“Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilâtımızın dikkatli, alâkalı olmasını isteriz”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk – 1932
Devletler arası iletişimde ve etkileşimde en çok etkilenen şüphesiz dildir. Yaşanan etkileşimde önemli olan dilin yok olmamasını sağlayabilmektir. Dilin aynı zamanda birleştirici ve bütünleştirici bir unsur olduğunu da düşündüğümüzde, ülkelerin bağımsızlıklarının devam ettirilebilmesinde dilin önemi yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Dil aynı zamanda milletlerin tüm faaliyetlerini başka bir söyleyişle, tüm başarılarının tespit edilip saklandığı ve gelecek kuşaklara aktarıldığı toplumsal bir ortamdır.1 Türk tarihine baktığımızda tarihin bilinen en eski Türk anıtları olarak kabul edilen Orhun Kitabelerinin Göktürk Devleti’nin dili olan Türkçeyle yazıldığını görürüz. Sonraki dönemlerde Uygur Alfabesi ile yazılan pek çok esere de rastlanmaktadır. İslamiyet’in kabulünden sonra da Türkçenin kullanımına devam edilmiştir. Kutadgu Bilig ve Divan-ı Lügat-it Türk bunun en güzel örnekleridir. Selçuklular Döneminde de sonrasında ki beylikler döneminde de yazışma dilinin Farsça olmasına karşılık konuşma dili Türkçedir.
Osmanlı Devleti dönemine bakıldığında kuruluş döneminden itibaren Türkçeye büyük önem verildiğini görürüz. En güzel örnek Enderun mektebinde derslerin Türkçe olmasıdır.2 İlk Osmanlı anayasası olarak kabul edilen Kanun-i Esasi’nin 18.maddesi ile de Türkçenin resmi dil olarak kabul edilip kanunlaştırılmıştır. Cumhuriyet Döneminin tüm anayasalarında da Türkçenin resmi dil olduğu belirtilmiştir.
KÜLTÜR, DÜŞÜNCE VE DİL İLİŞKİSİ
İnsanoğlu tarih boyunca ürettiği düşünce, felsefe, bilim, kültür ve medeniyeti kullandığı dil aracılığıyla sonraki kuşaklara aktarmıştır. Bu alanlardaki ilerleme ve gelişmeler dili beslemiş, dildeki ilerleme ve gelişmeler de bu sayılan alanları beslemiştir. Yani bilim ve düşünce bir taraftan kendi fonksiyonlarını yerine getirmek için dili kullanırken diğer taraftan da dilin zenginleşmesini sağlamıştır3. İnsanın dünyaya açılmasını ve dünyayla ilişki kurmasını, insanın temel niteliği olan dili sağlamaktadır. İnsanın insan olması, insanın kendi olması, kendi kimliğini bulması ve kendi bilincine varması da dile bağlıdır. İnsan, yaşamına kendisi biçim veren bir varlıktır. Hatta kendi kültürünü oluşturması da kendi elindedir ve bu oluşumu sağlayan da dildir. Gelişmiş bir kültür, ancak gelişmiş bir dille kazanılabilir.4 O halde “Dil” ve “kültür” birbirleriyle çok yakından ilişkilidir. Toplumların dilleri toplumu oluşturan bireylerin genel kültürel yapılarını da yansıtır. Kültürün bir bilgi birikimi olduğunu kabul edersek, bu birikimin kaynağının da dil olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dil kültürün temeli olduğuna göre, bir milletin dil ile ifade ettiği sözlü, yazılı her şey de kültür kavramına girer. Bir toplumun yaşamak için ürettiği maddî ve manevî değerlerin hepsi kültür ögesi içinde yer alır. Dil, bu kültürün gelişip güçlenmesini, kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan çok önemli bir araçtır. İnsan dil ile hem kendisi hem de kendisi dışındaki insanlarla ve diğer varlık alanlarıyla ilişki kurar ve yine dil ile, bütün insanlar için ortak olan bir bilgi alanı oluşturur ve o alanı nesilden nesile yine dil yoluyla aktarır. İşte bu sebepledir ki dil ve kültür birbirlerinden ayrı düşünülemez iki kavramdır. Dil yoluyla oluşturulan bu alan bilim, felsefe, din, sanat, kısacası, kültür alanıdır.5Dilin bir kültür aktarıcısı olduğunu söyleyebildiğimiz gibi aynı zamanda kültürün devamlılığını da sağlayan önemli bir araç olduğunu söyleyebiliriz. İnsanın sembolik düşünme kapasitesinin ürünü olan dil, bir iletişim aracı olarak da en önemli kültür öğesidir. Bir milleti oluşturan insanlar duygu, düşünce ve hayallerini dil ile ifade ederler.6 Gelecek nesiller dillerini öğrenirken aynı zamanda atalarından kalan karakteristik yaşam biçimlerini, içinde yaşadıkları toplumun kendine has özelliklerini de öğrenmiş olurlar.
