ABD – İsrail saldırganlığı, İran’ı tehdit etmeyi sürdürüyor. ABD üzerindeki büyük nüfuzunun yanında, ABD Başkanı Trump’ı adeta rehin alan İsrail, İran karşısında umduğunu bulamadığından, bir an önce ABD’yi ikna edip, saldırıların yeniden başlamasını istiyor. Fakat ABD’de işler, umulduğu gibi gitmiyor. ABD; eskisi kadar üretmiyor. Dış ticaret açığı, bütçe açığı, borç toplamı dayanılmaz boyutlarda. Ülke içinde toplumsal fay hatları olduğu gibi, Atlantik sistemi içinde de büyük çatlaklar var. Bizzat ABD Başkanı Trump; NATO üyesi ülkeleri azarlıyor.
Hafızamızı tazeleyelim; ABD’nin Ortadoğu’daki büyük nüfuzuna karşın, bölgede ABD’nin ısrarla kurulmasını istediği ittifaklar, şimdiye dek hayata geçmediler. Örneğin; Aralık 2015’te Suudi Arabistan öncülüğünde 34 ülkenin katılımıyla “Teröre Karşı İslam İttifakı” kurulmuştu. Başarılı olamadı. Kısaca “İslam NATO’su” olarak bilinen yapılanmaya, Suudi Arabistan öncülük etmişti. Devamı gelmedi. Yine Suudi Arabistan öncülüğünde, Körfez İşbirliği Konseyi üyelerinin katılımıyla askeri bir ittifak gündeme gelmişti, Körfez NATO’su adıyla. O da başarısız oldu. Yine Suudi Arabistan öncülüğünde, Arap Ligi bünyesinde bir ittifak önerilmiş, başkomutanlığını Mısır’ın yapacağı açıklanmıştı. Başarısız oldu. Suudi Arabistan ile Katar ile yaşanan gerilimleri de unutmayalım.
Dahası var. ABD; Çin ve Rusya’nın yakınlaşmasını engellemek istedi. Başaramadı. Tersine iki ülkenin ilişkileri daha da gelişti, çeşitlendi. ABD; Çin’e karşı, Rusya’yı yanına çekmek, bunu beceremezse, en azından Rusya’nın Çin’le arasına mesafe koymasını sağlamak istedi. Başaramadı. ABD’nin, yanına Avrupa Birliği’ni de alarak, Rusya – Ukrayna savaşı nedeniyle, Rusya’ya karşı hayata geçirdiği ekonomik yaptırımlar da, beklediği etkiyi yaratmadı. Tersine Avrupa ülkeleri, enerji darboğazına girdiler. Sanayileri, ekonomileri büyük zarar gördü. Ukrayna’ya verdikleri onca desteğe rağmen, Rusya karşısında Ukrayna’nın şansının olmadığı defalarca görüldü. ABD; Irak ve Suriye’de başardıklarını, İran’da başaramayacağını anladı.
ABD Başkanı Trump ve yakın çalışma arkadaşlarının “köhne, eskimiş örgüt” dedikleri Avrupa Birliği’ni sıklıkla aşağılamaları, Avrupalı liderlerle dalga geçmeleri, Avrupa ülkelerinin iç siyasetine müdahale etmeleri, Avrupa’daki kaygıları artırdı. Artık ABD’yle yol yürüyemeyeceklerini, ABD’ye güvenemeyeceklerini söyleyen Avrupalı siyasetçilerin sayısı arttı. Ne var ki Avrupalı liderlerde, ABD hakkında konuştuklarını, ABD’nin yüzüne söyleyecek, bu söylediklerini hayata geçirecek cesaret, kararlılık, irade ve özgüven olmadığından, onların bu sözleri, ABD’de ciddiye alınmadı.
