Donald Trump’ın dünya sahnesindeki varlığı ve yönetim tarzı, pek çoklarının aksine bende derin bir dehşet ve şaşkınlık değil, paradoksal bir memnuniyet uyandırıyor. Çünkü o, hukuk, evrensel liberal değerler ve diplomatik teamüller kılıfı giydirilmiş devasa küresel sistemin kabuğunu soyup salt güce ve çıkara dayalı mekanizmayı çırılçıplak teşhir ediyor.
Bugün liberal elitlerin, kurumların ve ana akımın “delilik” olarak etiketleyip şaşkınlığa kapıldığı şey, aslında Trump’ın jeopolitik hamlelerinin kendisi değil; bu hamleleri yapış biçimindeki o filtresiz, örtüsüz ve vahşi dürüstlük. Trump, on yıllardır ince diplomasi diliyle ambalajlanan hegemonik dayatmaların üzerindeki yaldızları kazıyıp attı. Diplomasinin zarif kelime oyunlarını ve devlet yöneticiliğinin yazılı olmayan nezaket kurallarını beş paralık edişi, niyetinden tamamen bağımsız olarak sonuçları itibariyle tarihi bir “Kral Çıplak!” uyarısına dönüştü:
“BM sisteminizi çöpe attım, can çekişen 20. yüzyılınızın ve hiçbir işlevi olmayan değerlerinin cenazesini kaldırdım. Pamuk ipliğine bağlı yaşayan uluslararası kurumlarınızın içinden geçtim, hepsini kendi keyfime tabi kıldım.”
Trump’ın görkemli diplomatik yıkımı, Batının kalıcılığını vaaz ettiği Soğuk Savaş sonrası düzenini paspas ediyor. Örneğin NATO’yu ele alalım. İkinci Dünya Savaşı sonrasının aşırı şişirilmiş “demokratik değerler ittifakı” masalını bir kenara itiyor ve ittifakı en ilkel haliyle, parayı verenin düdüğü çaldığı devasa bir tahsilat mafyasına indirgiyor. Daha Mart 2026’da Hürmüz Boğazı’nda İran’a karşı istediği askeri desteği alamadığı için Avrupalı ve Asyalı müttefiklerine açıkça “Korkaklar” diye bağırırken, “Sizi korumak için yüz milyarlar harcıyoruz ama sanırım artık orada olmamıza gerek yok” demesi tam da bu durumun özetidir. Sözde “özgür dünya ve ortak güvenlik konsepti” anlatısı çökmüş; yerine “hizmetin bedelini ödeyenin, ödediği kadar askeri destek” alabileceğini vadeden klasik bir tüccar anlayışı gelmiştir. Hatta işi, Danimarka’nın egemenliğindeki Grönland’ı bir gayrimenkul gibi satın almak için Avrupa’ya gümrük vergileriyle şantaj yapmaya kadar vardırmıştır. Trump artık Avrupa’yı da ABD çıkarları için bir safra, bir yük olarak gördüğünü fütursuzca ilan ediyor.
Bununla da kalmıyor, en kadim müttefiklerine yönelik asgari nezaketi bile kasıtlı olarak çiğniyor. ABD’nin bir eyaleti yapmak istediğini açıkça beyan ettiği Kanada’nın önceki Başbakanı Justin Trudeau’ya kameralar önünde rahatlıkla “ikiyüzlü” diyor, hatta hızını alamayıp onun aslında Fidel Castro’nun gayrimeşru oğlu olduğu yönündeki komplo teorilerini dile getirerek diplomatik ciddiyeti bir magazin şovuna çeviriyor.
Benzer bir tüccar zihniyetini, Batı’nın “demokrasinin cephe hattı” olarak pazarladığı Ukrayna meselesinde de tüm çıplaklığıyla yüzlere çarpıyor. Zelenski için “tarihin en büyük pazarlamacısı, her geldiğinde 50-60 milyar dolar alıp gidiyor” diyerek liberal medyanın üzerine titrediği Ukrayna meselesine yaklaşımın ardındaki gerçek motivasyonu gözler önüne seriyor. Özgür dünya masalı bitmiş, geriye sadece kesilen faturaları kimin ödeyeceği kavgası kalmıştır.
Ortadoğu’daki “stratejik ortaklık” illüzyonunu da acımasızlıkla yerle bir ediyor. Suudilerin Florida’da düzenlediği yatırım forumunda, üstelik Suudi yatırımcıların yüzüne karşı Veliaht Prens Muhammed bin Selman için “Benim kıçımı öpeceğini hiç düşünmemişti… Eskiden benim kaybeden sıradan bir ABD başkanı olduğumu sanıyordu ama şimdi bana iyi davranmak zorunda,” diyebiliyor. Bu, müttefiklik ve karşılıklı saygı retoriğinin çöpe atıldığı, “ben güçlüyüm ve sen bana biat edeceksin” gerçeğinin en filtresiz halidir.
Aynı şekilde ABD’nin kadim “özgür dünyanın lideri” ve “göçmenler ülkesi” imajlarını da terk etmekten çekinmiyor. Aralık 2025’te Somali’den ve Somalili göçmenlerden bahsederken açıkça “çöp” diyebiliyor ve geldikleri ülkenin “leş gibi koktuğunu” söyleyebiliyor. Bir zamanlar İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile, Özgürlük Anıtı ile ambalajlanan Amerikan hegemonyasının altından, saf, çiğ ve hiçbir evrensel değer tanımayan bir narsisizm çıkıyor.
İşte liberal değerler arkasına gizlenmiş uluslararası düzeniniz aslında böyle işliyordu. İşte küresel kapitalist ekonomik ilişkilerin şatafatlı süslerinden arındırılmış hali bu. Trump aldı bu hakikatleri, işte böyle pervasız bir açıklıkla herkesin kafasına gözüne fırlattı ve fırlatmaya devam ediyor. On yıllardır balo salonlarında, diplomatik toplantılarda, uluslararası kürsülerde oynanan, Fransız soyluların gösterişli, plastik, sahte saray eğlencelerine benzeyen oyunlar bitti. Artık o şatafatlı balo salonunun yerini kolların, bacakların, kafaların havada uçuştuğu, hayatta kalmanın tek kural olduğu gladyatör dövüşleri aldı.
Trump yeni bir dünya düzeni kurmadı ve kurmayacak ancak gerçeğin üzerindeki o kalın, kadife perdeyi tek hamlede yırttı. Leş kokular, kan pazarlıkları, küfürler, güçlü olanın zayıf olanı acımasızca ezdiği tahakküm ilişkileri, nüfuz ticareti, tehditler ve sokağın kuralları ortalığa saçıldı. Sahnede gördüğü çıplak, acımasız ve realist güç ilişkileri karşısında kimileri dehşete kapılmış durumda. Benim gibiler ise hakikatin böyle dolaysızca ifşa edilmesini keyifle izliyor.
