Orta Doğu’daki Çatışma ve Savaşlar Amerika Birleşik Devletleri’nde Ekonomik Kalkınmayı Nasıl Destekler?

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, hem Sovyetler Birliği’nin hem de Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail Devleti’nin kurulmasını destekleyen 181 sayılı karara lehte oy vermesiyle Orta Doğu jeopolitik stratejistler açısından hayati öneme sahip bir bölgeye dönüşmüş ve büyük güçler arasındaki rekabetin ön cephesi olmuştur.

Orta Doğu, uzun zamandır küresel silah ticaretini yönlendirmektedir. Bu ticaret, bölgedeki gerilimlerin artmasına neden olan faktörlerden biriyken aynı zamanda global ekonomideki sermayenin dolaşımını da desteklemektedir. Ülkeler arasındaki yıllık askeri ihracat değerleri karşılaştırıldığında, Amerika Birleşik Devletleri’nin son yirmi yılı aşkın süredir bu bölgede en büyük silah satıcısı olduğu görülmektedir. Son yirmi yılda Orta Doğu’ya yapılan toplam silah ihracatı yaklaşık 3 milyar dolar seviyesinde istikrarlı bir şekilde seyretmiştir. ABD’nin bölgeye odaklanmasının temel nedenlerinden biri, ABD dolarının hegemonik konumunun bu bölgedeki petrol ticaretine olan bağımlılığı ve silah ihracatından elde edilen gelirlerin ulusal ekonomi içindeki kayda değer rolüdür. Daha önceki çalışmalar büyük ölçüde Orta Doğu’nun petrodolar sisteminin güçlendirilmesi ve konsolidasyonunun önemine ve silah ithalatı ile petrol ihracatı arasındaki etkileşime, başka bir ifadeyle “silah doları–petrodolar koalisyonuna” odaklanmıştır. Ancak bu çalışmalar, savaşların öncesindeki silah satışlarından elde edilen gelirleri ve silah ticaretinin, petrodoların yeniden dağıtımı üzerindeki etkisini ele almakla birlikte ABD’nin bölgesel savaşlardaki çıkarlarının daha derinlemesine analizi ile bu çatışmaların küresel sermaye akımları üzerindeki ilave etkilerine yeterince değinmemiştir.

Bu çalışma, Orta Doğu’daki bölgesel çatışma ve savaşların ABD’ye yönelen sermaye akımları ile ABD dolarının hegemonik konumu üzerindeki etkilerini incelemektedir. Petrodolarların yeniden dağıtımı ve Askeri Keynesçilik teorilerinden yararlanarak, ABD’nin son dönem Orta Doğu çatışmalarındaki çıkarlarını ve askeri genişlemenin petrodolar sistemi üzerindeki etkilerini analiz etmektedir. Çalışmada, ağırlıklı olarak Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü verileri kullanılarak, Orta Doğu’daki çatışmalar sırasında gerçekleşen silah ve petrol ticaretine ilişkin veriler incelenmiş, buradan bazı eğilim ve örüntüler çıkarılmaya çalışılmıştır. Silah ticareti ile petrol ticareti arasındaki ilişki bu çerçevede değerlendirilmiştir.

Bu doğrultuda çalışma, Orta Doğu’daki savaşların küresel ekonomik ve politik yapı üzerindeki etkilerinin yeniden ele alınmasına yönelik farklı bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir.

Orta Doğu’nun Stratejik Önemi

Orta Doğu’nun özel coğrafi konumu, enerji kaynakları ve demografik yapısı, bölgedeki çatışmaların şekillenmesinde etkili olan başlıca faktörler arasında yer almaktadır ve bu durum bölgeyi sürekli dikkat çeken bir alan haline getirmiştir. Asya, Avrupa ve Afrika’nın kesişim noktasında yer alan Orta Doğu, önemli bir ulaşım ve ticaret merkezi olarak öne çıkmaktadır. Dünya petrol sevkiyatının önemli bir kısmından sorumlu olan Hürmüz Boğazı da dahil olmak üzere birçok kritik deniz ticaret yolu bu bölgeden geçmektedir.

