
Herkesin konuştuğu gibi yaşam giderek hızlanıyor, hergün bizi şaşırtacak derecede dünya haberleriyle sarsılıyor. Kendi ülkemizdeki haberler inanılmayacak derecede saçma uygunsuzluklar, suçlar, saygısızlıklar, saldırılar ve cehalet örnekleriyle dolu. Kendimizi bir film izlermiş gibi hissediyoruz, sanki bunların dışındayız.
Ülkemizdeki ve yaşantımızdaki sorunların nedenlerini araştırmak, sorgulamak, çözüm aramak, gerektiğinde topluca karşı çıkmak, hep birlikte hareket edebilmek yerine hepimiz önümüze sürülen bir yaşamın akıntısına kapılıp gidiyoruz. İnsanlarımız telefonlarıyla, sosyal medyayla, internetteki oyunlarla, TV dizileriyle, reklamlarla, çok sık değişen moda ve lüzumsuz tüketim kültürüyle yaşantılarına uymayan alışkanlıklar edinmeye zorlanıyor, düşünmeye, yaşamlarını düzenlemeye ayırabilecekleri zamanları bile kalmıyor. Duygusallıktan ve düşünebilmekten uzaklaştırılıyor.
Çoğunlukla gençler yeni teknolojiyle birlikte, digitalleşme sürecinde hazla uyuşturulan yeni bir yaşam şeklinin etkisindeler. Bunların sonucunda etik değerler, toplumsal kurallar itaatsizlik ve saygısızlıkla birlikte toplumumuzun yapısı olumsuz yönde etkileniyor, yetişkinlerimiz giderek umutsuzlaşıyor. İnsanlarımız kendilerini çıkmazda hissettikleri an problemlerini çözmeye çalışmak, düşünmek yerine antidepresanlara başvuruyor, ya da kendilerini eğlence, tüketim, gezme kültürünün cazibesine bırakarak sorunlarını geçiştirmeye çalışıyorlar. Bu durumda birey kendini geliştirecek etkinlikler ve eğitimden uzaklaştığı için de bulunduğu durumları sorgulayacak düşünce derinliğine de ulaşamamaktadır.
Kısaca, kendimizi bu akıntıya bıraktığımız an, boş işlerle mutlu olmaya programlanan insanlar olmak işten bile değil.
Gençlerimizin ve çocuklarımızın neye ihtiyacı var diye düşünecek olursak, tabii ki, ihtiyaçları internet oyunları, TV dizileri, moda, tüketim, hep eğlence değildir. Onların ihtiyacı olan, zamanlarını iyi bir eğitimle ve değerli etkinliklerle doldurarak derinlikli bir insan olmalarını sağlamaktır. Kendi evlerinde ev işlerine katılmak, kitap okumak, resim yapmak, bir müzik aleti çalmak, spor yapmak, mümkün olduğunca doğada vakit geçirmek, arkadaşlarıyla doğada oyun oynamak, sorgulamayı ve düşünmeyi öğrenmek, iyi beslenme ve uyku alışkanlıkları edinmek, geçmiş tarih ve kültürümüzü öğrenmektir. Birçoğumuz bunları zaman elverdikçe yapmaya çalışıyoruz ama olumlu etkinlikleri hayatımıza daha da çok sokmalı, çok değerli olan zamanlarımızı yeni teknolojiyle önümüze çıkan manipulasyonlara kaptırmamalı, gençlerimizi kötü alışkanlıklardan uzak tutmalıyız.
Iyi alışkanlıkların hayata geçirilmesi, insanoğluna yakışır bir şekilde yaşamanın yolunu açabilecek insan gibi düşünebilmenin gerçekleşmesi için herkesin, başta öğretmenlerimizin ve ailelerin bilinçli destekleri gerekir. Çocuklarımızın doğuştan getirdiği yetenekler köreltilmemeli, bilinçle desteklenmelidir. Bunlardan en önemlisi, insanoğlunda var olan meraktır. Her çocukta bulunan merak, sorgulama yeteneği kötü eğitimlerle, sabırsız davranışlarla, geri düşüncelerle, cezayla köreltilir ve hatta öldürülebilir. Sonuç, sorgulamayan, düşünemeyen, düşünmekten kaçınan, her ne olursa, iyi-kötü, ona uyum sağlayan insanlar ortaya çıkar. Toplumun yapısı da bu tür insanların çoğalmasıyla bozulmaya başlar. Hepimiz bunların kötü örnekleriyle her gün bir türlü karşılaşıyoruz. Kavgacılık, kumar, hesapsızlık, şikayet, tembellik, umursamazlık, bencillik, beceriksizlik, cehalet, … daha saymakla bitmez, bunlar çoğalıyor. Bunlara üzülmek önemli ama sadece üzülmekle kalmayalım, her zaman çözüm arayalım. Düşünen, sorgulayan, merak eden, çalışkan ve kültürlü gençler yetiştirmemiz gereklidir. Bugün geldiğimiz noktada en büyük düşmanımız olan Cehaleti ortadan kaldıracak olan yine doğru eğitimdir, düşünen insandır.
