dipnotlar:

1- Daha soykırım lafının henüz olmadığı Birinci Dünya Savaşı yıllarında İngiltere, ele geçirmek ve parçalamak istediği Osmanlı devletinin aleyhinde olsun diye Türklerin kıyımcı olduğunu (Ermenilere katliam yaptığını) o zamandan ileri sürmeye başlamıştı. Savaş bitince buna, yenilen Almanya da katıldı. Bu işin esas tarihi böyle!

2-O tarihte bütün vilayetlere gönderilen bir yazıda “Ermeni komitelerinin kapatılması, evraklarına el konulması, komitelerin ileri gelenlerinin, zararlı faaliyetlerde bulunan Ermenilerin ve bulundukları yerlerde ikametleri mahzurlu görülenlerin” gözaltına alınması istenmekteydi. Bu tedbirin komitelerin yeni girişimlerini engellemeye yönelik olduğu da ifade ediliyordu. Talimatta, “çatışma olmaması için hassas davranılması” gerektiği de yazılmıştı. “Mütarekeden sonra İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorp gönderdiği şifrelerde 24 Nisan 1915 tarihinde tutuklanan Ermenilerin ‘Müttefik ordularına hizmet eden Ermeni gönüllüler veya Müslüman katliamı sorumluları’ olduğunu bildirmiştir.” Alıntı için bkz. Özdemir (ve diğ.), Ermeniler: Sürgün ve Göç, Ankara 2004, s. 62; akt. Kemal Çiçek, Ermenilerin Zorunlu Göçü (1915-1917), TTK Yayınları, Ankara 2012, s. 30 ve Bülent Bakar, Ermeni Tehciri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2009, s. 68.

3-Bu rakam birçok kaynakta 2.345 olarak geçmektedir, ancak bu rakamın yanlış yazılmış olması olasıdır, çünkü tutukluların gönderildikleri yerlerdeki kayıtlar, toplamın 235 kişiden ibaret olduğunu göstermektedir. Hatta şöyle bir ayrıntı da sözkonusudur; İstanbul’daki komitecilerin ve terörcü önderlerin sayısı 610 olarak belirlenmiştir, ancak bunlardan yalnız 235 kişi adreslerinde bulunabilmiş, “diğerlerinin büyük çoğunluğu adreslerinde bulunamamış, bir kısmının da yurt dışına çıktığı anlaşılmıştır”. (Başka bazı kaynaklarda ise 1.300, 1.800 ve 2.500 sayıları verilmiştir; 1.800 rakamı İngiliz, 2.500 rakamı ise Fransız kaynaklarındandır.) Bkz. Yusuf Sarınay, “24 Nisan 1915 Genelgesi ve İstanbul’da Tutuklanan Ermeni Komitecileri”, Tarihi Gerçekler ve Bilimin Işığında Ermeni Sorunu, İstanbul 2007, s. 139-143; akt. Bakar, s. 68-71.

4-Birçok kaynakta bulunan bu bilgi İngiliz tarihçi A. Toynbee tarafından da teyit edilmiştir, bkz. The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire / 1915-1916, Causton and Sons, London 1916, s. 46 ve 49. Propaganda amacıyla yazılmış ve Mavi Kitap diye ünlenmiş bu yayın, Türklerin Ermenileri sistemli olarak yok etmeye çalıştığı yolunda iddialar içeriyordu. Kitabın yapmak istediği şey, ABD’yi İngiltere yanında ve Almanlara karşı olarak savaşa sokmaktı. Kitabın, 17 dile çevrilerek ve 400’ün üzerinde yayınevi tarafından on milyonlarca yapılan baskısı, başta ABD olmak üzere bütün dünyada dağıtılmıştı. Ancak İngiltere devletinin savaş dönemindeki çıkarları için yazıldığından ve düzmece olmasının belirginliğinden dolayı hiç itibar görmedi, ciddiye alınmadı. Malta yargılaması için de İngiliz Kraliyet Savcılığı tarafından kanıt değeri taşımadığına karar verilmişti. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Alp Hamuroğlu, “Jön Türkler, Ermeniler ve Batı – 2”, Teori, sayı 281, Haziran 2013, s. 54-72.

5-NATO’nun Avrupa kolundaki en önemli ülkelerden biri olan Fransa, Avrupa’nın ABD ile bütün anlaşmazlıklarına ve ayrılıklarına rağmen bu konularda ABD’nin yanındadır. Nisan ayının son günlerinde Fransa Devlet Başkanı Macron’un Suriye’den gelen PKK-PYD heyetini Paris’te kabul ettiğini ve onlarla dostane görüşmeler yaptığını öğrendik. Macron da onları mücadelelerinde desteklemekteymiş!

6- Bkz. Mustafa İlker Yücel, “Türkiye’ye Karşı İttifak Varsa, ‘Türkiye İttifakı’ Mecburidir”, Aydınlık, 25 Nisan 2019, s. 1.

Bunları da sevebilirsiniz