Hayat Bir Matematik Problemi Olsaydı: Yanlış Hesaptan Ölenler Kulübü

Doğan her çocuk, eline leblebi tozu tadında bir tebeşir alıp kâinatın o tozlu tahtasına fırlatılır. İlk nefesimiz orijin noktası, ilk adımımız ise “Nereye bastım ben şimdi?” korkusuyla çizilen düzensiz bir vektördür. Birçoğumuz hayatı, en sonunda şıklı bir soruda C seçeneğini işaretleyip kurtulacağımız bir test zannederiz. Oysa yaşam, gidiş yoluna puan verilmeyen, aksine gidiş yolunda çukura düşüp dizini çıkartan son derece acımasız ve müfredat dışı bir sınavdır.

Eğer hayat gerçekten bir matematik problemi olsaydı, şüphesiz en büyük gaddarlık bilinmeyenlerin çokluğunda olurdu. Mühendislikte veya lisede bize öğretilen x ve y son derece masumdu; en azından ne aradığımızı biliyorduk. Oysa hayat denkleminde x, “Bu ay kirayı ödeyebilecek miyim?”, y ise “Acaba beni gerçekten seviyor mu?” gibi dehşet verici değişkenlere dönüşür. Büyük matematikçi Henri Poincaré, “Matematik, farklı şeylere aynı ismi verme sanatıdır” der. Bizim hayatımızda ise bu kural harfiyen işler: Pazartesi sendromu, ay sonu faturası, kilitlenen trafikte yakalanılan kırmızı ışık ve ilişkinin “İçimde bir şeyler bitti” aşaması aslında tek bir terimle ifade edilir: Depresyon. Değişkenler ne kadar karmaşık görünürse görünsün, X her zaman cebinizden çıkan paraya, Y ise harcadığınız gençliğe eşittir.

Bazen tam her şeyi yoluna koyduğumuzu, denklemi tam parantez kareye tamamladığımızı sanırız. İşimiz düzgün, uykumuz yerindedir. Tam o anda hayat, “Paydayı sıfır yaptım, hadi bakalım tanımsız ol şimdi!” diyerek tüm tanım kümemizi altüst eder. Galileo Galilei vaktiyle “Kâinat denilen bu büyük kitap, matematik dilinde yazılmıştır” demişti. Ey Galileo, peki bu kitabın Türkçe mealini veya müşteri hizmetleri numarasını nerede bulacağız? Yaşadığımız kaos, edebiyatçıların iddia ettiği gibi “henüz dilini çözemediğimiz yüksek mertebeden bir düzen” falan değildir; düpedüz kasanın kilitlenip mavi ekran vermesi ve RAM’in yetersiz kalmasıdır. Hayatın bize sunduğu her çıkarma işlemi ruhumuzu sadeleştirmez, aksine mobil bankacılık uygulamasında kırmızılı bir eksi bakiyesi olarak kalır.

Üstelik problemler hiçbir zaman tek tip gelmez. Bir havuz problemi düşünün: Üstteki musluk hayatınıza giren neşeyi temsil ediyor ve saatte 2 litre akıtıyor. Alttaki musluk ise dertler, borçlar ve lüzumsuz akraba dedikoduları; o da saatte 8 litre boşaltıyor. Üstüne bir de havuzun tabanı çatlak! İşte bu şartlar altında insan sizden hâlâ “İçsel huzuru bulma” türevini almanızı bekler.

Sevgi denilen şey ise bu matematiğin tüm aksiyomlarını altüst eden en mantıksız fonksiyonudur. Srinivasa Ramanujan “Benim için bir denklem, Tanrı’nın bir düşüncesini ifade etmiyorsa anlam taşımaz” derken büyük ihtimalle ilk görüşte aşık olmamıştı. Çünkü aşk; 2 + 2 = 5 etsin diye kendinizi paraladığınız, rasyonel sayıların çıldırdığı bir durumdur. Mantık kurallarına göre bölündükçe küçülmesi gereken umutlar, gelen tek bir mesajla geometrik olarak büyür; ardından gelen bir “Ok” yanıtı veya mavi tık ile integral gibi birdenbire sıfırlanır.

Zaman ise limitini sonsuza gönderdiğimiz bir türev değil, adeta çabuk tükenen bir benzin göstergesidir. Gençlikte türev alıp dururuz; her anın hızı maksimumdadır. Yaş ilerledikçe alan hesabına, yani integrale geçeriz: “Ben bu zamana kadar ne biriktirdim?” Sonuç genelde eldeki sıfırlar ve bel fıtığıdır. G. H. Hardy “Güzellik, ilk testtir; dünyada çirkin matematik için kalıcı bir yer yoktur” derken kesinlikle haklıydı ama kendisi muhtemelen sabah 8 otobüsündeki simetri yoksunu kalabalığı ve o otobüse binmek için yapılan iz düşüm mücadelelerini görmemişti.

Son tahlilde, bu devasa tahtada kaçırdığımız nokta şudur: Carl Friedrich Gauss daha çocukken tüm sayıları toplamayı başarmıştı ama hayat bize sayıları değil, kırılmış kalpleri ve ödenmemiş faturaları toplatır. Hayatımızı değerli kılan şey, soruyu hatasız çözmek değil; tahtanın başında saçmalarken, yanlış formül uygularken bile o tebeşiri tutan elin özgüvenini kaybetmemesidir.

Mühim olan tahtanın altındaki nihai sonuç değil, o işlemi yaparken sildiğimiz yanlışların üstümüzü başımızı dolduran silgi tozudur. Bırakın bazı denklemler çözümsüz kalsın, bazı X’ler hiç bulunmasın. Hayat bir matematik problemiyse eğer, bizim yapacağımız en akıllıca şey, çözümü bulamayınca arkadaki cevap anahtarına bakıp “Haa kesin böyle olacaktı zaten, ben de tam bunu buluyordum” deyip çayımızdan bir yudum alarak hayatımıza devam etmektir.

 

Bunları da sevebilirsiniz