Avrupa Birliği’nin ortak savunma ve güvenlik politikası oluşturamayacağı, güçlü ve caydırıcı bir Avrupa ordusu kuramayacağı defalarca görüldü. Böyle bir cesareti olmadığı gibi, böyle bir parası da olmayan Avrupa; Soğuk Savaş’ın başlangıcından beri, kendi güvenliğini ve savunmasını NATO’ya, dolayısıyla ABD’ye emanet etmiş olan Avrupa; bu durumdan kolay kolay çıkamaz. Avrupa Birliği destekçilerinin anlamadığı şudur: Kendisinin savunma ve güvenliğini, içinde yer alsa bile, tek karar verici olmadığı, hele de son sözü kesinlikle kendisinin söylemediği bir organa, bir diğer gücün iradesine, inisiyatifine, insafına bırakan bir güç, asla küresel güç, süper güç olamaz. Avrupa Birliği tam da bu durumdadır.
ABD’NİN GÜCÜNÜN SINIRLARI
ABD’nin başka başaramadıkları da var elbette. Örneğin, BRICS platformunun genişlemesini engelleyemedi. Şangay İşbirliği Örgütü’nün kurumlaşmasını önleyemedi. Çin’in öncülük ettiği Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin gelişmesini durduramadı. Çin’in, Körfez’de, İslam dünyasında, Ortadoğu’da, Arap ülkelerinde artan nüfuzunun önüne geçemedi. Çin ve Rusya’nın, İran’ı desteklemesini de önleyemedi.
ABD’nin gücünün sınırlarını görmek zor değil. Gücü, istikrarlı olarak aşınan bir devlet Üstelik bu durum yeni de değil. ABD’nin önemli müttefiki Avrupa Birliği de iktisadi ve siyasi olarak yıllardır gerilemekte. ABD’nin bir diğer önemli müttefiki Japonya da ekonomik olarak, üretim olarak zayıflamakta. ABD; ne yaparsa yapsın, çok kutuplu dünya arayışlarını önleyemiyor. Küresel Güney’deki yakınlaşmaları, ittifak çabalarını durduramıyor. ABD’nin kendisi, küresel liderliğini, askeri üstünlüğünü, dünya ölçeğindeki egemen konumunu sürdürmekte zorlanırken, kendisine rakip ülkelerin öne çıkmasını engellemesi olanaksız.
ZAMAN ABD’NİN ALEYHİNE, ÇİN’İN LEHİNE İŞLİYOR
Çin, ekonomik gücüyle, dış yardım ve yatırım kapasitesiyle, ticaret hacmiyle olduğu kadar, son yıllarda küresel diplomaside ağırlığını artırmasıyla da dikkat çekiyor. Küresel Güney’deki pek çok ülkeyle, ticaret yaparak, kredi, borç, hibe, mali destek vererek, özellikle altyapı projeleri yürüterek ilişkilerini geliştiriyor. Yumuşak gücünü daha etkili kullanıyor. Temkinli, dikkatli diplomatik adımlar atıyor. İlişki kurduğu ülkelerle, bu ülkelerin batıyla kurdukları ilişkilerden farklı olarak, yeni tip ilişkiler geliştirmekten bahsediyor. Karşılıklı güvenin önemine değiniyor. Karşılıklı anlayış, eşit ilişki, içişlerine saygı ve kazan- kazan yaklaşımını savunuyor.
ABD – İsrail ikilisinin, İran’a saldırıları sonucunda şu gerçek bir kez daha görüldü: ABD; artık dünyaya tek başına düzen verecek güçte değil. İktisadi, siyasi, askeri, diplomatik, toplumsal ve kültürel gücü zayıflıyor. Bu yalın gerçeğe, ABD’nin önemli dış politika ve strateji uzmanlarından Zbigniew Brzezisnski de “Stratejik Vizyon” adlı çalışmasında dikkat çekmişti. ABD’nin, Rusya, Hindistan gibi ülkelerle işbirliği yapması, Avrupa Birliği’nin toparlanmasına yardım etmesi gerektiğini belirtmişti.
Sonuç olarak, ABD; emperyalist bir devlet ve hem zayıfladığını kabullenmekte güçlük çekiyor hem de gerilerken yakıyor, yıkıyor, haydutlukta, barbarlıkta sınır tanımıyor.