Bölgedeki Arap ülkeleri küresel petrol rezervinin yaklaşık %55,2’sina, doğal gaz rezervinin %26,9’una, dünya petrol üretiminin %27,4’üne ve gaz üretiminin %16’sına sahiptir. Hürmüz Boğazı gibi, küresel petrol sevkiyatının %20’sinden fazlasının geçtiği kritik deniz geçitlerinin kontrolü, bölgenin enerji güvenliği ve ticaret dinamikleri üzerinde oldukça geniş bir etki alanı olmasını sağlamaktadır. Bir süper güç için Orta Doğu’da söz sahibi olmak demek uluslararası arenada daha geniş bir söz sahibi olmak demektir ve küresel ölçekte etki yaratabilmek anlamına gelmektedir. Bu stratejik önem nedeniyle, başta ABD olmak üzere birçok büyük güç Orta Doğu’da askeri üsler bulundurmaktadır. ABD’nin Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde askeri üsleri bulunmaktadır. Bu üsler, ABD’nin hem bölgesel hem de küresel ölçekte güç projeksiyonu yapabilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Zengin petrol rezervleri ve askeri varlığıyla birlikte değerlendirildiğinde, Orta Doğu’daki gelişmeler ABD dolarının hegemonik konumu ve ABD’nin ekonomik kalkınması açısından önemli bir faktör haline gelmektedir.

Petrodolar

Petrodolar sistemi Amerikan dolarının hegemonyası ve Amerikan sermaye döngüsü için önemli bir unsurdur. Bu kavram, ham petrol ihracatından ABD doları cinsinden elde edilen gelirleri ifade eder. Ham petrolün küresel sanayi açısından taşıdığı kritik önem nedeniyle, petrodolar sistemi ABD dolarını uluslararası petrol ticaretinin temel para birimi olarak istikrara kavuşturmakta, dolar için kalıcı bir talep yaratmakta ve böylece Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomik ve jeopolitik gücünü pekiştirmektedir.

Petrodolarların yeniden dağıtımı sistemi, petrodolar yapısının önemli bir bileşenidir. Bu mekanizmanın temelinde, petrol ile ABD dolarının birbirine bağlanması yer alır. Bu sayede Orta Doğu’daki başlıca petrol ihracatçısı ülkeler petrol ticaretlerini büyük ölçüde dolar üzerinden gerçekleştirmektedir. Bu durum, söz konusu ülkelerin yüksek miktarda dolar geliri elde etmesine ve bu gelirleri ABD devlet tahvilleri ya da ABD menşeli mal ve hizmetlerin alımında kullanmasına imkân tanır. Bu tür ekonomik faaliyetler, ABD dolarının yeniden ABD ekonomisine dönmesini sağlamakta ve doların uluslararası dolaşımını daha da artırmaktadır. ABD dolarının temel rezerv para konumunu güçlendirmesinin yanı sıra, petrodolarların geri dağıtımı ABD hükümeti için istikrarlı bir finansman kaynağı sunmakta, böylece uzun vadeli bütçe açıklarının yatırım ve genişleyici politikalar yoluyla sürdürülmesine dolar üzerinde değer kaybı baskısı yaratmadan imkân vermektedir. Ayrıca petrodolar sistemi, Wall Street’in küresel finans merkezi olarak konumunu da güçlendirmektedir. Petrodolar sisteminin ortaya çıkışı, Bretton Woods sisteminin çökmesinden sonra ABD’nin dolar üzerindeki hâkimiyetini korumaya çalışmasının önemli bir adımı olarak görülebilir. Bretton Woods döneminde ABD doları, ons başına 35 dolar olacak şekilde altına sabitlenmişti ve bu da doların dünya genelinde ana rezerv para olmasını sağlamıştır. Ama 1971’de yaşanan Nixon Şoku ile birlikte doların altına çevrilebilirliği sona ermiş, sistem fiilen çökmüştür. Bu durum hem altın standardının ortadan kalkmasına hem de doların değer kaybedip daha dalgalı bir hale gelmesine yol açmıştır.

Birinci Petrol Krizi, ABD’ye doların uluslararası ticaretteki etkisini yeniden güçlendirmek için önemli bir fırsat sunmuştur. 1973’te Dördüncü Orta Doğu Savaşı’nın tetiklediği enerji krizi sırasında, Suudi Arabistan ABD’den askeri destek karşılığında petrol ihracatını tamamen dolar üzerinden fiyatlamayı kabul etmiştir. Bu anlaşma, doları fiilen küresel petrol ticaretine bağlamıştır ve petrodolar sisteminin oluşmasını sağlamıştır. Petrolün hem insan yaşamı hem de sanayi açısından en kritik enerji kaynağı olması nedeniyle, doların petrolle ilişkilendirilmesi ve ABD’nin Orta Doğu üzerindeki etkisini sürdürmesi bu sistemi daha da güçlendirmiştir. Bretton Woods sisteminde dolar-altın kuru ons başına 35 dolar olarak sabitken, petrodolar sisteminde petrolün dolar cinsinden fiyatı serbest şekilde artabilmektedir. Bu sistem, sadece petrol piyasasında doların baskın konumunu korumakla kalmayıp, aynı zamanda petrol fiyatlarının yükselmesiyle birlikte dolar talebi arttığında ABD hükümetine sürdürülebilir bir finansman kaynağı da sağlamaktadır.

Bunları da sevebilirsiniz