Ahlak, hukuk ve sağ duyu özgür iradeyi varsayar. Daha doğrusu, insanın alternatif davranışlar arasından seçim yapabileceğini varsayar. Bu varsayım gündelik hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır. Şimdilik bu varsayımı doğru kabul edelim.
O halde tutum ve davranışlarımızdan sorumluyuz. Sorumluluğumuz alternatif tutum ve davranışlar arasından doğru olanı seçmeye dair olduğuna göre, bu alternatifleri görme ve değerlendirme becerimize göre sorumluluğumuzun ağırlığı artacaktır. Alternatiflerin çeşitliliği arttıkça özgür irade gücümüzün karşı karşıya kaldığı zorluk çoğu zaman aynı kalmayacak, artacaktır.
Eğitimlilerin, okumuşların sorumluluğu tam da bu nedenle katlanarak artmıştır. Nitekim, sahip oldukları bilgiden ötürü alternatifler yelpazesini daha geniş bir açıyla görmekle kalmayıp bu açıyı arttırmak için gerekli bilgi ve beceriye sahiptirler. Dahası, şayet bu kişiler bilgi, deneyim ve görüşlerini başka kişilere aktarabiliyorlarsa veya aktarmak durumundalarsa, bu kez diğer insanların sorumluluk alanlarını genişletmekle de sorumludurlar.
Eğitimliler veya okumuşlar ayrıca irade güçlerini arttırmalarına yarayacak teorik ve pratik bilgilere erişebilir olduklarından, hiç yoksa bu bilgileri arama imkanına sahip olduklarından sorumlulukları ağırlaşmaktadır.
Dolayısıyla, eğitimliler, daha fazla alternatifi görebilmeli, bunları doğru değerlendirebilmeli, bu değerlendirmeler sonucunda doğru seçeneği seçebilmeli; başkalarının bu yöndeki bilgi ve becerilerine arttırabilmelidir.
Bu imkan ve kabiliyetlere sahip olabilmek için, her duruma özgü alternatif tutum ve davranışların bilgisinden ayrıca, özgür iradeyi arttırma, eleştirel düşünme ve bildiklerini başkalarına aktarma bilgisine ulaşmaya çalışması gerekmektedir eğitimlilerin. Bu alanlarda tarihte emsali görülmemiş bir yayın bolluğu varken, eğitimlilerimiz nedense bunlara ulaşma, bunları okuma, tartışma zahmetine katlanmamaktadır. Zahmete katlanmayı geçelim, bu alanlarda ilgili bile değiller.
Anaakım yandaş ve ”muhalif” medyada çıkan politik haberleri pozisyonlarına göre ezbere kabul eden veya reddeden, ”favori” yorumcularının dediklerini vahiymiş gibi dinleyen, çocuklarımızın bağımlılıkları karşısında tam anlamıyla kafasını kuma gömen, yapay zekanın getirdiği imkanları sosyal medya zevzeklikleri dışında değerlendirmeyen, yıllar önce verimsiz bir eğitim-öğretim sisteminde vasat eğitmenlerden aldıkları eğitimleri sırf harcanan zaman ve verilen emekler nedeniyle ”değerli” ve doğru kabul eden eğitimlilerimizin başta bu yazı olmak üzere, onları kendilerine getirebilecek herhangi bir söylevi dinlemeyeceklerinden ve dahası dinleseler bile anlamayacaklarından, anlasalar bile en ufak bir zahmete girişmeyeceklerinden eminken halihazırda yapılacak en iyi şey, sanırım, susup icraata odaklanmak ve ortaya konan eserler ve alınan sonuçlar sayesinde bu insanların sağ duyusunun onları uyandırmasını beklemektir.
Varıp dinlemeyeceklere söz sarf etmek; okumayacaklara mürekkep harcamak; zevzeklik peşinde koşanlara zaman ayırmak sorumluluğumuza uygun düşmeyecektir. Zamanımızı, söz ve emeğimizi doğru kişilere, doğru vakitte ve doğru bir usulle sarf etmek sorumluluğumuzun gereğidir.
Odağımızın, zamanımızın, emeğimizin çalındığı bir çağda, en sorumlu ve en gerekli iş odağımıza, zamanımıza ve emeğimize sahip çıkmaktır. İsraf sorumsuzluktur.