O halde işe kendimizle, çocuğumuzla ve yakınlarımızdakilerle başlayalım.
ÇOCUKLARDA MERAK
Çocuklarda merak doğuştan vardır, hem gerekli hem de doğal bir gelişim motorudur. Merak öğrenmeyi başlatan en güçlü iç motivasyon kaynağıdır. Araştırma yapma, soru sorma, problem çözme, yaratıcı düşünme ve özgüven gibi birçok beceri merak sayesinde gelişir. ilk iş çocuklarımızın merakını töpürleyici davranışlardan uzak durup, onların anlayacağı şekilde çocukluktan itibaren sabırla olumlu destek vermektir. Çocuğun merakını korumak, onun doğuştan getirdiği öğrenme isteğini canlı tutmak anlamına gelir. Görevimiz merakı “yaratmak”tan çok zaten var olanı öldürmeden desteklemektir.
Biraz konuyu açarsak :
-
Beyin gelişimini destekler
Merak uyandıran durumlar beyinde dopamin salgısını artırır. Bu da öğrenmeyi hem kalıcı hem de daha eğlenceli hale getirir.
-
Kendini keşfetmeyi sağlar
Çocuk neyi sevdiğini , hangi alanlarda güçlü olduğunu merak ederek dener ve öğrenir.
-
Problem çözme ve yaratıcılığı artırır
Soru soran çocuk çözüm aramaya yönelir. Bu da eleştirel ve yaratıcı düşünmenin becerilerini güçlendirir.
-
Özgüveni artırır
Kendi merak ettiği birşeyin yanıtını bulduğunda “başarabildiğini” görür ve güven kazanır.
ÇOCUKLARDA MERAK NASIL GELİŞİR

-
Çocuğunuza mutlaka bir zaman ayırın.
Evet biliyorum,… birçoğumuz bir işte çalışıyoruz, çalışmayanların da günlük sporları, ev işleri, başka etkinlikleri var, zaman çok az. Bugün en büyük zorluklardan biri yaşamımızı bir ahtapot gibi saran gereksiz meşguliyetlerden arındırarak zamanımızı istediğimiz yönde değerlendirebilmektir. Bunu başarabilirsek mutlaka çocuğumuzla birlikte geçirebileceğimiz bir saati veya saatleri yaratabiliriz. Bir düşünün, gereksiz yere sizin zamanınızı neler alıyor, bunları bir kenara not edin ve temizliğe başlayın. Çocuklarınızla birlikte yaptığınız kitap okuma olsun, bir film seyretme olsun, bir oyun, bir dertleşme olsun, bunların hepsi çocuğunuzun size olan güvenini artıracak, sizin olumlu etkilerinizi kabullenecektir.
Peki okullarda öğretmenler tek tek öğrencilere zaman ayırabilir mi? Tabii ki ayırabilir, yeterki okuldaki zamanlarını gözden geçirsinler ders dışı yada ders içi biriktirebildikleri zamanları öğrencilerinin düşüncelerini açmak için kullanabilsinler.
-
Soru sormalarına izin verin ve sabırla dinleyin.
Çocuklar hayret verecek bir şekilde her zaman bizleri soru yağmuruna tutarlar. Bizim o dakika meşgul olup olmamamıza bakmadan durmadan soru sorarlar. Böyle durumlarda mümkünse işimizi bir kenara kısa bir süreliğine bırakıp çocuğun soru sormasına izin vermeli ve sorusuna yanıt vermeliyiz. Mümkün değilse daha sonra bunu unutmayıp sorusunu yanıtlamalıyız. Onun sorularına değer verdiğimizi göstermeliyiz.
Hatta daha da ileri bir seviyeye götürerek “bunu neden merak ettin” gibi sorularla düşünmesini sağlamalıyız. Çocukların düşünceleri sizi de şaşırtacaktır.
Çocuklar yetişkinlerin alaycı ve kestirip atan yanıtlarını sevmezler ve çoğu zaman bunların geçiştirici yanıtlar olduğunu da anlarlar. Buna karşılık onlar da ya huysuzluk ederek bu verimsiz diyaloğu devam ettirirler ya da soru sormaktan vazgeçerler.

Daha ileri yıllarda öğretmenleriyle ilişkilerde de aynı durumlar ortaya çıkabilir. Bazı eğitimciler derslerinde çocukların soru sormasına izin vermez, ya da ders planında soru sorulması için zaman ayırmaz, bu büyük bir yanlıştır. Merakı uyanan çocuk sabırsızdır, hemen sorusunu sormak ister, öğretmenler bu sabırsızlığı cezalandırmamalı, iyilikle sabırlı davranmayı öğretmeli ve öğrencinin soru sormasını teşvik etmelidir. Sorulan soruların yanıtsız bırakılmaması öğrencinin düşünme yeteneğinin önünü açar.
