Türkiye siyasetinde ilginç bir ana tanıklık ettik. Haberi Hükümete belki de en yakın gazete olan Sabah’ın X hesabından gördüm. CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol bütçe görüşmeleriyle ilgili komisyon toplantısında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a şu sözleri söylüyor:
”Benim kimseden çekineceğim hiçbir şey yok. Doğru gördüğüm her şeyi söylerim. Sizi ve bakanlık bürokrasisini kutluyorum. Deprem konutlarının, bu kadar kısa sürede bu kadar büyük miktarda yapılmış olmasını ben bir başarı hikayesi olarak görüyorum. Biz 2020 yılında Elazığ’da bir deprem yaşadık. Bütün devlet oradaydı. Sayın Bakanım 45 gün süre boyunca Elazığ’ın dışına çıkmadı. Müthiş bir performans gösterdi. 2020 yılında yaşanan deprem sonrası gelişen süreç içerisinde, önce itiraz ettiğimiz ama süreç içerisinde gördüğümüz zaman da aslında itirazlarımızın çok da haklı olmadığı, yaşanmışlık süresinde yapılan planlamaların doğru olduğunu gördük. Mesela, rezerv alanları, yeni TOKİ konutları şehrin dış bölgesine yapılmıştı ve biz o zaman tepki vermişti. Ama 2023 depreminde gördük ki mevcut yerleşim alanlarını ayağa kaldırmaktan ziyade yeni yerleşim bölgelerinde TOKİ konutlarının yapılarak kentte nüfus yoğunluğunun dağıtılmasının bir deprem anında yaşanan risklerin düşürülmesi için doğru bir karar olduğunu gördük.”
https://x.com/sabah/status/1994008300162056270?t=A3KjoYNwG2Y5kqqq5IDPfg&s=08
Bir siyasetçinin böyle kutuplaşmış bir ortamda bu ifadeleri kullanması cesaret gerektirir. Siyasetçi de fark etmiş olacak ki ”benim kimseden çekineceğim bir şey yok” diyor. Siyasetçinin dediklerini doğru kabul edelim.
Kriz zamanlarında kamuculuğu, sosyal devleti aşağılayan, eleştiren iktidarlar bile kamu kaynaklarını ve gücünü sonuna kadar kullanmaktan geri durmayabiliyorlar. Kimi zaman oy için kimi zaman birilerini zenginleştirmek için kimi zaman ulusal güvenlik için… Depremin yol açtığı toplumsal kriz hepimizin malumu. Peki, ama enflasyon da toplumsal bir kriz değil mi? Ya da konut krizi? Yeterince tehlikeli değil mi?
Konut krizi gerçek bir olgu. Enflasyon da öyle… Enflasyonist bir ortamda, hele hele bir de üretimsizlik ve yoksullaşma söz konusuysa yurttaşlar üzerindeki şiddet çok yıkıcı. Bir insanın hapse girmesi, fiziksel şiddete maruz kalması da hiç kuşkusuz yıkıcı. Ama bir annenin veya bir babanın, bir yetişkinin toplumsal rollerini yerine getirememesi tam bir yıkım. İnsanı intihara, suça, saldırganlığa sevk edebilecek denli şiddetli bir cinnet haline kapı aralayan bir yıkım. İnsanın toplumsal rollerini yerine getirememesinin en somut hallerinden biri barınamamasıdır. Barınamamak, tutunamamaktır.
Bu toplumsal krize çözüm ancak olağanüstü kamusal müdahalelerle mümkündür. Bölüşüm ilişkilerine doğrudan müdahale edemeyeceği açık olan mevcut sistemin elinde görünen tek imkan insanların barınabileceği konutları hızla üretmektir.
Bu konutları üretirken, mevcut iktidarın elinde muazzam imkanlar bulunuyor. Öncelikle, yeni teknolojik gelişmeler sayesinde ucuza, seri ve nitelikli hazır konutların üretimi kolaylaştı. Bu kolaylıktan yararlanmak gerekmektedir. Dahası, kent nüfusunu, hele hele İstanbul, İzmir ve Ankara gibi kentlerin nüfusunu rahatlatma imkanına da sahibiz artık. Pandemide uzaktan çalışma imkanlarımızı keşfettik. Verim düşse de maliyetleri düşürmek sayesinde elde edebileceğimiz toplumsal artıyla pek çok insanı küçük kentlerimizde barındırma ve onları uzaktan istihdam etme imkanımız var.
Hızlı konut inşası ve nüfus transferiyle kırsal üretimi de şahlandırmak mümkün. Hem toplumsal yaraları tedavi etmekle hem maliyetleri düşürmekle hem de tarımsal üretimimizi arttırmakla konut krizini fırsata çevirebiliriz.