Kültürün temel unsuru olan dil aynı zamanda düşüncenin de kaynağıdır. İnsan kelimelerle düşünür, düşündüklerini kelimelerle ifade eder. Kelime hazinesi sınırlı olan insanın düşünce dünyası dar, geniş olanın ise düşünce dünyası geniş olur. Duygu ve düşüncedeki genişlik ve derinlik ancak dille sağlanabilir. İnsanın ifade sınırlarının genişliği kelime dağarcığı kadardır.7
Diline gereken önemi vermeyen toplumlar kültürlerini kaybettikleri gibi, kültürüne sahip olmayan milletlerin dilleri de dinamikliğini ve işlerliğini kaybeder. Kültür sayesinde bir dil sağlamlaşır ve başka dillerden de daha az etkilenir.8
Harf İnkılabı;
“Her şeyden evvel, her gelişmenin ilk yapı taşı olan meseleye temas etmek isterim. Her vasıtadan evvel, büyük Türk milletine kolay bir okuma yazma anahtarı vermek lâzımdır. Büyük Türk milleti bilgisizlikten, az emekle kısa yoldan, ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı, ancak Lâtin esasından alınan Türk alfabesidir. Basit bir tecrübe, Lâtin esasından Türk harflerinin, Türk diline ne kadar uygun olduğunu, şehirde ve köyde yaşı ilerlemiş Türk çocuklarının ne kadar kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır”
-
-
-
(Atatürk’ün S.D.I, s. 345)
-
-
Yeni Türk Harfleri;
“Bizim âhenkli, zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu lüzumu anlamak mecburiyetindesiniz. Anladığınızın izlerine, yakın zamanda bütün dünya şahit olacaktır. Buna kat’i şekilde eminim”
1928 (Atatürk’ün M.A.D., s. 26)
“Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Her vatandaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik vazifesi biliniz. Bu vazifeyi yaparken düşününüz ki, bir milletin, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma-yazma bilir, yüzde sekseni, doksanı bilmezse bu ayıptır. Bundan insan olanlar utanmak lâzımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir; iftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir! Fakat, milletin yüzde sekseni okuma-yazma bilmiyorsa bu hata bizde değildir. Türk’ün seciyesini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları düzelteceğiz. Bu hataların düzeltilmesinde bütün vatandaşların çalışmasını isterim. En nihayet bir sene, iki sene içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öğreneceklerdir. Milletimiz yazısıyla, kafasıyla bütün medeniyet âleminin yanında olduğunu gösterecektir”
1928 (Atatürk’ün M.A.D., s. 28)
“Türk harflerinin kabulüyle hepimize, bu memleketin bütün vatanını seven yetişkin evlâtlarına mühim bir vazife düşüyor. Bu vazife, milletimizin toptan okuyup yazmak için gösterdiği şevk ve aşka fiilen hizmet ve yardım etmektir. Hepimiz, hususî ve umumî hayatımızda rast geldiğimiz okuyup yazma bilmeyen erkek, kadın her vatandaşımıza öğretmek için can atmalıyız. Bu milletin asırlardan beri hallolunmayan bir ihtiyacı birkaç sene içinde tamamen temin edilmek, yakın ufukta gözlerimizi kamaştıran bir muvaffakiyet güneşidir. Hiçbir muzafferiyetin hazlarıyla kıyas kabul etmeyen bu muvaffakiyetin heyecanı içindeyiz. Vatandaşlarımızı bilgisizlikten kurtaracak bir sade öğretmenliğin vicdanî hazzı, mevcudiyetimizi doyurmuştur”.