-
“Hazır cevap” vermek yerine birlikte keşfedin
Örneğin “Gökyüzü neden mavi ?” diye sorulsa bunu hemen anlatmak yerine “gel birlikte araştıralım bakalım, nedenmiş?” demek keşif sürecini öğretir. Birlikte düşünmeyi gerçekleştirmek, çocuğun çok mutlu olabileceği bir süreçtir.
Kendi anne babanızı ve çocukluğunuzu düşünün, iyi ya da kötü anılarınız da size yol gösterecektir.
Okul sıralarında derste oturan çocuğun pasif olarak dinleyicilik rolünde kalması öğrenmek için iyi bir yol değildir, sıkıcıdır. Öğrencinin aktif olarak derse katılması, öğrenme sürecini hızlandırır. Öğretmenlerin derslerinde öğrencileri konuşturmaları, sorular sorarak fikirlerini almaları, onları araştırmaya ve öğrendiklerini sunmaya, tartışmaya alıştırmaları en iyi yollardandır.
-
Açık uçlu sorular sorun
Aşağıdaki tür sorular da çocukların merakını tetikler, evde, okulda her yerde sorularımızı açık uçlu sorular olarak ortaya koyabiliriz.
“Sence bu neden böyle olmuş olabilir?”
“Bunu başka nasıl yapabilirdik?”
Sizlerin küçüklüğünde bu tür sorularla merakınız tetiklendi mi, bir düşünün.
Hangi derslerde, hangi öğretmenler daha çok merakınızı artırıyor, hangi dersleri çok seviyordunuz ve kendinizi rahat hissediyordunuz? Bu anılar insan hayatında çok önemlidir ve bizlerin yapması, yapmaması gereken tavırlar için önemli bir göstergedir.
Eğitimciler aldıkları eğitimin yanında sürekli kendilerini geliştirmek zorundadır, yaşam durağan değildir, hergün hayatımıza giren yeni buluşlar, arayışlar, alışkanlıklar, bilgiler vardır. Hala ezberciliğe kaçan yöntemleri kullanan öğretmenler bulunurken, araştırmacı, düşünen, aktif eğitmenler de iyi öğrenciler yetiştirmektedir. Öğrencilerinin öğrenmeyi öğrenme sürecini en iyi yöntemlerle, etkinliklerle geçirten bu öğretmenlerin sayısı az değildir, başarılı, düşünen insanların hayatlarına dokunmuş oldukları kesindir.
-
Zengin bir çevre sunun
Yaşam alanlarında aşağıdakiler gibi zengin araçlar bulunan çocuklar sıkılmaz, merakları bu araçlarla canlandırılır, soru sorar, yanıt arar, araştırır, arkadaşlarına anlatır, dener, keşfederler. Doğal ortamlarda mutlu olmayı da öğrenmiş olur.
-
Kitaplar
-
Doğa gezileri
-
İnşa oyunları
-
Basit bilim deneyleri
-
Sanatsal materyaller, müzik aletleri, resim malzemeleri
Konuya okul çağlarındaki eğitimciler açısından da bakarsak, dersleri zenginleştirmek ve renkli bir sınıf ortamı yaratmak eğitmen için çok önemlidir. Daha önceki yazılarımda bu konularda çok örnekler verdiğim için şimdi bu konuyu eğitmenler açısından açmıyorum, diğer yazılarıma bakabilirsiniz.
-
Oyun ve deneme
Yanılmaya alan tanıyın.
Özgürce oyun oynayabilmek merakın en büyük besleyicisidir.
Çocuklar kendi oyunlarını kurarlar, hayal dünyalarını genişletirler. Yeni oyunlar öğrenmeye her zaman açıktırlar, yeterki cesaretleri kırılmasın.
Oyunların kuralları vardır, çocuklar yanlış yapabilirler, oyunlarda yenilebilirler, yanlış yapmalarına izin verin, hemen siz düzeltmeyin. Çocuğun yanlış yapmasına fırsat vermek çok önemlidir.

-
Kendiniz model olun
Bazı evlerde kitap, dergi, gazete bulunmaz, çocuğun oyuncaklarını ortaya dökmesine, ortalık derli toplu olsun, kirlenmesin diye herhangi birşey denemesine, mutfakta kendi başına yiyecek bir şey hazırlamasına izin verilmez.
Ev çocuğun da doğal yaşama alanıdır. Serbestlik gereklidir, bu serbestlik içinde çocuğun anne babayı örnek alması, onları taklit ederek, merak ederek öğrenmesi doğaldır. Siz merak eden, araştıran, kitap okuyan, müzik dinleyen, soru soran, eşiyle saygıyla tartışan biriyseniz çocuk da aynılarını yapacaktır.
Çocuğun merakını korumak, onun doğuştan getirdiği öğrenme isteğini canlı tutmak anlamına gelir. Çocukta var olanı öldürmeden desteklemek, iyi bir rol model olmak gerekir.