1928 (Atatürk’ün M.A.D., s. 30)
“Yeni harfler bizi çok işgal etmelidir. İnönü’ler, Sakarya, Dumlupınar arifelerinde ne kadar dikkatli ne kadar uyanık, aynı zamanda ne kadar ümit dolu olduğumuzu düşününüz; yeni harfler meselesinde de o kadar dikkatli ve o kadar ümitli olmalıyız. Bu memleketin cidden mesut olmasını kalpten arzu edenler, bunca muvaffakiyetlerine rağmen hâlâ bu milletin dilini ve yazısını ilkel kavimlerin işaretleri gibi görerek ona hiçbir kıymet vermek lüzumunu hissetmeyenleri hakikate getirmeli, yeni harflere ve bu harflerle husule gelecek vaziyete bütün heyecanları, ümitleri ve ciddiyetleriyle ehemmiyet vermeli ve meşgul olmalıdırlar. Eğer bütün beynimizi demir çerçeve içinde bulunduran bu kıskacı parçalamazsak, bütün ihtilâl ve inkılâp muvaffakiyetlerinin mesut neticelerine rağmen parçalanırız. Kazandıklarımızla avunma ve bilhassa mağrur olmayı asla düşünmemeliyiz. Bundan sonra yapacaklarımızdan teselli vesilesi aramalıyız”
-
(Yeni Türk Yazısı ile ilk Kıraat, 1928 s. 7)
“Türk harfleri, memleketin umumî hayatına tamamen uygulanmıştır. İlk güçlükler, milletin ülkü kuvveti ve medeniyete olan sevgisi sayesinde kolaylıkla yenilmiştir”
-
(Ayın Tarihi, Sayı: 68, 1929, s. 5024)
“Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilâtımızın dikkatli, alâkalı olmasını isteriz”
1932 (Atatürk’ün S.D. I, s. 358)
“Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin”
-
(Sadri Maksudi Arsal, Türk Dili İçin)
“Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkını, an’anelerini, hâtıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir”
-
(Afet İnan, Türk Dili Der- gisi, Sayı : 182, 1966 s. 90)
“Öyle istiyorum ki, Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar”
(Afet İnan, Türk Dili Dergisi, Sayı: 182, 1966, s. 91)
KISSADAN HİSSE…
Dil, milletlere aittir ve bir milletin varlığını tanımlamak için kullanılan en önemli unsurdur. Harf İnkılabının yapılmasıyla Türk dili zenginleşmiş ve dünya dilleri arasındaki haklı yerini almıştır. Atatürk döneminin en büyük inkılaplarından biri Türk Dili ve İnkılabıdır. Her dil, ait olduğu milletin benliğinin, kimliğinin, kişiliğinin ve bunları oluşturan unsurların aynası, göstergesi durumundadır.
1 Korkut Tuna, “Dil ve Milli Kimlik”, Çağdaşlaşma ve Kültür Dil, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri
Ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ankara, 2003, s. 40.
2 Ülker Akkutay, Osmanlı Ansiklopedisi, Yeni Türkiye Yayınları,1999, c.5.
3 Ekrem Erdem, “Dil, Kültür ve Medeniyet”, Dil ve Edebiyat Dergisi, s. 5.
4 Ruhattin Yazoğlu, “Dil Kültür İlişkisi”, Ekev Akademi Dergisi, 2002, sayı:11, s.22.
5 Yazaroğlu, a.g.m., s.25.
6 Yılmaz Özakpınar, İslam Medeniyeti ve Türk Kültürü, İstanbul, 1999, s. 121.
7 Erdem, a.g.m., s.15.
8 Ali Göçer, “Dil-Kültür İlişkisi ve Etkileşimi Üzerine”, Türk Dili Dergisi, s.3.
